| Komisyon Adı | : | KAMU İKTİSADİ TEŞEBBÜSLERİ KOMİSYONU |
| Konu | : | |
| Dönemi | : | 28 |
| Yasama Yılı | : | 5 |
| Tarih | : | 21 .10.2026 |
OSMAN ZABUN (Isparta) - Afiyet olsun Başkanım.
Değerli Başkanım, Değerli Komisyon üyesi arkadaşlar, TMO'nun Genel Müdürü, Bakanlık temsilcilerimiz, Sayıştay görevlilerimiz; ben de toplantımızın hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum.
Geçen gün, yine aynı tarımla ilgili bir mevzuda örnek vermiştim bizim Yenişarbademli ilçesi diye. Yenişarbademli ilçesinden gelen çilekler bunlar. Afiyet olsun.
Evet, tabii, birkaç hususun altını çizmek istiyorum. Özellikle Toprak Mahsulleri Ofisi gerçekten de piyasada piyasa dengeleyici, düzenleyici bir misyonla hareket etti yıllarca ve yine aynı şekilde her geçen gün pozisyonunu koruyarak, muhafaza ederek, hatta daha da güçlendirerek devam ettiriyor. Sadece üretici değil yeri geldiği zaman tüketici ya da alt üreticileri de koruyan bir yaklaşımla hareket etmek zorunda. Kaldı ki bu çerçevede de hareket ediyor. Yeri geliyor, çiftçinin ürününü alıyor, belli bir fiyat belirliyor, o fiyat çerçevesi içerisinde çiftçinin ürünü alıyor; yeri geliyor, çiftçinin ürününü değerlendiren diğer üreticilere aynı şekilde piyasaya arz sağlayarak, ürün arzı sağlayarak, onların da zor durumda kalmasını engelleyerek ilerlemeye çalışıyor. Bir taraftan da tüketiciyi koruyor dolaylı olarak. Yani tamamen piyasada tarımsal ürünler açısından bir düzenleyici fonksiyonunu yürütüyor ve çok önemli bu fonksiyonu, bunun altını çizmek isterim.
İkincisi, tabii, burada özellikle kâr-zarar meselesinde arkadaşlarımız sürekli KİT'lerin kârlılık oranları ya da zarar durumlarıyla ilgili değerlendirme yaparken artık geldiğimiz nokta itibarıyla KİT'leri de sınıflandırmaya başladılar, bu da sevindirici bir gelişme. Yani bazı KİT'lerde, evet, kârlılık son derece önemli çünkü o çerçevede çalışıyor, faaliyetini o çerçevede yürütüyor ama bazı KİT'lerimizde de kârlılıktan ziyade diğer misyonlarını yerine getirmiş olması önemli. Bunun da fark edilir olması da önemli bir gelişme diye değerlendiriyorum.
Şimdi, öbür taraftan, fiyatların belirlenmesinde enflasyon baskısıyla hareket edildiğine dair iddialar ortaya konuldu. Yani bu, tamamıyla çok ayakları yere basan bir değerlendirme değil, çok hakkaniyete de uygun değil çünkü bu fiyatlar belirlenirken hem girdi maliyetleri hem de rekolte, piyasa, ürün durumu, ürün potansiyeli, verim potansiyeli; bütün bunların hepsi birlikte değerlendirilerek bu fiyatlar belirleniyor. Kaldı ki zaten eğer isabetli fiyat belirlememiş olsa Toprak Mahsulleri Ofisi -piyasada bu işte faaliyet yürüten tüccarlar var- tüccarlar bu fiyatların çok üzerine çıkabilirler, bunun önünde hiçbir engel yok. Yani dolayısıyla burada da sadece enflasyon kaygısıyla hareket edildiğine dair değerlendirmenin hakkaniyete uymayacağı kanaatindeyim.
Öbür taraftan, çiftçi meseleleriyle ilgili konu gündeme geldi. Gerçekten yani çiftçilerimizi biz çok güçlü bir şekilde destekliyoruz. Yani doğrudan verdiğimiz destekler var, dolaylı destekler var. Az önce bir traktörün rehinli veya hacizli olmasından yola çıkarak bir tartışma oldu ama bunun arka planında yatan şey önemli ölçüde şu: Evet, traktörler üzerinde ya da çiftçilerin kullanmış olduğu araçlar ve taşınmazlar üzerinde rehin kayıtları vardır, olur, bunlar normal şeylerdir. Neden? Çünkü Ziraat Bankası özellikle, piyasada Ziraat Katılım Bankası Ziraat Bankası son derece destekli, sıfır faize varan, sıfır faizli ve uzun süre ödemeli ciddi krediler ve desteklemeler sağlıyor. Dolayısıyla, burada verdiği krediyi de bir şekilde teminat altına almak için burada karşılığında rehin istiyor ve ipotek istiyor. Bundan daha doğal bir şey olamaz. Bunun üzerinden bir eleştiri geliştirmek de çok hakkaniyete uymaz diye düşünüyorum.
Yine, öbür taraftan, bakın, yani az önce Sayın İncekılıç söyledi, birçok destekleri saydı ama bunun yanı sıra...
BAŞKAN MUSTAFA SAVAŞ - Keskinkılıç...
OSMAN ZABUN (Isparta) - Keskinkılıç, evet; sürçülisan oldu, kusura bakmayın.
