| Komisyon Adı | : | PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU |
| Konu | : | |
| Dönemi | : | 28 |
| Yasama Yılı | : | 5 |
| Tarih | : | 02 .11.2026 |
KAMURAN TANHAN (Mardin) - Teşekkürler Sayın Başkan.
Sayın Başkan, Değerli Bakan, Sayın Bakan, Plan ve Bütçe Komisyonunun değerli üyeleri, basın emekçileri, kıymetli hazırun; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Bir tespitle başlamak istiyorum açıkçası. Önümüze getirilen bu teklif yani Bakanlığın bu teklifi bir önceki yıla göre yüzde 40,6 oranında artmış. Yalnız bu ülkedeki refah düzeyi 40,6 oranında artmış mı bunu ayrıca kamuoyunun takdirine bırakmak istiyorum. Ancak bu rakamların arkasında saklanan aslında iktisadi bir akıl var. Bir kez daha emeği ucuzlatan, bölgesel sömürüyü derinleştiren ve bölgede yalnızca güvenlik yatırımlarıyla, ham madde transferiyle ve sömürge tipi kaynak aktarımıyla sınırlı merkeziyetçi bir rejimin devamını görebiliyoruz.
Sayın Bakan, sunumunuzda "Millî Teknoloji Hamlesi" dediniz, "Sanayi 4.0" dediniz, "yapay zekâ vizyonu" dediniz, teknolojik bağımsızlıktan bahsettiniz fakat bu kürsüden şunu sormak gerekiyor: Kurguladığınız bu teknolojik dönüşümün sefasını kim sürüyor, cefası kimin omzuna yük olarak bindiriliyor? Üretilen devasa rant kime aktarılıyor? Fatura kimin omuzlarında? Hepsinin cevabını sormak isteriz, yalnız bu bütçede bunlar yok.
Bugün iki temel başlık üzerinden bu sömürü mekanizmasını ele alacağım. Birincisi, GAP ve ikili bölüşüm adaletsizliği; ikincisi ise kâğıt üzerinde bölgeyi kalkındırma iddiasıyla kurulan ama halkı yoksulluğa mahkûm eden Doğu Anadolu Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı gerçekliğidir.
Değerli hazırun, 1989 yılında kurulan GAP projesi ne vadetmişti ülkeye, halka ve bölgeye? "Bölge halkının gelir düzeyini yükseltmek." demişti o zamanlar, bölgesel gelişmişlik farklarını gidermek ve kırsal refahı artırmak. Bunlar oldu mu? Elbette ki aradan geçen zamanda hiç olmadı. 9 ilde yapılacaktı bu ve yaklaşık Türkiye nüfusunun yüzde 11'ine tekabül ediyordu. Peki, 2027 bütçesinde özellikle Bakanlığınızın 248,8 milyar TL'lik bütçesinde GAP'a ne kadar ayrılmış? Sadece 1 milyar 797 milyon lira. Nüfusun onda 1'ini barındıran devasa bir üretim havzasına reva görülen bütçe maalesef devede kulağı geçen bir durum değildir. Yani yirmi dörtte 1'i GAP'a aktarıyorsunuz, nüfusun yüzde 10'u orada ama aktardığınız, bütçeden aktardığınız miktar yirmi dörtte 1 pay.
