KOMİSYON KONUŞMASI

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Öncelikle, ben TÜRKŞEKER'in yaşamasını, desteklenmesini ve ayakta kalmasını içtenlikle temenni ediyorum çünkü özelleştirilerek şeker fabrikalarının el değiştirmesi şekerin fiyatını zıplatmıştı. O süreçten sonra içinde bulunduğumuz durumda da enflasyon nedeniyle ortaya çıkan faiz artışlarından dolayı kurumun bu "zarar" kelimesiyle karşılaştığını düşünüyorum. TÜRKŞEKER güçlendirilmeli, desteklenmeli ve geleceği olmalı.

Şeker pancarı stratejik bir ürün. Alım garantili, sözleşmeli üretim, aynı zamanda tohumunu, ilacını, gübresini satan, tarlaya taşıyan, tarlada eken, tarlada ektikten sonra fabrikaya götüren, fabrikada işleyen, fabrikada işlendikten sonra merası, küspesi, alkolü ve şekeri ayrı ayrı değerlendirilen çok geniş bir kesimi kapsıyor. Bu bağlamda, şeker pancarının ülkemiz için önemli bir ürün olduğunun altını çizmek lazım. Bu yıl 22 milyon ton şeker pancarı üretileceği var sayılıyor. Şeker pancarı geçmişte, özelleştirmeden önce, çiftçiye destek amacıyla kamu pancarı söktürür, kantara alır, firesini kendi karşılardı ama şimdi şeker fabrikaları özelleşti, "Ben ne zaman istersem o zaman getireceksin." diyor, fire çiftçiye kalıyor. Çiftçinin doğal olarak oradan da geliri gerilemiş oldu.

Şimdi, nişasta bazlı şurupla ilgili ya da tatlandırıcıyla ilgili genelde "Kota yüzde 5 civarında." denerek olay küçültülüyor ama şuna kimse dikkat etmiyor: Türkiye'de nişasta bazlı şurup ve tatlandırıcının kotası bu da ithal gelen ürünlerin tamamı tatlandırıcı ve nişasta bazlı şuruptan oluşuyor. Onların Türkiye pazarında üretimi yerine yakın ülkelere götürüp, fabrika kurup orada bunları öyle üreterek Türkiye'ye sokanların varlığı kamuoyunun bilgisinde. Bu nedenle, bu alanda yapılması gereken bir düzenleme, Türkiye'nin kotası dışında yurt dışından giren ürünlerde de nişasta bazlı şurup ve tatlandırıcının varlığının hangi noktada olduğunu görmek lazım çünkü pazarı daraltıyor. Bu anlamda, sıkıntılı bir olgu.

Kota sorunu farklı bölgelerde yıllardır süregelen bir sorun, hatta kotasını satanların bile olduğunu ben yerinde biliyorum. Bu alanı da düzenlemek lazım. Bir de, münavebeli ekim olduğu kadar şeker pancarından daha çok gelir elde ediyorsa gidip o ürünü ekmeyi bırakıyorlar. Benim gençliğimde 380 bin civarında çiftçi vardı. Şimdi Bakan Bey'in resmî verdiği yanıt 83 bindi, herhâlde, bu yıl 92 bine falan çıktığı söyleniyor. Şeker pancarı eken çiftçi para kazanamadığı gibi, eskiden küspeyi özel fabrikalar olmadan bedava alıyordu, bir avantajdı, şimdi küspenin tonu 2 bin lira olmuş, pancara bu yıl verilen rakam 3.720 lira. Neredeyse küspeyle pancar aynı değere erdiler. Şimdi, 3.720 lira çiftçiyi kurtarmıyor. Ben kooperatiflerle de görüştüm, çiftçiyle de görüştüm, beklentileri 4 binin üstünde bir rakamdı, biz 4.500 olabilir diye umut ediyorduk. Ama tabii, burada, şöyle bir uygulama da var, yüzde 20'lik bir artış var, şekerde yüzde 24'lük artış var. Buna rağmen, şekerde üretici de sıkıntısını anlatıyor. Yani olaya tek taraflı bakarsak farklı görürüz ama bütüne bakarsak ortada bir sorun var. Özellikle çiftçi açısından şeker pancarında bir yıllık artış yüzde 20, enflasyon yüzde 30. Şimdi yüzde 30 enflasyonunun olduğu yerde girdi maliyetleri artıyorsa sorun var. Çiftçi "Ucuza mal edeyim." derse 40 bin liralık tohumu kullanamıyor, 10 bin liralık tohum kullanıyor. 10 bin liralık tohumu kullandığında da verim, rekolte düşüyor, gene maliyet kendisi açısından olumsuza gidiyor. Bu sürece bir bakmakta yarar var yani en azından çiftçi refahını sağlayacak girdi maliyetleri artı makul bir kârla fiyat belirlenmesinin gerekliliğine inanıyorum.

