| Komisyon Adı | : | PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU |
| Konu | : | |
| Dönemi | : | 28 |
| Yasama Yılı | : | 5 |
| Tarih | : | 28 .10.2026 |
ADALET KAYA (Diyarbakır) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Başkan, değerli bürokratlar, kıymetli basın emekçileri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Sayın Başkan, bir eleştiriyle başlamak istiyorum: Bir kadın milletvekili olarak Türkiye Büyük Millet Meclisinin üst düzey yönetim kadrolarının içerisinde -şu anda sadece 1 kadın görüyorum- kadın olmamasını gerçekten üzülerek karşıladım. Burada biz Plan ve Bütçe Komisyonu olarak her bakanlığı ağırlıyoruz ve ne yazık ki her bakanlık kadrolarıyla birlikte geldiğinde âdeta bir erkekler kulübü gibi yani sanki bir kamu kurumu değil de bir erkekler kulübü gibi burada sunumlarını yapıyorlar; bu, bizler açısından oldukça üzücü. Kadınların kamu personeli olarak sisteme katılma oranlarında artış olsa da ne yazık ki karar alma mekanizmaları ve üst düzey yönetim kademelerinde kadınların oranı hâlâ çok düşük, cam tavanda belirtildiği gibi yani görünmeyen engeller ve yasal olmayan engeller nedeniyle kadınlar üst düzey yönetim kadrolarında yer alamıyorlar; bunların düzeltilmesi gerektiğini ifade ederek başlamak istiyorum.
Şimdi, Sayın Başkan, Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminin yürürlüğe girmesiyle birlikte Anayasa'da tanımlanan kuvvetler ayrılığı ilkesi aşınarak muğlaklaştı, Meclisin asli işlevi olan yasama yetkisi fiilen yürütme organına ve Cumhurbaşkanlığı bürokrasisine devredildi. Yasama organı toplumsal sorunların müzakere edildiği bağımsız bir güç olmaktan çıktı, maalesef, yürütmeden gelen kanun tekliflerini onaylama makamına dönmüş durumda. Torbalara sıkıştırılan kanunlar alelacele, ansızın Meclise sunuluyor, çoğu zaman incelememize dahi fırsat tanınmadan komisyonlarda görüşülüyor. Kanun teklifleri görüşülürken muhalefet olarak önerdiğimiz hiçbir değişiklik, hiçbir madde ekleme veya çıkarma gibi teklif asla kabul görmüyor. Bu nedenle, hiçbir etkimizin olmadığını belirtmek istiyorum. Dolayısıyla yasama yetkimizi kullanamayacak bir duruma getirildik Sayın Başkan.
Bir de denetim yetkimiz var, 2 tane de denetim mekanizmamız var. Araştırma komisyonları iktidarın canı isterse kuruluyor. Eğer sadece muhalefet öneriyorsa hiçbir konuda Meclis araştırması yapılamıyor. En son fon vurgununda yaşadık, az önce diğer vekiller de ifade ettiler; iki hafta boyunca muhalefet partileri bu skandalda sorumluluğu olan siyasetçi ve bürokratların açığa çıkarılması için defalarca önerge verdi, araştırma komisyonu kurulmasını teklif etti ancak hiçbiri kabul edilmedi. Komisyon kurma taleplerini baskılamak için de hızla getirilen kanun teklifini ne yazık ki imza sahipleri bile savunamadı. Şimdi, toplum tepkisini soğutmak için hasbelkader kurulan komisyonlarda mesai yapıyoruz; gerçekten emek veriyoruz, ortaya eksiğiyle gediğiyle birtakım raporlar çıkıyor. Bu sefer de o yazılan raporlardaki önerilerin hayata geçirilip geçirilmediğine dair herhangi bir denetim yapılmıyor.
