| Komisyon Adı | : | ADALET KOMİSYONU |
| Konu | : | |
| Dönemi | : | 28 |
| Yasama Yılı | : | 4 |
| Tarih | : | 07 .08.2026 |
YÜKSEL ARSLAN (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Devletler ve milletler tarihi telafisi mümkün olmayan hatalarla doludur. İçinden geçtiğimiz bugünlerde Hükûmet ve ortakları eliyle yürütülen süreç eşi ve benzeri görülmemiş bir hatalar zinciri olarak karşımızda durmaktadır. Bugün Hükûmet eliyle, Meclis eliyle Türk millî kimliği tartışma konusu yapılıyor. Bir taraftan milletin çeşitliliği yansıtılan anayasalar konuşuluyor, diğer taraftan "eşit yurttaşlık" kavramlarıyla niyetler gün yüzüne çıkıyor. Etnik ve dinî kimlikler köpürtülüyor.
Değerli milletvekilleri, Orta Çağ saltanat düzenleri egemenliği soya dayandırırdı, millî devletlerde ise egemenlik millete dayanır. "Eşit yurttaşlık" "milletin çeşitliği" gibi tanımlar ise egemenliği etnik ve dinî kökenlere bölme çabasını ifade ediyor. Bugün karşı karşıya olduğumuz şeyin adı Türksüz Anadolu, milletsiz devlet hazırlığıdır.
Türkiye'yi yönetenler uluslararası muhatapları nezdinde şahsi itibarlarını güçlendirmek için ilkeleri paspas etmeye razı hâle geldi. Emperyalizmin aparatı PKK terör örgütüyle yürütülen kirli süreç, bebek katili Apo'nun kurucu önder ilan edilmesi, Papa'nın sözde ziyaretleri Trump'ın, Tom Barack'ın, razı olduğunuz şeylerin milletimizin hayrına olmadığını gösteriyor. Türkiye Cumhuriyeti'ne tesadüfen ortaya çıkmış bir ülke, sınırları cetvelle çizilmiş bir yapı muamelesi yapılmasına göz yumulduğunu görüyoruz. Dünya siyasetinde etki inşa etmek için egemenlik ve bağımsızlık şuurunun farkında olmak gerekir. Tarihin bu noktasında kadim esaslara ve mevcut şartlara göre hareket edilmelidir.
Kıymetli milletvekilleri, uluslararası siyaset ve dış politikalarda yaşananlar geleceğe yönelik olsa da niye yapıldığını ve hangi mücadelenin verildiğini anlamak için geriye bakmamız gerekir. Ermeni meselesini milletlerarası bir problem hâline getiren sürecin benzerinin AB Büyükelçisinin önerileriyle örtüştüğünü görüyoruz, terör örgütü PKK'yla yürütülen süreçte görüyoruz. 1863'te Osmanlı-Ermeni Millet Nizamnamesi yayımlandı. Güya birlik ve beraberliğin sağlanması, iç cephenin güçlendirilmesine yönelik atılmış bir adımdı ancak Ermeniler neredeyse özerkliğe kavuşurlar. Ayrılıkçı Ermeniler bu nizamname için "İhtilal ruhu uyandı, Millî Ermeni sorunu masa üstüne çıktı." derler. Daha sonra ise çok sayıda isyan çıkmıştır. Bu isyanların sonucunda Avrupa'nın isteğiyle genel af ilan edilmiştir, Ermeni teröristler affedilmiştir. Sonraki yıllarda Osmanlı Devleti için bu af "onur kırıcı" olarak nitelendirilecektir ama iş işten geçmiştir.
Şimdi sizlere sormak istiyorum: Bugün yaşananlar ile tarih olayları arasında benzerlik var mıdır? Bugün de onur kırıcı işler yapılıyor mu? Bebek katilinin ayağına gidenlerin, teröristbaşının isteğiyle komisyon kuranların "suça bulaşmamış PKK'lı" diye af zemini hazırlayanların, katile "fikir adamı" muamelesi yapanların, Lozan tartışılırken susanların Osmanlı'daki gibi onur kırıcı işler yaptıkları açıktır. Ermeni teröristlere taviz verenler hangi hataları yaptıysa, bugün PKK'lılar için kanun teklifi hazırlayanlar da aynı hataları yapmaktadırlar.
