| Komisyon Adı | : | PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU |
| Konu | : | Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan'ın, 1211 sayılı Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Kanunu’nun 42’nci maddesi gereğince Merkez Bankasının faaliyetleri hakkında bilgilendirme sunumu |
| Dönemi | : | 28 |
| Yasama Yılı | : | 5 |
| Tarih | : | 06 .10.2026 |
SADULLAH KISACIK (Adana) - Teşekkür ediyorum Başkanım.
Bugün Türkiye Büyük Millet Meclisinde maalesef kara günlerden birini daha yaşadık. Aşağıda, Genel Kurulda, şu anda Türkiye'nin ana gündemi olan, milletin ana gündemi olan, 455 bin kişinin mağdur olduğu, 800 milyar TL'lik net paranın şu anda belirsizliğini koruduğu bir konuda üzülerek söyleyeyim ki maalesef araştırma önergelerinin görüşülmemesi için Genel Kurul iktidar tarafından kapatıldı. Yani, şimdi, bu, Türkiye Büyük Millet Meclisinin ana işlerini, ana görevlerini yapmaması demek. İktidar partisi milletvekillerinin Meclisi terk edip Genel Kurulu kapatmasına; Meclisin ana faaliyetinin, özellikle de tüm Türkiye'nin gündeminde olan bir konuda, konu bu kadar hassasken, vatandaşın gözü buradayken "Ya, işte, Meclis açıldı; ne olacak bakalım, yetkililer ne diyecek, ne yapacak?" denirken Meclisin kapatılmasına, inanın, anlam veremedim, anlam veremedim yani ne gereği var? Oturalım, konuşalım, tartışalım, araştırma önergesini görüşelim, bir Meclis araştırması komisyonu kuralım, sonuna kadar üstüne gidelim yani niye örteceğiz, niye bunun tartışılmasından korkuluyor? İnanın, milletvekili olarak üzüldüm, Meclisin adına üzüldüm, millî irade adına üzüldüm.
Şimdi, Sayın Başkanım, tabii, konu bu iken, gündem bu iken sizin de Merkez Bankası olarak bu konuyla ilişkili bazı kesişim noktalarınız var, kanunun size yüklediği birtakım görevler. Mesela, şimdi, Merkez Bankasının görev ve sorumluluklarına baktığınız zaman, fiyat istikrarı var, döviz kuru rejimi var, banknot basma ve ihraç imtiyazı var ve ödeme sistemleri var; asıl önemlisi de finansal istikrar, bu konuyu etkileyen şey. Şimdi, Merkez Bankası sitesine baktığımız zaman "finansal istikrar" kısmında, "görevlerimiz" kısmında şöyle maddeler var: "Merkez Bankası; finansal istikrara yönelik, sistemle ilgili risk unsuru olabilecek yapısal ve makroekonomik gelişmelerin tespiti ve takibi, finansal istikrarla ilgili risk oluşturabilecek durumlar için diğer kurumlarla iş birliği içinde tedbir alınması, finansal istikrar açısından finansal sektörün ve gerektiğinde kuruluşların etkinliğini ve sağlamlığını izlemeye, uluslararası alanda finansal istikrara ilişkin gelişmeleri takip ederek ülkemiz açısından değerlendirmesine..." diye bir bölüm var finansal istikrarda. Dolayısıyla, evet, bu krizin birinci sebebi ya da ana sorumlulardan biri Merkez Bankası değildir ama Merkez Bankamıza da burada, böyle, birtakım izleme, takip, bununla ilgili gözlemleme görevleri verilmiş.
Yine, ödeme sistemlerinde şöyle bir madde var: "Merkez Bankası; fonların ve menkul kıymetlerin güvenli ve hızlı bir şekilde aktarılması ve mutabakatının gerçekleştirilmesi için yeni sistemler kurmak, kurulmuş ve kurulacak sistemlerin kesintisiz işlemini sağlamak, gözetimini gerçekleştirmek için gerekli düzenlemeleri yapmakla yükümlüdür." Yani bu 2 madde size şu anda yaşadığımız fon vurgunuyla ilgili birtakım böyle görevler yüklüyor.
