KOMİSYON KONUŞMASI

MEHMET SATUK BUĞRA KAVUNCU (İstanbul) - Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Değerli milletvekilleri, değerli bürokratlar, ordumuzun kıymetli mensupları; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

8'inci madde üzerinde söz aldım. 8'inci maddede silahların teslim edilmesiyle ilgili bir düzenleme yapılıyor ve burada beyanın biz daha çok öne çıkarıldığını ve bununla beraber teslim işlemlerinin muhatabının net olarak tarif edilip gösterilmediğine şahit oluyoruz; bu son derece tehlikeli ve risklidir. Türkiye Cumhuriyeti devleti yetkililerine teslim edilmesi açıkça net olarak yazılmamıştır. Üçüncü devlete, yerel yapılara bırakılması teslim edilip edilmeyeceğine de dair bir netlik beraberinde getirmemektedir.

8'inci madde üzerinde daha fazla detaya girmeyeceğim, zaten kendi içinde, kendi tanımında ciddi riskler barındırıyor. Geneli üzerinde de söz almadım, bundan sonraki maddeler üzerinde söz hakkımı da kullanmayacağım. Onun için, müsaade ederseniz, bir dört beş dakika daha konuşup sözlerime son vereceğim.

BAŞKAN CÜNEYT YÜKSEL - Buyurun.

MEHMET SATUK BUĞRA KAVUNCU (İstanbul) - Şimdi, burada söz alan konuşmacıların, imzacı hatiplerinin özellikle büyük bir kısmı bu yasanın cumhuriyet tarihinin en önemli yasası olduğunu böyle alayıvalayla anlattılar ama söylediklerinizle bugün burada şu yaşatılan birbirine hiç uymuyor. Yani bu kadar önemli bir yasada eğer bu kadar samimiyseniz, bu kadar da ciddiye alıyorsanız, bakın, sabah saat sekize yirmi var, üç buçuktan beri buradayız. Neyden ürküyorsunuz, neyden korkuyorsunuz? Bunu iki gün, üç gün rahatlıkla herkesin, bütün milletin, bütün toplumun duymasından bir endişe mi ediyorsunuz?

Bu sene son kanun teklifidir bu görüşeceğimiz Genel Kurula indiğinde ve bunu bir güne sıkıştırıyorsunuz. Ya, madem bu kadar önemli olduğunu düşünüyorsunuz o zaman samimiyetinizi gösterin, endişe etmeyin, rahat rahat konuşalım, tartışalım, millet de duysun, görsün ama ne hikmetse, yangından mal kaçırır gibi bir tavırla, sizlerin de bütün çabasına rağmen, biz bu sizlerin beyanıyla önemli bulunan maddeyi iki ayağımızı bir pabuca sokacak şekilde buraya getirdiniz ve herhâlde bir iki saat içerisinde bütün çabamıza, bütün mücadelemize rağmen ülkemizin geleceğini ciddi sıkıntıya atacak bu yasa teklifini Genel Kurula indireceksiniz. Tabii, biz konuşuyoruz, konuşacağız, sıkıntılarımız var, samimiyetle ilgili sıkıntılarımız var çünkü yaşadıklarımız var. Bakın, yaşadıklarımızı kendi tecrübelerimden, kendi yaşadıklarımdan yola çıkarak sizinle paylaşmak istiyorum. Beş yıl İstanbul İl Başkanlığı yaptım, bugün bu yasa teklifini getirenler o dönemde ne tür muameleler yaptılar, onları izah edeceğim size.

Mesela, İstanbul Büyükşehir Belediyesinde işe alınan yüzlerce personelin PKK'yla irtibatlı ve iltisaklı olduğu iddia edilip büyük çoğunluğu da iftira olan bu yalanlarla ortalığı ayağa kaldırdı bugün bu yasa teklifini getirenler. 28 Aralık 2022, o dönemin İçişleri Bakanı Süleyman Soylu o zaman şu ifadede bulundu, dedi ki: Terör örgütü mensuplarının meşru alanlara sızması ve buraları kullanmasının en büyük tehlike olduğunu söyledi. Bugün biz vereceğiniz oylarla işte bu büyük tehlikenin kapısını açıyoruz ya da o gün Sayın İçişleri Bakanının söyledikleri büyük bir yalan. Ya o gün hakikatten kopuktunuz ya bugün hakikatten kopuksunuz.

Bakın, bir başka yaşattığınız facia diyeceğim ona. 2019 Yerel Seçimlerinde İYİ Parti olarak İstanbul'un birçok ilçesinde belediye meclis üyesi ve yedek aday listelerimiz vardı ve buralarda Kürt kökenli vatandaşlarımızı biz aday gösterdik. Ne oldu biliyor musunuz? Yandaş basın günlerce Kürt kökenli vatandaşlarımızı PKK'lı olduğu iddiasıyla gazetelerinde manşetlere taşıdı. Günlerce T.C. numaraları, isim ve soy isimleriyle beraber televizyon kanallarında bu yalanları uydurdunuz. Şimdi, bütün bu iftiraları atıp ondan sonra da terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan'ı bütün Kürtlerin temsilcisi hâline getirecek bir adımı atıyorsunuz.

