KOMİSYON KONUŞMASI

ADALET KAYA (Diyarbakır) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli Komisyon üyeleri, Sayın Bakan, değerli bürokratlar; hepinizi selamlıyorum.

Ticaret Bakanlığı ülke ekonomisinin temel taşıyıcı kolonlarından biri çünkü sorumluluğunuz sadece ticareti düzenlemekten ibaret değil. Üretimden istihdama, ihracattan ithalata, esnafın geçiminden tüketicinin sofrasına kadar ekonominin hemen her alanını doğrudan etkiliyor; bu nedenle, Ticaret Bakanlığının bütçesi oldukça önemli ancak bizim için daha önemli olan yalnızca bu bütçenin büyüklüğü değil, hangi kesimlere hizmet ettiği, kimin üretimini desteklediği ve kimin çıkarlarını gözettiğidir. 2027 yılı için 104 milyar 290 milyon lira olarak açıklanan bütçe teklifini bu açıdan incelediğimizde ise halkın sofrasını, esnafın kepengini, işçinin emeğini ve doğanın geleceğini koruyan bir yaklaşımı ne yazık ki göremiyoruz.

Sayın Bakan, her fırsatta denetim ve ceza rakamlarını başarı gibi açıklıyorsunuz ancak yurttaşın yaşadığı gerçekler bu tablonun çok uzağında. Rekabet Kurumu 2025 yılında 530 nihai kararı almış, 44 soruşturmayı tamamlamış ve toplam 12,1 milyar lira ceza uygulamış, bu cezaların 4,73 milyar lirası yani yüzde 57'si gıda sektörüne kesilmiş, 2026'nın ilk sekiz ayında ise 248 firmaya 19,7 milyar lira ceza verildiği açıklanmış. Şimdi, bu kadar cezaya rağmen gıda fiyatları düştü mü? Ne yazık ki hayır. Fahiş fiyatlar önlendi mi? Yine hayır. Zincir marketlerin piyasa üzerindeki hâkimiyeti kırıldı mı? Maalesef değil çünkü bu cezalar büyük şirketler için faaliyetlerinin yanında küçük bir maliyet kalemi olarak kalıyor, üstelik Rekabet Kurumunun birleşme ve devralmalara yaklaşımı da düşündürücü. 2025 yılında sonuçlandırılan 416 işleminin 381'ine koşulsuz, 10'una ise koşullu izin verilmiş yani işlemlerin yüzde 94'ü onaylanmış, yalnızca 2 işlem nihai incelemeye alınmış. Bir yandan tekelleşmeyle mücadele edildiği söyleniyor diğer yandan piyasanın birkaç büyük şirketin elinde toplanmasına kapı aralanıyor. Üstelik Rekabet Kurulunun 7 üyesinin tamamı Cumhurbaşkanlığı tarafından atanıyor. Böyle bir yapının ne kadar bağımsız ve tarafsız denetim yapabileceği ne yazık ki ciddi bir tartışma konusu.

Şimdi, esnafa kredi paketleri açıklayarak destek verdiğinizi söylüyorsunuz ancak esnafın yaşadığı gerçeklik çok farklı. Esnaf artık işini büyütmek için değil ayakta kalabilmek için borçlanıyor. 2026'nın ilk yedi ayında açılan iş yeri sayısı yüzde 8 azalmış, kapanan iş yeri sayısı ise yüzde 8 artmış yani Sayın Bakan, Türkiye'de her gün ortalama 344 esnaf kepenk kapatıyor ve Diyarbakır'da bu 2 katı oranda gerçekleşiyor. Bakanlık ise 2027 yılında krediden yararlanan esnaf sayısını 526 binin üzerine çıkarmayı hedef olarak göstermiş. Oysa, Bakanlığın kendi stratejik planında bile bu kredilerin işletme dışında kullanıldığı, gerçek ihtiyaç sahiplerinin krediye ulaşamadığı ve sistemin etki analizine ihtiyaç duyduğu kabul ediliyor. Bakın, 27 Ağustos 2026 tarihli Cumhurbaşkanı Kararı'yla vergi ve SGK borcu bulunan esnafa kredi imkânı sağlandığı açıklanırken faiz indirim oranları da düşürülüyor yani esnafa bir yandan kredi gösterilirken diğer yandan faiz yükü artırılıyor. Deprem bölgesinde durum daha da kötü, daha da ağır. Konteynerlerde işini ve hayatını sürdürmeye çalışan esnaf, "KOSGEB borçları ve SGK borcu yoktur." belgesi gibi bürokratik engeller nedeniyle desteklere erişemiyor. Esnafın ayakta kalamadığı, kepenklerin birer birer kapandığı bir ülkede bu bütçe teklifiyle yeni bir başarı hikâyesinden, bir başarı hikâyesinden söz edilemez Sayın Bakan.