Değerli arkadaşlar, içinde bulunulan koşullarda, bütün kooperatif şeker fabrikaları şu anda büyük bir kriz içinde. Ben de cumartesi günü Amasya Suluova'daki fabrikadaydım. Biraz evvel Vekilimiz anlattı ama ben bunu kendim, oradaki arkadaşlarla konuşup bir yazı getirmiştim, tümünü okuyarak kayıtlara geçmesini istiyorum. Ülkemizin şeker ihtiyacının millî kaynaklardan karşılanması amacıyla ilk fabrika 1926'da yapıldı. Şimdi, bu 1926'da yapılan fabrikanın bir özelliği var: Şeker fabrikası fabrika yapan fabrikaydı, içinde spor alanları, eğitim birimleri, sosyal tesisleri, tiyatrosu ve sinemasıyla komple bir fabrika olarak bölgesinin kalkınmasını önceleyen, önemseyen bir dokuydu. Onun için model olarak da şeker fabrikaları sanayimizin örnek ilk yatırımlarındandı. Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü bir kere daha rahmetle anıyorum, onun tarım politikalarındaki öngörüleri, düşünceleri yaşama geçmeye devam etseydi Türkiye bugün farklı bir noktada olurdu çünkü ürünün üretilmesinin öncesini, sürecini, sonrasını planlamış ve bu bağlamda olaya bir bütüncül bakmış. Türkiye'nin bugünkü en büyük sorunlarından biri, var olan kurum dokularının bugünün ihtiyaçlarını karşılamayacak noktaya ermesidir; bunun başında kooperatifler geliyor. Türkiye'nin yalnızca tarımla ilgili bir kooperatif yasasını yeniden şekillendirmesinin zorunlu olduğunu gittiğimiz alanlarda, gördüğümüz çalışmalarda da belirtiyoruz. Birincisi, kooperatif üretim öncesini planlayacak. Şimdi, kooperatif var, tohum satıyor, gübre satıyor, ticari işlem gibi yapıyor işi yani oradaki üreticinin, çiftçinin değil kendi varlığını sürdürmek zorunda kalıyor; aksi takdirde, kooperatif sıkıntıya düşüyor. Üretim aşamasına ürün gamında müdahil olamıyor, fabrika hâlâ 50 kilogramlık çuvalda üretim yapıyor, öbürü kalkmış farklı farklı paketleme servisleri kurmuş, orada rekabet açısından sıkıntı oluyor. Hatta ben bir önergede sormuştum, şimdi onun yanıtını almadım ama Türkşeker de piyasaya 50 kilogramlık çuval şekeri, 5 kilogramlık paket şeker fiyatının üstünde bir fiyatla veriyor. Hâlbuki paket küçüldükçe ambalaj gideri artar, maliyet daha yüksek olur ama orada 5 kilogramı teşvik ediyor elindeki stokları dikkate alarak. Şimdi, ülkede yıllık 2 milyon 800 bin ton şeker tüketimi var diyoruz, yılbaşına 600 bin ton stokla giriyorsa bunun bir nedeni olmalı. Yani neden üretilen şekerin pazar payı düştü? Bunun sebebi nişasta bazlı şurup mudur, kaçak giriş midir, üretimle ilgili sorunlar mıdır? Buna bakmak lazım.

