KOMİSYON KONUŞMASI

YÜKSEL ARSLAN (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Ülkenin geleceğine yön verecek böylesine önemli bir düzenleme hazırlanırken yıllarca askerimizi, polisimizi, öğretmenimizi, doktorumuzu, işçimizi, Türk-Kürt ayrımı yapmadan kadınlarımızı ve çocuklarımızı katleden bir terör örgütünün elebaşının görüşüne başvurulmuştur. Tarihî sonuçlar doğuracak bir düzenlemede milletin iradesini ve toplumsal rızayı aramak yalnızca demokratik bir tercih değil vazgeçilmez biz meşruiyettir. Şehit annelerinin, gazilerin, terör mağdurlarının sesi neden duyulmuyor? Bu devlet masa başında kurulmadı. Türkiye Cumhuriyeti milletimizin kanıyla, canıyla kuruldu. Bu vatanın her karış toprağında bir şehidimizin emaneti, bir annenin gözyaşı, bir gazimizin yarım kalan hayatı vardır. Görüşmekte olduğumuz teklifin 3'üncü maddesi sıradan bir ceza mahkemesi düzenlemesi değildir. Bu madde, terör suçlarına ilişkin soruşturma ve kovuşturmaları beş veya on yıl süreyle ertelemekte, daha sonra ortaya çıkabilecek suçların soruşturulması ise Millî Güvenlik Kurulunun iznine bağlamaktadır. Açıkça ifade ediyorum: Bu düzenleme yalnızca Anayasa'ya aykırı değil yargının yetkisini yürütmenin iznine bağlamakla birlikte Anayasa hükümlerini etkisiz hâle getirmekte ve af için Anayasa’nın öngördüğü şartları devre dışı bırakmaya çalışmaktadır. Bu nedenle son derece ağır bir suç niteliğindedir. Anayasa’nın 9'uncu maddesi açıktır: "Yargı yetkisi, Türk milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır." Cumhuriyet savcısı bir suçun işlendiğini öğrendiğinde hemen harekete geçerek delilleri toplamak zorundadır. Siz şimdi savcıya "Dur. Önce siyasi ve idari bir kuruldan izin alacaksınız." diyorsunuz. Bu, savcının anayasal yetkisine siyasi ipotek koymaktır; bu, kuvvetler ayrılığını ortadan kaldırmaktır. Bunun adı hukuk devleti değildir, bunun adı anayasal düzenin açıkça ihlal edilmesidir. Bir suçun soruşturulup soruşturulmayacağına yürütmenin karar verdiği yerde bağımsız yargıdan söz edilemez. Üstelik teklifin kapsamı son derece tehlikelidir. Öldürmeye teşebbüs edenler, gazilerimizi ağır yaralayanlar, insanlara işkence yapanlar, bombalı saldırıları planlayanlar, silah ve patlayıcı temin edenler ne olacak? Saldırı emrini veren ancak silahın tetiğine bizzat dokunmayan örgüt yöneticileri ne olacak? Bunların dosyaları "erteleme" adı altında askıya alınacaktır. Beş veya on yılın sonunda dosyalarının kapatılması öngörülüyorsa bunun adı "erteleme" değil bunun gerçek adı "Örtülü ve koşullu aftır." Anayasa’nın 87'nci maddesi genel ve özel af için Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tam sayısının beşte 3 çoğunluğunu aramaktadır. "Af" kelimesini metinden çıkarıp yerine "erteleme" yazarak aynı sonucu doğuramazsınız, Anayasa’nın emredici hükmünü kelime oyunlarıyla aşamazsınız. Teklifin 1'inci maddesinde bütün işlemler için bir ön koşul getirilmektedir. PKK/KCK'nın ve bunlarla bağlantılı her türlü oluşumun fiilî varlığına son vermesi, kontroldeki bütün silah ve mühimmatları teslim edilmesi ve bu durumun güvenlik kurumlarınca tespit edilerek Millî Güvenlik Kurulu kararıyla teyit edilmesi... Asıl mesele tam da buradan başlamaktadır, İran'da PKK ve PJAK yapılanmalarının silah bırakması nasıl sağlanacak? Irak'ta ki örgüt mensuplarının ne kadarının İran'a geçtiği biliniyor mu? Suriye'deki PKK yapılanması başka bir ordunun çatısı altında sözde entegre edildiğinde silahlarını gerçekten teslim etmiş mi sayılacak? İsim değiştirerek, üniforma değiştirerek, tabelayı indirip başka bir tabela asarak terör örgütünün fiilî varlığı sona ermiş kabul edilebilir mi? Edilemez. Devlet aklı örgütlerin sözlerine ve hazırlanan törenlere değil sahadaki gerçeklere bakar. Silahın tamamı teslim edilmeden, örgütün bütün unsurları dağılmadan, sınır ötesindeki yapılanmalar tasfiye edilmeden hiçbir şart gerçekleşmiş sayılmaz; aksi hâlde, kanunun olmazsa olmaz koşulu kâğıt üzerinde bırakılmış bir aldatmacaya dönüşür. Türkiye Suriye'den, Irak'a ve İran sınırına uzanan çok cepheli bir terör tehdidiyle karşı karşıyadır. Böylesine ağır bir güvenlik ortamında yapılması gereken terör faillerinin dosyalarını kapatmak değil devletin hukukunu, sınırlarını ve millî egemenliği kararlılıkla savunmaktır. Devlet aklı terör örgütlerinin beyanlarına değil sahadaki gerçeklere bakar. Dün yapılan hataların bedelini bu millet fazlasıyla ödedi. Bu nedenle, herkesi süreci serinkanlılıkla fakat büyük bir dikkatle izlemeye çağırıyorum. Kimlerin kimlerle el ele verdiğini, kimlerin saman altından su yürüttüğünü, kimlerin terörle mücadele görüntüsü altında terör faillerine dokunulmazlık alanı açtığını aziz milletimiz görüyor. Dolayısıyla teklifin 3'üncü maddesi derhâl metninden çıkarılmalıdır. Devletin görevi teröristlere ayrıcalık tanımak değil şehidinin hatırasını, gazinin şerefini, milletin hukukunu ve Türkiye Cumhuriyeti'nin anayasal düzenini sonuna kadar korumaktır.

Komisyonu saygıyla selamlıyorum.