| Komisyon Adı | : | PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU |
| Konu | : | |
| Dönemi | : | 28 |
| Yasama Yılı | : | 5 |
| Tarih | : | 06 .10.2026 |
ÜMİT ÖZLALE (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu yasama yılı hepimize hayırlı olsun.
Şimdi, efsane futbolcu Cruyff'un çok sevdiğim bir lafı var "Futbol basit bir oyundur, zor olan onu basit oynamaktır." diye, enflasyon da böyle. Aslında onu düşürmek kolaydır, zor olan sadece basit kuralları izleyebilmektir. 3 şeye bakarız burada: Bunlardan bir tanesi fiyat istikrarını sağlamak yani düşük ve öngörülebilir bir enflasyon. İkincisi, bu enflasyonu düşürürken hayat pahalılığını azaltırken bunun sanayiye, istihdama, emeğe maliyetine bakarız. Üçüncüsü de bu enflasyonu düşürürken acaba gelir dağılımı bozuluyor mu, ücretler düşüyor mu, hayat herkes için aynı derecede zorlaşıyor mu? Ona bakarız. Bu 3 soruya da bizim doğru bir cevabımız varsa o dezenflasyon programı doğru bir programdır. Şimdi bakalım böyle mi? Sayın Başkan, ilk önce size şunu söylemek istiyorum: Karşımızda bizim dünyanın en yüksek 5 enflasyonuna sahip bir ekonominin Merkez Bankası Başkanı olarak oturuyorsunuz. Yani dünyada şu anda Venezuela, Güney Sudan, İran ve Arjantin'den sonra en yüksek enflasyon Türkiye'nin. Gıda enflasyonunda da aynı şey var, kira enflasyonunda da Avrupa'nın en yüksek 3'üncü enflasyonuna sahibiz. Hatta şöyle bir şey söyleyeyim: Dünyada bir türlü 2023'ten beri bu ilk 5'ten çıkamamamızın dışında Arjantin üç yıl önce yüzde 211'le başladığı enflasyonda yüzde 31,5'a gelirken bizim ancak üç senede gelebildiğimiz yer 64,8'den 29,73. Dolayısıyla enflasyonda, enflasyonu düşürmede kocaman bir başarısızlık olduğunu biz burada söyleyebiliriz. İkincisi nedir? Enflasyon tahminleri. Bu hayati derecede kritik bir şey Sayın Başkan. Neden diyecek olursanız? Siz bir enflasyon tahmini yaptığınız zaman bütün piyasadaki ücretler ve bütün piyasadaki öngörüler ona göre belirleniyor. İnsanlar önümüzdeki dönem çalışanlarına ne kadar ücret vereceklerini önümüzdeki dönem enflasyon beklentilerine göre kararlaştırıyorlar. Şimdi, bakın, bunlar sizin enflasyon raporlarınız: 2025, 4'üncü çeyrek, Kasım 2025'te 2026 yıl sonu yüzde 16 diye söylemişsiniz, 2027 yüzde 9, 2028 OVP'de yüzde 5 belirlenmiş. Hemen bundan üç ay sonra bu tahmininiz eşit kalmış, bütün işverenler yüzde 16'ya göre enflasyonu yapmış ama o da ne? Bundan üç ay sonra yüzde 26, ondan üç ay sonra da yüzde 28'e güncellemişsiniz. Yani her seferinde enflasyonu yukarıya doğru güncelliyorsunuz, büyümede de o öngörülebilir büyüme rakamlarını tutturamıyorsunuz. Bir başka tutarsızlık daha var burada: Orta vadeli programda yüzde 5 deniliyor enflasyon. Oysa sizin açıkladığınızda yüzde 5'ten farklı bir sayı ortaya çıkıyor. Dolayısıyla bu enflasyon raporlarında sizin enflasyon öngörüleriniz bu kadar fazla artmaya başladığı zaman o zaman piyasadaki ücret dinamikleri, piyasanın geleceğe dair enflasyon beklentilerinde yanlış yere yönlendiriyorsunuz ve kaynak dağılımında ve ücretlerde olumsuz bir tablo ortaya çıkıyor. Hürmüz krizi dediğiniz zaman o da sizin ve bizzat Hazine ve Maliye Bakanının açıklamasıdır, "Yüzde 7 etki edecek." demişti. Oysa sizin yukarı doğru güncellediğiniz enflasyon yüzde 12. Dolayısıyla orada da beklediğinizden daha yüksek bir enflasyonla karşılaşıyorsunuz ve her raporda enflasyonu daha yukarı çekiyorsunuz.
