| Komisyon Adı | : | MİLLİ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU |
| Konu | : | Niğde Milletvekili Cevahir Uzkurt ve Kocaeli Milletvekili Sadettin Hülagü ile 110 Milletvekilinin Yükseköğretim Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/3755) |
| Dönemi | : | 28 |
| Yasama Yılı | : | 4 |
| Tarih | : | 14 .07.2026 |
CEVAHİR UZKURT (Niğde) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Komisyonun değerli üyeleri, gerçekten şunu mutlulukla ifade etmek isterim: Meclisin mutfağı olarak bilinen bu komisyonlar ve özellikle içinde bulunduğumuz Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonunda dile getirilen eleştirilerin önemli bir kısmının ben çok yapıcı olduğunu düşünüyorum ve bu konuda hem iktidar, AK PARTİ milletvekillerimizin hem muhalefet milletvekillerimizin kanun taslağındaki maddelere ilişkin yaptığı eleştirilerden dolayı, katkılardan dolayı da teşekkür ediyorum.
Hakikaten, yükseköğretim ve üniversiteleri konuşuyoruz, hep dile getiriyoruz. Bir toplumsal kalkınmanın en temel dinamiğinin üniversiteler olduğunu söylüyorsak belki de bir ülkede konuşulması gereken, tartışılması gereken en önemli alanlardan bir tanesi de üniversiteler ve yükseköğretim alanı. Tabii, burada biz şu iddiada değiliz, çok kapsamlı bir YÖK reform paketi getirdiğimizi iddia etmiyoruz. Burada belli ihtiyaçlara, değişen şartlara göre yeni birtakım düzenlemeler yaptığımız, önerdiğimiz bir yasa teklifini huzurlarınıza getirmiş bulunuyoruz. Tabii, burada, teklifte olmayan düzenlemelerden hareket ederek teklifte olan düzenlemeleri eleştirmeyi de ben çok doğru bulmam çünkü burada bu teklifteki birçok maddenin kısıtlayıcı değil -belki şu konuştuğumuz madde 1, maddi olarak yabancı uyruklu uzmanlık yapan öğrencilere bir kısıt getiriyor gibi gözükse de- teklifin önemli bir kısmının hem ihtiyaçları karşılayacak hem de uluslararasılaşma açısından, özellikle bilimsel araştırma projelerinin teşvik edilmesi, desteklenmesi açısından, öğrencilerimizin gerek affa ilişkin gerekse diğer alanlarda yükseköğretime daha özendirecek, erişimini artıracak düzenlemeler olduğunu ifade etmek isterim.
Tabii, YÖK bu ülkede her zaman tartışma konusu olmuştur. Üniversiteye giden hemen hemen herkesin YÖK'le bir şekilde yolları kesişmiştir. Siyaseten de bu ülkeyi yönetmeye talip olan herkes YÖK'ün kaldırılması yönünde irade beyan etmiştir.
ŞENOL SUNAT (Manisa) - Programlara girmiştir.
CEVAHİR UZKURT (Niğde) - Girmiştir.
Sayın Başkanım, az önce kıymetli vekilimiz bir tespitte bulundu, YÖK'ün kurulduğundaki üniversite sayısı 27 idi; evet, doğru; bugün 208 üniversiteden bahsediyoruz. O zaman burada şunu konuşmalıyız ki o konunun altını çizdiği için ben de onu önemsediğimi burada vurgulamak istiyorum: 27 tane üniversiteyi koordine etmek üzere kurulan YÖK'ün o günkü yapısıyla, zaman zaman birtakım düzenlemelerle değişime uğramış YÖK yapısıyla bugün 208 tane üniversiteyi ve 208 üniversiteyle birlikte o derece artan öğrenciyi, öğretim üyesini koordine etmeye çalışıyoruz. Aslında üzerinde durulması gereken konu ve YÖK'ü tartışmaya açması gereken temel dinamiğin de bu olduğunu düşünüyorum. Belki ileriye dönük... Tabii ki "Komisyon iki yıldır toplanmamış." diye bir eleştiri var, ben Komisyon üyesi olmadığım, teklif sahibi olduğum için bu konuya girmek istemem ama belki Millî Eğitim Komisyonunda gelecek dönemde buna ilişkin bir başlık açılıp bu alana ilişkin ben birtakım tartışmaların gündeme getirilmesi gerektiği kanaatindeyim. Bu, benim kişisel kanaatim.
Tabii, yükseköğretimden bahsediyorsak, üniversitelerden, öğretim üyelerinden, bilimden, bilimin evrenselliğinden bahsediyorsak, arkadaşlar, gerçekten burada çok konservatif bir anlayışla bu konulara değinmemek lazım.
Yaş konusu gündeme gelecek. Bakın, birçok ülkede öğretim üyelerinin yaş haddi diye, emekliliği diye bir sınır yok. Yani yetişmiş bir öğretim üyesi sağlığı elverdiği sürece, kişisel şartları elverdiği sürece öğretim üyeliği yapabilmekte çünkü yetişmiş bir öğretim üyesini belki en verimli çağında yani öğrenci yetiştirebilecek, asistan yetiştirebilecek, hoca yetiştirebilecek, bilimsel araştırma yapabilecek, bilimsel projeleri koordine edebileceği en verimli yaşta emekli etme riskiyle karşı karşıyayız aslında biz. Dolayısıyla, bu konuları bence daha özgürce düşünebildiğimiz, tartışabildiğimiz bir platforma ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum.
