KOMİSYON KONUŞMASI

ULAŞ KARASU (Sivas) - Sayın Başkan, değerli Komisyon üyesi arkadaşlarım, kıymetli bürokratlar; yeni dönemin hepimize hayırlı olmasını diliyorum.

Burada Yabancı Dijital Konaklama Platformları Kanun Teklifi'ni görüşüyoruz. Teklife geçmeden önce şu hayati soruyu sormak zorundayız: Ülkemizin bugün gerçek gündemi nedir? Vatandaş sabahın köründen gece yarısına kadar çalışıyor, alın teri döküyor; masasına bir lokma ekmek koyamıyor. Emekli dinlenmeyle geçireceği döneminde en temel insani ihtiyaçlarını bile karşılamaktan aciz bırakılmış durumda. Gençler yarınlarının hayalini kuramıyor; çocuklar okula gitmeye, veliler evladını okula göndermeye korkuyor. Esnaf siftahsız kepenk kapatıyor, çiftçi toprağına küsmüş. Daha dün Anayasa Mahkemesi önünde "Para için değil, onurumuz için." diyen emeklimiz hepimizin gözü önünde hayatına son vermedi mi? Aç çocukları için kahvaltı çaldığı için kelepçelenen Samsun Canikli babayı hepimiz gördük. İnsanımızın yüzü gülmüyor; milyonlarca insan açlıkla, sefaletle, geçim derdiyle boğuşurken tarihimizde görülmemiş asrın vurgunu patladı. Yandaş foncu arsızlar milyarları götürmüş durumda. Peki, bu çarkın altında ezilen kaç yatırımcı var? 455 bin vatandaş. 455 bin yatırımcı demek 455 bin aile demek, 455 bin aile en az 2 milyon insan demek. Bu asrın vurgununun ekonomiye maliyeti tam 90 milyar TL, depremin maliyeti de yaklaşık 100 milyar TL'ydi.

Kısacası fon vurgunundan hakem rezaletine kadar hayatımızın her alanında bir çürüme yaşanıyor. Peki, suçüstü yakalanan iktidar ne yapıyor? "Kim olursa olsun üstüne gidilecek." diyerek göz boyuyor, milletin parasına çökenleri ifadeye bile çağırmıyor ama hukuku sopa yapmış, belediyelere çöküyor. Onu yapamazsa belediye başkanlarını şafak operasyonlarıyla gözaltına alıyor, tutukluyor, tek kişilik hücrelere atıyor. Bu rezaletler, çevirdiği dolaplar duyulmasın diye basının fişini çekiyor, daha yayınlanmamış kitapları toplatıyor. Gazetecilerin, ekonomistlerin, hak savunucularının, kısaca bu ülkenin gerçeklerini söyleyen herkesin sesini tek tuşla susturuyor. Millî güvenlik gerekçesiyle binlerce hesaba erişim engeli getiriliyor, dijital karartmalarla kendi dışında hiç kimsenin sesi duyulsun istemiyor. Bir ayda en az 1.270 X hesabı erişime engellenmiş ve yüzde 90'ı Türkiye'den görünmez kılınmış yani her gün yeni bir erişim engeliyle karşılaşıyoruz. Eskiden içerik çıkarılması ve erişim engeli verilmesine Bilgi Teknolojileri Kurumu ve mahkemeler yetkiliydi, 24 Temmuzda çıkardığınız yasayla yetkiyi Cumhurbaşkanına bağlı olan Siber Güvenlik Kurumuna, denetlemeyi de sulh ceza hâkimlerine bıraktınız. Amaç belliydi, açıkça muhalif sosyal medya mecralarını tek tek budamak. Yaptınız, yapmaya da devam ediyorsunuz.

Buradan açıkça söylüyoruz: Erişim engeli Anayasa'ya aykırıdır, bu kararlar hukuki değildir. Biz bunu Anayasa Mahkemesine taşıdık. Aslında bu kararı talep edenler, verenler ve uygulatanlar Anayasa'yı ayaklar altına aldıklarını çok iyi biliyorlar.