Türkiye'nin komşuları Irak, federe Kürdistan bölgesi, İran ve Suriye'yle 2025 yılında yaptığı toplam 26 milyar dolarlık ticaret, dış ticaretin yalnızca yüzde 4'ünü oluşturuyor. Bu oran aslında ne kadar büyük bir ticaret ve iş birliği potansiyelinin heba edildiğini, kullanılmadığını da gösteriyor. Nusaybin-Kamışlı Sınır Kapısı 2012'den, Mürşitpınar-Kobani Kapısı 2016'dan beri kapalı. Şenyurt Kapısı'nın kapanması ise 80'lere dayanıyor, 1980 yılından beri kapalı. Hakkâri'deki Üzümlü ve Derecik Sınır Kapıları da ticari yük geçişine kapalı tutuluyor. Irak'la yapılan ticaret neredeyse tek bir kapıya, Habur'a sıkıştırılmış durumda; bu da daha çok maliyet demek. Esnaf açısından, şirketler açısından bunun sonucunda Habur'da transit bekleme süreleri dokuz günü aşıyor. Peki, bunun bedelini kim ödüyor? Sınır kentlerinde yaşayan halk ödüyor, küçük esnaf, üretici ve işçi ödüyor. Bakınız, sınır kapılarının açılması sadece DEM PARTİ'nin talebi değil, bölge halkının ortak talebidir.

Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası bütçe görüşmeleri başlarken önerilerini bize ilettiler sizlere aktarmak üzere ve ben bu önerileri de burada aktarmak isterim. Nusaybin'in yıl sonu hedefine uygun olarak ticaret, yolcu ve transit geçişlerine açılmasını öneriyorlar. Şenyurt-Mürşitpınar'ın kademeli olarak ticarete açılmasını, Akçakale Ceylanpınar'daki kısıtlamaların gevşetilmesini, Irak ticaretinde Habur'a alternatif olarak Üzümlü ve Umurlu Kapılarının hayata geçirilmesini talep ediyorlar. Bunun yanında Bakanlığınızdan bir diğer beklenti de bölge ihracatının izlenmesi ve desteklenmesi amacıyla Diyarbakır merkezli Dicle ihracatçılar birliği kurulmasıdır Sayın Bolat.

Gelelim ihracata. Sürekli olarak ihracat rekoru kırıldığı iddia ediliyor ancak bu rakamların arkasında ithalata bağımlı bir üretim modeli, güvencesiz çalışma koşulları ve giderek büyüyen bir emek sömürüsü var, maalesef, Sayın Bakan. SGK verilerine dayanan analizler, imalat sanayisinde 53 bini aşkın istihdam kaybı yaşandığını ve bu kayıptan en çok küçük ve orta ölçekli işletmelerin etkilendiğini gösteriyor. TÜRK EXIMBANK kredilerinin yüzde 75'i büyük işletmelere aktarılırken üretimin asıl yükünü taşıyan KOBİ'lere yalnızca yüzde 25'lik pay ayrılıyor.

Bir de işin ekolojik boyutu var Sayın Bakan. Türkiye, Avrupa'nın atık deposuna dönüşmüş durumda. İthalata geleceğim buradan. Geçen yıl 503 bin ton plastik atık ithal etmişiz; sonrası çevre kirliliği, deniz kirliliği. Bu yaz Akdeniz sahillerindeki mikroplastik kirliliği o kadar arttı ki gündem oldu. Bu nedenle, Sayın Murat Kurum, kirliliğin artışında geri dönüşüm tesislerinin önemli pay sahibi olduğunu kabul etti. Yani biz AB'nin çöplüğü durumuna gelmiş durumdayız Sayın Bakan.

İthalat rejiminde bir diğer konu, uygulanan gözetim tebliğlerinin sayısının 192'ye ulaşmış olması. PET reçinesi gibi hammaddelere getirilen ek koruma önlemleri de büyük üreticileri korurken bu hammaddeleri kullanarak üretim yapan küçük işletmelerin maliyetini artırıyor. Yani büyük sermaye korunurken küçük üretici bir kez daha kendi kaderine terk ediliyor.

Sonuç olarak Sayın Bakan, bu bütçe ne yazık ki tarlada ürünü elinde kalan çiftçinin bütçesi olamıyor. Bu bütçe siftah yapamadan kepenk kapatan esnafın bütçesi değil; bu bütçe zincir marketlerde uzun saatler boyunca mesai yapan işçinin, canı pahasına çalışan kuryenin bütçesi değil; bu bütçe sınır bölgelerinde yoksulluğa mahkûm edilen halkların bütçesi değil; bu bütçe büyük sermayenin, rant çevrelerinin, tekelleşen zincir marketlerin ve ithalat lobilerinin bütçesidir. Bizim savunduğumuz ise emeğin, üretimin, küçük esnafın, kadın esnafın, çiftçinin, doğanın ve halkların barış içerisinde bir arada yaşama hakkının korunduğu bir ekonomi politikasıdır. Halkın kaynaklarını halkın ihtiyaçları için kullanmayan, üreticiyi değil tekelleri, esnafı değil büyük sermayeyi, barışı değil güvenlikçi politikaları önceleyen bu bütçeyi kabul etmiyoruz Sayın Bakan.

Dinlediğiniz için çok teşekkür ederim.

Saygıyla selamlıyorum.