| Komisyon Adı | : | KAMU İKTİSADİ TEŞEBBÜSLERİ KOMİSYONU |
| Konu | : | |
| Dönemi | : | 28 |
| Yasama Yılı | : | 5 |
| Tarih | : | 21 .10.2026 |
ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) - Teşekkürler Sayın Başkan.
Tabii, Toprak Mahsulleri Ofisinin uygulamaları mevcut siyasi iktidarın uygulamaları doğrultusunda gerçekleştiği için özünde tarım politikasına bakış olarak durumu değerlendirmenin uygun olacağı noktasındayım. Bir şeyin altını çizeyim: Bu kadar öngörü sapması olan başka bir ülke var mı, bilmiyorum. Nedenine gelince, şimdi, TÜİK mayıs ayında bitkisel üretim tahmini açıklandı, "22 milyon 700 bin ton buğday olacak." denildi. Sayın Başkan biraz evvel bu yıl 25 milyon ürün elde edileceğini söylüyor. Altı aylık sapma 3 milyon tonu geçiyor. Keza bu da Cumhurbaşkanlığı program kitabı. Buradaki yıllık program kitabında da "Toprak Mahsulleri Ofisinin 2026'da yapacağı alım 3,5 milyon ton buğday." diyor. Demek ki buğdayla ilgili öngörüde planlanma, değerlendirme ve ne sonuç olacağı konusunda net bir bakış yok. Öyle olunca da tabii ki hedefler de şaşıyor, uygulamalarda da sorun oluyor. Ayrıca, Sayın Başkan "DİR kapsamını değerlendirmiyoruz." diyor. DİR kapsamını burada herkes herhâlde biliyordur. Dahilde İşleme Rejimi kapsamında yurt dışından buğday getiriliyor, Türkiye'de işleniyor, un oluyor, makarna oluyor, yurt dışına satılıyor. Bazen övünürken de diyorlar ki: "Biz makarnada, unda dünya markasıyız, dünya birincisiyiz." Niye birinciyiz? İtalya bizim yarımız kadar satıp bizden daha çok para kazanıyor çünkü bizim gönderdiğimiz makarna, un dünyanın en ucuzu. Piyasaya en ucuz ürünü biz verdiğimizden satıyor. Peki, bu dönem ürün varken hâlâ- şu anda 4,5 milyon tonu geçmiş DİR kapsamında ithalat- niye yurt dışından getiriyoruz? Yurt dışından getirmek sanayiciye destek, çiftçiye köstek olmak demek. Bu yıl çiftçi üründen biraz para kazanacağını düşünüyordu, gene düşük alım fiyatları uygulandı. Verilen ürünlerin çoğunda maliyetin altında fiyatlar verildi. Buğdayda ziraat odalarıyla yaptığımız çalışmada 19 ile 23 lira aralığında buğdayın fiyat değişkenliği var. Neye göre? Verime göre. Şimdi, sizin verdiğiniz rakamlarda ton olarak dönüm eldesi bölgeye göre değişiyor. Yine, TÜİK'e göre Türkiye'nin kuru tarımda ortalama dönüm eldesi 270, bizim orada 140'a kadar düşüyor. Bu yıl biraz havaların yağmurlu gitmesi bu süreci olumlu kıldı ama bu tamamen mevsimsel dönüşümle gerçekleşti. Yoksa Türkiye'nin kuru tarım alanlarında sulu tarım yapılmadığı yerde verimliliği düşük. Bunun için yapılması gerekenlerin varlığı da bir gerçek.
Şimdi, Sayın Başkan, diyorsunuz ki: "Bakliyatta 2025 döneminde nohut, kırmızı ve yeşil mercimekte serbest piyasa fiyatları üretici lehine oluştu." Şimdi, bunları buraya yazan arkadaşlarımız alana gidiyor mu, gitmiyor mu bilmiyorum ama yeşil mercimek 22 liraya kadar düştü, siz kalktınız, alıma başladınız, çiftçi 22 liradan ürünü verdi, siz tüccardan 32 liradan ürün aldınız. Bunu almanız gereken çiftçiydi, çiftçiye o desteği vermediniz, piyasayı başıboş bıraktınız, çoğu üründe de aynısını yaptınız. Diyorsunuz ki: "Piyasa otursun." Niye otursun? Serbest piyasa ekonomisinde ticaret yapanların bakış ve yaklaşım biçimine göre piyasanın oluşmasını amaçlayan bir Hazine ve Maliye Bakanlığı var. Piyasayı serbest bıraktığın süreçte de doğal olarak tüccar bunu fırsat biliyor, alması gereken ürünü alıyor, sonra piyasadan çekiliyor, ondan sonra da çiftçi mağdur oluyor. Rafa giden üründe de 3-4 aracı el değiştiği için para kazanıyor.