Şimdi bir çağrı yapmak istiyorum buradan: Yarın saat 12.00'de bu uygulamanın tüm mağdurlarını, gazetecileri, sanatçıları, aydınları, herkesi Anayasa Mahkemesi önüne davet ediyorum.

Peki, biz bu tablonun orta yerinde burada neyi tartışıyoruz? Bir tarafta turizm sektörünün kurallarını koyan Bakanlık, diğer tarafta aynı sektörde faaliyet gösteren şirketlerin içine düşeceği zorlukları, engellileri, yasakları. Turizm emekçileri, seyahat acenteleri zaten rekabet eşitsizliğini iliklerine kadar yaşıyor; bunu sektördeki herkes çok iyi biliyor ama şimdi de dijital platformlara Türkiye'de yatırım yapmadan, personel çalıştırmadan konaklama hizmeti ve uçak bileti satışı yapabilmesinin imkânını tanıyorsunuz.

Bakın arkadaşlar, bugün, Türkiye genelinde şubeleriyle birlikte faaliyet gösteren yaklaşık 17 bin seyahat acentesi ve bu işletmelerde doğrudan istihdam edilen 75 bin çalışan var; aileleriyle birlikte yaklaşık 300 bin insan geçimini doğrudan seyahat acenteliği mesleğinden sağlıyor. Bu acenteler yalnızca turizm ürünlerinin satışını gerçekleştirmekle kalmıyor; bulundukları bölgelerde istihdam yaratıyor, yerel ekonomiye katkıda bulunuyor ve turizm gelirlerinin ülke geneline yayılmasının kritik bir görevini üstleniyor.

Peki, bu kriz ortamında turizmin teminatı olan seyahat acentelerine bu teklifle ne yapılıyor? Yabancı dijital platformlara farklı faaliyet koşulları ve ayrıcalıklar tanınıyor, pazarın yabancı şirketlerin kontrolünde yoğunlaşmasına zemin hazırlanıyor, yerli küçük işletmelerin geleceği tehlikeye atılıyor. Yurt dışından Türkiye'ye yönelik, turizm hareketiyle hiçbir ilgisi bulunmadığı hâlde kamuoyunda yabancı turist sayısını ve gelirini artıracağına ilişkin iddialar bu teklife destek sağlanmaya çalışılıyor. Türk vatandaşlarının Türkiye'deki turizm ürünlerini yabancı konaklama platformlarından satın almasına olanak sağlamak adına yerli ve millî seyahat acentelerini devre dışı bırakacak bu kanun teklifi, dar ve kısa vadeli otelci bakışıyla hazırlanmıştır. Türkiye'de bir şirketi ve çalışanı dahi bulunmayan yabancı dijital tekellerin inisiyatifine Türk turizminin geleceği teslim edilmektedir. Bunları ben söylemiyorum, Anayasamızın 135'inci maddesinde tanımlanan, niteliğe haiz kamu kurumu niteliğindeki bir meslek örgütü olan Türkiye Seyahat Acentaları Birliği söylüyor, temsilcileri de burada. TÜRSAB ayrıca yurt dışında kurulu şirketlerin farklı bir izin ve yükümlülük rejimiyle aynı pazarda faaliyet göstermesine imkân tanınmasıyla ülkemizde kurulu seyahat acenteleri için şirket merkezlerini yurt dışına taşımaya ya da faaliyetlerini yabancı şirketler üzerinden yürütmeye yönelik âdeta ekonomik bir teşvik oluşturacağı konusunda da uyarılarda bulunuyor. Dünyanın gelişmiş ülkeleri dijital platformlara sınırsız bir pazar sunmuyor. Kazandıkları her kuruşun, topladıkları her verinin hesabını soruyor. Yaptıkları her faaliyetin hesabını vermelerini sağlayacak daha sıkı kurallar getiriyor. Siz ise Türkiye'nin turizm pazarını küresel şirketlere açarken yıllardır bu ülkede yatırım yapan, vergi veren, istihdam yaratan seyahat acentelerimizi daha ağır bir rekabetin içine itiyorsunuz. Bunun adı turizmi geliştirmek değil, yerli turizmcinin aleyhine küresel şirketlere alan açmaktır.

