| Komisyon Adı | : | KAMU İKTİSADİ TEŞEBBÜSLERİ KOMİSYONU |
| Konu | : | |
| Dönemi | : | 28 |
| Yasama Yılı | : | 5 |
| Tarih | : | 20 .10.2026 |
MEHMET ZEKİ İRMEZ (Şırnak) - Teşekkürler Sayın Başkan.
Değerli milletvekilleri, kurum temsilcileri ve sayın hazırunu saygı ve sevgiyle selamlıyorum. Ayrıca, Sayın Genel Müdürün sunumundan dolayı da teşekkür ediyorum.
İller Bankasının kanuni görevlerini ve misyonunu burada tekrar etmeyeceğiz, tüm arkadaşlar genel itibarıyla zaten hem Genel Müdürün yaptığı sunumda hem dosyada bariz bir şekilde görmüşlerdir. Kurumun düzenli aralıklarla kâr açıkladığı da bir gerçek ancak altını çizgilerle çizmek zorundayız ki salt kâr etmek kamu kaynağının doğru, yerinde ve en önemlisi ahlaklı kullanıldığı anlamına gelmez. Asıl mesele şu: İller Bankası elindeki muazzam kamu gücünü, halkın emeğiyle oluşturulan bütçesini bütün belediyelere eşit ve adil bir şekilde dağıtabiliyor mu yoksa iktidar partisine mensup belediyelere musluklar sonuna kadar açılırken muhalefet belediyelerine kapılar duvar mı ediliyor? Açıkça sormak istiyorum: Başka partilerden devşirilen belediye başkanlarına İller Bankası kredileri birer transfer ödülü olarak vadediliyor mu? Bu kamu gücü yerel yönetimler üzerinde bir siyasi şantaj aracına mı dönüştürülmüştür? Çıkıp "Asla böyle bir şey yok." diyebilecek tek bir kişi var mıdır? İtiraz eden varsa da tabii, buna bu ülkede elbette ki inanan var mıdır, onu da sormak isteriz.
Arkadaşlar, çok net bir şey var: İller Bankası bütün belediyelere amasız, fakatsız eşit mesafede durmak zorundadır; bu konunun tartışılacak hiçbir tarafı da yok ancak hakikat bunun maalesef tam tersi ne yazık ki. Partimizin, DEM PARTİ'nin yönetiminde olan belediyelerin içme suyu, kanalizasyon, yol ve altyapı projeleri için talep ettikleri kredilerin onaylanmadığını, bekletildiğini görüyoruz. Bunları söylerken kayyımların belediyelerde yarattığı tahribatı, talanı, hırsızlığı, yolsuzluğu; borcu kapatmak için kredi dahi talep edemeyen belediyeleri de belirtmek isterim. Mesele sadece iktidarın İller Bankasını ve kamu gücünü ahlaki ilkeleri yok sayarak kendi lehine kullanması değil; bir diğer mesele kayyımlar eliyle kasası boşaltılan belediyelerin kredi alamaz hâle getirilmesidir ya da İller Bankasının bu kayyımlara nasıl eli bol davrandığıdır.
Ben şu an, kredi başvurusunda bulunan ve bunun onaylanmasını bekleyen bazı belediyeleri genel müdürümüz ve İller Bankası yöneticilerine de aktarmak istiyorum: Bakınız, Diyarbakır'da Ergani Belediyesinin 60 milyon TL'lik gençlik, kültür ve bağımlılıkla mücadele merkezi kredi başvurusu; Silvan Belediyesinin kredi talebi ve Bismil Belediyesinin iki yıldır bekleyen teminat mektubu talebi hâlâ yanıt bulamamıştır. Sur Belediyesi Sanayi Bakanlığından teşvik almasına rağmen teminat mektubu için İller Bankası Diyarbakır Bölge Müdürlüğünün onayını beklemektedir. Hani Belediyesinin hayvan barınağı ve parke taşı projeleri için yaptığı iki farklı kredi başvurusu da maalesef cevapsızdır. Şanlıurfa'da Hilvan, Suruç ve Bozova Belediyelerinin farklı kredi başvuruları yanıtsız bırakılmış, ihtiyaç duydukları teminat mektuplarına onay verilmemiştir. Siirt'te Kurtalan, Hakkâri'de Yüksekova, Mardin'de Derik Belediyelerinde de benzer bir tablo söz konusudur.
Şimdi, 2024 yılında yatırım programındaki ödeneklerin harcamaya dönüşme oranının 2023'teki yüzde 38,1'den yüzde 14,5'e gerilemesi İller Bankasının belediyeleri yeterince sübvanse etmediği, kaynakların yalnızca iktidar belediyelerine aktarıldığı ve eşitlikçi davranılmadığı sorularını akıllara getirmektedir.