Şimdi, Amasya Suluova Fabrikası 1954 yılında kurulmuştur, o da rahmetli Menderes dönemine denk geliyor. Bu bağlamda, bu fabrika, şu anda, gerçek anlamda artık var olan maddi durumu nedeniyle çalışamama boyutuna gelmiş durumda. Şeker üretiminin yanında hayvancılığa, tarımsal faaliyetlere sağladığı katkıyla da şeker pancarı önemli. Şeker fabrikaları bulunduğu bölgede halkın ekonomik yapısına da ciddi bir katkıda bulunuyor. Şeker fabrikasının varlığının tarımın sürdürülebilirliği yanında çiftçinin, çalışanın, ailesinin ve bölge ekonomisinin de kalkınmasında geçmiş dönemlerde ciddi artı katkıları olmuş. Bugün geliyoruz, taşeronla fabrikada işçi çalıştırmayı düşünüyoruz. Kurulduğu dönemlerde bakınız, sürekli işçilerin varlığında fabrikalar zarar etmemiş, düzenli olarak çalışması sağlanmıştır. Hatta ben hep şunu örnek veririm: Bugün Sabancıda, Koçta, Eczacıbaşında herkes sendikalıdır, toplu sözleşmelidir; bunların 3'ü de batmıyor. Niye batmıyor? AR-GE'sini yapıyor, altyapısını oluşturuyor, Günlük değişimlere göre kendini geliştiriyor, markasıyla, ürünüyle piyasaya anında egemen oluyor; kimse orada işçinin maaşını da konuşmuyor "İşçinin yarattığı bir olumsuzluk var mı, yok mu?" diye de bakmıyor ve kadrolarına da verdikleri maaş Türkiye'nin ortalamasında. Öyle olunca ne sendikayla ne işçiyle ne kadrolu olanla falan hiçbir kuruluş batmaz. Yönetim anlayışının yanında yüksek faiz, enflasyon, bunlar bir kuruluşu batırır, pazar payının daralması, rekabet karşısında geriye düşmesi batırır. Suluova Şeker Fabrikası aynı zamanda Amasya, Samsun, Tokat ve Çorum illerini de kapsayan 32 bölgede yaklaşık 70 bin ortağı bulunan bir kooperatif yönetimi, bugüne kadar da faal olarak sürdürmüşler. 80 bin ton şeker kotasına sahip, yıllık 18 milyon litre kapasiteli tarımsal kökenli gıda ve ülkemizde ilk tıbbi kullanıma yönelik etanol üretim tesisini on dört yıl sonra devreye almışlar ve revizyonla ülkemize hizmete sunmuşlar, böyle tesisi de olan bir kuruluş. Küspe kurutma tesisi bulunan fabrika yaklaşık 180 bin ton yaş küspe ve 35 bin ton melas da üretiyor. Orta ve Doğu Karadeniz hayvancılığı doğrudan etkileyen, bu üretimin yanında nakliye sektörüne ve bölgesel ticarete de katkısı bulunan bir fabrika. Bölgede pancar ekim sahalarının iklim açısından çoklu ürün desenine sahip olması pancarı alternatif tarım ürünleriyle fiyat bakımından rekabet etmek zorunda bırakıyor. İklim ve rakım koşullarının bazı bölgelerde pancar aleyhine olması üreticilerin pancar üretiminden uzaklaşmasına da bir neden. Bu durumun sürekliliği pancar ekim alanlarının azalmasına, şeker üretimi için gerekli ham maddenin temininde sorunlarının artmasına, mevcut şeker kotasını etkin şekilde kullanılmasına engel olması olasıdır. 2023 yılına kadar kârlı bir kuruluş olan fabrika kredi borçlarını ödeyememesi ve enflasyon karşısında gelir gider dengesinin bozulması nedeniyle büyük bir krizle karşı karşıyadır. Bazı yıllar yüzde 67'ye kadar çıkan faizlerle borçlarını ödeyemez duruma düşmüştür. 4,7 milyara yaklaşan bir borçla ayakta durmaya çalışmaktadır. Yalnızca 2023 yılında bankalara ödediği faiz miktarı borç stoklarının yüzde 10'unu oluştururken faiz oranlarındaki artış nedeniyle 2026 yılında bu oran yüzde 46'ya çıkmıştır. Bu nedenle, aynı dönemde bankalara ödediği faiz tutarı yaklaşık 24 kat artmıştır. Bankalara olan borç yükü de 4,4 kat büyümüştür, bu durum sürdürülebilir olmaktan çıkmıştır.

MUSTAFA SAVAŞ (Aydın) - Sayın Gürer, toparlayalım.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) - Arkadaş, toparla burada toparla, soru sorma, erken bitirelim, yanıt verme... O zaman hiç yapmayalım bu Komisyonu; bitirelim şunu, bak, çok önemli bir şey anlatıyoruz.

