| Komisyon Adı | : | ADALET KOMİSYONU |
| Konu | : | |
| Dönemi | : | 28 |
| Yasama Yılı | : | 4 |
| Tarih | : | 07 .08.2026 |
MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.
Sekiz buçuk saattir sabırla birbirimizi dinliyoruz. Bazı ufak tefek atışmalar -ki onlar da belki hepinizi tekrar toplantıya angaje ediyor, adrenalinini arttıran konuşmalar- dışında oldukça Türkiye Cumhuriyeti Büyük Millet Meclisinin mehabetine yakışır bir olgunluk var ve bunda da sizin yönetiminizin de yine birtakım itirazlar söz konusu olsa da etkin olduğunu düşünüyorum.
Ben bu tarihî oturumda sadece şahsım ve partimin, grubumun görüşlerini kayda geçirmek değil, aynı zamanda yaklaşık iki yıldır milletimizin çok farklı kesimlerinin meseleye bakış açısını değerlendirme ve özellikle bu toplantıda bulunan süreç yöneticisi hem siyasetçilere hem de bürokratlara hitap etme fırsatını değerlendirme niyeti içerisinde sözlerimi ifade edeceğim. Öncelikle, şunu da ifade etmek isterim: Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda komşularımız olan, dostlarımız olan İYİ Partili milletvekillerimizin sürece karşı doğrudan karşıtlık seviyesindeki duruşları ve eleştirilerinin de sürecin sıhhati açısından çok kıymetli olduğunu sadece bugün değil sürecin başından beri birçok yayında ifade etmiş birisiyim çünkü sürece destek kadar sürece karşı eleştiri ve kaygıların, eleştiri ve kaygı kadar karşıtlığın da meşru kamusal alanda görünürlülüğü sürecin sıhhati, doğru bir şekilde analiz edilip ilerlemesi ve milletimizin görüşlerinin kamusal alanlarda ifadesi açısından oldukça kıymetlidir. Elbette medya ve televizyon ekranlarındaki kısıtlılığı da göz önüne aldığımızda Türkiye Büyük Millet Meclisinin komisyon ve Genel Kurul sıraları bu kamusal arenanın en önemli fırsat ve imkânlarından biridir. Bu süreci değerlendirebilmek ve odaktan sapmamak için bu süreçten ne anladığımızı belki kısaca ifade etmemiz gerekiyor. Doğru bir eleştiri için sürecin yapısını, karakterini, fıtratını doğru değerlendirmek gerekiyor. Bu süreç, Türkiye'nin demokratikleşmesine dair bir süreç değildir. Bu süreç, Türkiye'nin Kürt meselesine dair kök sebeplerini ele aldığı ve kalıcı barışa evrildiği bir süreç de değildir. Bu süreç anakronik bir şekilde Kürt meselesine neşet eden ama yer yer bu meseleyi de aşan PKK terör örgütünün görüşmeler yoluyla silahsızlandırılması sürecidir ve biz bu sürece baktığımız zaman, özellikle, egemen devletlerin silahlı isyan ya da terör gruplarına karşı görüşmeler yoluyla onların silahsızlandırılması, örgütsel varlıklarının sona erdirilmesi noktasında tarihsel bir tecrübeye de sahip olduğunu söyleyebiliriz. Dünyaya baktığımızda, Güney Afrika, Kolombiya, Endonezya, Filipinler, İrlanda, İspanya gibi birçok örnek sayılabilecekken Türkiye Cumhuriyeti devletinin -Osmanlı'ya hiç girmeye gerek yok- kendi tarihinde de hem 1920 ile 1938 yılları arasında hem de hassaten 84'ten bugüne kadar birçok girişim olduğunu görebiliyoruz ve 1920 ila 1938 arasındaki girişimlerden en çarpıcı olanını Sayın Yücel Bulut detaylı bir şekilde değerlendirdi, tekrara düşmemek adına sadece buraya referans vermenin yeterli olacağını düşünüyorum. 