Değerli milletvekilleri, tarih arka planı olmayan toplumsal ve siyasal hedefler olsa olsa hayalcilik olabilir. Bugün Türkiye'yi yönetenler boş ve temelsiz bir hayalcilik satıyorlar. Tarihte yaşananlardan haberi olmayan iktidar boş hayallerin ve tekrarların hatalarından da sorumludur. Yüz elli yıl sonra içi boş toprak bütünlüğü garantileri, ucube refah ve kalkınma sözleri tekrar dile getiriliyor. "Toprak bütünlüğünüzü koruruz, ekonomik yaptırımlar uygulamayız." diyen İngiliz, Fransız büyükelçileri ilk fırsatta Osmanlı'yı parçalamışlardı. Toprak bütünlüğümüzün garantisi de refah ve kalkınmanın itici gücü de yalnızca Türk milletidir. Manda ve himayenin kabul edilmediğini ara sıra hatırlayanlar, "iç cephe, refah, kalkınma" diye küresel yol haritalarını önümüze koyanlar unutsa da ezeli Şark meselesinin ne olduğunu biz unutmayacağız. "Asrın projesi" "devlet projesi" dediğiniz sözde terörsüz Türkiye özde ikinci ihanet sürecinin bir ucu Şark meselesi ve egemenlik paylaşma rüyalarına, diğer ucuysa sermayenin millî devletlere düşmanlığına dayanmaktadır. Sermaye millî devletlerin denetiminden kaçmak için milliyetçiliğe saldırıyor. Sefaleti ve yoksulluğu kalıcı hâle getirmek, emekçinin mücadelesini yok etmek için millî devletlere savaş açıyor. Bu çatı altında gördüğümüz bazı öfke nöbetlerinin sebebi de budur. Makamlarına, sıfatlarına aldanmayın, tanıyoruz biz çoğunu, kimi Taşnak artığı, kimi Pontus artığı, kimi muhafazakâr görünüyor, kimi yerli, millî, kimi liberal, kimi sosyalist ama hepsi aynı yerde birleşebiliyor. Bugün âdeta bir müstemleke valisi görünümündeki Tom Barrack ne istiyorsa, PKK da aynı şeyleri söylüyor. Daha vahimi ise iktidar da bu paralelde hareket ediyor.
Değerli milletvekilleri, etnik kimlikleri istismar edenlere paye vermeyin diyoruz. Millî kimliğimizi sinsi planların gölgesinde bırakmayın diyoruz ancak son zamanlarda silahlar susacak, şehit cenazesi gelmeyecek diye duygu tüccarlığı yapmayı alışkanlık hâline getirenler var. Biz analar ağlamasın diyoruz. Birinci açılım sürecinde de aynı lafları, o günkü millî duruşu sergileyen Milliyetçi Hareket Partisine söyledi bu AK PARTİ'liler. Şimdi ikisi beraber olmuş bize "Terörün bitmesini istemiyor musunuz?" diyorlar. Terörün bitmesini isteriz fakat PKK 50 bin kişinin katili, onlarla pazarlık yapılmasını istemeyiz. Üstelik PKK'nın bir Kürt örgütü falan olduğu da yalandır, PKK geçmişteki -saydığım- Ermeni kriptolarının oluşturduğu yapı tarafından Taşnak, Pontus artığı bir yapıdır.