Benim burada sormak istediğim, bu süre zarfı içerisinde, özellikle de MSCI'ın haziran ayında uyarmasıyla birlikte... Yani, ben anlattım, 1 Temmuzda ben Meclise araştırma önergesi verdim; aynı bugünü anlattım ben. Dedim ki: Şu anda birtakım manipülatif işlemler yapılıyor, birtakım kâğıtların, birtakım hisselerin altı boş, birtakım fon işlemleriyle bazı fiyatlar şişiriliyor. Dolayısıyla bununla ilgili bir önlem alınması yönünde araştırma önergesi verdik. MSCI da zaten diyor ki: "Önlem alın, almazsanız sizi endeksten çıkaracağım." Yani net bir şekilde bize orada MSCI aslında bir uyarı yaptı. Aslında tüm işlerin başlaması da MSCI'yla başladı. Eğer MSCI belki uyarı yapmasaydı şu anda yüzde 5.000'lerden yüzde 50.000'lere doğru gidiyordu, herkes mutlu, fon şişiyordu belki yani. Ne zaman ki MSCI orada bir uyardı... Ama MSCI'dan önce, tabii, bunun SPK'nin kesin görmesi lazım; Merkez Bankasına da burada görevler düşüyor. Burada net bir şey sormak istiyorum: Siz bugüne kadar bununla ilgili, Merkez Bankasının size yüklediği görevler anlamında herhangi bir uyarıda bulundunuz mu, uyarı yaptınız mı?
Şimdi, diğer bir konu: Tabii, enflasyon şu anda Türkiye'nin en önemli gündemi ve enflasyonun bedelini de ciddi bir şekilde tüm Türkiye -enflasyonun düşürülmesi için kemer sıkma, bedel ödeme- ödüyor. Şimdi, en son enflasyon yüzde 30'un altına düşünce... Yüzde 29,73 o da; hani aslında yuvarladığınız zaman yüzde 30'dur, arada, böyle, 0,26'lık bir şey var, 0,27'lik. Neyse "30'un altına düştük." diye Sayın Şimşek de bir "tweet" attı. Ama değerli arkadaşlar, buraya nereden geldik ya? Ya, bu enflasyon 2021 yılının Kasım ayında yüzde 21,31'di. Ne oldu? Kasım ayından sonra faiz indirimi inadı, Sayın Şimşek'in deyimiyle, yine irrasyonel zamanlar başladı kasımla beraber. Faiz indirimi olunca, nas politikasıyla beraber, nasıl oldu; aylık enflasyon aralık ayında yüzde 13 oldu, bir ayda enflasyon yüzde 13,58 oldu ve yıllık bazda bu, enflasyonu yüzde 36'ya taşıdı. Zaten o günden sonra biz artık gün yüzü görmedik ülke olarak, hep pahalı... 2021'in Kasımında başladı tam elli yedi aydır 30'un altına düşmedi; 58'inci ay, bu ülke yüzde 30'un altında enflasyonu görmedi. Bir ara yüzde 85'e çıktı, 85'e. İndirmek için ne oldu? İşte, kur korumalı garabeti filan başımıza sarıldı.
Şimdi, bakın, bu durduk yere oldu ya. Savaş yoktu, pandemi yoktu; durduk yere, bir yanlış politika yüzünden ülke tam 58 aydır... Enflasyon yüzde 21'di, şimdi, bakın, yüzde 30'un altına düştü diye seviniyoruz. Peki, bu süre zarfında, bu elli sekiz ay boyunca -enflasyon düşüyor diye seviniyoruz da- bu millet ne bedel ödedi? Bakın, elli sekiz ayın ortalama fiyat artışı yüzde 622; elli sekiz ayda ortalama fiyat yani hayatımız yüzde 622 pahalanmış ama şunu söyleyeyim: Kiradaki artış bu elli sekiz ayda yüzde 1.249, yükseköğretim giderlerindeki artış yüzde 1.786, okul servislerindeki artış yüzde 959. İşte okul başladı ya, 2021'e göre yüzde 959 artmış. Bakın, enflasyon düşüyor diyoruz ama ne bedeller ödedik, ne bedeller ödedik.
Şimdi, işçi enflasyona ezilmesin diye zaman zaman temmuzda verilen ara zamlar verilmedi. Bakın, işçi hep enflasyona ezdirildi, asgari ücretli hep enflasyona ezdirildi, memur enflasyona ezdirildi. Enflasyon çıkmasın diye uygulanan düşük kur politikası yüzünden sanayici her yıl kan kaybetti, her yıl pazar kaybetti. Örnek, işte TÜSİAD'ın Maliyet Bazlı Rekabet Gücü Endeksi var; bakın, ne diyor bu: Dış ticaret yaptığımız 31 ülkenin dâhil edildiği hesaplamaya göre şu anda rekabet gücümüz tarihî diplerde, rekabet gücümüz tarihî diplerde. Yıllardır sanayicimizin emekle kazandığı o pazarlar Çin'e kaybediliyor, Mısır'a kaybediliyor, Avrupa Birliği pazarlarımızdan hızla geri çekiliyoruz ve bunları bir daha kolay kolay da geri alamayacağız. Çünkü bir pazarı kaybedince almak kolay değil; numune gönderiyorsun, ardına adam senden birtakım yeni güvenceler istiyor, ilk önce düşük sipariş veriyor vesaire. Biz bu pazarları emek emek aldık, sanayici şu enflasyon düşsün diye yıllardır düşük kur altında ne yapacağını şaşırıyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN MEHMET MUŞ - Buyurun.