Peki, teklifin içinde yer alan ve en fazla düşünülmesi, daha doğrusu bu iktidarın zihniyetini en net ele veren maddelerden biri nedir? Tabii ki yine erişim engeli. Yani bir taraftan küresel şirketlere pazar açarken diğer taraftan da dijital alan üzerinde siyasi denetim kurma anlayışıyla hareket ediyorsunuz. Tüm dünya yapay zekâyı konuşuyor, dijital dönüşümü, küresel dijital ekonomiyi konuşuyor, bizden ise erişim engeline onay vermemiz isteniyor. İşte, iktidarın yasakçı zihniyeti burada da kendini gösteriyor.

Teklifin içerisinde yabancı dijital platformlar için getirilen bazı yükümlülükler var: İzin belgesi alınacakmış, 5 milyon bedel ödenecekmiş, Türkiye'de temsilci bulundurulacakmış, Türk hukukuna tabi olunacakmış. Bunların tamamını düzenleyelim, hatta çok daha güçlü, çok daha şeffaf şekilde düzenleyelim. Biz bunlara karşı değiliz. Tüketicinin hakkını, hukukunu koruyalım, bunda hiçbir tereddüdümüz yok ama izin belgesinin iptali ve erişim engellerine gerekçe olarak ülke yararına aykırı, kamu güvenini sarsıcı ve ülke turizmini baltalayıcı faaliyetler konulmuş. O zaman şu soruyu sormak zorundayız: "Ülke yararına aykırı" ne demek? Hangi somut kriterlere göre belirlenecek? "Turizmi baltalamak" lafının arkasında kimin siyasi çıkarları var? Buna kim karar verecek? Hangi delil esas alınacak? Kim karar verecek? Şirketin savunması alınacak mı? Vatandaşlarımızın can güvenliği konusunda hesap vermeyen bir anlayış, şimdi "turizmi baltalamak" ve "ülke yararına aykırılık" gibi sınırları belirsiz gerekçelerle "erişim engeli" gibi ağır yaptırımlarla dijital platformların faaliyetlerini engelleme yetkisi istiyor. Oysa erişim engeli sadece şirketi cezalandırılmaz, vatandaşı da etkiler, turisti de etkiler, küçük oteli de etkiler, ev sahibini de etkiler, esnafı da etkiler, çalışanı da etkiler. Platform üzerinde rezervasyon yapmış vatandaş ne olacak? Türkiye'ye gelmek için rezervasyon yaptırmış turist ne olacak? Platform üzerinden müşterisine ulaşan küçük işletme ne olacak? Bunların ekonomik kaybını kim karşılayacak? Bunlar teknik ayrıntı değildir. Emeğiyle, üç kuruşluk kazancıyla o platformdan müşterisine ulaşan küçük işletmeci ne olacak? Uğradığı ekonomik kaybı kim karşılayacak? Türkiye'nin itibarı ne olacak? Vurgun paylaşımlarına erişim engeli getirdiniz, tanıdık vurguncuları korumak için haberlere de erişim engeli getirdiniz. Siz 3Y'le mücadele edeceğinizi söyleyerek iktidar oldunuz. 3Y sizin iktidarınızın sonunu getirdi. Yasaklarla, erişim engelleriyle gerçekleri engelleyemezsiniz.

Ayrıca bu teklifin teknik tarafında cevaplanması gereken ciddi sorular var.

Birincisi: Tüketici, rezervasyon iptal edildiğinde yurttaş hakkını hangi mekanizmayla ve ne kadar sürede alacak? İlanla gerçek tesis birbirini tutmadığında sorumluluk kime ait olacak? Sahte ilan ve sahte yorum nasıl denetlenecek? Platform ile tesis arasındaki uyuşmazlığın bedeli tüketiciye yüklenirse zararı kim ve hangi sürede karşılayacak? Teklif, platformun Bakanlıkla ilişkisini ayrıntılı kuruyor. Yurttaşın platform karşısındaki hak arama yolunu ise aynı açıklıkta kurmuyor.

