KOMİSYON KONUŞMASI

ÖZGÜR KARABAT (İstanbul) - Çok teşekkür ediyorum öncelikle.

Sayın Komisyon Başkanı, Merkez Bankasının Kıymetli Başkanı; elbette herkesin bildiğini bir kez daha söyleyerek başlamak isterim, o da Merkez Bankasının aslında, kanunla belirlenmiş görevi fiyat istikrarını sağlamak, yine, Türk lirasının değerini korumak, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının -böyle diyoruz- yoksullaşmasının önüne geçmek, aslında refahını artırmak. Dolayısıyla, Sayın Başkan, enflasyonla ilgili hedefi nasıl tutturmaya yaklaştığınızı uzun uzun anlattınız ama çok teknik sunumlar oldu, kıymetli sunumlar oldu sizinki dâhil olmak üzere, ben daha çok vatandaşın bu enflasyon işine nasıl baktığını sizinle paylaşmak ve sorular sormak isterim. Şimdi, mesela, gıda enflasyonunun düştüğünden bahsediyorsunuz ama ben bu gıda enflasyonu meselesinin Bağcılar'da çocuğunu okula göndermekte, ona harçlık vermekte zorlananla bir fonzedenin enflasyonu arasında fark olduğunu düşünerek değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Neden bunu söylüyorum? Çünkü fiyat istikrarı politikalarınız sonuç vermedi ve Türkiye'de öylesine bir gelir dağılımı adaletsizliği var ki artık herkesin enflasyonu başka. Türkiye'de ne yazık ki gelir olarak baktığımızda birlik ve bütünlükten bahsederken bazen bir kişiye dokuz pul, bazen ise dokuz kişiye bir pul Necip Fazıl'ın dediği gibi. Dolayısıyla, enflasyon meselesine buradan yaklaşmak ve herkesin enflasyonunun farklı olduğunu ve sınıfsal bir enflasyonun ne yazık ki Türkiye'de oluştuğunu sizlerle paylaşmak isterim.

Diğer bir taraftan, elbette enflasyonla ilgili verileri temel alırken TÜİK'i kullanıyorsunuz. Şimdi, esas soru şu: TÜİK verileri ne kadar güvenilir? TÜİK verilerin ne kadar politize olmuş ve TÜİK verileri milleti mi gören noktadan hareket ediyor yoksa politikaları halkı, milleti manipüle mi ediyor, onu sormak istedim.

Şimdi, başka nokta şu: Hedef, ya, hedefi tutturduk ama dünyadaki en büyük beş enflasyonist ülkeden birisiyiz ama diğer taraftan Sayın Cumhurbaşkanının sözünün sizin için çok kıymetli olduğunu düşünerek söylüyorum, Sayın Cumhurbaşkanının hedefi enflasyon tek haneli, faiz tek haneli. Ne kadar yakınsınız buna? Ne kadar yakınsınız? Dolayısıyla, burada bu hikâyeyi anlatırken buradan bakmanın çok daha doğru olduğunu düşünüyorum. Şimdi, şöyle düşünelim: Düzenli aralıklarla enflasyon hedefi açıklıyorsunuz, daha doğrusu, düzenli aralıklarla revize edip güncelliyorsunuz. Bir iş insanı düşünün, sizin açıkladığınız programı alacak ve kendisi bir yatırım geliştirecek, bütçe yapacak, ihracatçı maliyet yapacak. Allah aşkına, Türkiye'de kaç tane ihracatçı sizin hazırladığınız enflasyon hesabına göre maliyet yapıyor? Allah aşkına, sizin açıkladığınız enflasyon hesabına göre kaç tane emekli önünü görebiliyor? Sizin açıkladığınız enflasyon hesabına göre Türkiye'de kim önünü görebiliyor, kim tutarlı buluyor? Dolayısıyla, sürekli güncellenen, sürekli revize edilen bir enflasyon hedefi aslında Türkiye'de en temel problem olan güven meselesini de erozyona uğratıyor. Bunu paylaşmak isterim.

Değerli Başkan, üzülerek ve bilerek söylüyorum ki -rakamlar açıklandı, üzerinde tekrar etmeyeceğim, zaman kıymetli- Türkiye'de sizin politikalarınızla, daha doğrusu düşük döviz, yüksek faiz ve "carry trade"; bunlarla zengin olan kim? Bu zenginleşmeden Türkiye'nin kaynakları milyar milyar dışarıya aktarılıyor, sonra biz millî bir politikadan bahsediyoruz. Böyle bir millîlikten bahsetmek mümkün mü Değerli Başkan? Ve şimdi enflasyon politikasına bir örnek vereceğim: Bakın, enflasyonu düşürdünüz 29'lara, hadi ben 25 sayayım onu, en son 25 olsun. Yüksekken 5 liralık ekmek 10 lira oldu, sonra düşürdünüz yarı yarıya, yüzde 50 oldu, 10 liralık ekmek 15 lira oldu, beş yıllık hikâyeye devam ediyorum, sonra tekrar yüzde 30'a düşürdünüz, 15 liralık ekmek 20 lira oldu, sonra tekrar yüzde 25'e düşürdünüz, yine 20 liralık ekmek 25 lira oldu. Sonuçta beş yılda 5 liralık ekmek 25 lira oldu. Bakın, 5 liralık ekmek 25 lira oldu. İşte, politikalarınızın sonucu burası, vatandaşın geldiği durum bu, 5 liralık ekmek 25 lira oldu. Dolayısıyla, buradan bir övgü, buradan bir başarı anlatmak mümkün değil. Üstelik politikalarınızın sonucunda da milyarlar dışa aktı.

