| Komisyon Adı | : | PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU |
| Konu | : | |
| Dönemi | : | 28 |
| Yasama Yılı | : | 5 |
| Tarih | : | 14 .10.2026 |
ADALET KAYA (Diyarbakır) - Teşekkür ederim.
Sayın Başkan, değerli Komisyon üyeleri, kıymetli basın emekçileri, Sayın Bakan Yardımcısı ve değerli bürokratlar; hoş geldiniz.
Şimdi, iktidar her gün yeni bir "Türkiye Yüzyılı" propagandası yaparken ülkede neredeyse altı ayda bir ya da yılda bir asrın felaketi olarak tanımlanan bir felaket yaşıyoruz ve sonuçları kendisinden kötü felaketler bunlar. Deprem felaketine "asrın deprem felaketi," "asrın sel felaketi," "asrın iş kazası" derken şimdi de "asrın fon vurgunu," bunu konuşuyoruz. Yani "Türkiye Yüzyılı" diye diye yurttaşlara felaketlerle dolu yıllar yaşatıyorsunuz ne yazık ki.
Fon krizi patlak verdiğinde DEM PARTİ olarak Meclisin olağanüstü toplanmasını ve konuyu görüşmesini önerdik, bu önerimiz karşılık bulmadı. Yasama yılı açıldığında Meclis araştırma komisyonu kurulacağı söylentileri iktidara yakın gazeteciler tarafından dolaşıma girdi ancak Meclis açılalı iki hafta oldu, bu sürede muhalefet partilerinin defalarca "Bu fon vurgununun sebepleri ve sorumluları araştırılsın." diye verdiği önergeler sizler tarafından, iktidar tarafından reddedildi. Şimdi, alelacele getirdiğiniz bu teklif, sizin iddia ettiğiniz gibi sermaye piyasalarını arındırma veya küçük yatırımcıyı koruma teklifi değildir. Bu teklif, yıllardır uygulanan neoliberal politikaların, denetimsizliğin ve inşa ettiğiniz finansal düzenin patlayan faturasını halka kesme ve siyasi, idari sorumluluğu örtbas etme girişimidir; böyle okunması gerekiyor, tam da böyledir.
Türkiye'nin şu anda içinde bulunduğu durum oldukça vahim. Bakın, kayıt dışılığın yüzde 25'lere ulaştığı, yılda 160 milyar lirayı bulan kara paranın dolaştığı ve Yolsuzluk Algı Endeksi'nde 182 ülke arasından 124'üncü sıraya geriledi, devasa bir yolsuzluk sarmalına sürüklendi ve ne yazık ki sayenizde oldu bütün bunlar. Uyguladığınız ekonomi programı üretimi ve reel sektörü âdeta boğdu, yüksek enflasyon karşısında ezilen halk üç kuruşluk birikimini koruyabilmek için çaresizce finansal piyasalara sığınmak zorunda kaldı. Bugün 131 yatırım fonunda yaşanan 455 bin kişiyi doğrudan, 11 milyon yurttaşı da dolaylı etkileyen bu çöküşün asıl mimarı işte bu anlayıştır.
Değerli milletvekilleri, teklifin genel gerekçesi "Yolsuzlukla kararlılıkla mücadele ediyoruz." diyor, bunu ifade etmekte, oysa bu riskler bugün ortaya çıkmadı, uzun zamandır bu riskler var, süregeliyor. SPK verilerine göre 2025'in son çeyreğinde bu fonlardaki olağan dışı hareketler tespit edilmiş, 2 Aralık 2025'te Finansal İstikrar Komitesinde görüşülmüş, Uluslararası Endeks Kuruluşu (MSCI) Haziran 2026'da Türkiye'yi açıkça uyarmış ancak tam on ay boyunca birilerince "Durun, karışmayın." denilmiş, göz göre göre, bile bile bu devasa vurgunun büyümesine izin verilmiş. Şimdi, müdahaleyi engelleyen kimlerdir? Elbette ki bunu bilmek hakkımız ve bilmek istiyoruz. Şimdi, bütün bu sorular bir yana ve bütün bu sorularımız baki, daha çokça da konuşacağımızı düşünüyoruz ancak kanun teklifinin içeriğine dair de görüşlerimi ifade etmek istiyorum.
