KOMİSYON KONUŞMASI

KAMURAN TANHAN (Mardin) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Meclis Başkanı, Plan ve Bütçenin değerli, kıymetli üyeleri, hazırun, sayın basın emekçileri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Meclis Başkanımız sunumunuzda da siz ifade ettiniz, dile getirdiniz ve dikkat de çektiniz açıkçası. Bütçelerin bir ülkenin siyasi önceliklerini gösterdiğini ifade ettiniz kısacası. Halkın vergilerinin nasıl harcandığı kadar bu harcamalara kim tarafından nasıl karar verildiğini ve kararların nasıl denetlendiğini de ifade ettiniz. Bu önemli hususlar tabii ki. Bütçe hakkından bahsettiniz. Halkın kendi kaynakları üzerinde söz hakkıdır aslında bütçe hakları. Bu hakkın kullanılmasında en temel sorumluluk ise elbette ki Meclise aittir. Kurumların görevleri farklı olabilir ancak asıl mesele yasamanın yürütme karşısında bağımsız bir denetim organı olarak korunabilmesidir. Meclis yürütmenin kararlarını yalnızca onaylayan bir makama indirgenmemeli, milletvekilleri kamu adına özgürce soru sorabilmelidir, bilgi talep etmelidir ve en önemlisi de hesap sorabilmelidir. Ne yazık ki bu hesap sorma durumunu Türkiye Büyük Millet Meclisi için ve milletvekilleri için söylemek pek hayalci olur. Milletvekillerinin soru sorma hakkı sıkı biçimde denetleniyor Meclis tarafından. Yürütmenin sorulara verdiği cevap yükümlülüğü ise etkili bir yaptırımla aynı hassasiyetle güvence altına alınmamış. Bunun güvence altına alınması lazım. Yani bir milletvekili bir soru sorduğunda o ilgili bakanlık milletvekilinin belirtmiş olduğu hususları irdeleyip cevap vermesi, yoksa bir kanun maddesinin tekrarı ile cevap şeklinde oluyor olması elbette ki hukuka aykırı olacaktır. Halkın sorunlarını Meclise taşımak için ortaya konulan bu emeğin karşılığında soruların yanıtsız bırakılması elbette kabul edilebilir bir durum değildir. Açıkçası, bunu bir kenara koyduğumuzda, hukuk devletlerinin gereğine da aykırıdır. Yalnızca milletvekillerinin değil, seçmenlerin de söz hakkı burada zayıflatılmış oluyordur.

Sayın Meclis Başkanı, daha önceki konuşmalarda İç Tüzük değişikliğiyle ilgili yasama niteliğinin artırılmasını ve komisyonların güçlendirilmesini savunmuştunuz, ifade etmiştiniz ancak bu konuda somut bir düzenleme hâlen Meclisin gündemine getirilmemiştir, gelmemiştir. İç Tüzük reformu artık ertelenmeyen bir husustur. Bir diğer husus da torba yasa pratiğindeki sınırlamalardır, ihtisas komisyonlarının güçlendirilmesidir. Yanıtsız soru önergelerine yaptırım getirilmeli ve Mecliste çoğulcu demokratik bir zemin tesis edilmelidir. Bu yapılmadığı sürece milletvekilinin itibarını da seçmenin sesi de olamayacaksınız.

Tüm bu hususlardaki sorumluluk barış ve demokratik toplum süreci bakımından da geçerlidir. Hikâyelerimiz var, acılarımız var, adaletsizlikler var. Bunları bir isyan gibi, bir sitem gibi ya da bir ağıt gibi yaptığımızda herkes kendi tarafından kendini savunmaya başlar ve bir çözüm üretmemiş oluruz, sadece karşılıklı bir münazaraya döner her şey. Esasında yapmamız gereken tek bir şey var, birbirimizi can kulağıyla dinlemek olacaktır.