Yine, az önceki sunumunuzda söylediniz, bankaya verdiğiniz faizi, lisanslı depoya verdiğiniz kirayı çiftçinin ürün alımlarının üzerine eklesek herhâlde onların çiftçi refahını sağlarız. Şimdi, lisanslı depodaki ürünün sizin olması övünülecek bir olay değil, üzülecek bir durum çünkü Toprak Mahsulleri Ofisi 2006 yılında Türkiye'nin çok yerindeki deposunu yok pahasına sattı ve sonra çoğunda da gitti kiracı oldu. Bu nasıl bir bakıştır, nasıl bir yaklaşımdır? Yani eğer kurum varsa, üretim varsa depo ihtiyaçtır, depo ihtiyaçsa niye tasfiye edildi? Benim kendi ilçemde -daha önce de söyledim- Bor ilçesinde -üzülüyorum her geçtiğimde de- Ofisin binası yıkıldı, orayı ranta açtılar, çok katlı binalara verdiler, arazisini değerlendirdiler, şimdi Bor ilçesinde alım yapmıyor TMO, merkezileştirdiniz. Bir yurttaş çiftçi tarlasına gelen adama borcundan dolayı ürününü hemen vermek istiyor. E, şimdi, Çiftlik ilçemizden kalksa gitse 70 kilometre ileride ürün vereceği TMO var. E, mazotun bu kadar arttığı süreçte gidip de o ürünü oraya vermektense gelene daha düşük fiyatla veriyor, orada da büyük bir mağduriyet yaşıyor.
Şimdi, kurumlar genelde açıklarken güncel rakamlar üzerinden yaptıklarını değerlendiriyorlar ama maliyet hesaplarken o ürünün ekiliş dönemine göre konuyu ele alıyorlar. Mazot geçen yıl 55 liraydı, muhtemelen alım fiyatında siz herhâlde 80 liralık ve bugün 90'ı geçen fiyata almadınız. O günkü tarlaya girilen fiyat neyse onun üzerinden maliyet yapıyorsunuz ama çiftçi o maliyeti bugün aynı şekilde yaşamıyor ki. Mazot olmuş 90 lira, DAP gübre olmuş 50 lira, sulama giderleri, elektrik paraları artmış, siz onu ektiği döneme göre fiyatlandırıp maliyet çıkarıyorsunuz. Bunun sonucunda da yeniden ekim yapmasını zorlaştırıyorsunuz. Bakın, siz tecrübeli bir bürokratsınız ve bana göre de herhâlde kurumlarda en uzun süreyle çalışmayı başarmış bir insansınız. Ben bazı konulara sizin bizlerden daha fazla vakıf olduğunuza da kendi adıma inanıyorum, onu da dostça söyleyeyim ama bu sizin söylemeniz yeterli olmadığı ortada ki yansımayla görülüyor. Ya, çeltikte bir yıllık artış yüzde 12, Türkiye'nin dışa bağımlı ürettiği kadar. Mercimeği herkes artık biliyor, Anadolu ana vatanıydı diyoruz, bu yıl mercimek ithalatımız üretimimizden fazla. İhracat yapıyormuşuz; ya, o beni daha da üzüyor. Niye? Türkiye'nin en kaliteli mercimeği de biz yetiştiriyoruz, onu ihraç diyoruz, adamların içeriği nedir, ne olduğunu bilmediğimiz mercimek getiriyoruz, biri çamur gibi, biri sarı kehribar gibi. Yabancıya giden kaliteli mercimek, bize yedirdikleri Kanada'dan gelen, Kazakistan'dan gelen, Rusya'dan gelen mercimek. Bu daha üzücü. Niye? Bizim insanımız o mercimeği yesin ama mercimek ekim alanı daralıyor, rekolte düşüyor, verimlilik geriye geliyor. Şimdi, mercimekte, çeltikte hem ithalat yapıyoruz hem buradaki