Şimdi, size birkaç veriden daha bahsetmek istiyorum. Resmî verilere göre GAP kapsamındaki enerji yatırımlarının fiziki gerçekleşme oranı yüzde 91, Türkiye genelinde üretilen 74,9 milyar kilovatsaat hidrolik enerjinin 20,6 milyar kilovatsaati yani yüzde 27,6'sı GAP havzasından üretilmekte. Tamamlanan 14 HES ve 18 baraj aracılığıyla 2024 sonuna kadar 548 milyar kilovat saat elektrik üretilmiş, parasal karşılığı 32 milyar doları bulan devasa bir enerji değeri açığa çıkmıştır. Peki, Sayın Bakan, bu 33 milyar dolarlık zenginlik nereye gitti? Mardinli çiftçinin cebine bir şey girdi mi? Urfalı üreticinin refahına yansıdı mı? Elbette ki bunlar yansımadı; tam tersine, o topraklarda üretilen enerji batı metropollerine ve sermaye tekellerine aktarılırken bölge halkı DEDAŞ zulmüyle karanlığa, susuzluğa ve borç batağına mahkûm edildi âdeta. Türkiye'nin hidroelektrik enerjisinin dörtte 1'ini üreten Mardin'de, Urfa'da çiftçinin sulama kuyularının elektriği kesilmekte, tarladaki ürün kavrulmakta, yok olmakta, hastanelerde diyaliz hastaları diyalize ulaşamamakta, köyler günlerce elektriksiz bırakılmakta. "DEDAŞ" denilen şirket, bölge halkının anayasal hakkı olan enerjiye erişimini gasbetmekte, çiftçinin doğrudan gelir desteğine ve banka hesaplarına bloke koymaktadır. İşte tam da bu tablo, bilim insanlarının ifade ettiği gibi açık bir 2 katmanlı ekolojik ve ikili bölüşüm adaletsizliğinden başka bir şey değildir. Birinci katmanda doğrudan elde edilen elektrik ve ekonomik rant devlete ve sermayeye aktarılmakta, ikinci katmanda ise projenin yarattığı tüm yıkım, acı ve maliyet orada yaşayan halkın omuzlarına yıkılmaktadır; bakın, tam olarak yalın gerçek budur işte. Verimli tarım arazilerinin su altında bırakılmış olması, kadim Hasankeyf'in yok edilmiş olması, köylülerin zorla yerinden edilmesi, göç yollarına sürülmesi, barajlar nedeniyle yaşanan toprağın aşırı tuzlanması, aşırı sulamadan kaynaklı erozyon, ormansızlaştırma ve iklim değişiminin faturası halka yansıtılıyor, halka çıkarılmaktadır. Üstelik bu projeler sadece enerji için değil, sınırları aşan, suların komşu halklara karşı bir hidrostratejik silah olarak kullanılması ve güvenlik barajlarıyla coğrafyanın militarize edilmesi amacıyla araçsallaştırılmıştır. Son aşamada GAP projesi halk için bir kalkınma projesi olmaktan çıkarılmış, sömürge tipi bir artık değer transferi mekanizmasına dönüştürülmüştür.
Benzer bir bölüşüm adaletsizliği de Doğu Anadolu Projesi'nde yani DAP'ta. 2011 yılında kurulan ve bugün Ağrı, Kars, Van, Hakkâri, Dersim, Malatya'yı kapsayan 15 kentte bu idare ülke nüfusunun yaklaşık yüzde 8'ine hitap etmekte. Peki, geride kalan on beş yılda ne değişmiş? Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının bizzat hazırladığı sosyoekonomik gelişmişlik sıralaması -2025 yılı için söylüyorum- sonuçları bu gerçeği tüm yalınlığıyla göstermektedir. Türkiye'deki iller altı gelişmişlik kademesine ayrılmıştır, DAP kapsamındaki 15 ilin tek bir tanesi bile ilk üç kademede yer alamamıştır. Bölgenin kadim kentleri Ağrı, Ardahan, Bingöl, Bitlis, Kars, Iğdır, Muş, Van en dipte yani altıncı kademede sefalete bilerek ve isteyerek terk edilmiş durumdadır. TÜİK verilerine göre İstanbul'da kişi başına düşen gelir 21 bin doları aşmışken Van'da, Ağrı'da bu rakam 4.500 dolar civarındadır, aradaki