1984'ten bugüne kadar da görüşmeler yoluyla ve bir yasama faaliyeti aracılığıyla örgütün varlığının sonlandırılması ve tasfiyesinin sağlanması noktasında biz Türkiye'nin tarihî liderlerinden hem Sayın Necmettin Erbakan'ı hem Sayın Özal'ı hem Sayın Demirel'i değişik girişimler içerisinde gördüğümüz gibi, sadece bunların değil Genelkurmay ve MİT Başkanlıklarının da kurumsal olarak benzer görüşmeler ve silahsızlandırma niyetinde olduğunu görebilmekteyiz. Keza Türkiye Büyük Millet Meclisinde 84'ten bugüne kadar 11 yasa çıkarılmıştır, her birine farklı bir isim verilmiştir ama neticede maksat görüşmeler yoluyla örgütün silahsızlandırılmasıdır. Örgütün silahsızlandırılması mevzusunda en az 13 girişimi kayıt altına alabiliyoruz ama önceki ay medyaya aynı gün yansıyan 2 haber aslında içinde bulunduğumuz sürecin önemini bir kere daha bize hatırlattı. Bu 2 haber aynı gün yayınlandı. İmralı heyetinden Özgür Erol Abdullah Öcalan'dan naklen "Aslında 93'te belirli bir aşama katetmiştik keşke o gün bu iş bitseydi." dediğini yazdı, anlattı. Sayın Hakan Fidan da Katar'da bir oturumda, medyayla buluşmada "2013 yılında bu işi neticelendirmeye çok yaklaşmıştık keşke tamamlayabilseydik." dedi. Şimdi, 2 ayrı cepheden 2 keşke ifadesi var. 93'ten bugüne kadar keşkenin maliyeti en az 40 bin can kaybı, burada trilyonlarca dolardan bahsediliyor, 2013'ten bu yana da keşkenin maliyeti en az 10 bin can kaybı. Umarız bu kadar büyük tartışmalarla yürütülen bu sürecin sonu keşkelerle değil, mutluluk ve coşku ifadeleriyle tamamlanır.
Tabii ki böyle bir görüşme trafiğinin bazı temel unsurlarını da yine bu var olan görüşmeler bize öğretmiştir kanaatindeyim. Bunlardan biri herhangi bir görüşme trafiğinin bir kamu düzeni zafiyeti yaratmaması gerektiğidir. Özellikle 2013 süreci bu konuda kötü bir hafızaya sahiptir, bugün itibarıyla buna dikkat edildiğini söyleyebiliriz. Yine, Kürt meselesinden neşet etmiş olmasına rağmen, bu maksatla yapılan görüşmelerin Kürtler adına bir liderlik ve temsiliyet makamının oluşturulmasına da izin verilmemesi gerektiğini ifade etmek gerekir. Siyasi ve demokratik zeminlerde Kürtler de tıpkı diğer unsurlar kadar çok çeşitli, farklı siyasi görüşlere ve organizasyonlara sahiptir. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarını ilgilendiren bütün konularda olduğu gibi kendilerini ilgilendiren konularda da bu çeşitlilik ve temsiliyet dengesi içerisinde tartışmalara müdahil olacaklardır.
Bir başka konu, ister Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının bireysel hak ve özgürlükleri olsun isterse de Türkiye Cumhuriyeti devletinin yapısal dönüşümü olsun ihtiyacımız duyulan hususlarda atılması gereken adımların görüşme yerleri, burada bahsedilen mekanizmalar bugüne kadar kamuoyuna yansıtılan işler değil, işte bu salonlardır, Türkiye Cumhuriyeti Büyük Millet Meclisinin komisyonlarıdır, Genel Kurullarıdır vesair siyasi ve demokratik alanlardır.
