| Komisyon Adı | : | PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU |
| Konu | : | |
| Dönemi | : | 28 |
| Yasama Yılı | : | 5 |
| Tarih | : | 06 .11.2026 |
SURURİ ÇORABATIR (Antalya) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Başkan, Sayın Bakan, değerli Komisyon üyeleri, bakan yardımcılarımız, kıymetli bürokratlarımız; Komisyonumuzu saygıyla selamlıyorum.
Kartalkaya faciası hafızalarımızdaki yerini hâlâ koruyor. Hayatını kaybedenleri rahmetle anıyorum.
Sayın Başkan, değerli Komisyon üyeleri, bugün burada dünyanın en güzel ülkesinde ama en zor coğrafyasında ülkemiz ekonomisine büyük katkısı olan başta Bakanlığımızın, turizm yatırımcısının, işletmecisinin, acentecisinin tüm turizm paydaşlarının bir bütçesini konuşuyoruz. Hakikaten zor bir yıl geçiriyoruz, zor bir meslek yapıyoruz. Turizmciler yılmadan mesleklerini icra etmeye çalışıyorlar.
2026 yılı ilk dokuz aylık turizm verilerine baktığımızda, karşımızda iki farklı tablo duruyor: İlki, rakamların büyüdüğü rekorların tablosu. İkincisi ise turizm yatırımcısının, işletmecisinin, acentecisinin, hava yollarının artan maliyetlerle ve yapısal krizlerle boğuştuğu sektörün gerçek tablosu. Burada cironun arkasında saklı duran zorlukları konuşmak ve çare üretmek tek tek hepimizin sorumluluğundadır. Resmî verilere göre, turizm gelirimiz 2,4 artışla 51 milyar 278 milyona ulaşmıştır. Gecelik ortalama turist harcaması 102 dolardan 107 dolara yükselmiştir. Ancak madalyonun diğer yüzüne baktığımızda, toplam ziyaretçi sayısında 1,52'lik bir gerileme yaşandığı, 49 milyon 132 bine kaldığımız görülmektedir. Bu son beş yıllık büyüme rakamlarına da baktığımızda, aslında 1,52'lik düşme oranı, 2026'nın büyüme oranını eklersek eksinin biraz daha fazla olacağını tahmin ediyorum.
Turist sayımız neden düşüyor ama gelirimiz neden artıyor? Bunu kişi başı harcamanın artmasıyla ilişkilendirmek mümkün olabilir ancak sahadaki gerçek biraz daha farklı; bu gelirin artışının birincil itici gücü otellerimizin döviz bazlı konaklama fiyatlarında da yapmak zorunda kaldığı fiyat artışıdır. Türkiye'de yüksek enflasyon ve artan işletme maliyetleri nedeniyle euro-dolar bazında konaklama fiyatlarında artış yaşanmıştır. Burada bizi bekleyen tehlike, bütçesine dikkat eden Avrupalı orta gelir grubunun elini ayağını ülkemizden çekmek üzere olmasıdır. Rakip ülkeler de aynı şekilde artan maliyetler karşısında, özellikle uçuşların maliyetlerinin artmasından dolayı bizim misafirlerimizi kendi ülkelerine çekmek için çaba harcamaktadır. Ülkemizin resort lideri Antalya'da 2026'nın ilk dokuz ayında geçen yılın aynı dönemine göre turist sayısında yüzde 5'lik bir daralma yaşanmıştır. Muğla'nın ana damarı olan İngiltere pazarında yaşanan gerileme nedeniyle 165 bine yakın turist kaybı, ülke genelinde de İngiliz turist sayısında yüzde 10'luk gerileme, Alman turist sayısında özellikle resort bölgelerinde 175 bin azalma yaşanmış olup Avrupa pazarındaki toplam kaybımız 3,68'e ulaşmış, 800 bine yakın misafir başka destinasyonları tercih etmiştir. Uzak pazarlara baktığımızda ise turistlerin gelişlerine göre Japonya'dan yaklaşık yüzde 18, Güney Kore'den yüzde 20, Hindistan'dan yüzde 18, Orta Doğu'dan yüzde 7 oranında bir düşüş yaşanmakla birlikte, bu pazarları kaybederken özellikle Rusya, Ukrayna ve Çin'den gelen artışlarla bunlar engellenmiştir.