Şimdi, enflasyonun düşmesi konusunda, bizim, üniversitede öğrencilere dediğimiz şey şudur: "Enflasyonun düşmesi fiyatların düşmesi anlamına gelmiyor, fiyatlarının düşüş hızının düşmesi anlamına geliyor." Şimdi, burada bir başka problem daha var, sizler, sizden önceki dezenflasyon programı uygulayanlar dediler ki: "Şok bir tedavi yapmayacağız. Enflasyonu zaman içerisinde yavaş yavaş düşüreceğiz." Alın işte, yavaş yavaş nasıl düşüyor? Bakın, Aralık 2020'de 100 lira olan bir tüketim sepeti şimdi 850 lira. Ha, bir de bu da TÜİK enflasyonuyla yani burada 8,5 kat artmış, yüzde 850 artmış. Neden? Çünkü enflasyon her zaman bir önceki fiyat seviyesinin üstüne çıkıyor. Bakın, bu şok tedavi ya da enflasyonu kısa sürede düşürmemek yerine uzun bir sürece yaydığınız zaman şu oluyor: Sizi bir önceki dezenflasyon programıyla karşılaştırarak nasıl yanlış bir politika izlediğinizi anlatmak istiyorum.
Bakın, 2000-2005, Türkiye'nin doğru, başarılı bir dezenflasyon programıdır. 2000-2005'te TÜFE enflasyonu 100'ken bundan beş sene sonra 305 olmuş. Kira enflasyonuna baktığınız zaman, 2000-2005'te 100'ken beş sene sonra 323 olmuş. Sizin döneminizde yani sizin de Merkez Bankası Başkanı olduğunuz dönemde, şimdi bakalım, 2021-2026 yılı, aynı beş yıllık süreçte 100'den 665'e çıkıyor, kiraya baktığınız zaman da 100'den 1.388'e çıkıyor. Dolayısıyla, siz "Ben enflasyonu zaman içerisinde yavaş yavaş düşüreceğim." dediğiniz zaman, hayat pahalılığı bütün toplumu, sanayiciyi, işçiyi daha fazla etkiliyor. O yüzden, kesin bir çözüm yerine "Ben zamana bırakıyorum." dediğiniz zaman bunun toplumsal maliyeti çok daha yüksek oluyor.
Şimdi, biraz da toplumsal maliyetlerden bahsedelim size. Politika faiziniz yüzde 37, korkunç bir finansman baskısı var ve bakıyorsunuz, ekonomide işler rayında gitmediği için, takipteki alacaklara bakınız, 904 milyar. Bu fon krizinde, son iki haftada, tahsili gecikmiş takipteki alacakların artışı 30 milyardan fazla arkadaşlar, 30 milyardan fazla. Son bir sene içerisinde takipteki alacaklar yüzde 80 artmış, enflasyon yüzde 30 olduğu bir yerde yüzde 80 artmış. İlk altı ayda bu ülkede siz "Enflasyonu düşürmek için kemer sıkmamız lazım." dediğiniz için ilk altı ayda 1.240 tane konkordato ilan edilmiş. Bu takipteki alacakları ben sizden duymak isterdim enflasyon maliyetinde, bununla ilgili ne yapmayı düşündüğünüzü.
