KOMİSYON KONUŞMASI

AHMET FETHAN BAYKOÇ (Ankara) - Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkanım, Komisyonumuzun çok kıymetli, değerli üyeleri; uluslararası sistemin derin bir dönüşümden geçtiği, küresel güç dengelerinin yeniden şekillendiği, uluslararası hukukun ve kurumların etkinliğinin ciddi bir biçimde sorgulandığı tarihî bir dönemden geçiyoruz. Dünyanın farklı coğrafyalarında yaşanan savaşlar, çatışmalar ve insani krizler bizlere önemli bir gerçeği bir kez daha göstermiştir. Güvenlik, yalnızca sahip olunan askerî güçle değil, kurulan stratejik ortaklıklarla, geliştirilen caydırıcılık kapasitesiyle ve krizler karşısında ortaya konulan müşterek iradeyle sağlanabilir. Bugün, hiçbir devlet güvenliğini yalnızca kendi sınırları içerisinde değerlendiremez çünkü tehditler sınır tanımamakta, bölgesel istikrarsızlıklar kısa sürede küresel sonuçlar doğurabilmektedir. İşte, bugün görüştüğümüz Mekke Anlaşması böylesine önemli bir dönemde Türkiye'nin güvenlik anlayışına yeni bir stratejik boyut kazandıran, bölgesel iş birliğini kurumsal bir zemine taşıyan ve müşterek savunma iradesini güçlendiren önemli bir adımdır. Elbette anlaşma kapsamında sağlanacak desteğin kapsamı, niteliği; tarafların kendi anayasal yükümlülükleri, millî mevzuatları ve müşterek değerlendirmeleri çerçevesinde belirlenecektir. Ancak burada asıl önemli olan, herhangi bir saldırganın karşısında yalnızca tek bir devletin değil birlikte hareket etme iradesi ortaya koymuş üç devletin bulunabileceğini hesaba katacak olmasıdır. Çünkü caydırıcılık yalnızca savaşabilecek güce sahip olmak değildir. Caydırıcılık; gerektiğinde kullanılabilecek gücün varlığını ve bu gücü kullanabilecek siyasi iradenin kararlarını muhataplarına kabul ettirmektir. Bu yönüyle Mekke Anlaşması; savaşı önleme, saldırganlığı caydırma ve barışı koruma iradesinin ifadesidir. Türkiye'nin savunma anlayışı da tam olarak budur. Bizim hedefimiz, çatışmaları büyütmek değil çatışmaların önüne geçmektir; güç kullanmayı teşvik etmek değil güç kullanma ihtiyacını ortadan kaldıracak bir caydırıcılık oluşturmaktır.

Türkiye'nin dış politika ve güvenlik anlayışını yalnızca karşı karşıya bulunduğumuz tehditler üzerinden değerlendirmek eksik olacaktır. Asıl mesele, Türkiye'nin gelecekte nasıl bir uluslararası düzen içerisinde yer alacağı ve bu düzenin şekillenmesinde ne ölçüde söz sahibi olacağıdır. Türkiye, kendisi hakkında alınan kararların sonuçlarına katlanan bir ülke değil bölgesinin geleceğine ilişkin kararların oluşumunda irade ortaya koyan bir devlettir. Bu anlayış, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde takip edilen çok boyutlu dış politikanın ve millî güvenlik yaklaşımının da temel unsurlarından biridir. Türkiye; tarihî birikimi, coğrafi konumu, diplomatik kapasitesi ve gelişen savunma sanayisiyle bölgesel güvenliğin önemli aktörlerinden biridir. Mekke Anlaşması da bu kapasitenin dost ve kardeş ülkelerle karşılıklı menfaat ve sorumluluk temelinde değerlendirilmesine imkân sunmaktadır.

Bizim için güçlü Türkiye, yalnızca kendi sınırlarını koruyabilen Türkiye değildir. Güçlü Türkiye; barışın tesisine katkı sunabilen, krizlerin çözümünde söz sahibi olan, uluslararası ortaklıklar geliştirebilen ve millî menfaatlerini kararlılıkla savunabilen Türkiye'dir.

Bu vesileyle tarihî bir misyon yüklenen Komisyonumuzda görüşmekte olduğumuz Mekke Anlaşması'nın kabul edilmesini temenni ediyor, tüm Komisyon üyelerimize saygılarımı sunuyorum.