KOMİSYON KONUŞMASI

OSMAN CENGİZ ÇANDAR (Diyarbakır) - Ben çok kısa ve basit bir şey söyleyeceğim, Dışişleri Bakan Yardımcımızdan hassaten rica ederek söyleyeceğim. Az önce -Meclis konuşmalarında da çok tanık olduk buna- Türkiye'nin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararlarına uyum bakımından yüzde 90 isabet kaydettiği... Şimdi, ondan önce bir şey söyleyeyim: Avrupa Birliğinin çifte standardı, Avrupalıların, bunları biz biliyoruz ve Avrupa Birliğine tam üyelik başvurusundan önce de söyledik, tam üyelik başvurusu sırasında da söyledik, o gün bugündür de ve özellikle Gazze savaşından sonra Avrupa'nın ortaya koyduğu manzara bir infial konusudur ve utanç vesilesidir ama biz, Avrupa Birliğinin çifte standartlı olduğunu birbirimize söyleyerek çok anlamlı bir vakit harcamış olmayız burada. Onu zaten paylaşıyoruz, biliyoruz ve âdeta iman tazeleme gibi bir yola da girmemizin bir manası yok, kimseye bir faydası yok, o hepimizin zaten ortak noktası. Şimdi, dönmek istediğim konu, bu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarıyla ilgili Mecliste de tanık oluyoruz dediğimde... Bizim Anayasa'mızın 90'ıncı maddesinin (5)'inci fıkrasına göre Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi gereği bizim iç hukuk konumuz Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına uymak ve siz Dışişleri mensupları gayet iyi bilirsiniz ki birtakım simge davalar vardır yani çıkıp "Yüzde 90'ına biz zaten uyuyoruz, bizim kadar uyan kim var?" demenizin çok fazla bir manası yok çünkü adını bile bilmediğimiz bir sürü davada uyuyor olabiliriz, işte tazminat edinmiş olabiliriz, tazminat hakkı sahibi olmuş bulunabiliriz; önemli olan simge davalardır. Tarihte, benden daha iyi bildiğinizden eminim, Dreyfus davası diye bir şey var Fransa'da. Fransız yargısı binlerce isabetli karar vermişti, hiç kimse istatistik dökümü yapmaz, Dreyfus davası çıktığı zaman "Şu kadar usturuplu, uygun, hukuka uygun kararlar vermiştir." demez Fransız yargısı. Dreyfus davası bir simge davadır, bizde de simge davalar var AİHM bakımından. Birisi Osman Kavala, daha yeni Büyük Daire kararı var ve Türkiye'nin yeniden yargılamaya gitmesi mecburiyeti var, kendi Anayasa gereği var, Avrupalılar dediği için değil, keza Selahattin Demirtaş davası var. Bu davalar simge davalardır, bütün dünya bunları biliyor ve çifte standartlı olduğunu, bizim hepimizin bildiği ve paylaştığı Avrupa Birliği de icabı hâlinde bize karşı bunları kullanıyor ve bunları kullanırken biz aslında kendi Anayasa'mızın gereğini yerine getirmemiş olduğumuz bakımdan sıkıntılıyız ama siz Dışişleri olarak yürütmeye bilgi verirken "Vallahi, en çok uyan biziz, yüzde 90 oranında uyuyoruz Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına." derseniz bu, Türkiye Büyük Millet Meclisinde bu konudaki önergelerde falan bir polemik konusu olarak kalkıp deniyor ki: "Kardeşim, siz ne diyorsunuz? Biz yüzde 90'ına uyuyoruz, bizim gibi kim var zaten?" Sorun yüzde 90'ına uymamızda değil, bu simge davalarda kendi Anayasa'mızın gereğini yerine getirmemizde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne uyan bir taraf olduğumuzun kendimizce ispatında. O yüzden, lütfen, bir uzman kuruluş olarak kötü yola sevk etmeyin yürütmeyi, onu söyleyeceğim ben.