KOMİSYON KONUŞMASI

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) - Misafiriniz de bundan sonra herhâlde Komisyon üyesi oluyor bugün okunduğu için.

BAŞKAN MUSTAFA SAVAŞ - Öyle mi? İyi, haydi bakalım, hayırlısı olsun.

Buyurun.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) - Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; tabii, et ve süt ülkemiz için önemli. Son süreçte özellikle emekli maaşı ve asgari ücretlilerin ete ve süte erişiminde ve et ve süt mamulü ürünlere erişiminde büyük sıkıntı yaşanıyor. Yeni kuşak, gelir düzeyi düşük kesimlerin çocukları proteine muhtaç bir yaşam sürdürüyorlar.

Tabii, 2010 yılında başlayan bir hayvan ithalatı politikası, ve et ithalat politikası var. Bu politikanın uygulanması sürecinde 11 milyonun üzerinde hayvan ithalatı gerçekleşti ve her gelen Bakan da "Üç yıl içinde biz bu ithalatı bitireceğiz, yerli üretime döneceğiz." ifadesini kullandı. Bugüne kadar dönülmedi. Geçen yıl 739 bin baş hayvan ithal edildi, bu yıl "500 bin hayvan ithal edeceğiz." denirken, şu ayda 500 bin rakamı aşıldı. Bendeki son rakam 579 bin civarında bir hayvan ithalatı var, gelecek yıl da 480 bin hayvan itaati yapılacağı söyleniyor.

Bakanlığın doğru bir uygulaması oldu, son iki yıldır Et ve Süt Kurumunu hayvan ithalatında devreye aldı. Benim birden çok kere söylediğim bir söz var, neredeyse dövizden ve altından hayvan ithalatı daha avantajlı duruma getirilmişti ve birileri buradan büyük rant elde etti. Sonunda Et ve Süt Kurumu işlevine uygun olarak bu işe girdi. Biz bekledik ki sabahları -çünkü ben kurumun birden fazla satış mağazasına gittim- emekli geliyor, sıraya giriyor, onlara birer kâğıt fiş veriyorlar, o fişle zamanını bekliyorlar, o zaman geldiği zaman da 1 kilo kıyma alacak, 1 kilo et alacak. Sonra baktık, Et ve Süt Kurumu kâra geçmiş. Kamu iktisadi teşekkülünün kâra geçmesi güzel bir iş ama sorunlu bir işte. Çünkü amacı piyasayı dengelemek, erişemeyen kesimlere de bu eti ulaştırmayı sağlamak. Şimdi, bu kâr, eğer bu iki yıldır ithalata dayalı uygulamalarla güçlendiyse, o zaman bir hata yapılıyor; başa baş noktasında kalsın, kâr edip de Kurumun tüccar gibi davranması yerine; bu ete erişemeyen, bu süte erişemeyen, et ve sütten mamul ürünlerden uzak kalan kesimlere daha uygun fiyatla ürün verilsin. Et ve Süt Kurumunun kâr etmesi, bu anlamda düşündürücü; karşı değiliz ama Türkiye'nin içinde bulunduğu enflasyonist baskıyla, gelir düzeyi düşen insanların da ete ve süte erişiminde Et ve Süt Kurumunun işlevsel olarak daha kâr etme yerine, onlara bu kârdan elde edilecek olguyu ürün olarak vermesini sağlamalı.

Şimdi arkadaşlar, 2020 yılında ülkemizde 23 milyon 500 bin ton süt toplanıyordu. 2025 yılına geldik, 21 milyon 379 bin ton süt toplanır oldu; yaklaşık 1 milyon tonun üzerinde süt kaybımız var.