Şimdi, burada maddeye ilişkin eleştiriye gelirsek; tabii, bu bir bakış açısı, onu söyleyeyim. Şimdi, yabancı uyruklu uzmanlık eğitimini yapan öğrencilerden bahsediyoruz aslında burada biz. Bizim de belki burada birçok öğretim üyesi kökenli ya da akademisyen kökenli arkadaşımız yurt dışında doktora yapmışlardır, uzmanlık yapmışlardır ve birçok ülkeye gittiğimizde biz o ülkelerde çoğu zaman kendi paramızla bu uzmanlık eğitimlerini yaptık yani kendi cebimizden üniversiteye para verdik. Şimdi, burada eğer uzmanlık eğitimini Türkiye'de yapan öğrenciden bahsediyor isek, aslında bu öğrenciler elbette ki bir üniversiteye, eğitime, sağlığa katkı veriyor, bir eğitim hizmeti veriyor ise bunun karşılığını vermek, amenna, burada sorun yok ama buna bir eğitim süreci olarak bakıyor isek -ki öyle bakılması gerektiği kanaatindeyim- ki maddede de tamamen biz bunlara ücret vermiyoruz gibi bir düzenleme yok, aslında ücret veriliyor ama döner sermayeden belli kesintiler yapılıyor. Dolayısıyla, bu maddeye ilişkin ben eleştirilerinizin önemli bir kısmını çok değerli bulmakla birlikte -ki bu eleştirileriniz mutlaka Komisyonumuz tarafından da değerlendirilecektir, biz de notumuzu aldık- sadece uzmanlık eğitiminin yapıldığını, burada bir eğitim sürecinin yapıldığını, dolayısıyla burada eğitim alan öğrencilere ücret ödememenin ben çok da haksız bir uygulama olmadığı kanaatindeyim ama bir hizmet üretimi varsa bu hizmet üretiminin karşılığının da işte "Türk öğrenciler" ya da "yabancı öğrenciler" diye bir ayrıma gidilmeden ödenmesi gerektiği kanaatindeyim.
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN AYŞEN GÜRCAN - Bu konuda Sağlık Bakanlığının görüşünü bir alalım.
Buyurun.
SAĞLIK BAKANLIĞI HUKUK HİZMETLERİ GENEL MÜDÜR YARDIMCISI OLCAY KUTLUBAY - Sayın Başkanım, Sayın Komisyon üyeleri, sayın vekillerim; sizleri saygıyla selamlıyorum.
Öncelikle, yabancı uyruklu tıpta uzmanlık öğrencileri ile Türk vatandaşları tıpta uzmanlık öğrencilerinin ortak hizmet sunduğu konusu çok konuşuldu; ben farklılıklarından bahsetmek isterim müsaadenizle. Öncelikle, Türk uyruklu asistanlar kurumlarla memur veya kamu görevlisi statüsünde bir istihdam ilişkisi kurarken yabancı uyruklu asistanlar Türkiye'ye bir işveren yanında çalışma amacıyla değil, münhasıran eğitim amacıyla gelmektedirler. Yabancı uyruklu asistanlar Türk vatandaşlarından farklı kontenjanlar ve farklı sınav şartlarıyla -örneğin daha düşük puanlar, yabancı dil şartı aranmaması ve benzeri şekilde- eğitime kabul edilmektedir. Ayrıca, eğitimleri süresince -ki burası kritik- kendi giderlerini karşılayacaklarına dair burs belgesi sunma zorunlulukları vardır. Türk uyruklu asistanlar mezuniyet sonrası devlet hizmet yükümlülüğüne tabi iken yabancı uyruklu asistanların böyle bir yükümlülüğü bulunmamaktadır. Danıştayın yerleşik içtihatlarıyla çok açık bir şekilde belirttiği bir husus vardır ki parasal konuları düzenleyen kuralların yorum yoluyla genişletilmesi mümkün değildir. Mevzuatta döner sermaye ödemesi için açık bir yasal düzenleme bulunmaması ödemenin yapılmaması için yeterli bir hukuki sebeptir.
Peki, bu teklife neden ihtiyaç duyuldu? Anayasa Mahkemesi Danıştayın bu yerleşik içtihadından farklı bir yorum yaparak "Mevzuatta ödenmemesini gerekli kılacak açık bir hüküm olmadığı gerekçesiyle ödenmesi lazımdır." dedi ve Anayasa Mahkemesinin bu görüşü doğrultusunda ortaya çıkan hukuki boşluğun giderilmesi amaç edinildi. Danıştayın bu konudaki yaklaşımı tam olarak ne? Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun çok önemli iki kararı var; biri farklı bölge idare mahkemelerinin birbirinden farklı kararları arasındaki aykırılığın giderilmesi için yapılan başvuruda vermiş olduğu aykırılığın giderilmesi kararı, biri de bu konuda yapılan genel bir yazının iptali talebiyle açılan davada vermiş olduğu karar. Kararları söyleyeyim: İlki 6/7/2020 tarihli ve 2020/98 esas, 2020/110 karar sayılı Kararı. Diğeri 9/4/2025 tarihli 2023/2867 esas, 2025/772 sayılı Kararı. Burada Anayasa Mahkemesinin temel gerekçesi -biraz detaylıca söyleyeyim- aynen şöyle: Anayasa’nın 10'uncu maddesindeki eşitlik ilkesi eşit sorumluluklara ve yükümlülüklere tabi, aynı statüde olan bireylere aynı hakların verilmesi noktasına odaklanır. Yabancı uyruklu tıpta uzmanlık öğrencileri ile Türk uyruklu Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı uzmanlık öğrencileri arasında hem statü hem yükümlülükleri bakımından ciddi farklar bulunmaktadır. Bu statü farklılığının mülkiyet hakkı veya eşitlik ilkesini ihlal etmediğini ve döner sermaye ödemesi yapılmamasının hukuka uygun olduğunu Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu kesin olarak karara bağlamıştır.
Arz ederim.