Şimdi, bütün bunları yapanlar biz burada duyduğumuz endişeyi, yaşadığımız tereddütleri anlatınca bize millî birlikten, kardeşlikten bahsediyorlar. Hadi gelin bize bunun samimiyetini inandırın, bütün bu yaptıklarınızdan sonra bu söylediklerinizin samimiyetine inanmamızı bekleyin. Yarın ne yapacağınıza dair ciddi soru işaretleri taşımamızda haklı mıyız, haksız mıyız? Çünkü geçmişte yaşadıklarınız ortada.

Bakın, bu süreç yirmi iki ay sürdü, bu yirmi iki ayda en çok kimin sesini duyduk arkadaşlar biz? Büyük bir problemden bahsediyoruz, en çok kimin ifadelerini duydu kamuoyu? Akademisyenlerin mi, hukukçuların mı veya askeriyeden uzmanların mı, dış ilişkileri uzmanlarının mı? En çok beyanı duyulan ve kamuoyunda en çok sözü işitilen terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan oldu. Şu yirmi iki aya dönün, bakın, bu yirmi iki ayın bu memlekete getirdiği tek bir şey oldu: Terör örgütü elebaşını meşrulaştırdınız, âdeta bir kanaat önderi hâline getirdiniz. Çözülen bir şey oldu mu özgürlükler adına, insan hakları adına, demokrasi adına? Abdullah Öcalan'ın meşrulaştırılmasından başka hiçbir şey olmadı bu süreçte. Bir terör örgütü elebaşı meşrulaştırılırken siyasi meşruiyeti her alanda kuvvetli bir şekilde ispatlanmış birçok siyasetçi bugün cezaevinde. Onun için, diyoruz ki: Bu süreç terörsüz Türkiye süreciyle işte bütün bu mutlak butlan süreçleri, bunların hepsi bütüncül bir süreçtir, bunları ifade edeceğiz. Dış dünyada bu süreçler 2 şekilde yürür; ya tam kapalı yürür ya da çok şeffaf bir şekilde yürütülür, bütün çıplaklığıyla kamuoyuyla paylaşılır ama sizin yaşattığınız bu süreç ne tam kapalı ne tam açık, aynı Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi gibi ucube bir yapının tezahürünü bu süreçte çok net olarak görüyoruz.

Milletvekillerine sesleniyorum: Bakın "Bu bir başlangıç, yeni adımlara kapı açacak bu yasa." deniliyor, bu adımlar nelerdir ya? Hiç mi merak etmiyorsunuz bunların neler olduğunu? Bunun vebalini nasıl alıyorsunuz? Yarın her neyse bu adımlar atılmaya başlandığında "Biz bilmedik mi?" diyeceksiniz? Ya, bir doktora gittiğinizde doktor size bir tedavi uygulamadan bir belge imzalatır değil mi hastane? En çok neyi merak edersiniz? Bir dakika, ben bu belgeyi imzalamadan bana nasıl bir tedavi uygulayacaksın diye merak edip sorarsınız değil mi? Ameliyat mı edeceksin, ilaçla mı tedavi edeceksin, fizyoterapi mi yapacaksın? Koca milletin kaderini ilgilendiren bir yasa teklifinden bahsediyoruz ve her ağızdan şu çıkıyor: "Bu bir başlangıç." Neyin başlangıcı? Bunu bilmeden hangi yasa teklifine "Evet." diyorsunuz? Bunun vebalini, bunun sorumluluğunu nasıl alıyorsunuz? Cumhuriyetin kuruluşu kadar önemli ne olabilir arkadaşlar ya? İşgal kuvvetlerinden kurtulmuş bu milletin kutsal mücadelesini terörle ve teröristlerle eş değer tutmak kimin haddinedir ya? Bunları duyduk biz bütün bu süreçte.

Bakın, biz tereddütlerimizi söylüyoruz, endişemiz şudur: Vatandaşlık bağı, soy bağının da mezhep bağının da her türlü bağın da çok üstündedir. Türkiye Cumhuriyeti kimlik kartı hepimizin ortak paydasıdır ve cumhuriyet bunu başarmıştır, eksiğiyle, hatasıyla bunu gerçekleştirmiştir. Endişemiz odur ki bu açtığınız kapı bu bizim ortak birliktelik, vatandaşlık duygumuzu zedelemeye ve bunu paramparça etmeye aday bir süreçtir. Onun için, dimdik ayakta, sonuna kadar mücadele ederek buna "Hayır." diyeceğiz, yüz kere de bin kere de olsa "Hayır." diyeceğiz diyorum, teşekkür ediyorum.