Daha yaygın kullandığımız, soru önergesi vermek gibi bir mekanizmamız var. Evet, daha sık, daha yaygın bir şekilde soru önergesi veriyoruz ama asla etkin ve etkili sonuçlar alamıyoruz. Soruyoruz; ya iş işten geçtikten sonra yanıt geliyor ya da hiçbir şekilde yanıt verilmiyor ya da sadece laf olsun diye verilmiş yanıtlar söz konusu. Mesela, herhangi bir bakanlıkla ilgili sadece bir link koyuluyor cevabın içerisine. Türkiye Büyük Millet Meclisinin resmî verilerine göre 28'inci Dönemde işleme alınan 48.969 yazılı soru önergesinden yalnızca 6.524'ü yani sadece yüzde 13'ü süresi içerisinde yanıtlanmış. Diyarbakır Milletvekili olarak halkın taleplerini, yaşanan hak ihlallerini, cezaevlerindeki hukuksuzlukları, kentimizdeki ekolojik yıkımları Meclis gündemine taşımak amacıyla ilgili bakanlıklara soru önergelerini veriyoruz ve büyük çoğunluğu yanıtlanmıyor. Diyarbakır halkı başta olmak üzere 86 milyon yurttaşın sorumluluğunu taşıdığımızı ifade etmek istiyorum. Bir yurttaşın sorunu hakkında önerge verdiğimizde o yurttaş merakla bekliyor ve bize de bunun cevabının gelip gelmediğini soruyor ve biz buna cevap veremediğimizde kendi sorumluluğumuzu yerine getirememiş ve sorumluluğumuzu aksatmış olarak hissediyoruz.
Sayın Başkan, sadece 2026'da sorduğum ve süresi geçtiği hâlde yanıtlanmayan bazı önerge başlıklarından bahsetmek istiyorum. Mesela, Kürtçe müzik dinlediği için tutuklanan bir işçi hakkında önerge vermişim ama asla cevap gelmemiş. Diyarbakır Kadın Doğum Hastanesinin fizikî koşullarının yetersizliği ve hastaların yaşadığı mağduriyetleri yazmışız, neden giderilmediğini sormuşuz Bakanlığa; cevap yok. Hastanelerde istihdam edilen işaret dili tercümanı sayısının yetersizliğine ilişkin önerge vermişiz; bakın, bunlar sağır yurttaşların talebi mesela ama cevap alamamışız. Diyarbakır'ın Ergani ilçesinde mahalle sakinlerinin itirazına rağmen kurulması planlanan GES Projesi'ne verilen hukuksuz ÇED kararını sormuşuz; cevap yok. Halep'te katledildikten sonra saç örgüsü kesilerek teşhir edilen Kürt kadınına yapılan işkenceyi protesto etmek amacıyla sadece saçlarını ördüğü için hemşireye verilen cezayı sormuşuz ve daha sonra hukuksuzca işten çıkarılmış, görevinden uzaklaştırılmış; cevap yok. Yani Sayın Başkan, elbette bunlar yanıtsız kalan sorunların çeşitliliğini belirtmek üzere seçtiğim örnekler ama hiçbir önergemize tam anlamıyla yanıt alamadığımızı belirtmek istiyorum.
Geçen hafta Batman Üniversitesi akademik yılı açılışında yaptığınız konuşmada bizim barış ve demokratikleşme süreci olarak tabir ettiğimiz sürecin ilerleyişine ilişkin kıymetli açıklamalarda bulundunuz. Sürecin başarıya ulaşması için silahların tamamen bırakılması, hukukun üstünlüğü ve demokratik gelişmenin güçlendirilmesi, bölgesel ekonomik kalkınmanın desteklenmesi gerektiğini vurguladınız; söylediklerinize harfiyen katılıyorum ve çok teşekkür ediyorum. Sayın Başkan, hâlâ Kürtçe müzik dinlediği için tutuklanan insanlar var; bu suç sayılıyor, nasıl demokratikleşeceğiz? Diyarbakır'da, Batman'da sendikalı emekçiler işten atılırken, meraları madene, enerji santraline açılan ve hayvancılıkla geçinen köylüler geçim kaynaklarını kaybederken nasıl ekonomik olarak kalkınacağız? Saçını ördüğü için görevden uzaklaştırılan İkra hemşire mahkemede beraat ettiği hâlde görevine iade edilmezken hukukun üstünlüğünden nasıl bahsedeceğiz? Yani bütün bunların hepsi bir sorun alanı olarak önümüzde duruyor.