Bu süreç başlatıldığında hepimizi şaşırtan ve şoke eden bir şekilde Sayın Devlet Bahçeli iç cephenin tahkimine en önemli referansı vermişti. Tabii ki hepinizin de takdir edeceği gibi iç cephenin tahkimi sadece bir örgütün silahsızlandırılmasından ibaret olamaz. Bu süreç içerisinde iç cephenin tahkimini farklı mağduriyetlerin de ortadan kaldırılması yoluyla güçlendirmek yerine yepyeni mağduriyetlerin de ortaya konulduğunu gördük. Mesela artık AİHM'de binlerce başvuruyla FETÖ yargılamalarından, KHK'lilerin yaşadığı sorunlara ilişkin, duygu kopukluğuna ilişkin adımlar atılmasını bekliyorken maalesef yargı eliyle siyasetin dizaynına dair birçok örnekle karşılaştık ve iddiaların tamamı doğru olsa dahi ceza usül hukukunu tamamen yok sayan, kişilerin masumiyet karinesini tamamen yok sayan birçok soruşturma örneğiyle karşılaştık. Keza siyasi alanı daraltan, söz söyleme alanını daraltan, gazeteci ve sosyal medya kullanıcılarının tutuklanmasından başlayın da yargı kararlarının uygulanmamasının Mecliste bir yasama faaliyetiyle güvence altına alınmasına dair düzenlemeye kadar bir hukuk devletinin en temel ve basit özelliklerinden uzaklaşan birçok örneğe tanık olduk. Oysa bu süreç zaten iki yılı bulmamalıydı. Bu kadar kuvvetli bir desteğin olduğu, bu kadar paydaşın içerisinde olup başarısı için fiilen ve kavlen dua ettiği bir sürecin çok daha erken bir zaman takviminde yasama aşamasına gelmesi beklenirdi ama bu hâliyle dahi bu süreç içerisinde bu sürecin neticesine yani Türkiye'nin daha demokrat, daha çoğulcu, daha özgürlükçü bir hukuk devleti olacağına dair inancı güçlendirecek adımlar yerine maalesef bunu zayıflatacak birçok olayla karşılaşmış durumdayız. Evet, bu yasa gecikti; evet, bu yasayla çok önemli bir kritik eşik aşılacak fakat bu yasaya gerek duyulmayan bu mesele özünde Kürtçeyle ilgili ama yargı kararlarının uygulanması, AİHM kararlarının uygulanması, Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanması ki Şerafettin Can Atalay, Selahattin Demirtaş ve Osman Kavala örnekleri en bilinen örneklerdir ama FETÖ yargılamalarıyla ilgili de birçok dosyanın biriktiğini artık biz biliyoruz. İdari veya siyasi tasarruf yoluyla atılması gereken birçok adımlar bu süreç içerisinde atılmamış ve bu da sıradan bir vatandaşın sürece olan güvenini zayıflatmaktan başka bir işlev görmemiştir. Öyle değil mi ya? Biz bu sürecin sonucunda bu ülkenin gerek mali kaynaklarını gerek insan kaynaklarını tüketen bu meselenin ortadan kalkmasıyla, gerçek anlamda bir demokratik dönüşümü gündeme almasının önünde bir engel kalmayacağını savunuyorduk.
Sayın Devlet Bahçeli'nin 22 Ekim, 5 Kasım 2024 ve 5 Mayıs 2026'da MHP grubunda yaptığı toplantı tutanaklarına bakalım; yine Sayın Devlet Bahçeli'nin 31 Mart, 1 Nisan, 2 ve 3 Nisan tarihlerinde ve yine 2024, 2025 ve yine 19 Mayıs 2026 Türkgün gazetesinde yayınladığı makalelere bakalım. Burada, bu sürecin bir sonraki getirisi ve bir sonraki fırsatı olarak çok ciddi, büyük hukuk devletine dair, demokratik dönüşüme dair derinlikli bir perspektif görüyoruz. Doğrusu biz bunları Sayın Devlet Bahçeli tarafından Türk milletine ve Türk siyasetine verilmiş birer taahhüt olarak görüyoruz ve bu taahhüdün arkasında duracağına dair bir endişemiz de yok. Ama Cumhur İttifakı'nın büyük ortağının, bu süre içerisinde bütün bu söylemleri boşa düşüren ve sıradan insanların ülkenin geleceğine, bu sürecin ardından karşımıza çıkacağına inanılan değişim ve dönüşüm fırsatına olan inancını zayıflatan iş ve eylemlerden de bugün itibarıyla vazgeçmesi gerektiğini bir kere daha ifade etmek gerekiyor.
