KOMİSYON KONUŞMASI

TAHSİN OCAKLI (Rize) - Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Bakanı ve heyeti saygıyla selamlıyorum.

Emekçi yoksul, emekli muhtaç, işsiz, umutsuz, çocuklarımız güvencesiz ve biz Bakanlık bütçesini, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bütçesini konuşmaya başladık. Sunum da işin doğrusu çok şaşırdım Sayın Bakan ya! Ücrette reel ücretin artışından emekliye yapılan ödemelerden, işsizliğin tek haneye düşürülmesinden, iş güvenliği denetiminden işverene kadar sağlanan desteklerden bir güzel söz ettiniz; sanki müthiş bir ülkedeyiz, Türkiye'de değiliz gibi geldi. Ben de şimdi bugün başarı hikâyesi olarak sizin sunduğunuz bu rakamların arkasındaki gerçekleri size anlatacağım, dinleyin lütfen.

Sayın Bakan, 2002 yılından beri reel ücrette, asgari ücrette yüzde 207 artış sağladığınızı söylediniz. Bu bize nasıl yansımış, bu vatandaşa yansımış mı? 2026'da net asgari ücret -herkes söyledi ama tekrar edeceğim- 28.075 lira, TÜRK-İŞ'in 2026 verilerine göre ise açlık sınırı 38.024 lira, yoksulluk sınırı 123 bin 850 lira, bekâr bir çalışan 49.124 liraya ancak geçinebiliyor; enflasyon ENAG'a göre yüzde 45. Biz Yeni Parti olarak asgari ücretin 45.800 TL'ye çıkarılması için bir teklif verdik. Şimdi, Türkiye'yi bir Avrupa'yla bir değerlendirelim: Euro bazında brüt asgari ücrette Avrupa'nın sondan 2'nci sırasındayız, 1 euro farklı. Orhan Yegin -nereye gitti Orhan Yegin- demin hani "Kim olsa, Bakanının yerinde kim oturursa sorunsuz bir Türkiye çıkaramaz." dedi ya, ben de diyorum ki: Şimdi, Sayın Bakanın yerinde kim oturursa bu saydığım verilere ulaşamaz. Üstelik haftalık çalışma saati Avrupa'nın en yüksek seviyelerinde, en düşük ücretlerinden birini veriyorken en uzun süre çalışan ülkeler arasında yer aldık. 2 kişi asgari ücretle çalışsa bile 4 kişilik bir aile için yoksulluk sınırının çok altında bir gelir elde ediyor. Yüzde 207 artıştan söz ediliyorsa o hâlde neden asgari ücretle çalışanlar, emekliler geçinemiyor, neden Ankara'da bu polis memurunun intiharını yaşadık biz, niçin "Para için değil, onurumuz için." diyerek hayatına kastetti veya "Emeğe adalet niçin Komisyonunda değil?" diyen bu insanların hakları ne oldu?

Emekliye sadaka değil, hakkını verin. Sayın Bakan, 2018 yılından beri 483,4 milyar lira bayram ikramiyesi ödendiğinden söz ettiniz. Yapay zekâya bir hesap hesaplattırdım bir bayramda kaç paraya geliyor diye, 1.586 liraya geliyor. Bu para çok mu Sayın Bakan? En düşük emekli aylığı 23.552 lira olacak, 2027 Ocak ayı için bir iyileştirme üzerinde çalıştığınızı söylüyorsunuz, hatta SGK gelirlerinin karşılama oranının yüzde 88'e ulaşılmasını bekliyorsunuz ama emekliye -bir lütuf değil, yıllarca prim ödemelerinin karşılığıdır- sadaka dağıtır gibi ödeme yapıp bunu başarı diye anlatamazsınız. Emekli sadece enflasyon karşısında alım gücünün korunmasını ve insanca yaşayabileceği bir maaşı istiyor. Üstelik emeklilik sisteminde başka mağduriyetler var, kademeli emeklilik bunlardan bir tanesi işte. Bir günle, birkaç ay farkla yirmi yıla yakın geç emekli olabilecek olan insanlar için bir çözümünüz var mı? Mesela, staj ve çıraklık sigortası mağdurları da seslerini duyurmaya çalışıyor, sürekli Meclise gidip geliyorlar; bu taleplere ilişkin bir çözümünüz var mı?

Gelelim iş güvenliği meselesine. "2,5 milyon iş yeri var, bunun 1 milyonu tehlikeli sınıfta; buna karşılık da 875 iş müfettişimiz var." demişsiniz. 76.362 teftiş ziyareti gerçekleştirilmiş ama denetlenen iş yerindeki kazalar hâlâ sürüyor. Bize bu tablo, denetimin ve önleyici tedbirlerin yetersizliğini gösteriyor.