Ben, bir diğer denetim mekanizması, Kamu Denetçiliği Kurumuna da değinmek istiyorum izninizle. 2027 yılı Bütçe Teklifi'nde Kamu Denetçiliği Kurumuna ayrılan kaynak yüzde 35,7 artmış. Peki, bu artışa göre, denetim yetkisi artacak mı diye sormak istiyorum çünkü bütçesi her yıl büyüyen Kamu Denetçiliği Kurumu, idarenin eylem ve işlemlerini denetleme noktasında ne yazık ki etkisiz kılınıyor. Kamu Denetçiliği Kurumunun 2025 Yıllık Raporu da bu durumu doğruluyor yani sivil toplum performans izleme raporları ne yazık ki bu tabloyu doğruluyor. Şimdi, inceleme oranlarında düşüş var; 2025 yılında kuruma yapılan başvuru sayısı yüzde 42,49 artmış ama sonuçlandırılan dosyaların yalnızca yüzde 20'si kabul edilebilir bulunarak esastan incelemeye alınmış, incelenen kararların da yüzde 50,7'si retle sonuçlanmış yani bu ne yazık ki üzücü bir sonuç.
Yine, kararlara uyumsuzluk var; KDK'nin verdiği tavsiye kararlarına idarenin uyum oranı yüzde 59,38. Kurumun kendi stratejik planında belirlediği hedef yüzde 83'lük bir hedef ve o da gerçekleşmemiş. İdareler KDK'nin önerilerini dikkate almıyor; bu oldukça üzücü.
Ancak sorunun özü sadece uygulamadaki aksaklıklar değil, KDK'nin yapısı, Birleşmiş Milletler Paris İlkeleri ve Avrupa Konseyi Venedik Kriterleri gibi uluslararası ombudsmanlık standartlarının çok gerisinde. Paris ve Venedik İlkeleri uyarınca etkili bir ombudsmanlık kurumunun en temel niteliği, şikâyet beklemeden resen inceleme başlatabilmesidir. Bunun olması gerektiğini ifade edelim.
6328 sayılı Kanun'un 17'nci maddesindeki Türkçe dilekçe şartı; Kürtçe ve diğer ana dillerde başvuru yapılmasını engellemekte yani okuma yazma bilmeyen ve ana dilinde hak aramak isteyen milyonlarca yurttaş erişim dışı bırakılmaktadır. Bunun düzeltilmesi gerekiyor.
Kurumun; cezaevlerinde ve çocuk evlerinde, engelli ve yaşlı bakım evlerinde yani hassas alanlarda habersiz yerinde inceleme yapma yetkisi bulunmamakta. Bunun olması gerekiyor.
Anayasa’nın 74'üncü ve kanunun 11'inci maddesindeki düzenleme nedeniyle Başdenetçi, oylamanın son turunda tek bir partinin oylarıyla seçilebilmekte. Bu da kurum açısından tarafsızlığa ve bağımsızlığa gölge düşüren bir uygulama. Bunun da olmaması gerekiyor.
KDK'nin Anayasa Mahkemesine iptal davası açma, davalara uzman görüşü sunma ve kendi bütçesini doğrudan Meclise sunma yetkisi bulunmamakta.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ADALET KAYA (Diyarbakır) - Ayrıca, bölgesel bağımsız bürolar yerine valilik ve kaymakamlıkların başvuru merkezi kılınması, yurttaş üzerinde caydırıcı etki yaratmakta. Bunların düzeltilmesi gerekmektedir.
Çok teşekkür ederim.