Şimdi, Ulusal Süt Konseyi çiğ süte bir fiyat belirliyor ama orada üreticinin dediği değil de daha çok sanayici ile iktidarın belirlediği fiyat geçerli oluyor. Şu anda çiğ sütü 24 lira 30 kuruştan veren üretici zarar ediyor. Bu üretici kim? "Küçük aile tipi işletmesi" dediğimiz yerler. Neden? Onlar sütü topluyorlar, tanka alamıyorlar, hemen aracıya verecekler. Aracıya verdikleri zaman fiyat konusunda pazarlık edemiyorlar. Serbest piyasa ekonomisi anlayışıyla bir kesim şu anda, özellikle büyük işletme sahipleri faize teslim olmadılarsa, kredi döngüsü sağlıyorlarsa sanayiciyle anlaşıyorlar, sütü maliyeti civarında bir fiyata satıyorlar. Şu anda sütün maliyeti 30 lirayı bulmuş durumda, litre olarak 30 lira. Şimdi, 30 lira olan sütün fiyatı baskılanıyor. Ne deniyor? Enflasyon bu süt yüzünden artıyormuş. Ya mazota her gün gelen zamla bu enflasyon oynamıyor da su fiyatına satılan sütle mi enflasyon oynuyor?

Şimdi, bu Ulusal Süt Konseyinin bir an önce toplanarak çiğ süt konusunu ele alması gerekiyor, 30 lira maliyeti olan sütün normal bir makul kârla değerlendirilmesi ihtiyaçtır. Damızlık Birliğine göre ülkemizde 1 milyon 37 bin ahır var. Bakınız, ilginçtir, Bakanlık yazılı soruma verdiği yanıtta "1 milyon 400 bin" diyor; Damızlık Birliği 1 milyon 37 bin açıklıyor. Ya, 400 bin ahır nereye kayboluyor? Ahır dediğiniz cebe girecek bir şey değil ama ortada bir gerçek de var, 112.161 ahırın kapısına kilit vurulmuş.

Buradaki milletvekili arkadaşlarımızın çoğunun yaptığı gibi ben de Anadolu'ya gittiğim zaman ahır gezerim, tarla gezerim. İç Anadolu'da 1 ila 10 hayvanı olan ya da 20 hayvanı olanların yüzde 80'i hayvanlarını sattı, ahırlar kapandı. 2020'de yaşanan krizde dişi inekler doğum aşamasında kesiliyordu. Bu dönemde "Niye satıyorsunuz?" diyorum, diyorlar ki "Ben ineğe bir yıl bakıyorum, o kadar para harcıyorum, yeme her gün zam geliyor, zamla ilgili hiçbir önlem alınmıyor, maliyet artıyor. Ben bu hayvanı sattığım zaman bankaya koyduğumda daha çok para kazanıyorum, faizden daha çok gelirim oluyor." Böyle bir anlayış da var. Böyle olunca süt inekçiliğinde ciddi sıkıntı yaşıyoruz.

Mesela, Et ve Süt Kurumu bir araştırsın, kurumsal olarak şu çalışma yapıldı mı? Türkiye'de 20 ila 30 kilogram arasında süt alınıyor ama Fransa'da 3,5 milyon süt ineği var, Türkiye'de 6,5 milyon süt ineği var. Fransa bizden niye çok süt elde ediyor? Bunu bir araştırın. "Hayvan refahı" dediğimiz kavram gerçekleştirilip de bizim ülkemizdeki süt inekçiliğini daha faydalı hâle getirilmesi niye sağlanmıyor? Et ve Süt Kurumu piyasa dengelenmesi yanında marka yaratma açısından... Niye Hollanda'nın peyniri biliniyor, Fransa'nın peyniri biliniyor da Türkiye'nin dünyada bilinen bir marka ürünü yok? Madem hayvancılıkla geçim yapan bir ülkeyiz, bunun önemli bir altyapısı var, niye sağlamıyor?