İkincisi: 5 milyon TL'lik izin bedeli ve yüzde 17'lik komisyon sınırı, bu rakamlar hangi ekonomik etki analizine dayanıyor? Küçük platformla küresel dev, aynı izin bedeline mi tabi olacak? Yüzde 17'lik rakamın sektör, maliyet ve rekabet bakımından bilimsel dayanağı nedir? Reklam, görünürlük veya başka adlarla ek bedel alınmasının önüne nasıl geçilecek?

Üçüncüsü: Platformların piyasa gücü; teklif, keyfî sıralama düşürmeyi ve hizmet kısıtlamayı sınırlıyor fakat sıralamayı belirleyen algoritmayı kimin, hangi veriyle denetleyeceği açık değil. Platform "ticari sır" dediğinde Bakanlık, algoritmik ayrımcılığı nasıl tespit edecek? Görünürlük ve sıralama kararları bağımsız denetime açılacak mı? Sonuçlar kamuoyuyla paylaşılacak mı?

Dördüncüsü: Bakanlığın denetim kapasitesi. Sayıştay, Bakanlığın bazı belgeli turizm tesislerinde son beş yıl içerisinde yerinde denetim yapmadığını, yıllık rutin denetim takviminin kurulmadığını ve denetimlerin ağırlıkla yeni belge başvurularıyla şikâyetler üzerinden yürüdüğünü tespit ediyor. Mevcut denetim görevini etkin biçimde yerine getiremeyen Bakanlığa yeni ve geniş takdir yetkileri verirken önce bu denetim açığının hesabını sormamız gerekmiyor mu?

Beşincisi: Turizm payı, yabancı dijital konaklama platformlarından yeni bir pay alınacaksa bu kaynağın Türkiye Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansı tarafından nerede, hangi ölçütle ve hangi sonuç için harcanacağını millet bilmelidir. Kamu kaynağı toplanıyorsa bütçe, harcama, denetim bilgileri açık ve hesap verebilir olmak zorundadır.

Altıncısı: Turizmi birkaç kıyı ve büyük şehir merkezinde sıkıştıramazsınız; Sivas'ın Divriği'nin, Zara'nın, Kangal'ın, Gürün'ün, Hafik'in tarihini, doğasını ve kültürünü turizm ekonomisine bağlayacak ulaşım, tanıtım ve kamusal yatırım politikası nerede dijital platform düzenlemesi Anadolu'ya turist, gelir ve nitelikli istihdam taşımayacaksa turizm politikasının bölgesel kalkınma ayağı yine eksik kalacaktır. Türkiye'nin ihtiyacı üretimdir, yatırımdır, adil rekabettir, dijital dönüşümdür, hukuk güvenliğidir, demokratik özgürlüklerdir. Bu teklif üzerinden binlerce seyahat acentesinin kapanmasına, on binlerce kişinin istihdamının tehlikeye girmesine, turizm gelirlerinin yurt dışına aktarılmasına ve tüketici haklarının çiğnenmesine izin vermeyelim. Kanunu geri çekin, az önce Anayasa'ya aykırılık maddelerinde de arkadaşlar düşüncelerini ifade ettiler. Biliyorsunuz Bolu Kartalkaya'daki Grand Kartal Otel yangınında yakınlarını kaybeden aileler Anıtpark'ta 78 can için Adalet nöbeti yaptı. Mecliste bu konuda komisyon kuruldu, rapor yazıldı ama gerekenler yapılmadı. Tüm bunlar ortadayken telafisi güç sonuçlar doğurmadan gelin turizmin geleceği için, eşit ve adil rekabet koşulları için bu teklifi geri çekin, üzerinde tekrar konuşalım. Vatandaşımız için en doğru teklifi hep birlikte hazırlayalım. Maddelerde ayrıca görüşlerimizi ifade edeceğiz.

Teşekkür ediyorum.