KOMİSYON KONUŞMASI

SERHAT EREN (Diyarbakır) - Sayın Başkan, Sayın Bakan, değerli milletvekilleri; biliyorsunuz Diyarbakır'ımızın ciğeri meşhurdur. En lezzetlisi de Dağkapı'da binlerce yıllık surların gölgesinde 20 metrekarelik salaş dükkânlarda yenir. Ekim ayında Bakanlığınızın müfettişleri bu dükkânlardan birine geldiler ama ciğer yemek için gelmediler, esnafın ciğerini sökmek için geldiler. Kısa sürede tahminle ciroyu hesapladılar, 400 bin lira cezayı yazıp gittiler. İşin acı tarafı o dürümcü dükkânının tezgâhını, tüpünü, tabağını toplasanız 400 bin lira etmiyor. Değerli milletvekilleri, Diyarbakır sokaklarında bir kanal, YouTube kanalı "Psikolojik durumunuz nasıl?" diye soruyor Diyarbakırlılara. Yusuf adında bir genç cevap veriyor: "Valla psikolojik durumum sıfır. Babam diyor 'Para getir.', ana diyor 'Gelin getir.'" Yusuf ne yapsın? Yusuf çalışıyor, çalışmıyor, para yok. Tabii, önce herkes gülüyor ama Yusuf'un bu söylediklerinin altında herkesin ezilmesi gerektiğini ifade etmek isterim. Çünkü bu cümlelerde Diyarbakırlı gençlerin ortak hikâyesi var. Yusuf'un kenti Diyarbakır'da kişi başına düşen gelir Türkiye ortalamasının yarısı, 81 ilde 75'inci sırada. İşsizlik TÜİK'e göre yüzde 11,8; Türkiye ortalamasının 3,5 puan üstünde. Sokaktaki gerçeklik ise yüzde 25. Peki Yusuf iş bulsa ne olacaktı? Alacağı en fazla asgari ücret 28 bin lira. Diyarbakır'da yaklaşık 200 bin hane sosyal yardımlardan yararlanıyor. Tabii, hane diyoruz ama her hanede 4 kişinin yaşadığını düşünün, bu rakam 800 bin. Farkında mısınız Sayın Bakan?

Geçtiğimiz günlerde Şeyh Şamil ve Bağcılar mahalle muhtarlarını ziyaret ettim. Muhtarlarımız her gün 30 kişinin yardım talebiyle kapılarını çaldığını söylüyor. Her gün 30 insan; kimi kirasını ödeyemiyor, kimi çocuğunun ihtiyaçlarını karşılayamıyor, kimi evine ekmek götürmekte zorlanıyor. Diyarbakır'da kadın yoksulluğu araştırmasına göre Bağlar'da kadınların yüzde 90'ından fazlası gelir getirici bir işte çalışmıyor. Yüzde 46'sının ise kendisine ait hiçbir geliri yok. Emeklilerimizin durumu daha ağır; pazarda atılan sebze ve meyvelerle geçinen emeklilerimiz var. Diyarbakır kredi kartı ve kredili mevduat hesaplarında takibe düşen alacak oranının en yüksek olduğu il, ihtiyaç kredilerinde de 3'üncü sırada. Diyarbakır'da insanlar hem geçinemiyor hem borçlarını ödeyemiyor Sayın Bakan. Diyarbakır'da vergi dürümden, ekmekten, elektrik faturasından alınıyor. Peki vazgeçtiğiniz vergi 4 trilyon 878 milyar lira. Dürümcünün cirosunu tahminle hesaplayan Bakanlık vergi, istisna ve muafiyetlerinden kimlerin ne kadar yararlandığını neden açıklayamıyor? Diyarbakır'da yurttaşın borcu takibe düşerken dokuz ayda Bakanlık faize 2 trilyon 251 milyar lira ödüyor. Bir de fon meselesi var tabii. Dürümcüyü bir günde hesaplayan Bakanlık tarihin en büyük vurgununu on ayda görmezden geliyor. 400 bin lirayı dürümcüden peşin isteyen Bakanlık 455 bin yurttaşın mağdur olduğu 187 milyar liralık vurgunu gönüllü iadeye bağlıyor. Sayın Bakan, böyle devam edemez. Esnafın ve dar gelirlilerin üzerindeki vergi yükü azaltılmalı, çok kazanandan çok, az kazanandan az vergi alınmalı, tahminî ciroya dayalı keyfî cezalandırmaların önüne geçilmeli. Vergi, istisna ve muafiyetlerin kimlere, hangi sektörlere ve bölgelere ne ölçüde yarar sağladığı ayrıntılı açıklanmalı. Asgari ücret ve en düşük emekli aylığı yoksulluk sınırının en az yarısına yükseltilip üç ayda bir güncellenmeli. Fonlarda mağdurların zararları sorumluların mal varlıklarından karşılanmalı. Fatura halkın bütçesinden çıkarılmamalı Sayın Bakan. Sizin bütçe anlayışınızda dürümcünün karşısına destekten önce ceza, gençlerin karşısına istihdamdan önce yoksulluk çıkıyor. Diyarbakır halkı sizden sadaka istemiyor; emeğinin karşılığını, vergide adaleti, gelirde adil bölüşümü ve insanca yaşayabileceği bir düzen istiyor. Hazine demek hesap demek ancak bu hesap ne çarşıda ne de pazarda tutuyor.

Teşekkür ederim.