Şimdi, teklifin tüm maddelerine sırasıyla baktığımızda görünürdeki teknik kılıfın arkasında pek çok sakıncalı düzenleme ve neredeyse tamamında da Anayasa'ya aykırılık söz konusu. Madde 1'de getirilen amaç ve kapsamda "Kamu kaynağı kullanılmayacak." deniyor ya, bu vurgu özellikle öne çıkarılmış, oysa bu ifade iktidarın ve SPK'nin kamusal denetim ihmallerinden doğan sorumluluğunu gizleme kılıfıdır. 131 fon çökerken göz yuman bürokratik ve siyasi mekanizmalar hesap vermekten kaçırılmaktadır. Kamu kaynağı kullanılmayacaksa bu zarar nereden karşılanacak? Yani bunu soruyoruz ve bunun cevabını verin lütfen. Varlık Fonunun devreye alınacağına dair iddialar var, bu iddialar doğruysa "Kamu kaynağı kullanılmayacak." demek söz konusu değil böyle bir şey yani bir çelişki var bu durumda yani bu halkı yanıltan bir söylem.
Yine, madde 2'deki tanımlar ve kurum görevlendirmeleri de krizin üzerini örtme çabasıdır. Piyasadaki 20 saklama kuruluşu arasında neden sadece İş Bankası ve Ziraat Bankasının seçildiği açıklanmamış, milyarlarca dolarlık soygunu TMSF bünyesindeki özel hesaplara hapsetmek şeffaf kamu denetiminden kaçmaktır; bu da kabul edilemez.
Yine, madde 3'te krizin büyümesinde birincil derecede sorumlu olan SPK'ye ucu açık ve denetimsiz yetkiler devredilmekte. Borsa dışı satış, geçici farklı fiyat marjı ve hâkim ortağa devir gibi kapalı yöntemler batan fon portföyündeki değerli varlıkların iktidara yakın sermaye gruplarına peşkeş çekileceği algısını yaratmakta, dolayısıyla bu da asla kabul edilemez bir durum.
1 milyon TL ödeme vaadi propaganda ve göz boyamadır, madde 4'e geldim. Maddede yer alan "Dağıtılabilir nakdin yetersizliği hâlinde oransal ödeme yapılır." şartı yüzünden kasası boşaltılmış fonlardaki 540 bini aşkın küçük yatırımcı ya bu parayı alamayacak ya da eli boş kalacaktır. Daha da vahimi içeriden bilgi alarak milyarları vuran aktörlere cebren el koymak yerine teklife gönüllü iade maddesi konulmuş. Vurguncuya "Dilersen parayı iade et." demek cezasızlık ve aklama zırhıdır, yine bu da kabul edilemez.
Madde 5'te "Gerçek bir ekonomik amacı bulunmayan işlem" gibi muğlak ifadelerle mahkeme kararı olmaksızın idari organlar eliyle mülkiyet hakkı ve adil yargılanma hakkı ihlal edilmektedir; Anayasa'ya aykırılık. Kamu idaresinin ihmali es geçilerek süreç ucu açık tahsilat süreçlerine havale edilmektedir.
Madde 6, ceza yargılaması tamamlanıp mahkeme kararı kesinleşmeden el konulan mal varlıklarının satılması öngörülmekte, bu durum masumiyet karinesini ve mülkiyet güvencesini yok saymaktadır. Yine, Anayasa'ya aykırılık, yargı kararının yerine SPK raporlarını kesin delil sayarak idareye kayyumcu ve keyfî yetkiler tanımaktadır.
