KOMİSYON KONUŞMASI

HASAN KARAL (İstanbul) - Çok teşekkür ediyorum Değerli Başkanım.

Ben de bu vesileyle düşüncelerimi biraz tafsilatlı da olsa aktarmak istiyorum.

Değerli Başkanım, kıymetli Komisyon üyelerimiz; öncelikle şunu ifade etmek isterim ki İslam ülkelerinin güvenlik ve savunma alanında dayanışmasını artırmasını çok önemsiyoruz. Türkiye'nin bu alanda öncü bir rol üstlenebilecek askerî gücü, savunma sanayii kapasitesi ve diplomatik birikimi var. Üç ülke arasında kurulacak ortaklığın bölgesel güvenliğe ve caydırıcılığa katkı sağlayabilecek yönlerini de görüyoruz. Ancak görüşmekte olduğumuz anlaşma mevcut askerî iş birliğinin ötesine geçerek karşılıklı savunma yükümlülükleri getiriyor. Bu yükümlülüklerin hangi şartlarda doğacağını, nasıl yerine getirileceğini ve ülkemize ne tür sorumluluklar yükleyeceğini açıklığa kavuşturmamız gerekiyor. Bu ittifakın uzun vadeli faydası tarafların ortak güvenlik çıkarları etrafında ne ölçüde buluşabildiğine bağlı olacaktır. İslam ülkeleri arasındaki yakınlaşmanın yeni ayrışmalara yol açmamasına da özen göstermeliyiz. Bizim bu anlaşmayı değerlendirirken esas aldığımız yaklaşım budur.

Değerli arkadaşlar, ilk olarak, tarafların mevcut güvenlik koşullarını dikkate almalıyız. Suudi Arabistan, Yemen'de uzun yıllardır devam eden çatışmanın tarafı, son dönemde kendi topraklarına yönelen saldırılarla da karşı karşıya kalmıştır. Hava savunmasının güçlendirilmesi ve mühimmat ikmalinin sürdürülebilirliği Riyad açısından önemli ihtiyaçlar hâline geldi. Pakistan ise Afganistan'la silahlı çatışmalar yaşıyor, Hindistan'la ilişkilerinde de uzun süredir devam eden ciddi güvenlik sorunları bulunuyor. Her iki ülkenin güvenlik kaygılarını anlıyoruz ancak bu ülkelerin karşı karşıya olduğu tehditlerle Türkiye'nin güvenlik öncelikleri her konuda örtüşmeyebilir. Bu nedenle ilk sorumuz şu olmalı: Türkiye bu ittifaka hangi somut katkılar sağlayacak ve bu iş birliğinden ne gibi kazanımlar elde edecektir? Örneğin, Türkiye'nin güney sınırında, Ege'de veya Doğu Akdeniz'de bir güvenlik krizi ortaya çıktığında Riyad ve İslamabad'dan ne tür askerî destek bekleyebiliriz? Ortaklarımızın bu desteği sağlayabilecek imkânları nelerdir? İttifakın karşılıklı olması, tarafların aynı askerî imkânlara sahip olduğu anlamına gelmiyor. Burada önemli olan üstlenilen sorumlulukların ve sağlanabilecek katkıların gerçekçi biçimde değerlendirilmesidir. Dolayısıyla, bu yönde hazırlanmış bir karşılaştırmalı analizin Komisyonumuzla paylaşılması gerektiğini düşünüyoruz. Teklifin tali komisyonu olan Millî Savunma Komisyonunun değerlendirmesinin alınması da bu bağlamda yararlı olacaktır.

Değerli milletvekilleri, anlaşmanın 1'inci ve 2'nci maddeleri üzerinde ayrıca durmak istiyorum. 1'inci madde, taraflardan birinin egemenliği, toprak bütünlüğü veya uluslararası alanda tanınmış sınırları tehdit edildiğinde gerekli bütün yöntemlere başvurulmasını öngörüyor. 2'nci madde ise, dış kaynaklı silahlı saldırı hâlinde karşılıklı yardım yükümlülüğü getiriyor. Bu iki madde farklı durumları düzenliyor fakat uygulamada aralarındaki sınırın açık olması gerekiyor. Silahlı saldırı henüz gerçekleşmeden hangi tedbirler alınabilecek? Bir tehdidin varlığına kim karar verecek? 2'nci maddede öngörülen yardımın kapsamını belirleyecek objektif değerlendirme hangi makamlarca ve hangi ölçütlere göre yapılacak? Üstelik 2'nci maddede yardımın derhâl sağlanacağı belirtiliyor. Kanun teklifinin genel gerekçesinde ise ortak savunma hükmünün kendiliğinden uygulanmayacağı, askerî katkıya tarafların kendi anayasal usulleri çerçevesinde istişare ve mutabakatla karar verileceği açıklanıyor. Bizler bu açıklamayı önemli buluyoruz ancak derhâl yardım yükümlülüğüyle ulusal karar süreçlerinin uygulamada nasıl bağdaştırılacağını da öğrenmek istiyoruz.