Bakın, peki, kimler daha çok borçlanıyor? E, hane halkı. Bunlar, işte, takipteki alacaklarda bireysel kredilere bakın, bireysel kredilerdeki artış, halkın artık daha fazla borçlanma gücünün kalmadığını gösteriyor. Peki, halk bu durumdayken sanayide nasıl? Şimdi, İmalat Sanayi Endeksi son üç sene içerisinde yatay seyir. İşte, o kadar yanlış bir dezenflasyon programı izliyorsunuz ki Türkiye'de Sanayi Üretim Endeksi yerinde kalıyor, perakende satışlara bakın, uçup gidiyor, insanlar ya borçlanıyorlar ya da dışarıdan ithal ediyorlar ve bu imalat sanayisinin yerinde kalmasını fon vurgunuyla şöyle bağlayacağım: AK PARTİ'nin Ekonomiden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Nihat Zeybek Denizli'nin önemli sanayicilerinden bir tanesi. Onun bile sanayiye yatırım yapmayıp 250 milyon lira Para Piyasası Fonu'nda parası olduğu ortaya çıktı. Bunu "Unuttum." diyorsa orada daha büyük bir skandal ama yok oradaysa ve sanayiye yatırmıyorsa yani bizzat AK PARTİ'nin Ekonomiden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı 250 milyon lirayı Para Piyasası Fonu'nda tutup sanayiye yatırmıyorsa o zaman burada çok daha büyük bir problem var. Bizzat AK PARTİ'nin ekonomiden sorumlu birinci kişisi zaten bu dezenflasyon programına inanmıyor, "Para Piyasası Fonu'ndan ben paramı kazanırım." diyor.
Başka ne var? Dövizi baskıladığınız için, faizleri de yüksek tuttuğunuz için, ben demiyorum TÜSİAD söylüyor, Maliyet Bazlı Rekabet Gücü Endeksi, bütün alanlarda sanayicinin rekabet gücü burada gördüğünüz gibi azalıyor. O yüzden de bizim ihracatımızın ivmesi düşük, ithalatımız patlamış durumda. Perakende satışlar yükselirken İmalat Sanayi Endeksi maalesef yerinde kalıyor.
Bir de buna nereden bakıyoruz? Önümüzdeki döneme bakıyoruz, sizin sunumunuzda göremedim, PMI'lara bakıyoruz yani önümüzdeki dönem siparişler artıyor mu, artmıyor mu? 50'nin altı artmayacağı beklentisi demektir. Her yer kırmızı, hangi sektöre bakarsanız bakın, önümüzdeki dönem sipariş beklentisinde işler kötüye gidiyor. Dolayısıyla, bir yanda hâlâ bir türlü düşüremediğiniz yüzde 30 civarında enflasyon var, öbür tarafta sanayicinin bütün beklentilerinin olumsuza çevrildiği, imalat sanayisinin yatağan düzeyde olduğu bir ekonomiyle baş başayız.
Bir başka nokta da şu: Gelir dağılımı. Türkiye, gelir dağılımında dünyanın en kötü ülkelerden bir tanesi. Sizin işte bu dezenflasyon programı sonucunda eriyen ücretlerle beraber sadece asgari ücrete de bakmadım, ortalama net işçi ücretine baktım, 46 bin lira. Oysa 4 kişilik ailenin sadece gıda gideri 37 bin lira, geriye 9 bin lira kalıyor; kirası için, ulaştırma için, giyim için, her şey için. Bekar çalışanın yaşam maliyeti bile bugün şeye baktığınız zaman, net işçi ücretine baktığınız zaman 48 bin lira.