Madde 7, SPK ve YTM'ye dışarıdan avukatlık, muhasebe ve yazılım hizmeti alma yetkisi getirilmekte. Şimdi, etki analizinde SPK bünyesinde dava takip eden sadece bir avukat bulunduğu belirtilerek kamu idaresinin acziyeti itiraf edilmiştir. Güvenceli kamu personeli istihdam etmek yerine kamu hizmeti taşeronlaştırılmakta, ihale mevzuatı dışına çıkılarak iktidara yakın hukuk bürolarına kaynak aktarılmasının önü açılmaktadır. Ayrıca ikincil düzenleme yetkisinin sınır çizilmeden SPK'ye devredilmesi Anayasa’nın 7'nci maddesindeki yasama yetkisinin devredilemezliği ilkesine aykırıdır.
Madde 8 ve 9'da kanunun geriye dönük işletilmesi ise kazanılmış hakları ve hukuki güvenlik ilkesini sakatlamaktadır. Şimdi, bütün bunlar bir yana sayın milletvekilleri, dün makam telefonlarımız susmadı, fon mağdurlarından onlarca mail aldık, mail kutularımız doldu. Yine, eminim sizlere de ulaşmışlardır, öyle sanıyorum yani buradaki pek çok milletvekillerine ulaşıldığını biliyoruz. Şimdi, mağdurların iki temel şikâyeti var, az önce Vehbi Bey de ifade etti. Birincisi, 16 Eylül 2026 saat 13.30 öncesinde satış emri vermiş, işlemi eşleşmiş ve MKK kayıtlarında TEFAS işlem blokajı statüsüne girmiş yatırımcıların hakları. Bu teklif söz konusu yatırımcıların alacaklarını kapsamıyor. Yurttaşlar diyor ki: "Biz sisteme güvendik, hukuka güvendik, paramızı emanet ettik, şimdi yasalar geriye yönelik işletilerek mülkiyet hakkımıza el konuluyor. Bizim yatırımımız kayboluyor, daha da önemlisi adalete olan güvenimiz kayboluyor." diyorlar. 6362 sayılı Kanun'un 79'uncu maddesi gereğince takasın kesinliği ilkesi uyarınca bu alacaklar geri alınamaz ve muaccel alacaklardır ancak teklifin 4'üncü maddesindeki genel poşet hesap anlayışı bu muaccel alacakları belirsizleştirmektedir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ADALET KAYA (Diyarbakır) - Efendim, bitiriyorum hemen.
OTURUM BAŞKANI ORHAN ERDEM - Buyurun.
ADALET KAYA (Diyarbakır) - Teklifin 3'üncü ve 4'üncü maddesine eklenecek bir ibareyle bu 17 Eylül öncesi takas alacaklarının saklı tutulduğu açıkça yazılmalı ve ilk satış nakti bu kesinleşmiş alacaklara tahsis edilmelidir.
Arayan yurttaşların ikinci konusu, tasfiye kapsamına alınmayan ancak hesaptaki paralarını el konulan fon mağdurlarından gelen şikâyetler. Kapsama alınmayan TMV Fonu gibi fonlarda yatırımcıların alacaklarına bloke konulmuş. Örneğin 15 bine yakın yatırımcısı olan TMV Fonu'nda şirket yöneticileri işten çıkarılmış, SPK tarafından hesaplarındaki paraya bloke konan mağdurlar, ortada sorumlu bir çalışan kalmadığı için muhatap dahi bulamadıklarını ifade ettiler. Bu ve benzeri şekilde olan fonlar da tasfiye kapsamına dâhil edilmelidir ve incelenmelidir diyeyim.
Değerli milletvekilleri, biz DEM PARTİ olarak...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
OTURUM BAŞKANI ORHAN ERDEM - Buyurun.
ADALET KAYA (Diyarbakır) - Son cümlemi söyleyeyim Sayın Başkan.
...halkın dişinden, tırnağından artırdığı birikimlerin iktidar destekli yani siyasi bağlantılarla vurgunculara yem edilmesine ve SPK, iktidar bürokrasisinin sorumluluğunun gizlenmesine geçit vermeyeceğimizi söyleyelim; bu teklifin de geri çekilmesini ve yeniden düzenlenmesini talep ediyoruz.
Hepinize teşekkür ederim.