Ve şimdi, evet, siz de bir Fiyat İstikrarı Komitesi üyesisiniz, buraya geldiniz. Ya, Türkiye son on gündür bir şey konuşuyor ve muhakkak ki sizin bütün politikalarınızı, sizin bütün öngörülerinizi, burada anlattığınız bütün tabloları etkileyecek bir şeyden bahsediyor ama sanki hiçbir şey olmamış gibi, sanki vatandaşın 840 küsur milyarı fonda batmamış gibi, sanki Türkiye Cumhuriyeti'nin borsası 100 milyar dolar değer kaybetmemiş, millet fakirleşmemiş, ülke fakirleşmemiş gibi burada anlatıyorsunuz. Sayın Başkan, kanun sizin bağımsız olduğunuzu söylüyor, Merkez Bankasının bağımsız olması gerekiyor ama görüyorum ki siz bağımsızlığı değil, en tepeyi memnun etmeyi önemsiyorsunuz, oysa gerçek bağımsızlık milleti önemsemeyi gerektirir. Bunu üzülerek ne yazık ki görüyorum.

Ve elbette şunu da söylemek gerekiyor: Şimdi, sizin politikalarınız sapmış. Bakın, ne zaman? Rezervlerinizi anlattınız. Mesela, İBB operasyonunu ön gördünüz mü, rezervlerinizi nasıl etkiledi? Mesela, CHP'ye bir kayyum atanması öngörülerinizi nasıl etkiledi? Mesela, İstanbul Başkanlığına kayyum atanması... Bakın, bunlar sadece bir partiye yapılanlar mıydı yoksa millî servetten giden milyon milyon, milyar milyar dolarlar mıydı? Bunun politikalarınıza etkisi neydi, bunu kamuoyuyla açık yüreklilikle paylaşın mesela çünkü bu önemli.

Şimdi, değerli arkadaşlar, Sayın Özlale bahsedemedi, bakın, burada bir fon vurgunu hikâyesi var. Tesadüf mü, Merkez Bankasıyla ilişkili iki kişinin de bu süreçlerde adı geçiyor? Bakın, güven önemli. Bakın, para gelir ama güveni zor bulursunuz. Bu paranın altında imzası olan bir Merkez Bankası Başkan Yardımcısı var ya, adı geçiyor bu skandallarda. Kime güveneceğiz? Bakın, tekrar ediyorum, para gelir ama güven çok zor bir iştir. Şimdi, bakın, tesadüf mü, Tera Yatırımdan bahsediliyor; Yönetim Kurulu Başkanı Anadolu Haber Ajansında, yine bir başkası Halk Bankasında Yönetim Kurulu üyesi, başkası sizin yine Başkan Yardımcınız? Tek tek isim vermiyorum. Arkadaşlar, birilerinin oğlu, bir bakanın oğlu, birisinin babası, birisinin kardeşi, böyle bir ortamdan bahsediyoruz ve şimdi biz hiçbir şey olmamış gibi burada Meclisin açıldığı ilk gün ilk Plan ve Bütçe Komisyonunda -Sayın Başkan duyarlılık gösterdi, teşekkür ediyorum- diyoruz ki: BDDK ve SPK açıklama yapsın, buraya gelsin. Umarım Sayın Başkan -sözünü tutanlardan birisidir- sözünü tutar ve biz onlarla burayı konuşuruz ama sizin Sayın Başkan hiçbir şey dememeniz, hiçbir şey olmamanız gibi burada durmanız kabul edilemez. En basitinden iki Başkan Yardımcınızın adı geçiyor ya.

Dolayısıyla, Sayın Başkanım, şimdi, mesele milletimizin zenginleşmesi, mesele zenginliğimizin korunması ve büyütülmesi ve bütün bunların hepsinde sonuç itibarıyla bir yapısal reformdan bahsetti çok kısa olarak Sayın Usta, bence en büyük yapısal reform da başkanlık sistemi. Değerli arkadaşlar, başkanlık sistemi bütün denetleme ve düzenleme kurumlarını altüst etmiş, her yer iç içe geçmiş, her şey tek bir kişiye bağlanmış ve sonuçta kontrolsüz hâle gelmiş, karşımızda koskoca bir canavar yaratmış bir durum var. Bugün bu krizi çözseniz bile yarın başka bir kriz patlayacak. Bu başkanlık sistemi başımızın en büyük belası ve en büyük yapısal reform bence başkanlık sistemi. Dolayısıyla, bizim bu başkanlık sistemi devam ettiği sürece, bu düzen devam ettiği sürece bu düzen devletin bütün kurumlarını ne yazık ki etkisiz hâle getirir. Bugün burada daha etkili ve Türkiye sorunlarına daha bağımsız bir şekilde çözüm üreten ve bildiğini konuşan bir Merkez Bankası Başkanı açıkçası görmek isterdim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZGÜR KARABAT (İstanbul) - Toparlıyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN MEHMET MUŞ - Buyurun Sayın Karabat.

Bir dakika veriyorum.

ÖZGÜR KARABAT (İstanbul) - Sonuç itibarıyla, bir şey soracağım. Faiz hesabınızın iyi olduğunu düşünüyorum, yüzde 37 politika faizi açıkladınız ve Türkiye Cumhuriyeti'nde ilginç bir şekilde bugün Sayın Sayan Kaya parayı geri iade ettiğini açıkladı, 1 milyar 860 milyonu. O sürece ilişkin eleştirilerim ayrı. Şimdi, soru şu bütün Türkiye'ye: 16 Eylülde sistemden çıkmıştı ve 16 Eylülden bu yana 1 milyar 860 milyon kendisinde kaldı. Bunun maliyeti ne kadardır? Bütün herkese soruyorum.