KOMİSYON KONUŞMASI

SELMA ALİYE KAVAF (Manisa) - Sayın Bakanım, değerli milletvekilleri, değerli katılımcılar; bütçeyi trilyonlarla konuşuyoruz, bir çalışan için ise bütçe ay sonunda bordrosunun en alt satırında yazan rakamdır. Bugün toplumsal bir talep olan ücretli çalışanlarımızın ödediği gelir vergisini konuşmak istiyorum.

Bütçede gelecek yıl için enflasyon hedefi yüzde 21'dir, aynı yıl gelir vergisi tahsilatının yüzde 34 artarak 5,5 trilyon liraya ulaşması öngörülmektedir. Buradan bakınca enflasyon düşerken bile vergi yükünün enflasyonun üzerinde artmaya devam edeceğini söylemek yanlış olmaz. Bu yıl fiyatlar yüzde 30 civarında artarken gelir vergisi tahsilatı yüzde 52 artmıştır, Bakanlığın yıllık ekonomik raporu bu artışın sebepleri arasında maaş ve ücretlerdeki artışları saymaktadır, bu da çalışana verilen zammın bir kısmının eline geçmeden vergi olarak geri döneceğini göstermektedir. Bu yükün asıl taşıyıcısı sabit gelirli çalışanlardır.

Anayasa'mızın 73'üncü maddesi herkesin mali gücüne göre vergi ödemesini emreder. Vergiye tabi yıllık kazancın ilk 190 bin lirasına yüzde 15, 400 bin liraya kadar olan kısmına yüzde 20, sonrasına ise yüzde 27 ve daha yüksek oranlar uygulanmaktadır. Bu basamakların her yıl yükseltilmesinin amacı enflasyon nedeniyle artan maaşların daha yüksek vergi dilimine girmesini önlemektir. Bu yıl ilk dilim 158 bin liradan 190 bin liraya, ikinci dilim 330 bin liradan 400 bin liraya çıkarılmıştır yani dilimler yaklaşık yüzde 20 artırılmıştır; oysa geçen yıl enflasyon yüzde 31, asgari ücret artışı ise yüzde 27 olmuştur. Dilimler hem fiyatların hem de asgari ücretin gerisinde kalmıştır. Ücret artışının tekrar vergi olarak geriye alınması izaha muhtaç bir durumdur. Çalışan enflasyon karşısında ezilmektedir.

Somutlaştırırsak ayda yaklaşık 66 bin lira brüt maaş alan bir çalışanın ocak ayında eline yaklaşık 51.700 lira geçmektedir ancak vergi yılbaşından itibaren biriken kazanç üzerinden hesaplandığı için bu çalışan birkaç ay sonra yüzde 27'lik dilime ulaşmakta, eline geçen para yaklaşık 46 bin lira civarındadır ve ilerleyen aylarda da neredeyse maaşının onda 1'i kadar kayba uğramaktadır. Brüt ücreti değişmeyen çalışanın net ücretinin yıl içinde bu şekilde azalması vergi adaletini yeniden değerlendirmeyi gerektirmektedir.

Bir diğer konu, yüksek enflasyonda vergiyi geç ödemek, gerçekte daha az ödemek demektir. Şirketler ve esnaf vergilerini kazançları oluştuktan sonra beyannameyle öder, ücretlinin vergisi ise maaşı hesabına yatmadan kesilir. Vergisini en erken ödeyen kesimin enflasyona karşı en iyi korunan kesim olması gerekir.

Bir diğer konu, ilk vergi dilimi 190 bin lirada sona ermektedir, oysa bir asgari ücretlinin bir yılda eline geçen para yaklaşık 337 bin liradır yani en düşük vergi dilimi en düşük ücretin bile altında kalmaktadır. Asgari ücretin vergiden muaf tutulması yerinde bir uygulama ancak asgari ücretin biraz üzerinde kazanan bir çalışan en geç iki-üç ay sonra yüzde 20'lik dilime geçmektedir. 2027 yılının vergi dilimleri aralık ayında belirlenecektir, bu bütçeye vergi dilimleriyle enflasyon arasındaki farkın kapatılması için önemli bir fırsattır. Bu çerçevede vergi dilimleri her yıl en az enflasyon oranında artırılmalı ve kanuni bir güvenceye bağlanmalıdır. İlk vergi dilimi en az bir asgari ücretlinin yıllık kazancı kadar olmalıdır. Bir yıllık maaşı değişmeyen bir çalışanın eline geçen para yıl içinde azalmamalıdır. Vergi adaleti en çok bordroda hissedilir, biz çalışanın ocakta da aralıkta da bordrosuna aynı güvenle bakabildiği bir düzenleme istiyoruz. Sabit gelirli vatandaşlarımızın bu talebinin aynı zamanda vergi adaletini de sağlamak üzere dikkate alınmasını istiyor, saygılarımı sunuyorum.

Teşekkürler.

Şimdi de söz sırası Sayın Buğra Kavuncu.

Buyurun lütfen.