Şimdi, bir başka nokta, sizin slaytınızda vardı bu, işsizlik oranındaki düşme. İşsizlik oranındaki düşmeyi bize bir başarı olarak anlatmayınız. İşsizlik oranındaki düşme tamamıyla atıl iş gücü oranındaki artıştan dolayı kaynaklanıyor. İnsanlar iş bulma ümidini kaybettikleri için, iş gücü piyasasından çıktığı için işsizlik oranı düşüyor. Arkadaşlar, hâlâ Türkiye'nin şu anda kabaca yüzde 30'u çalışıyor. Bu istihdam oranını artırmadığınız zaman sosyal güvenlikten tutun sanayiye kadar birçok problemle karşılaşacaksınız. Rezervlere biraz değinmek gerekiyor, rezerv biriktirmeyi başarı olarak söylüyorsunuz fakat şöyle bir şey var orada arkadaşlar: Brüt toplam rezerv 171, bunun neti 53,4 doğru ölçüm budur fakat faizlerin yükseldiği, dolayısıyla swap maliyetlerinin yükseldiği bir yerde siz swap hariç net rezerve baktığınız zaman bunun 39,9 milyar dolar olduğunu görüyorsunuz. Bunu yükseltmek için swap maliyetleri her yükseldiği zaman sizin Merkez Bankası olarak karşılaşacağınız maliyet daha da yükselecektir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN MEHMET MUŞ - Ümit Hocam bir saniye, buyurun.
ÜMİT ÖZLALE (İzmir) - Bir başka nokta da şu: Reel sektörün döviz açığı. Siz dövizi baskıladığınız için, finansman maliyetleri de çok yüksek olduğu için reel sektörün döviz açığı ve ihracat gelirleri... Bakın, burada net ihracat değil yıllık mal ve hizmet ihracatının yüzde 53'ü kadar reel sektörün döviz açığı var, artışa dikkatinizi çekerim. Önümüzdeki dönem siz biraz daha kurları böyle baskılamakta ve finansman maliyetlerinde ısrar ederseniz, burada reel sektörün döviz açığı çok daha büyük bir problem olarak karşımıza çıkacak. Peki, hep şunu söylüyorsunuz, bu programın devamlı kaybedenlerinden bahsettiniz, kazananı var mı? Var. Bunun kazanını da "Carry Trade"ciler. "Carry Trade" için kısaca şöyle söyleyebiliriz: Dışarıdan paranızı getirirsiniz, TL'ye çevirirsiniz, TL'nin değer kaybetmeyeceği beklentisindeyseniz eğer yüksek TL faizini alırsınız, vade sonunda paranızı dövize çevirirsiniz çıkarsınız. Türkiye bir "Carry Trade" cenneti arkadaşlar. Bakın, şimdi, sol tarafa bakın, dünyada en yüksek "Carry Trade" getirisini sağlayan ülkelerden bir tanesi Türkiye...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ÜMİT ÖZLALE (İzmir) - Ama sağdakine daha fazla dikkat edin, orada risksiz getiriler üzerinden "Carry Trade"e baktığınız zaman dünya şampiyonuyuz. Yani sizin üzerinde durduğumuz, ısrarla uyguladığınız bu politikanın tek kazananı şu anda yurt dışından parasını getirip burada yüksek faizle, hiçbir yerde kazanamayacağı parayı kazanan finansal spekülatörlerdir. Dış finansmana baktığınız zaman, yabancı parasını sadece "Carry Trade"e getirdiği için yabancı tahvilden de çıkıyor, hisse senedinden de çıkıyor; bütün bunların sonucu olarak da Türkiye'nin borsa performansına baktığınız zaman Türkiye, diğer gelişmekte olan ülkelerden çok daha negatif durumda. Tabii, burada dünyadaki borsayı ben Türkiye'nin hisse senediyle karşılaştırdım. Biraz zamanım olsa burada size borsa şampiyonlarından da bahsedecektim. Biraz önce söylediğim, borsada yeteri kadar Türkiye'de para kazanamayanlar bunlar değil. Bunu da bugün Meclis araştırma önergemizde Meclise sunacağız.
Hepinize dinlediğiniz için teşekkür ederim.