| Komisyon Adı | : | DIŞİŞLERİ KOMİSYONU |
| Konu | : | |
| Dönemi | : | 28 |
| Yasama Yılı | : | 5 |
| Tarih | : | 27 .10.2026 |
MEHMET GÜZELMANSUR (Hatay) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım, değerli Bakan Yardımcım, değerli komutanlarımız, bürokratlarımız; öncelikle hepinizi sevgiyle saygıyla selamlıyorum.
Öncelikle şunu ifade etmek isterim ki Türkiye'nin savunma kapasitesini güçlendirmesine, dost ülkelerle iş birliği geliştirmesine, savunma sanayisinde yeni imkânlar yaratmasına ve bölgemizde barışın korunmasına yönelik girişimlere karşı değiliz. Devletler arasındaki anlaşmaların gerçek değeri yalnızca imzalandıkları gün ortaya koydukları siyasi mesajla değil, yıllar boyunca Türkiye'ye yükleyecekleri sorumlulukla ölçülür, bizim görevimiz de tam olarak budur. Bu anlaşmanın Türkiye'ye ne kazandıracağını, hangi sorumlulukları getireceğini, hangi riskleri barındırdığını ve milletimizin egemenlik haklarını nasıl koruyacağını sorgulamaktır çünkü söz konusu olan sıradan bir diplomatik iş birliği değildir, söz konusu olan Türkiyenin güvenliği, Türk Silahlı Kuvvetlerinin kullanımına ilişkin kararlar, dış politikamızın bağımsızlığı ve gelecek kuşaklara bırakacağımız stratejik mirastır. Bu nedenle, sorularımızı açıkca sormak, yanıtlarını da somut biçimde almak zorundayız.
Birinci sorum: Türkiye, hangi şartlarda askerî yükümlülük üstlenecek?
Sayın Başkan, anlaşmanın 2'nci maddesi son derece önemli bir hüküm içeriyor, taraflardan herhangi birine yönelik dış kaynaklı bir silahlı saldırı, bütün taraflara yönelik bir silahlı saldırı kabul ediliyor, tarafların saldırıya uğrayan ülkeye derhâl yardım etmesi öngörülüyor. Burada sorulması gereken temel soru şudur: Bir ülkeye yönelik saldırı hangi koşullarda Türkiye'nin doğrudan güvenlik meselesi hâline gelecektir? Diyelim ki Pakistan ile başka bir devlet arasında askerî çatışma çıktı, diyelim ki Suudi Arabistan bölgesel bir kriz nedeniyle askerî saldırıya uğradı, Türkiye'nin nasıl bir tutum, alacağı, hangi desteği sağlayacağı ve bu desteğin sınırlarının ne olacağı, nasıl belirlenecek? Anlaşma yardımının kapsam ve niteliğinin objektif değerlendirme sonrasında belirleneceği söyleniyor, bu önemli bir hüküm ancak objektif değerlendirmenin hangi ölçülere dayanacağı açıklanmıyor. Saldırının niteliğini kim belirleyecek? Bir saldırının savunma yükümlülüğünü harekete geçirip geçirmediğine hangi mekanizma karar verecek? Tarafların tehdit değerlendirmesi birbirinden farklı olursa nasıl olacak? Daha da önemlisi Türkiye'nin askerî destek sağlaması gerektiği düşünülen bir durumda ülkemizin anayasal karar süreçleri nasıl işletilecek? Anayasa'mızın 92'nci maddesi, savaş hâli ilanı ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere gönderilmesi konusunda Türkiye Büyük Millet Meclisinin yetkisi düzenlemektedir. Bu yetkinin kapsamı, somut olayın koşulları ve uluslararası yükümlülükler çerçevesinde değerlendirilmelidir. Bizim isteğimiz açıktır: Türkiye'nin askerî yükümlülükleri ile anayasal ilkeler arasında ilişkinin hiçbir tereddüde yer bırakmayacak biçimde ortaya konulması.
İkinci sorum: Bu anlaşma Türkiye'nin bağımsız dış politikasını nasıl koruyacak?