Evet, bu süreci buraya taşımak önemliydi. Bu kanun gerçekten kıymetli bir kanun; birçok açıdan eleştiriliyor. Ben AK PARTİ'li arkadaşlardan, Sayın Adalet Komisyonu Başkanımızdan ve ilk imzacılardan, burada başta Anayasa'ya aykırılık iddiası olmak üzere, Türk Ceza Kanunu ve İnfaz Kanunu'nun genel mimarisiyle çelişen ve keza uygulamada sorun yaratacağına inanılan mevzularda muhalefetin eleştirilerinin önyargısız bir şekilde dikkate alınmasını rica ediyorum. Aslında biz, Millî Kardeşlik ve Dayanışma Komisyonunun Sayın Bahçeli tarafından ilk teklif edilen modeliyle, muhalefetin katılım modeliyle nihai hâli arasındaki farka baktığımızda, muhalefetin görüşlerinin gerek isim gerek karar alma mekanizmaları gerekse de görev tanımı gibi birçok mevzuda ciddi olarak dikkate alındığını gördük. Sayın Numan Kurtulmuş'a ve Sayın Abdülhamit Gül'e o dönemdeki katkıları için teşekkür ediyoruz.
Evet, bu yasa buraya gelirken önce devlet bürokrasisi tarafından İmralı'da çalışılmış olabilir; ben bunu yadırgamıyorum. Sonuçta bu yasa yayınlandığında, bu yasaya örgüt tarafından katılım bu yasanın akıbetini belirleyecek; bununla ilgili ön görüşmeler yapılmış olabilir. Daha sonra DEM PARTİ, AK PARTİ ve MHP arasında yürütülen trafiği de belli bir derecede sürecin tarafları olarak anlıyorum. Ama bu yasa teklifinin Meclis Başkanlığına verilinceye kadar metninin bütün gruplardan esirgenmiş olması, çok ciddi bir eksiklik olarak önümüzde duruyor iken bugün ve yarın burada yapılacak tartışmalar ve önerilecek hususların herhangi bir şekilde maddelerin dizaynında ve yapılanmasında hayata geçirilmeyecek olması; o zaman bu çoğulcu, katılımcı, bütün Meclisin işte 367 imzayla ve 7 grubun neredeyse 6'sının tamamen desteklediği bir süreç olma özelliğinin kötüye kullanıldığı, istismar edildiği gibi bir kanaate de sebebiyet verecektir.