Değerli milletvekilleri, esnafımız açısından da turist harcamalarına baktığımızda, ne yazık ki krizin boyutu daha da netleşiyor. Turistler paralarını artık alışverişe ve ekstra turlara harcamıyor. Şehir esnafı da kendine düşen payları alamıyor. Bunu ören yerlerindeki ziyaretçi giriş sayılarına baktığımızda da gözlemleyebiliyoruz.
Turizmde başka bir önemli sorunumuz da iç turizmdir. Bugün Türkiye'de birçok aile için bir haftalık tatil ciddi bir ekonomik yük hâline gelmekle birlikte, yüksek enflasyon yüzünden bütçesini denk getiremeyen vatandaşlarımız tatillerini ertelemek ya da iptal etmek zorunda kalıyor. Bir Türk vatandaşının kendi ülkesinde tatil yapabilmesi lüks olmamalıdır. Bununla ilgili iç pazarı hareketlendirmek için tatil destek kredilerini gündeme almak gerekir. Bu arada, orta gelir üstü vatandaşlarımızın ise yurt dışını tercih ettiklerini gözlemlemekteyiz. Bunun nedenini de hep beraber incelemeliyiz.
Gelelim otelcilerimizin ve yatırımcılarımızı söylemlerine ve beklentilerine. "Reel kârlılıklarımız son yılların en düşük seviyesinde." diyorlar çünkü otellerin en büyük finansal çıkmazı gelirlerinin döviz bazlı, maliyetlerinin de TL bazlı olmasıdır. Otellerin yiyecek, içecek maliyetleri yıllık bazda yüzde 63, personel giderleri ise yüzde 54 oranında artmıştır. Buna karşın döviz kurundaki artış 18 seviyelerinde kalmıştır. Kur artışı ile gerçek enflasyon arasındaki makas tam 44 puana çıkmıştır. Bu 44 puanlık ölümcül fark, otelci döviz bazında aynı fiyata oda satsa bile elde ettiği TL'nin içeriğindeki elektrik, gıda, personel giderlerini karşılayamaması demektir. Son üç yıllıkta birleşik enflasyon oranı ne yazık ki yüzde 268'dir. Sektör bunu fiyatlarına yansıtınca pahalı kalıyoruz, uluslararası pazarlarda rekabet şansımızı zorluyor. Bu maliyet kıskacı, sektörü borçluluk ve banka yükü krizine de sürüklemektedir. 2026 yılının ilk sekiz ayında konaklama sektörünün toplam cirosu sadece yüzde 7 artışla 12,6 milyara çıkabilirken otellerin toplam banka kredi stoku yıllık bazda 29,1'e tırmanarak 14,1 milyar dolara ulaşmıştır. Borçlanma hızı gelir artışını tam 4'e katlamıştır. Aradaki 22 puanlık devasa fark, tesislerin kazandığı parayı doğrudan banka faizlerine ve anapara ödemelerine aktardığını, yani otelcinin aslında bankalara çalıştığını da göstermektedir. Üstelik yüksek faiz sebebiyle nakit kredi bulamayan oteller gayrinakdi krediye yönelmiş, teminat mektubu kullanımı 43 oranında artmıştır. Bankaların takibe aldığı donuk alacakları neredeyse 2 katına çıkmıştır.
Dünya Turizm Örgütüne göre ülkemiz, ziyaretçi sayısında dünyada 4'üncü sıradadır. Ancak turizmin ekonomiye sağladığı toplam katma değer ve büyüklük sıralamasına baktığımızda 14'üncü sıradayız. Bu sıralamayı hep beraber birlikte sorgulamalıyız.
Dünyanın en büyük turizm fuarlarından olan, geçtiğimiz günlerde Sayın Bakanın da katıldığı World Travel Market'te gelen haberler çok fazla ümit vermemektedir. Zaten İngiliz piyasasındaki rakamları biraz önce söylemiştim ama Sayın Bakanın fuarda tur operatörleriyle görüşmesi yeni bir vizyon ve yeni bir strateji belgesi hazırlaması sektör için anlamlıdır.