Halil İbrahim Yağız, Gaziantep'te vefat eden evladımız, 17 yaşında, öğrenciyken MESEM kapsamında gitmiş, daha çalışmaya başladığının 1'inci gününde 6'ncı kattan düşerek yaşamını kaybetmiş, Allah rahmet eylesin evladımıza ama burada bunu söylememdeki gaye, iş güvenliği tedbirleri ve bu MESEM faciasının kendisidir. 2026 yılında hayatını kaybeden 72'nci çocuğumuz bu. MESEM kapsamında 9.950 öğrenci iş kazası geçirmiş, sistemde çalışan öğrenci sayısı 763 bini geçmiş. Bir çocuğun meslek öğrenmesi için 6'ncı kattan mı düşmesi gerekiyor? Çocuklarımızın yeri şantiyeler değil, okullardır. Bu ölümler kader değildir, önlenebilir. Çocuk emeğini ucuz iş gücüne dönüştüren politikaların bir hesabı verilmelidir.

İşsizlik Fonu... İşsizlik Fonu'yla ilgili, 2026 Eylül ayında işsizlik oranını yüzde 8,4 olarak açıkladınız ancak geniş tanımlı işsizlik yüzde 31,5'a ulaşmış durumda, genç işsizlik yüzde 14,8, ne eğitimde ne istihdamda bulunan gençlerin oranı ise yüzde 22,2'dir. Sadece dar tanımlı işsizlik oranını öne çıkararak işsizliğin gerçek boyutunu gizleyemezsiniz. Bir de 900 milyar lirayı aşan İşsizlik Sigortası Fonu var. Bilmek istiyoruz, bu fonun amacı işsizlere güvence sağlamaktır, bunların ne kadarının, kaynakların ne kadarının doğrudan işsize veya işverene, teşviklere aktarıldığı konusunda kamuoyunun açık bilgiye ihtiyacı var, bunları söylemelisiniz Sayın Bakan. Biz, sermayeye destek verip işçiye güvence ve destek vermediğinizi düşünüyoruz. 2023 yılından 2026'ya kadar yaklaşık 2 milyon iş yerine 13 milyon sigortalı için prim teşvikleri ve destekler, indirimler kapsamında 1 trilyon 302 milyar lira kaynak ayırdınız. 2026 yılında da yaklaşık 1,5 milyon iş yerine 48,4 milyar lira asgari ücret desteği sağladınız. İşverenlere bu ölçekte destek verilirken işçinin ücretini, sendikal hakkını ve iş güvencesini korumak için Bakanlık olarak ne yaptınız, niye bununla ilgili bir göreviniz yok?

Genel sendikalaşma oranı yüzde 13,8'ken özel sektörde bu oran sadece 6,48'dir yani özel sektörde her 100 işçiden 94'ü sendikasız olarak çalışmaktadır. Sendikalı olarak çalışmaya başlamayı, işlerinden atılma korkusu bunu engelliyor ve bunun için sizin Bakanlığınızın ne yaptığını anlamak istiyorum.

Son söz, bütçe kimin için diye bakıyoruz. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bütün bu veriler bize aynı gerçeği gösteriyor, asgari ücretli geçinemiyor, emekli yoksullukla mücadele ediyor, gençler iş bulamıyor, işçiler güvencesiz koşullarda hayatını kaybediyor, çocuklarımız çalışırken ölüyor, işverenlere trilyonlarca destek sağlanıyor. Siz başarıdan söz ediyorsunuz, biz vatandaşın mağduriyetinden söz ediyoruz; siz bütçe rakamlarını anlatıyorsunuz, biz o bütçenin altında ezilen milyonları anlatıyoruz; biz emeği değersizleştiren, emekliyi yoksulluğa mahkûm eden, işsizin güvencesini zayıflatan, çocuklarımızın geleceğini tehlikeye atan bu anlayışa itiraz ediyoruz. Sadaka, lütuf değil, adalet, vaat ve çözüm istiyoruz çünkü bir ülkenin zenginliği sermayenin ne kadar kazandığıyla değil o ülkenin insanlarının nasıl yaşadığıyla ölçülür, sermaye büyürken emekçi yoksullaşıyorsa orada ekonomik başarı değil gelir adaletsizliği vardır. Bu bütçeye ve adaletsiz düzene itiraz ediyoruz.

Özellikle, Sayın Başkan, emekliye, engelliye yapılacak olan bütçe için başka yerlerden artırılabilip, başka yerlerden arındırılabilip, örneğin bu fon meselesindeki hırsızlar yakalanabilip pekâlâ bütçe ayrılabilir. Lütfen emekliye hak ettiği desteği verin, lütfen işçinin güvenliği için Bakanlığınızın sorumluluğunda olan görevlerinizi yerine getiriniz diyorum.

Bütçenin hayırlı uğurlu olmasını diliyorum.

Teşekkür ediyorum.