KOMİSYON KONUŞMASI

HAKKI SARUHAN OLUÇ (Antalya) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Benim de bazı sorularım olacak ama ufak tefek de değerlendirmeler yapacağım. Tahmin edersiniz ki ağırlıklı olarak fonda yaşanmış olan krizle ilgili, vurgunla ilgili konular üzerinde durmak istiyorum. Biraz evvelki usul konuşmasında da değinmiştim, bağıra bağıra gelen bir krizle karşı karşıyayız yani bütün veriler bunu gösteriyor. 2025'in Şubat ayında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının SPK'ye uyarısı var, 26 Şubat. Ardından, epey bir zaman geçiyor, 4 Kasım 2025 Mehmet Şimşek'in manipülasyonla ilgili uyarısı var. Ardından, 2025 sonu SPK'nin açıklaması var ve diyor ki: "Açıklanamayacak fiyat hareketleri görünüyor." Yani bu açıklamaya göre bazı fonlarda ekonomik gerçeklik ve şirketlerin temel finansal büyüklükleriyle ilgili açıklanamayacak fiyat hareketlerinden söz ediliyor, 2025 yılının son çeyreğinde ve bu konu Finansal İstikrar Komitesine de taşınıyor. Şimdi, bütün bu bağıra bağıra gelen krizin aslında bize hatırlattığı bir şey, biliyorsunuz, Marquez'in ünlü romanındaki Kırmızı Pazartesi gibi yani cinayet işleneceğinin herkes farkında fakat kimse bunu söylemiyor. Bu veriler bunu gösteriyor bize. Şimdi, benim buradaki sorum şu: Bu Finansal İstikrar Komitesine taşınmasıyla birlikte Merkez Bankası bu gelişmelerden hangi aşamada haberdar olmuş ya da olmuş mu, oldu mu? SPK, BDDK, TMSF ve Merkez Bankası arasındaki bilgi paylaşım mekanizmalarının neden daha erken ve daha etkin çalışmadığı konusunda sizin bir değerlendirmeniz var mı Merkez Bankası olarak, nedir böyle bir değerlendirmeniz varsa? Çünkü bu mesele gerçekten çok önemli. Yani yaşanan vurgunun ya da dolandırıcılığın nasıl adlandırırsanız adlandırın bunu ama bunun arkasından ortada görünen bir tablo var ki bu da devletin bazı kurumlarındaki bürokratik çürümeyi ortaya koyuyor. Yani bu bağıra bağıra gelmesi meselesi bunu ortaya koyuyor dolayısıyla şimdi, 2 sorunla karşı karşıyayız. Bir taraftan bu çürümenin giderilmesi için hangi önlemler alınabilir? Bu konuda tartışmalara, değerlendirmelere ihtiyaç var ve tabii ki Merkez Bankasının bu konudaki değerlendirmeleri çok önemli.

İkincisi de mağdur olanların, biraz sonra ona geleceğim, küçük yatırımcının ağırlıklı olarak bu mağduriyetlerin giderilmesi nasıl olabilir? O yüzden ilk olarak sormak istediğim konu buydu.

İkincisi: Mağduriyet kısmına geleyim, küçük yatırımcı kısmına. İşte 131 fonun tasfiye sürecine girmesi ve 100 binlerce yatırımcının etkilenmesi ki buradaki bilanço net değil yani çeşitli rakamlar veriliyor ama yani hem mağdur yatırımcı açısından bu sayıların ne kadar gerçek olduğunu bilmiyoruz hem de henüz tam anlamıyla bu fonun yarattığı krizin işte 18-20 milyar dolardan bahsediliyor ama bunun tam olarak ne düzeyde olduğunu bilmiyoruz doğrusu. Bu durum Merkez Bankası açısından yalnızca sermaye piyasalarına ilişkin bir sorun olarak mı değerlendiriliyor yoksa finansal istikrar açısından sistemik bir risk olarak da değerlendiriyor musunuz bunu? Yani Merkez Bankasının yaptığı stres testleri ve erken uyarı analizlerinde bu fonların bankacılık sistemiyle olan bağlantılarından kaynaklanan hangi riskler tespit edilmiştir? Buranın değerlendirilmesi gerekiyor çünkü bu fon krizinin maliyeti birinci olarak küçük yatırımcıya ve tasarruf sahiplerine yüklenecek belli ki. Bunun yani en az mağduriyet yaratması için adil bir şekilde bu meselenin tasfiye edilmesi gerekiyor. Adalet nasıl sağlanacak meselesi sadece Merkez Bankasının değil diğer kurumlarında görevi ama bu konuda yani bu adaletin sağlanması, tasfiyedeki adaletin sağlanması için Merkez Bankasının kendi görev alanında atabileceği adımlar var mı, bunları değerlendirdiniz mi? Bunu öğrenmek istiyorum. Hangi koruyucu mekanizmaları öngörüyorsunuz? Yani görünen, sizin sadece şu anda para basmayla ilgili bir adım attığınız ama onun dışında bu adaletin sağlanması için önerileriniz nelerdir? Bunları da doğrusu duymak isteriz. Henüz dediğim gibi tam bilanço ortaya çıkmadı ama Türkiye daha evvel de bu tür krizler yaşadı. Bu düzeyde değil elbette ki yani şimdi ben hatırlıyorum, 80l'i yıllardaki Banker Kastelli olayını, belki bir çoğunuz hatırlamaz onu ama düzey olarak hiç karşılaştırılamayacak bir şeydi fakat büyük acılara yol açtı. Biliyorsunuz, o zaman intiharlar oldu, aileler yıkıldı, gerçekten küçük yatırımcı ciddi sorunlar yaşadı. İşte banka meselesi, İmar Bankası ve sonra yaşananlar hakeza öyle şeylerdi. Dolayısıyla, bugün küçük yatırımcının belki sesi çok fazla çıkmıyor, çeşitli nedenleri olabilir bunun. Belki bir tasfiye sonunda zararlarının minimuma ineceğini bekliyor olmaları olabilir bunun nedenlerinden bir tanesi ama bunun karşılanmaması hâlinde gerçekten ciddi sorunlarla karşı karşıya kalınacağını düşünmek gerekiyor.

Bu yaşanan vurgunun lira cinsinden tasarruflara ve para politikasının aktarım mekanizmasına etkisini nasıl değerlendiriyorsunuz? Bunu öğrenmek istiyorum çünkü yatırımcıda bir güven kaybı oldu ve baktığımızda bu son yaşananlardan sonra borsadaki düşüş bunu çok net olarak gösteriyor. Bu güven kaybının mevduata, dövize, altına veya kayıt dışı finansal araçlara yönelmesi hâlinde Merkez Bankasının buna yönelik bir risk senaryosu var mı? Bunu öğrenmek istiyorum.

Yani esas itibarıyla, tabii, çok güncel olduğu için bütün konuyu bunun üzerine odakladım ama şunu görerek bunları söylüyorum: Yani elbette ki bu alanda atılacak adımların yetersizliğinin yeni krizlere yol açması hâlinde -genel olarak baktığımızda sadece Merkez Bankası açısından söylemiyorum bunu- sizin dezenflasyon programınıza ve genel olarak Türkiye ekonomisine vereceği zarar son derece ciddi olma ihtimalini de taşıyor. O yüzden, buna odaklanmanın bugün için daha önemli olduğunu düşündüğümden esas itibarıyla bu konular üzerinde durmak istedim.

Dinlediğiniz için teşekkür ederim.