Kabul edilen yasa, düzenleme ardından kurulması öngörülen izleme ve irtibat komisyonunun hâlâ oluşturulmamış olması bir eksikliktir, sürecin demokratik denetimi açısından önemli bir eksikliktir bu. Komisyonun kuruluş takvimi, üye sayısı, çalışma usulleri ve yetkilerinin açıkça açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. Bizim açımızdan bu komisyon yalnızca gelişmeleri izleyen ve raporlayan bir teknik organ olmamalıdır. Süreci destekleyebilen, ilgili kurumlara soru yöneltebilen, toplumsal talepleri karar süreçlerine taşıyabilen ve düzenli bir biçimde kamuoyuna hesap verebilen bir Meclis mekanizması oluşturulmalıdır ve elbette bütün siyasi partilerin dengeli temsi edilmesi de çok önemli bir husustur. Yine, baroların, insan hakları örgütlerinin, sivil toplum kuruluşlarının ve kayıp yakınlarının tekrar dinlenilmesi gerekir. Toplantı ve raporların şeffaf biçimde yürütülmesi gerekir.

Sayın Başkan, gerçek barış yalnızca silahların susmasıyla değil, gerçek barış, özgürlüğün, demokrasinin ve toplumsal adaletin yaşamın bütün alanlarında vücut bulmasıyla mümkündür. Meclis bu sürecin seyircisi değildir, olmamalıdır, demokratik güvencelerin oluşturulmasında etkin bir aktör olmalıdır.

Büyük ozan Gülten Akın'ın bir dörtlüğü var, şöyle diyor: "Hangi bir ülkenin / Hangi bir yerinde / Hangi bir ana / Bebeğini ölsüne tutuyorsa / Batmıştır o ülke / Ölüm girmiştir temeline." diyor, haksız da sayılmıyor aslında. Barışı sağlamanın zor olmadığına inanıyoruz. Ülkemizin bütün kaynaklarının hoyratça har vurulup harman savurulduğuna itirazlarımız dün vardı, bugün de olacak, yarın da olacak. Yurttaşların sağlığı için, eğitimi için, yurttaşların refahı için harcanması gereken paraların bu savaştan nemalananların cebine aktığı hepimizi derinden üzüyor. Yıllarca da bunu izledik. Onlardan başka kimseye yararı olmadı bu kavganın, bu çatışmanın. Biz yaşamı savunmalıyız elbette ölümlere inat. Umutla avutmalıyız, barışa adım atmalıyız hem de koşar adım.

Sayın Meclis Başkanımız, iyi şeyler hemen olur. Bu bir hadisişeriftir de ayrıca. Sürüncemede kalan işlerden ya kötü sonuçlar çıkar ya da hiçbir şey çıkmaz. Dolayısıyla bu işte de hayır vardır ve bir an önce sonuca kavuşturulması gerektiği inancındayız. Çatışma süreçlerinin ardından barış görüşmelerinde elimizi çabuk tutmak da ve çatışma sonrası altın saati kaçırmamak, şiddetin yeniden alevlenilmesini önlemek ve kalıcı huzuru inşa etmek için hayati önem taşımaktadır. Şimdi vakit, açılan bu kapıları sonuna kadar açma ve ilerleme zamanıdır. Silahların susması bir başlangıçtır; kalıcı olan, demokratik toplumun inşasıdır.

Sözlerimi tamamlarken şunları vurgulamak istiyorum tekrar: Meclis bütçesi büyürken denetim yetkisi daralıyorsa, milletvekillerinin soruları yanıtsız kalıyorsa, yasama faaliyetleri torba yasalarla ve sınırlı müzakereyle yürütülüyorsa, seçilmiş iradenin hakları korunmuyorsa sorun sadece demokratik temsilin ve parlamenter denetimin zayıflatılmasındandır. Biz halkın kaynaklarının halkın ihtiyaçları için kullanıldığı, yasamanın yürütmeden bağımsız bir biçimde denetim yapabildiği, seçilmiş iradenin ve temel hakların korunduğu, bütün kimliklerin ve dillerin eşit biçimde temsil edildiği bir Meclis talep ediyoruz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.