Sektörün lider paydaşlarının kamudan yani sizlerden, bizlerden beklediği çok somut, yasal ve finansal talepleri vardır ve bu bütçe döneminde bu taleplere kulak tıkanmamalıdır. İlk olarak acilen bir konaklama vergisi reformu yapılmalıdır. Mevcut sistem ve ciro üzerinden alınan yüzde 1'lik vergi kâr edemeyen otelcilerin sırtında bir kamçıdır.
Değerli milletvekilleri, 1 Mayısta yüzde 1'e indirilen oran 31/12'de sona erecektir, sektör bunun bir yıl daha uzatılmasını beklemektedir. Dün akşamki konuşmamda Sayın Maliye Bakanından bunu talep ettim, Sayın Turizm Bakanından da aynı şekilde talep ediyoruz, destekleri için de teşekkür ediyoruz.
İkinci olarak, istihdamı 18 eriyen sektörü kurtarmak için SGK prim indirimlerinin artırılması zorunludur. Vergilerini ve primlerini düzenli ödeyen turizm işletmelerine SGK prim oranının ivedilikle yüzde 5 seviyesine çıkarılması lazımdır, kış aylarında kapanan otellere sigorta desteği verilmesi lazımdır.
Üçüncü olarak, otellerimiz küresel rekabette ayakta kalabilmesi için iklim değişikliğiyle ilgili yenileme, yeşil dönüşüm ve yapay zekâ odaklı dijital dönüşüm yatırımlarının teşvik kapsamı genişletilmelidir.
Dördüncü olarak, Komisyondan geçen "Booking" yasası teklifi tekrar gözden geçirilmelidir. Büyük şehirlerde haksız rekabet yaratan ve milyarlarca lira vergi kaybına yol açan kayıt dışı günübirlik konaklamalara karşı çıkarılan yönetmelikler sahada sıkı bir bütçe ve personelle tavizsiz şekilde denetlenmelidir.
Kültür ve Turizm Bakanlığı Ekonomi Koordinasyon Kurulu'nda aktif ve söz sahibi olarak yer almalıdır. Kur politikalarında turizmcilerin rekabet gücünü eritmeyecek şekilde esneklikler masaya getirilmelidir. Bankaların faiz kıskacına giren yerli otellerimizi korumak için finansal borç yapılandırma mekanizmaları devreye sokulmalıdır.
Turizm sektörüne doğrudan ilişkili olduğu için diğer sektörler tümüyle bağımsız değildir. Bu nedenle kamu yönetimi bağlamında sadece Kültür ve Turizm Bakanlığı bütçesi ve yönetimiyle sınırlı tutulamaz. Başta Hazine ve Maliye Bakanlığı, Ticaret, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ve birçok bakanlıkla Turizm Bakanlığının doğrudan ilişkisi vardır. Bu nedenle, taleplerimizle alakalı Sayın Bakana hitap ederken diğer bakanların nezdinde de hitap ettiğimizi, onlarla kurulması gereken ilişki ve yapılması gereken iş birliklerini de koordine etmesini beklediğimizi vurgulamak isterim. Tabii ki bütçemizin en önemli kalemlerinden ve Türkiye'nin satış pazarlamasında en önemli etken olan Turizm Geliştirme Ajansı'nın döner sermaye gelirleriyle birlikte düşündüğümüzde beklentimizin daha fazla olduğunu ifade etmek isterim.
Karşımızdaki Kültür ve Turizm Bakanlığı bütçesi sunumunuzda belirttiğiniz gibi, özellikle mavi bayrakta belirttiniz, mavi bayrak sayısı bizim için çok önemlidir ama altyapı, kültür ve sanat harcamalarını karşılayacak yeterli bir bütçe değildir Sayın Bakan, onun için böyle bir Turizm Bakanlığının daha fazla bütçe alması gerekir.
Sektörün ihtiyaçları sadece reklamlar değil, yapısal reformlar, hakkaniyetli, kanuni düzenlemeler ve finansal desteklerdir.
Değerli katılımcıları ve Komisyonumuzu saygıyla selamlıyorum, bütçenizin hayırlı olmasını diliyorum.