Genel gerekçede ortaya konulan güvencelerin diğer taraflarca da aynı şekilde anlaşılması önemlidir. Bu hususların taraflar arasında mutabık kalınacak bir uygulama düzenlemesiyle açıklığa kavuşturulması değerlendirilebilir. Ayrıca, bütün bu hükümler Birleşmiş Milletler şartının güç kullanımına ve meşru müdafaaya ilişkin kuralları çerçevesinde uygulanmalıdır. Anlaşma, herhangi bir tarafın meşru müdafaa sınırlarını aşan askerî girişimleri için peşin destek anlamına gelmemelidir.

Sayın Başkan, değerli milletvekillerimiz; bir diğer önemli konu, askerî kararların hangi usulle alınacağı ve Meclisimizin bu süreçteki rolüdür. Anlaşmanın 8'inci maddesi, Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesini oluşturuyor. Bu komitenin görevleri arasında ortak savunmaya yön verilmesi ve iş birliğinin geliştirilmesi bulunuyor. 5 Ekimde Riyad'da yapılan toplantının ardından üzerinde mutabık kalınan askerî kuvvet ve kabiliyetlerin Suudi Arabistan'a sağlanması ve konuşlandırılmasına yönelik tedbirler alınacağı açıklandı. Millî Savunma Bakanlığı da 15 Ekimde anlaşmanın Meclisimiz tarafından uygun bulunması ve asker gönderilmesine ilişkin gerekli yetkilendirme süreçlerinin tamamlanması gerektiğini belirtti. Bu açıklamaların uygulamada nasıl karşılık bulacağını bilmemiz gerekiyor. Anayasa’nın 92'nci maddesi Türkiye'nin taraf olduğu milletlerarası anlaşmaların gerektirdiği hâlleri Meclisin asker gönderme izni yetkisine ilişkin genel kuralın dışında tutuyor. Bu istisnanın Mekke Anlaşması kapsamında hangi görevlendirmelere uygulanacağı açıkça ortaya konulmalıdır. Hangi durumlarda Cumhurbaşkanı kararı yeterli görülecek, hangi durumlarda ayrıca Meclisimizin iznine başvurulacaktır? Geçmişte Kosova ve Afganistan'daki askerî görevlendirmeler için Meclisten izin alınmış olması da bu konudaki parlamenter hassasiyetin önemini gösteriyor. Ayrıca, ortak askerî faaliyetlerin komuta ve kontrol düzenlemeleri, görevlendirilecek birliklerin sorumlulukları ve angajman kuralları önceden belirlenmelidir. Özellikle bir savunma görevinin kapsamının genişletilmesi veya saldırı faaliyetine geçilmesi hâlinde hangi makamların karar vereceği açıklanmalıdır. Bu konularda sonradan ortaya çıkabilecek tereddütleri önlemek hepimizin sorumluluğudur.

Değerli Komisyon üyelerimiz, anlaşmanın Yemen'deki gelişmelerle ilişkisini de doğru değerlendirmeliyiz. Türkiye Yemen'in toprak bütünlüğünü ve siyasi birliğini savunuyor. Krizin diyalog yoluyla çözülmesini destekliyor ve Yemen halkına insani yardım sağlamayı sürdürüyor. Ülkemizin bu tutumunu bölgedeki diplomatik imkânlarımız bakımından önemli görüyoruz. Suudi Arabistan'ın kendi topraklarına yönelik saldırılar karşısındaki meşru müdafaa ihtiyaçları ile Yemen'in iç siyasi düzenini şekillendirmeye yönelik askerî girişimleri birbirinden ayırmamız gerekiyor. Türkiye'nin sağlayacağı olası savunma desteğinin ülkemizi Yemen'deki çatışmaların bir parçası hâline getirip getirmeyeceği açıkça ortaya konulmalıdır. Aynı hassasiyet, Pakistan bakımından da geçerlidir. Afganistan'la yaşanan çatışmalarda hangi gelişmelerin anlaşmanın 2'nci maddesi kapsamında değerlendirilebileceği belli olmalıdır. Anlaşma yürürlüğe girmeden meydana gelmiş saldırıların kendiliğinden geçmişe dönük yükümlülük doğurduğu varsayılamaz.