SADULLAH KISACIK (Adana) - Maliyetler yükseliyor, fiyat baskılanıyor, sanayici burada eziliyor ve maalesef rekabet koşulları da kalıcı olarak değişiyor.
Benim korkum şu: Şimdi "Enflasyonda bir düşüş var, yüzde 30'un altına düştü." diyoruz. Aslında enflasyon için en elverişli zamandayız şu anda. Peki, ocak ayında ne olacak? Şimdi, asgari ücrete verilmemiş, bir yıllık birikmiş bir zam var; enflasyona ezilmiş bir asgari ücret durumu var. Ocak ayından sonra zaten hemen bu kasım-aralık aylarında fiyatlar başlıyor, psikolojik olarak "Aman ocak ayı geliyor, asgari ücret artacak, her şey zamlanacak." diye böyle bir şey başlıyor. Bunun kalıcı olabilmesi için çok ciddi çalışmaların yapılması gerekiyor ama bakıyoruz... Ben size bir önceki konuşmada da söylemiştim, Türkiye'de enflasyon hesaplarken bir katsayı lazım. Bakın, 17 Mart olayı vardı mesela, şimdi işte bu fon krizi çıktı yani yok, Türkiye'de hiçbir şey normal, rayında değil ki mutlaka bir siyasi kriz var. Şu anda Türkiye'nin en büyük, cumhuriyet tarihinin en büyük fon vurgununu, finansal piyasa vurgununu yaşıyoruz. Gel şimdi burada enflasyon politikası belirle. Hatta sizin bir serzenişiniz vardı işte yastık altındaki altınlarla ilgili. Yani şimdi bu ülkede insanlar para piyasasındaki fonuna ulaşamıyor ya; para piyasası fonu, hisseden vazgeçtim. Yani mevduat, artı tahvil, işte artı özel sektör tahvili vesaire varsa ondan oluşan günlük para piyasası fonu şu anda yok. Adamın aldığı risk 2 derece olan para piyasası, yüzde 60 ters repoyla hisse senedi fonuna dönüşmüş, adamın haberi yok. SPK bunu kontrol edecek, yatırımcı mı bunu kontrol edecek? Bunlar yok.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN MEHMET MUŞ - Buyurun.
SADULLAH KISACIK (Adana) - Şimdi bu geldiğimiz noktada insanlar ne yapıyor? Gidiyor, şu anda altına, fiziki dolara yöneliyor; yine Allah yardımcınız olsun diyeceğim ben, yine şimdi yatırımcının algısı bozuldu.
Bir de Merkez Bankasının da öncülüğünde ilk defa 22 Mayıs Finansal Okuryazarlık Günü olarak ilan edildi, finansal okuryazarlık törenleri yapıldı vesaire ve orada insanlara dendi ki: "Bakın, siz borsaya vesaireye hemen girmeyin, onun yerine fonlar var, fonlar üzerinden -doğrusu da bu- işi bilen piyasa profesyonelleri üzerinden yatırımınızı fonlara yapın, fonlar yönetsin." Şimdi, bakıyorum insanlara, ne diyor koca koca sanatçılar filan: "Benim hayatta fonla işim olmaz, ben hiç fona bulaşmadım şimdiye kadar." Sanki fon, fona yatırım yapmak, fon almak suçmuş gibi oldu bu ülkede ya. İnsanlar çıkıp diyor ki: "Benim fonda bir lira param yok." Sanki bu, övünülecek bir şey. Hâlbuki, yatırım yapan herkesin ilk yapacağı şey ama şu anda insanlar ondan bile kaçar hâle geldiler; bakın, geldiğimiz nokta.
Ben, son olarak şeyi soracağım Başkanım. Şimdi, siz Türkiye Merkez Bankası olarak, enflasyonu aylık olarak ölçüyorsunuz diye biliyorum; TÜİK de ölçüyor. Benim merak ettiğim, aradaki makas nedir? Yani TÜİK'le ölçtüğünüz enflasyon örtüşüyor mu?
İkincisi: Ya, bir de şu kur rejimiyle ilgili bir değişiklik düşünüyor musunuz? Şimdi, baktığınız zaman, Türkiye Cumhuriyeti'nin kur rejimi dalgalı kur rejimi diye geçiyor ama bakın, burada -kaçtan almışız- 2018'den beri dolar kurunun yükselişi. Bakın, burada hiç dalga yok.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
SADULLAH KISACIK (Adana) - Bitiriyorum, son Başkanım.
İstikrarlı bir şekilde kur yükseliyor; burada dalgalı değil, dalgalı değil. Bununla ilgili, bu dalgalı kur rejimiyle ilgili de ya da kur politikasıyla ilgili de görüşlerinizi almak istiyorum.
Teşekkür ediyorum.