Değerli komisyon üyeleri, Türkiye'nin güvenlik öncelikleri ile Pakistan'ın ve Suudi Arabistan'ın güvenlik öncelikleri her zaman aynı olmayabilir. Pakistan'ın güvenlik politikalarında Hindistan'la ilişkilerinin önemli bir yeri vardır. Suudi Arabistan'ın güvenlik hesaplarında ise, Körfez bölgesindeki güç dengeleri ve İran'la ilişkiler belirleyici olabilir. Türkiye'nin ise öncelikleri farklıdır, bizim sınır güvenliğimiz, terörle mücadelemiz var, Ege ve Doğu Akdeniz'deki haklarımız var, Kıbrıs meselemiz, Karadeniz'deki güvenlik dengelerimiz ve bölgemizdeki gelişmelerden kaynaklanan kendimize özgü sorumluluklarımız var. Bu 3 ülkenin çıkarları çatıştığında ne olacak? Türkiye, kendi ulusal çıkarlarını mı esas alacak, yoksa, ittifak olarak ortak tutumunu korumak adına kendi önceliklerinden mi ödün vermek zorunda kalacak? Elbette her uluslararası ortaklıkta çıkarların örtüşmediği durumlar yaşanabilir; önemli olan, bu durumlarda her ülkenin bağımsız karar alma yetkisinin korunmasıdır. Bu nedenle, anlaşmanın uygulanmasında Türkiye'nin ulusal güvenlik değerlendirmesini bağımsız biçimde yapma hakkı açıkça güvence altına alınmalıdır. Bizim dış politika anlayışımız Atatürk'ün ortaya koyduğu "Yurtta sulh, cihanda sulh." ilkesini esas almalıdır. Bu ilke, Türkiye'nin dünyadan uzak durması anlamına gelmez; tam tersine, güçlü bir ordumuzun, etkili bir diplomasinin ve bağımsız karar alma kapasitesinin barışın korunması için birlikte kullanılmasını gerektirir. Türkiye, başka devletlerle iş birliği yaparken kendi iradesini korumalıdır; dostluk, karşılıklı çıkar ve dayanışma önemlidir ancak hiçbir ortaklık Türkiye'nin kendi ulusal çıkarlarını değerlendirme hakkını ortadan kaldırmamalıdır.
Anlaşmanın 1'inci ve 4'üncü maddeleri egemenliğe ve toprak bütünlüğüne yönelik tehditlerden, ulusal güvenliğe karşı tehlikelerden ve bunları ortadan kaldırmak için alınacak tedbirlerden söz ediyor ancak burada önemli belirsizlik bulunuyor. Bir ülkenin topraklarına yönelik silahlı saldırı ile diplomatik baskı, ekonomik yaptırım veya siyasi gerilim aynı şey değildir. Peki, hangi gelişmeler ortak savunma değerlendirmesine konu edilecek? Hangi tehditler askerî tedbir gerektirecek? Tehdit değerlendirmesinde kullanılacak ortak ölçüler nelerdir?
Anlaşmanın 8'inci maddesi Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi kurulmasını ve bu komiteye hizmet verecek sekretaryanın Suudi Arabistan'da faaliyet göstermesini öngörüyor. Sekretarya kuruldu, ilk genel sekter belirlendi; sekretaryanın bütçesi nasıl oluşturulacak, personel yapısı nasıl belirlenecek, üç ülkenin idari ve stratejik ağırlığı hangi esaslara göre hesaplanıp dengelenecek? Anlaşmada kararların oydaşmaya alınacağı belirtiliyor. Peki, oydaşma sağlanmadığında ne olacak? Taraflardan birinin ulusal çıkarı diğer iki tarafın yaklaşımıyla çelişirse hangi yöntem izlenecek? Bu soruların cevapları sekretaryanın işleyişine ilişkin düzenlemeler hazırlanırken ortaya konulmalıdır.
Sayın Başkanım, anlaşmanın olumlu sonuçlar doğurma potansiyeli taşıyan alanlarından biri savunma sanayisi iş birliğidir. Ortak üretim ve araştırma ve geliştirme projeleri, teknolojinin geliştirilmesi ve nitelikli insan kaynağının yetiştirilmesi Türkiye'ye yeni imkânlar sağlayabilir ancak burada ayrıntılara ihtiyacımız var. Anlaşmanın 7'nci maddesi teknoloji paylaşımını, ortak AR-GE projelerini ve ortak üretimi öngörüyor fakat hangi teknolojinin paylaşılacağı, fikrî mülkiyet haklarının nasıl korunacağı ve geliştirilen ürünlerin ihracat koşullarının nasıl belirleneceği açıkça düzenlenmiyor. Türkiye'nin geliştirdiği kritik teknolojilerin kontrolü kimde olacak? Ortak projelerde patent, üretim hakkı ve ihracat geliri nasıl paylaşacak? Türkiye'nin savunma sanayi kuruluşları bu ortaklıktan hangi somut ekonomik ve teknolojik kazanımları elde edecek? Bu nedenle, ortak projelerin kapsamı, fikrî mülkiyet hükümleri, ihracat kuralları ve ulusal güvenlik bakımından hassas teknolojilerin korunması konusunda açık güvenceler oluşturulmasını gerekli gördüğümü belirtmek istiyorum.