SÜLEYMAN KARAMAN (Erzincan) - Aldık tulum peynirini.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) - Bir de son dönemlerde bu açılım olgusuyla ortaya çıkan bir gerçek de var: Bildiğiniz gibi, Doğu Anadolu'da, Güneydoğu Anadolu'da meralar kapalıydı. Türkiye'nin mera hayvancılığına dönmesi gerekiyor. On iki ay kapalı alanda sürekli yemle beslenen bir hayvandan alınan randıman, verim ne yazık ki yem parasını karşılamıyor, yüzde 69'unu yem gideri oluşturuyor. Yemi yüzde 50'i sübvanse edin, yemi sübvanse ederek bu yolla destek verin ve yem konusunda besicinin önünü açın. Türkiye'de mazot ve yemle ilgili sorunu aşarsak et ve süt sorununu aşarız. Burada da kurumsal olarak Et ve Süt Kurumunun sorumluluk üstlenmesi gerektiğini düşünüyorum.

Keza çalışma olgusunda koyun eti -çünkü Tarım Bakanlığının dergilerinde görüyorum- tüketilirse büyükbaş etine göre daha uygun fiyatı olacağı söyleniyor. Bu anlayış köşe yazılarına yansıdıktan, dergide yer aldıktan sonra ben bakıyorum, koyun eti dana etini geçti. Yani 54 milyon da koyun ve keçi varlığı olan bir ülkeyiz. Şimdi, Cumhurbaşkanlığı kitapçığında "16 milyon 900 bin" büyükbaş hayvan varlığı yazıyor. Bakanlık "17 milyon 400 bin" açıklıyor. Amerika Tarım Bakanlığı "Türkiye'de 14 milyon var." diyor. Damızlık Birliği "13 milyon var." diyor. 2001 yılından beri tarım sayımı yapılmayan ülkede hayvan varlığımız ne onu bilmiyoruz. Hayvanımızın adı holstein, simental, jersey, montofon, angus. Sarıkız nerede, boz inek nerede, yerli ırk nerede? 1 milyona düşmüş, onların yok olduğu bir sürece girmişiz. Bu kadar veteriner fakültemiz var, ziraat fakültemiz var, üniversitemiz var, bilim insanımız var, Tarım Bakanlığında çok değerli bürokratlar var, yerli ırk daha verimli kılacak çalışma yapıp da Anadolu coğrafyasına uygun hayvan ırkının gelişimi niye bugüne kadar sağlanmadı? Niye sağlanmıyor, neden olmuyor? Bunları bize de anlatılırsa biz de bunları konuşurken en azından deriz ki "Bu nedenle olmuyor." Ama şimdi yerli ırkın ağız yapısı Türkiye'deki mera otunu tüketmeye elverişli, ithal gelen hayvanların bazılarının ağız yapısı Türkiye'deki otun boyutuna göre gidip de merada yayılarak besleme olanağına sahip değil. Orada bile kontrol etmemişiz. Yani Türkiye'nin coğrafyası, Türkiye'nin meralarının durumu ele alınmadığı sürece ve bunların ıslahında adım atılmadığı sürece süreç sorunlu olarak devam edecek. Bundan sonra da yerli ırk geliştirilmezse, verimlilik artırılmazsa, hayvan refahı sağlanmazsa eti ve sütü daha çok konuşacağız. Kurumsal olarak -biraz sonra konuşacak herhâlde- Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü ve Et ve Süt Kurumu elimizde kaldı. Bunlarla ilgili destek olacak kuruluşları özelleştirme kapsamında yok ettik. Yeminden gübresine ithal getiren bir ülke konumundayız. Onun için de sıkıntılarımız artıyor.

BAŞKAN MUSTAFA SAVAŞ - Toparlayalım Sayın Gürer.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) - Şunu söylemek isterim: Et ve Süt Kurumun önemsiyorum, özelleştirmeden tekrar dönmesini değerli buluyorum ama tüccar mantığıyla yönetilmesini, kâr anlayışıyla buranın işlem görmesini kabul etmiyorum. Burası zarar etmesin, kendisinin kapısına gelip yarım kilo, 1 kilo et ve kıyma alma peşinde olanlara, süt ve süt ürünü almak isteyenlere fiyatı daha uygun kılsın diyorum.

Teşekkür ediyorum.