Yani bunun yanı sıra, gerçekten de hani az önce, yine, söyledim, Yenişarbademli'de yapmış olduğumuz bir barajın orada nasıl bir değişime sebep olduğunu ve nasıl bir maliyet oluşturduğunu, çiftçimize bireysel anlamda nasıl bir katkı olduğunu geçen gün söylemiştim. Yani hane başına demiyorum, kişi başına eğer biz o yapmış olduğumuz, Yenişarbademli'de yapmış olduğumuz barajın parasını vermiş olsaydık herkesin cebine 1 milyon 200 bin lira para koyacaktık yani böylesine güçlü bir destek sağlıyoruz.
Arazi toplulaştırmasıyla ilgili çok önemli adımlar attık, çok önemli gelişmeler sağladık. Ya, Kırsal Kalkınmayı Destekleme Fonu üzerinden yüzde 50, yüzde 65, yüzde 70'lere varan hibe destekler sağlıyoruz. Yani bunlar son derece önemli.
Elbette çiftçilikle ilgili yani aslında ürün potansiyeline, verim miktarlarına baktığımız zaman, bu, total rakamlara baktığımız zaman önemli ölçüde geliştiğini de görüyoruz, yükseldiğini de görüyoruz rakamların ama bazı sorunlar yok mu? Elbette var ama bu sorunların sebebini sadece çiftçinin mağdur edilmesi meselesine sıkıştırırsak konuyu anlamaktan uzaklaşırız. Bunun sosyal sebepleri var.
Yani bakın, ben de çiftçilikle hasbelkader uğraşan bir arkadaşınızım. Yani özellikle bizim kendi insanımız çiftçilikle ilgili alanlarda, özellikle genç jenerasyon, nesil çalışmak istemiyor, orada meşgul olmak istemiyor, daha farklı yani beyaz yakalı bir yönelimi var, eğilimi var ve sürekli yeni jenerasyon oraya doğru kayıyor. Şimdi, bunun önüne geçmek için daha farklı çözümler ve daha farklı tespitler üzerinden ilerlemek gerekiyor.
Öbür taraftan, bakın, işçi bulmakta zorluk çekiyor çiftçiler. Bir dönemde, işte, dışarıdan göçmen meselesiyle ilgili çok ciddi eleştiriler gelirken ben şahsen o zaman da söyledim: "Bakın, bu çok doğru bir şey değil, bu eleştiriler doğru bir şey değil." Evet, kayıt altına alınsın ve evet, zapturapt altına alınsın ama birçok sektörümüz, özellikle tarım ve hayvancılık sektörü bu göçmen işçilerle ilgili önemli bir ihtiyaç ortaya koyuyor; bu ihtiyacın karşılanmaya devam edilmesi ve daha disiplinli bir şekilde devam edilmesi gerektiğini de o zaman da paylaşmıştım. Şimdi, tekrar söylüyorum: Yani, bu tür sorunların doğru tespit edilerek doğru çözümlerin oluşturulması gerektiği kanaatindeyim.
Şimdi, bir de silolardan veya depolardan hırsızlık meselesiyle ilgili arkadaşlarımızdan birisi söyledi. Ya, arkadaşlar, bakın, Genel Müdürümüz bunu açıkladı, metne de yazmış, çok açık ve net yani anlamamak için bilmiyorum ne olmak lazım? Yani, orada depolardan çalınan veya yok olan ürünlerle ilgili Toprak Mahsulleri Ofisinin herhangi bir mağduriyeti söz konusu değil. Neden değil? Çünkü orada mudi konumunda ve Ticaret Bakanlığının teminatı altında, herhangi bir ürün kaybında Toprak Mahsulleri Ofisi gidiyor Ticaret Bakanlığından bunun bedelini alıyor, tahsil ediyor. Artı, Ticaret Bakanlığı da o depo sahiplerinden anlaşmasını, protokolünü yaparken gerekli teminatlandırmayı alıyor ve orada depo sahibinden bu ürünlerin kayıp olduğu takdirde bedelini alıyor. Herhangi bir mağduriyet söz konusu değil ama bunu ciddi bir hırsızlık varmış her tarafta yani Toprak Mahsulleri Ofisinin ürünleri çalınıyormuş, yok ediliyormuş gibi bir mantıkla ortaya koymak çok hakkaniyete uymuyor.
Arkadaşlar, şöyle söyleyeyim: Zaman zaman kendimi zorluyorum yani muhalefetin söylediklerine "Ya, acaba haklılık payı olabilir mi?" diye bakmak istiyorum. Yani, gerçekten, bütün samimiyetimle söylüyorum ama burada bir fıkra aklıma geliyor yine. Şimdi, bir doktor ile deliler bir salonda bulunuyor. Bir kapı var, kapıda da bir delik var; bütün deliler varıyor, kuyruğa girmişler, kapıdan, delikten dışarı bakıyor ve her bakan da "Oo!" "Vay!" falan diyor, geri dönüyor, sıraya geçiyor. Doktor merak ediyor "Ya, burada ne var?" diye. "Çekilin bir dakika, ben de bakayım." diyor. Deliler "Hop, bir dakika! Sıraya geç." diyor. Ondan sonra, doktoru sıraya sokuyorlar; birincisinde bakıyor, bir şey göremiyor, ikincisinde bakıyor, bir şey göremiyor, üçüncüsünde de bir şey göremiyor. Dönüyor, soruyor. "Kardeşim, her seferinde geliyorsunuz, burada ıslık çalıyorsunuz, "Vay!" ediyorsunuz. Yahu, ben üç seferdir bakıyorum, bir şey göremedim. Siz ne görüyorsunuz." diyor. "Şu deliye bak! Biz kırk senedir bakıyoruz, bir şey göremedik; sen üç seferde göreceğini mi zannediyorsun?" diyorlar. Yani, biz kendimizi boşuna zorlamayalım, oradan bir şey görmek için. Tablo bu.
Teşekkür ediyorum.