çiftçinin desteklenmesi yönünde girişimde bulunmuyoruz yani bu enflasyonu yalnızca çiftçiye verilen alım fiyatları mı yükseltir, girdi maliyetlerine niye bakılmaz, tohumuna, ilacına, gübresine, sulama suyuna, mazotuna, elektriğine niye sübvanse edecek destekler verilmez? Yani bu geçmişte vardı, şimdi, herkesin yanlış bildiği bir şey, taban fiyat. Ya, Türkiye'de taban fiyat kalkalı otuz sene oldu, hatta kırk sene oldu yanılmıyorsam. Alım fiyatı var. Alım fiyatı açıklandığında onun altına fiyatın gelmemesi lazım ama neyi açıklıyorsanız onun altında fiyat var, siz de orayı tutamıyorsunuz, tutamadığınıza göre bir sıkıntı var. Onun için, soruna çok yönlü bakmak lazım. Fındık, kuru üzüm, Türkiye ihracatçı, başarılı olduğumuz alan ama ikisinde de sorun var. Geçen yılki fiyatın altında üzümün fiyatı oluşuyor. Fındıkta da üreticilerin 350 lira beklentisi neredeyse 270 lirayla sonuçlandırılarak ona da mağduriyet yaratıyor. Yetmiyor, Türkiye'de müteşebbis alıp fındığı başka ülkeye götürüp oraya dikip Türkiye'ye pazarda nasıl sekte vururum diye çalışma yürütüyor. Yani tarımda ortada şöyle bir tablo var: Planlama ve öngörü konuşulduğu hâlde uygulamada yok, düşük alım fiyatları var, faizle ortaya çıkan kurumlarınızın içine düşürüldüğü durum var -biraz sonra, şeker fabrikası geldiğinde de örnekleriyle anlatacağım- hem yüksek faiz ödeniyor hem kira bedeli veriliyor hem düşük alım fiyatı gerçekleştiriliyor ve bunların tümünün yansıması tarım kesimini zora sokuyor. Bakın, Çiftçi Kayıt Sistemine dâhil 2 milyon 300 bin çiftçimiz kalmış. Ziraat odalarına üye 5 milyon çiftçi var ama şu an ÇKS'si olmayan üretimi de saymıyoruz. Bunun yanında da 1 trilyon 511 milyar lira bankalara şu an çiftçilerin kredi borcu var. Kredi borcu olmadan çiftçiliği sürdürebilen insan kalmamış. E, sizin gibi kuruluşlar çiftçiye alım fiyatının düşük tutulması, baskılanmasına ses çıkarmazsa -ki ben bu fiyatı sizin belirlediğinizi düşünmüyorum, size de bu konuda "Şunu uygulayın." dendiği için yapıyorsunuz- bu çiftçinin de bu tarımın da bu üreticinin de geleceği sorunlu. Onun için, alım fiyatları konusunda bu yıl ortaya çıkan tablo, beni önümüzdeki seçim yoktur düşüncesine getirdi. Eğer olsaydı çiftçiye gereken destek sağlanırdı. Biraz evvel Sayın Vekilim söyledi, patates deyince akla Niğde gelir, oradan bir cümle söylemesek olmaz. Biz 1 milyon ton patates yetiştiriyoruz. Patatesi TMO geçmişte aldı, 1984 yılında TMO patatesi aldı. Alamaz diye bir şey yok çünkü TMO'nun asli görevlerinden biri tarımla ilgili bütün sorunlarda çözüm üretebilecek kapasiteye, bölgesel dağılıma sahip olması. Onun için, TMO'nun mevcut hâliyle, tüccar gibi düşünmeden üreticiyi, çiftçiyi ve ülkenin gelecek tarımını düşünerek politikalarını oluşturmasında daha öngörülü ve daha kararlı davranması gerektiğini düşünüyor, teşekkür ediyorum.