MUSTAFA SAVAŞ (Aydın) - Eyvallah, devam edin Sayın Gürer.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) - 70 bin ortaklı Amasya ve Turhal Pancar Ekicileri Kooperatifinin iştirak olan şirket kamusal nitelikleri nedeniyle piyasa kurallarına, şeker ve diğer mevzuata uyum konusunda hassasiyet göstererek faaliyetini sürdürürken kendi iradesi dışında gerçekleşen ekonomik sorunlar nedeniyle diğer bazı şeker fabrikalarında yaşanan durumlar gibi borç sarmalına girmiştir. Şirketin başta Halk Bankası olmak üzere kamu bankalarına 3 milyar 900 milyon lira, Türkşekere 840 milyona liraya yaklaşan kredi ve borç yükümlülüğü bulunmaktadır; toplam borç tutarı 4 milyar 700 milyon lira civarındadır. Türkşekerin de burada alacağı olunca işte bunu da buraya katmak lazım. Yaklaşık 1 milyara yakın da Türkşekerin alacağı var. Mevcut finansal yapı nedeniyle şirket işletme faaliyetlerinden elde ettiği kaynakların önemli bir bölümünü borç ve faiz ödemeye ayırmaktadır. Bu durum işletme sermayesi ihtiyacını ve üretimin sürdürebilirliğini olumsuz etkileyen ciddi bir finansal baskı oluşturmaktadır. Sorunun kalıcı olarak çözümlenememesi üretim faaliyetleri açısından ciddi risk oluşturmaktadır. Şirketin kamuya olan borç yükünün azaltılması ve mali yapısının sürdürülebilir hâle getirilmesi gerekmektedir. Bu kapsamda, şirketin borçlarının yapılandırılması, faizlerinin silinmesi, ek destek sağlanması ve ek borç yükümlülüklerinin indirilmesi gereklidir. Kısmi kota devri için yasal düzenlemeler yapılarak yaklaşık 40 bin ton şeker kotasının Türkşekere devredilmesi -Sayın Genel Müdürüm, böyle bir önerileri var- ve elde edilecek ekonomik değer üzerinden kamuya olan borçların tamamen mahsup edilmesinin yolu açılmalıdır. Yani sizin bu kurtarma operasyonunda yer almanızı talep ediyor fabrikanın ortakları. Şirketin faaliyetlerinin devamlılığını sağlayacak, kamu alacaklarının tahsilini güvence altına alacak ve tüm tarafları gözeten hukuki ve mali bir çözüm modeli geliştirilmelidir. 2023 yılına kadar üretim ve satış sorunları bulunmayan şirket 2023 yılından sonra yaşanan ve devam eden makroekonomik göstergelerdeki ve yapılardaki bozulma, finansmana erişimde yaşanan sıkıntılar ve yüksek faiz ortamı nedeniyle zarar eder durumda olması seyredilecek bir durum değildir, çözüm üretilmelidir. Bazı şeker fabrikalarında da benzer durumlar olduğu gibi biraz evvel değerlendirmede yer aldığı biçimiyle Türkşekerin de zarar ettiği görülmektedir. Zararın önemli bir kaynağının belirttiğim fabrikanın da yaşadığı sorunlarla bağlı olduğunu düşünüyorum. Bu süreç böyle devam ederse pancar üretim alanlarının daralması, pancar çiftçisinin sayısının azalması, tatlandırıcı ve NBŞ için daha çok pazar oluşması, bölge hayvancılığın olumsuz etkilenmesi, küspe ve melas üretiminde düşüşler yaşanması, tarımsal üretim ve istihdamın daha da daralması, üretim altyapısının zayıflaması ve ekonomik değerlerin atıl kalması riski ortaya çıkacaktır. Bu nedenle, şeker fabrikaları yalnızca bir işletme sorunu olarak görülmemelidir. Yaşanan sorunlar bölgesel kalkınmayı, tarımı, istihdamı, hayvancılığı ve şeker üretim zincirini doğrudan sarsacak niteliktedir. Özellikle özel sektör dışındaki başta kooperatifler olmak üzere şeker fabrikaları bir bütün olarak ele alınmalı ve çözüm üretilmelidir. Bu nedenle, Amasya Suluova Şeker Fabrikası başta olmak üzere şeker fabrikalarının yaşadığı finansal sorunların, borç yüklerinin, pancar üretimindeki daralmanın ve bu durumun tarımsal üretim, hayvancılık, istihdam ve bölgesel kalkınma üzerindeki etkileri dikkate alınarak yapılması gereken düzenlemeler yapılmalı, TÜRKŞEKER'in yaşaması, varlığını sürdürmesi ve diğer fabrikaların da sorunlarından arındırılması için Türkiye Büyük Millet Meclisi başta olmak üzere tüm yapısal ve kurumsal desteklerin de verilmesini temenni ediyor, teşekkür ediyorum.