Bu kapsamda şu soruların yanıtlanmasını talep ediyoruz: Bahsi geçen belediyeler toplam ne kadar kredi ve hibe talebinde bulunmuş, ne kadarı karşılanmıştır? Hibe ve düşük faizli kredi bekleyen kaç belediye vardır? Başvurular hangi gerekçelerle reddedilmiş veya geciktirilmiştir? İller Bankasının 2023 yılı Sayıştay raporunda iki önemli sorun var. Birincisi, kurumda çalışan emekçilerin statülerine ilişkin belirsizlik. İkincisi ise AR-GE birimindeki personelin etkin bir faaliyet ortaya koyamaması. Sayıştayın pek çok denetim raporunda kötü yönetimin ve kamu kaynaklarının olumsuz yönde kullanılmasının teknik ifadeler arasında kaybedildiğine çoğu kez şahit olduk. Bunun kişisel bir eleştiri olmadığını özellikle belirtmek isterim; bu, AKP iktidarı döneminde kamu kurumlarında yapısal hâle gelen yönetim anlayışına yönelik temel bir tespit ve eleştiridir fakat burada Sayıştay kaynak israfı tespitini açıkça ortaya koyuyor. AR-GE biriminde kurul başkanı, başkan yardımcıları, uzmanlar ve teknik personel dâhil yaklaşık 62 kişi görev yapıyor. Buna rağmen ortaya konulan somut çalışmaların ve sonuçların ne olduğu konusunda ciddi soru işaretleri var. Bu 62 kişi yan gelip yattı mı? Her gün işe gelip masa başında uyudu mu? Çay, kahve sohbetine mi daldı? Tabii, insan soramadan edemiyor. Bu kadar personelin, kıdemli personelin emeği nerede? Hangi projeler üretildi, hangi araştırmalar yapıldı? Belediyelerin kaynaklarını daha doğru kullanılmasını sağlayacak hangi sistemler geliştirildi? Kamuya hangi somut fayda sağlandı? Kamu personeli istihdam etmek, yalnızca kadro ve maaş meselesi değildir. Kamu kaynakları kullanılıyorsa bunun karşılığında toplumsal fayda üretilmesi gerekir. Emek de bütçede kamu yararı için değerlendirilmelidir. Aksi hâlde, karşımızda yalnızca idari bir aksaklık değil, kamusal sorumluluk sorunu bulunur. Ama İller Bankasının bize sunduğu dosyaya bakıyorum, Sayıştay söz konusu dosyaya dair cevap dahi vermemiş, tenezzül dahi edilmemiş. Dosya da zaten hepimizin önünde.
Sayın Genel Müdürümüze tabii ki soruyorum: 62 kişinin ne iş yaptığına yönelik neden cevap verilmedi? Daha dikkat çekici olan ise aynı bulgunun 2024 Yılı Raporu'nda tekrarlanmaması. Bir yılda neler değişti? 2023'te eleştirilen faaliyetler nasıl düzeltildi? 2024'te, 2025'te ve 2026'da hangi işler yapıldı? Sorun çözüldüyse bunun kanıtı nedir? Sayın Genel Müdür, bir bulgunun rapordan çıkması tek başına sorunun çözüldüğünü göstermez. Biz açıklama değil, somut veri istiyoruz. Hangi projeler tamamlandı, hangi sonuçlar elde edildi ve kamu kaynaklarının verimli kullanıldığı nasıl ölçüldü; bunun yanıtını bekliyoruz.
Sonuç itibarıyla, asıl mesele, bu kurumun kimin için çalıştığı ve kamu kaynaklarının kimin yararına kullandığıdır. Bizim talebimiz çok açık ve net. Belediyeler arasında siyasi aidiyete göre ayırım yapılmasın. Diyarbakır'da, Hakkâri'de, Mardin'de, Şanlıurfa'da ve 81 il, 1.481 ilçe ve beldede yaşayan yurttaşların içme suyu, kanalizasyon ve altyapı ihtiyacı hangi partinin belediye başkanınca yönetildiğine göre değerlendirilmesin. Kamu kaynağı, iktidarın siyasi pazarlık aracı değil, halkın ortak hakkıdır. Ayrıca, Sayıştay bulguları dosyalarda kaybolmasın, sorunlar gerçekten çözülsün ve hesap verilsin.
İller Bankasının bütün belediyelere eşit mesafede durup durmadığını sorgulamaktan ve hesabını elbette ki sormaktan vazgeçmeyeceğiz diyerek dinlediğiniz için teşekkür ediyorum.