Anlaşmanın 9'uncu maddesi istihbarat paylaşımını, 10'uncu maddesi de askerî lojistik desteği düzenliyor. İstihbarat paylaşımı terörle mücadele ve ortak güvenlik tehditlerinin değerlendirilmesi bakımından yararlıdır, lojistik iş birliği de savunma kapasitesini güçlendirir ancak istihbaratın hangi amaçlarla kullanılacağı, hassas bilgilerin nasıl korunacağı ve paylaşılan bilgilerin hangi operasyon kanallarını kullanabileceği önemlidir. Aynı şekilde, silah, mühimmat, yakıt ve yedek parça desteği özellikle savaş koşullarında ciddi sonuçlar doğurabilir. Türkiye'nin sağladığı lojistik desteğin kullanım amacı nasıl denetlenecek? Bu desteğin kapsamı ve maliyeti hangi usulle belirlenecek? Ortaklık kapsamında edinilen bilgilerin üçüncü taraflarla paylaşılmasını önlemek için hangi güvenceler uygulanacak? Anlaşmada gizlilik hükümleri bulunması gereklidir ancak gizlilik parlamenter denetimin yerini alamaz.
Değerli Komisyon üyeleri, Değerli Başkanım; anlaşmanın 16'ncı maddesi süresiz yürürlük öngörüyor, tarafların herhangi bir anlaşmadan çekilme hakkını kullanabilmesi ise yürürlüğe giriş tarihinden itibaren on yıl geçmesi şartına bağlanıyor; bu hüküm üzerinde özellikle durulması gerektiğini düşünüyorum. Uluslararası ilişkiler değişir, bölgesel dengeler değişir, tehdit algıları değişir, bugün "ortak çıkar" olarak değerlendirilen bir konu gelecekte aynı niteliği taşımayabilir. Peki, on yıl içinde Türkiye'nin stratejik öncelikleri değişirse ne olacak? Türkiye'nin ulusal güvenlik değerlendirmesi ile anlaşmanın uygulanması arasında ciddi bir uyuşmazlık ortaya çıkarsa nasıl bir yol izlenecek?
Değerli Başkanım, Değerli Komisyon üyeleri; bizim yaklaşımımız uluslararası iş birliğini reddetmek değildir. Türkiye'nin savunma kapasitesini güçlendiren, güvenliğini artıran ve bölgesel barışa katkıda bulunan iş birliklerinin ülkemize sağlayacağı imkânları elbette değerlendirmeliyiz ancak bir anlaşmayı değerlendirirken yalnızca hedeflere değil hükümlerine ve olası sonuçlarına da bakmak zorundayız. Bu nedenle, Dışişleri Komisyonunda şu hususların açıklığa kavuşturulmasını talep ediyoruz:
1) Türkiye'nin ortak savunma yükümlülüklerinin hangi somut koşullarda devreye gireceği açıklanmalıdır.
2) Askerî destek, lojistik yardım ve istihbarat paylaşımının kapsamı ile karar alma usulleri belirginleştirilmelidir.
3) Türkiye'nin anayasal etkileri ve bağımsız dış politika kararları güvence altına alınmalıdır.
4) Savunma sanayisi iş birliğinde teknoloji güvenliği, fikrî mülkiyet ve ekonomik kazanımlar somut biçimde ortaya konulmalıdır.
5) Sekretaryanın işleyişi, karar alma mekanizması, bütçesi ve denetimi açıklığa kavuşturulmalıdır.
6) Anlaşmanın uzun vadeli yükümlülükleri, gözden geçirme imkânları ve çekilmenin sonuçları ayrıntılı biçimde değerlendirilmelidir.
Son olarak, bütün bu soruların yanıtları Komisyon tutanaklarına geçirilmeli, gerektiğinde ilgili kurumların temsilcilerinden ayrıntılı bilgi alınmalıdır.
Türkiye Cumhuriyeti uluslararası ilişkilerinde kendi çıkarlarını esas alan, barışı savunan, güçlü ordumuzla caydırıcılığını koruyan ve diplomasiye yön veren bir devlet olmalıdır. Atatürk'ün "Yurtta sulh, cihanda sulh." ilkesi ulusal egemenliğimizden vazgeçmek değil ülkemizin güvenliğini bağımsız irademizle korumak demektir. Bizim için esas olan, Türkiye'nin yalnızca bir ittifakın üyesi olması değil o ittifakın içinde kendi kararlarını özgürce alabilmesidir.
Bu anlayışla, anlaşmanın bütün boyutlarının açıkça tartışılmasını, sorularımızın somut biçimde yanıtlanmasını ve Türkiye'nin ulusal çıkarlarını koruyacak güvencelerin ortaya konulmasını istiyorum. Anlaşmanın da Türkiye'ye ve bölge ülkelerine hayırlı olmasını diliyorum.
Teşekkür ediyorum.