uçurum tam 5 kat. Yine, Bitlis, Hakkâri, Muş ve Van illerini içine alan bölgede kişi başına gayrisafi yurt içi hasıla endeksi Türkiye ortalamasının yalnızca yüzde 36'sıdır. Bu coğrafi kader midir Sayın Bakan? Elbette ki değildir. Bu bilinçli bir siyasi tercih olarak görülmekte, bölgeyi kalkındırmamakta, sanayiden mahrum bırakmakta ve bir bağımlı kılma politikası olarak değerlendirilmektedir. Bölgeye "kamu yatırımları" adı altında ayrılan bütçenin aslan payını fabrikalara, istihdama, teknolojiye değil güvenlikçi politikalara aktarıyor, oraya gönderiyorsunuz. Doğu Anadolu Projesi, Avrupa Birliği fonları ve kamu kaynaklarını tabela projelerle tüketen, göstermelik birkaç hibe dağıtmaktan öteye geçmeyen bir bürokratik vitrin kurumu intibası yaratmaktadır. Kalkınma ajanslarının Sayıştay denetim raporlarına baktığımızda ise Ahiler Kalkınma Ajansının Siber Vatan ihaleleri tek bir merkezden, aynı firmadan doğrudan temin edilmektedir yani 21/B'ye göre. İpekyolu Kalkınma Ajansında kadın istihdamı için kurulan tesisler üretime dahi geçmeden belediye deposu olarak kullanılmakta; yine tekstil kent projelerinde vaat edilen istihdamın onda 1'ine bile ulaşmaması ayrı bir tespittir.
Gençler Hakkâri'de, Van'da, Mardin'de iş bulamadığı için batı metropollerinde, inşaat iskeletlerinde, Dilovası'nda merdiven altı atölyelerde iş cinayetlerine kurban gitmekte ya da ölüm yollarını göze alarak Avrupa'ya göç etmektedir.
Kıymetli Komisyon üyeleri, Sayın Bakan; Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı bu yıl AR-GE ve Yenilik Programı'na 125,9 milyar lira teklif etmektedir ancak bu kaynakların mülkiyeti ve yararının topluma değil sermaye tekellerine olduğunu görüyoruz. Türkiye genelinde faaliyette olan 97 teknoloji geliştirme bölgesinin yani teknoparkın neredeyse tamamı batı illerinde toplanmışken bölge kentleri teknolojik altyapıdan tamamen izole edilmiştir. Neden? Çünkü bölgeler arası ayrım yapıyorsunuz da ondan, bölgeyi aslında bir nevi böldüğünüzü itiraf ediyorsunuz. İnternet altyapısından yoksun Mardin'in, Muş'un köy okullarında çocuklar tablete erişemiyor, bilgisayara erişemiyor; yapay zekâ teknolojileri sermayenin kârını katlamak ve güvenlik birimlerinin yurttaşları gözetmesi, demokratik protestolarda yüz tanıma sistemiyle fişlemesi için kullanılmaktadır.
Kıymetli hazırun, biz sermaye ve güvenlikçi anlayışa dayalı bütçeyi reddediyoruz elbette; bizim önerimiz bütçe kaynaklarının savaşa ve ranta değil halkın ekmeğine ve barışa ayrıldığı, ekmek ve barış için bütçedir. Bu Bakanlık üzerinde yapılması gereken çok açıktır: GAP'ta üretilen elektriğin ekonomik getirisi yerel halkla paylaşılmalı, ihtiyaç sınırları kadar elektrik, çiftçiye ve yurttaşa ücretsiz sağlanmalı. DEDAŞ'ın çiftçi desteklemelerine el koyma soygununa derhâl son verilmeli. Doğu Anadolu Projesi ve bağlı kalkınma ajansları, merkeziyetçi bürokrasinin ve yandaş sermayenin aracı olmaktan çıkarılmalıdır. Yerel yönetimlerin, kooperatiflerin ve halk meclisinin denetimine verilmelidir. Kamu yatırımları cezaevlerine ve karakollarına değil bölgede tarımı, hayvancılığı, yerel sanayiyi ve kadın kooperatiflerini ayağa kaldıracak demokratik, ekonomik modele yönlendirmelidir.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. Umarım bu bütçe barışa ve huzura vesile olur