Biz Türk milleti bedel ödemesin diye mücadele ediyoruz. Türk devletinin omurgası taşıyıcı kolonu çökmesin diye itiraz ediyoruz. Yaşanan ihanet sürecine devlet projesi diyerek milletin tepkisini hafifletmeye çalışıyorlar. Sizin devlete biçtiğiniz rollerle Türk milletinin devlete yüklediği anlam da aynı değil. "Başkanlık sistemini yemezsiniz, Türk tipi Cumhurbaşkanlığı diye yediririz." der gibi devletimizin böyle bir projesi olmaz. Türk devleti hiçbir zaman... Terörle her zaman mücadele etmiştir. Siz devleti ve makamlarınızı eli kanlı Apo'nun faziletlerini anlatmak için kullananlar olarak tarihe geçtiniz. Siz Gazi Meclisi ve milletin temsilcisi vekillere "Katil Apo'ya hamallık yapın." diyenler olarak tarihe geçtiniz maalesef. Siz milletin yüküne omuz vermeyip evlatlarımızın katillerini sırtında taşımak için komisyon kuranlar olarak tarihe geçtiniz. Yıllarca "Yargının, ordunun vesayeti var." diye ortalığı yıktınız. Dün "FETÖ vesayeti var." dedik, dinlemediniz. Bugün de etnik bölücülerin ve Apo'nun vesayetini kendi elinizle yaratıyorsunuz.
Ben iktidar milletvekilleri ve ortaklarına sormak istiyorum: Teslimiyet ne zamandır küresel vizyon zannedildi? Vizyonsuzmuşuz. Nasıl olacak? Amerika'nın dediklerini yapınca vizyonlu mu olacağız? Beylik saltanatını kaptırmamak için her yolu mübah görmek ne zamandır devlet aklı diye pazarlanıyor? PKK'nın her istediğini kabul edip "Silahlar susacak, teröre harcanan para tarıma harcanacak." diye konuşurken yüzünüzün kızarmamasını neye borçlusunuz?
Değerli milletvekilleri, 50 bin vatan evladının katili kurucu önder ilan ediliyor. Tom Barrack ise sapa gelmez tekliflerde bulunuyor, milletin Meclisini meşgul ediyor. Ne için? Beylik saltanatını sefa içinde sürmek için, taht süresini uzatmak için. Büyük felaketlerin doğacağını bile bile sorumsuz adımlar atan idarecilerin akıbeti berbat olur. Üç gün fazla beylik süreceksiniz diye memleketin çocuklarını ateşe atmayın. Biz bu teklifin millî haysiyet ve gururu ayaklar altına aldığını söylüyoruz. Görüyoruz ki eli kanlı teröristler evlatlarımızın katili Apo'yla aynı mevziye girmiş, Türk milletine zehirli oklar atıyorlar.
Siz ne yaparsanız yapın, zaferlerin sahibi Türk milleti, geleceğin de sahibi olacaktır. Bebek katiline sekreterlik yapanlar, teröristlere kravat takmaya çalışanlar kaybetmeye, yenilmeye mahkûmdur. "Çerçeve yasa" diyorlar "Kök yasa" diyorlar "Demokrasi, barış ve kardeşlik" diyerek süslüyorlar ama milletimizin önüne getirilen düzenlemenin özü bellidir. PKK mensuplarına özel hükümlerle gizli bir af kapısı açılmıştır.
BAŞKAN CÜNEYT YÜKSEL - Sayın Arslan, toparlıyalım lütfen.
YÜKSEL ARSLAN (Ankara) - Hemen bitiriyorum.
BAŞKAN CÜNEYT YÜKSEL - Sağolun.
YÜKSEL ARSLAN (Ankara) - Kimisi yasayı yetersiz buluyor, kimisi terörsüzbaşını evinde ziyaret etmenin hayalini kuruyor, kimisi de süslü cümlelerle bu teslimiyet siyasetini meşrulaştırmaya çalışıyor. Bu talepler okyanus ötesidir, Türk devletinin böyle bir projesi olmaz. Bizim tavrımız nettir: Teröristle pazarlık olmaz, PKK'ya af getirecek hiçbir düzenlemeye geçit vermeyeceğiz. Bu teklife "Hayır." diyerek ABD Büyükelçisinin taleplerini kabul etmiyoruz.
Hayırlı akşamlar diliyorum, teşekkür ediyorum.