Şu hususu özellikle vurgulamak istiyorum: Türkiye'nin atacağı adımların nihai hedefi barış olmalıdır. Ülkemiz bölge ülkeleriyle savunma alanındaki dayanışmasını güçlendirirken ilkeli ve güvenilir bir ara bulucu olma imkânını da korumalıdır. Bir güvenlik iş birliğinin başarısı yalnızca kriz anında sağlayacağı askerî destekle ölçülmez; gerilimlerin büyümesini önleyebilmesi de son derece önemlidir.

Değerli milletvekilleri, anlaşmanın savunma, sanayi ve lojistik destek boyutuna da kısaca değinmek istiyorum. 7'nci madde ortak üretim ve teknoloji geliştirmeyi, 9'uncu madde istihbarat paylaşımını, 10'uncu madde ise mevcut imkânlar ölçüsünde silah, mühimmat, yakıt ve diğer lojistik malzemenin sağlanmasını düzenliyor; kuşkusuz ki bunlar önemli iş birliği alanlarıdır. Türkiye'nin Suudi Arabistan ve Pakistan'la savunma sanayisi ilişkileri de zaten uzun yıllardır gelişiyor ancak yeni anlaşmanın mevcut ortaklıklara ne tür ilave imkânlar sağlayacağı da somut olarak ortaya konulmalıdır. Özellikle ortak üretimde fikrî mülkiyet haklarının, üçüncü ülkelere ihracat izinlerinin ve gizlilik dereceli bilgilerin korunmasının nasıl düzenleneceği önem taşıyor. 13'üncü maddedeki gizlilik hükümlerinin ilgili projelere etkisi de özellikle değerlendirilmelidir. Aynı şekilde, bir kriz sırasında müttefiklere sağlanacak mühimmat ve lojistik destekle Türk Silahlı Kuvvetlerinin kendi ihtiyaçları arasındaki önceliklerin nasıl belirleneceğini bilmeliyiz. Askerî desteğin sürdürülebilirliği de en az ilk konuşlandırma kararı kadar önemlidir. Gönderilecek unsurların korunması, mühimmat ikmali, görev süresi ve gerektiğinde geri çekilme usulleri önceden planlanmalıdır. Anlaşmanın NATO yükümlülüklerimizle ilişkisi bakımından ise 12'nci maddeyi önemli görüyoruz. Bu madde, tarafların daha önce yaptıkları uluslararası anlaşmalardan doğan hak ve yükümlülüklerini saklı tutuyor. Bununla birlikte farklı güvenlik taahhütlerinin uygulamada nasıl uyumlaştırılacağı da dikkate alınmalıdır.

Son olarak iki konuya da kısaca değinmek istiyorum. 8'inci madde yeni ülkelerin ittifaka katılımına imkân tanıyor. Biz de iş birliğinin zaman içinde daha geniş bir katılıma açılmasını arzu ediyoruz. Ancak kurucu taraflar ile sonradan katılacak ülkelerin karar mekanizmalarındaki statüsü ve yeni katılımların Türkiye bakımından hangi anayasal usullere tabi olacağı da açıklanmalıdır. 16'ncı madde ise anlaşmanın süresiz yürürlükte kalmasını ve olağan çekilme hakkının ancak ilk on yılın ardından kullanılabilmesini öngörüyor. Böylesine uzun vadeli bir taahhüttün kapsamını baştan doğru değerlendirmek zorunda olduğumuzu vurgulamak istiyorum.

Sayın Başkan, Değerli Komisyon üyeleri; bu değerlendirmelerimizi anlaşmanın temsil ettiği iş birliği iradesine karşı çıkmak için yapmıyoruz. Türkiye'nin güvenliğine ve bölgesel istikrara katkı sağlayabilecek bir ortaklığın sağlam temeller üzerinde ilerlemesini istiyoruz. Bu nedenle, Hükûmet temsilcilerinden karşılıklı savunmanın uygulama şartlarına, Türkiye'nin askerî katkısına, anayasal yetkilendirme süreçlerine, yeni üyeliklerin usulüne ve savunma sanayisi yükümlülüklerine ilişkin sorularımızı cevaplandırmalarını bekliyoruz. Verilecek cevapların Komisyon raporuna geçirilmesini ve gerekli açıklamaların değerlendirmemize esas alınmasını önemsiyoruz. Nihai tutumumuzu da bu bilgiler ışığında belirleyeceğiz.

Teşekkür ediyor, Komisyonumuzu saygıyla selamlıyorum.