KOMİSYON KONUŞMASI

MEHMET AKALIN (Edirne) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli hazırun, teklifin 3'üncü maddesi terör faaliyeti çerçevesinde işlenen çok ağır suçlara ilişkin soruşturma ve kovuşturmaların beş veya on yıl ertelenmesinin önünü açmaktadır. Şimdi burada öldürmeye teşebbüs, ağır yaralama, işkence, kaçırma, bombalı saldırı ve benzeri fiiller bakımından ortaya çıkabilecek sonuçları Türk milletine açıkça anlatmak zorundasınız. Bir terörist Türk, Kürt demeden askerimize kurşun sıkmışsa, bir gazimizi sakat bırakmışsa bir vatandaşımızı kaçırmışsa, bir bombanın hazırlanmasına, taşınmasına veya patlatılmasına iştirak etmişse devlet o dosyayı rafa kaldıramaz. O dosyanın içinde bir gazimizin kaybettiği kolu vardır, bir annenin gözyaşı vardır, bir çocuğun yetimliği vardır, Türk milletinin ödediği ağır bir bedel vardır. Üstelik burada çok ciddi bir Anayasa sorunu bulunmaktadır, Anayasa’nın 2'nci maddesi Türkiye Cumhuriyeti'ni hukuk devleti olarak tanımlamaktadır. Hukuk devleti suçun siyasi takdire göre soruşturulduğu, yargısal sürecin yürütmenin değerlendirilmesine bağlandığı bir düzeni kabul etmez. Anayasa’nın 5'inci maddesi devlete Türk milletinin bağımsızlığını, ülkenin bölünmez bütünlüğünü ve kişilerin huzur ve güvenliğini koruma görevi yüklemektedir. Bakın, burada terör faaliyeti kapsamında işlenen ağır suçların soruşturulmasını yıllarca erteleyen bir mekanizmanın bu anayasal görevle nasıl bağdaştığını açıklamak zorundasınız.

Yine, Anayasa’nın 9'uncu maddesi son derece açıktır, yargı yetkisi Türk milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır. Anayasa’nın 138'inci maddesi de hiçbir makamın yargı yetkisinin kullanılmasına müdahale edemeyeceğini güvence altına almaktadır. Cumhuriyet savcısının önündeki bir terör dosyasının ilerlemesini siyasi ve idari ağırlığı bulunan bir kurulun değerlendirmesine bağlamak kuvvetler ayrılığı ve yargı bağımsızlığı açısından son derece ağır bir tartışma yaratmaktadır. Dahası vardır, Anayasa’nın 17'nci maddesi yaşam hakkını ve kişinin maddi ve manevi varlığını güvence altına almaktadır. Anayasa Mahkemesinin yerleşik yaklaşımına göre, devlet yaşam hakkını ilgilendiren ağır olaylarda sorumluların belirlenmesini sağlayacak etkili, süratli ve resen bir soruşturma yürütmekle yükümlüdür. Peki, soruşturmayı beş yıl, on yıl ertelemek bu yükümlülüğün neresindedir? Anayasa’nın 36'ncı maddesi hak arama hürriyetini, 40'ıncı maddesi ise temel hakları ihlal edilen kişilerin yetkili makamlara geciktirilmeden başvurabilmesini güvence altına almaktadır. Şimdi, soruyorum: Hangi millî dayanışma anlayışı mağdurdan yıllarca beklemesini ister? Hangi toplumsal bütünleşme anlayışı terör suçunun soruşturulmasını siyasi takvime bağlar? Hangi hukuk devletinde bir şehit ailesinin, gazinin veya terör mağdurunun adalet talebi beş ya da on yıllık ertelemenin gölgesine bırakılır? Üstelik, teklif terörün ekonomik cephesine ilişkin büyük bir boşluk bırakmaktadır.

Bakın, şimdi PKK'nın yıllarca oluşturduğu mali ağ nerede? Örgütün mal varlığı nerede? Suçtan elde edilen gelirler nasıl tasfiye edilecek? Finansman bağlantıları hangi mekanizmayla ortaya çıkarılacak? Silahı konuşup kasayı görmezden gelemezsiniz. Terör, namlu kadar para, lojistik, propaganda ve finansman ağıyla ayakta kalır. Gerçek bir tasfiye hedefleniyorsa örgütün ekonomik kapasitesi de çökertilmelidir.

Buradan buradan açıkça ifade ediyoruz: Türkiye Cumhuriyeti terör örgütü karşısında mahcup bir devlet gibi hareket edemez, şehitlerimizin hatırası müzakere konusu yapılamaz, gazilerimizin hukuku ertelenemez, terör mağdurlarının adalet hakkı ötelenemez, Anayasa siyasi ihtiyaçlara göre eğilip bükülemez, milletimizin adalet duygusu siyasi hesaplara teslim edilemez. Toplumsal barış istiyorsanız önce Türkiye'de tümüyle adaleti sağlayacaksınız, millî dayanışma istiyorsanız önce Türk milletinin vicdanını dinleyeceksiniz çünkü bu devletin tapusu da bu cumhuriyetin iradesi de bu vatanın geleceği de Türk milletine aittir diyor, teklifin 3'üncü maddesinin çıkarılmasını talep ediyor, Komisyonu saygıyla selamlıyorum.