Evet, burada birçok konuşmacı dile getirdi; hiç kimse terörün bitmesiyle ilgili negatif bir cümle kuramaz. Eğer 6 grup da terörün bitmesi için, bu silahsızlanma için, bu dönüşüm için, bu tarihî kırılma için destek veriyorsa "O zaman nasılsa getirdiğimiz her metne de destek vermek zorundadırlar." diye bir düşünce eğer görünür oluyorsa ve bizde böyle bir kanaat oluyorsa bunun da sakıncasını, özellikle sürecin önümüzdeki dönemlerde yönetimi açısından problemlerini bir kere daha iktidar partisinin yönetmesi gerekir, ciddiye ve dikkate alması gerekir. Böyle bir yasa hazırlamanın zorlukları var. 11 kere yasa çıkartılmış ama karşılığı bulunamamış. Şu anda da bu yasanın yürürlüğe girmesi için cezaevlerinin ve Avrupa'nın değil Kandil'in boşaltılması gerekiyor bu yasayla birlikte. Bana sorarsanız bu sürecin başarı kriteri nedir? Örgütün kendini feshetmesi midir? Değildir. Örgütün silahlarını yakması mıdır? Değildir. Örgütün mağaraları boşaltması mıdır? Değildir. Bu sürecin başarı kriteri bence bir numarada ve en önemli ölçüde örgütle doğrudan kırsal alanda bağı bulunan örgüt üyelerinin illegaliteden legaliteye geçişi, Türkiye Cumhuriyeti devletinde haklarında açılacak birer adli dosyayla birlikte normal bir hayata intibak etmelerinin ve böylelikle Türkiye Cumhuriyeti aleyhine bir kere daha silaha yönelme imkânlarının yapısal olarak ortadan kalkmasıdır. Bu durum böyleyken bu yasanın bugüne kadar neredeyse iki yıllık bir süreyle gecikmiş olmasını da anlamakta zorlandığımızı ifade etmek istiyorum. Her zaman Türk tipi bir modelden bahsedildi. Yani bugüne kadar bir modelden bahsetmek zor idi ama bu yasayla birlikte gerek Cumhurbaşkanlığında oluşturulacak kurul gerekse de Mecliste oluşturulacak belirsizliğe mahkûm edilmiş, ümit ediyoruz ki buradaki belirsizlik, yapıcı muğlaklık noktasında bir belirsizlik değil ve Meclis Başkanlığı bunu birçok açıdan olumlu olarak değerlendirilecektir. Meclisteki karşılıklı izleme ya da gözetim heyeti olarak ismi verilebilecek kurulla birlikte bu süreç ilk defa bir mimariye, bir modelle kavuşmaktadır. Bunun da sürecin bir sonraki aşamaya taşınması ve başarıyla tamamlanması açısından önemli olacağını düşünüyorum.
Birkaç konuya değinip sözlerimi tamamlayacağım. Ben bu sürecin en önemli handikaplarından birinin tespit, teyit ve ilandaki ısrar olduğunu hep ifade ettim. Bugün bu yasada da var çünkü bir devlet kurumu bu örgütün ancak kendini feshetme ve silahsızlanma iradesini, iştiyakını ve buna uygun davranışlarını tespit ve teyit edebilir. Şöyle bir senaryo yapalım: Bunun tamamen MGK eliyle tespit edilip yayınlandığını düşünelim ve işlerin sarpa sardığını düşünelim. Türkiye'nin MGK eliyle tamamen kendini tasfiye ettiğini iddia ettiği bir örgütten farklı yapılar ortaya çıktığını düşünelim. Bugünden bunu ilan etmenin bir anlamı yok. Yasal zeminle birlikte bu kapıyı açacaksınız, ilan edeceksiniz, altı ay içerisinde buna uyan örgüt üyeleriyle ilgili hukuki statü budur, buna uymayanla ben egemenlik haklarım ölçüsünde terörle mücadelemi sürdürürüm diyeceksiniz ancak o zaman örgütün tamamen ve gerçekten bittiğini kayıt altına alabilirsiniz. Bunun bir ön şarta bağlanmasının ben devlet mantığı açısından da doğru olmadığını düşünüyorum. Diğer açıdan bu suçlamayla özellikle terör propagandasıyla yargılanan birçok insan var. Yine, terör örgütü üyeliğiyle benim tanıdığım bir sürü sivil toplum örgütü üyesi ve siyasetçi var. Bu yasaya yazılı başvuru şartıyla bu kişilerin beraat etme ve aklanma haklarını da ellerinden almış oluyorsunuz. Biz bu konuda önergemizi de verdik. Burada yazılı başvuru şartının kişilerin kendilerini aklama haklarını zedelemeyecek ve bugüne kadar yaptıkları savunmaları ortadan kaldırmayacak bir şekilde dönüştürülmesi ve kodlanması gerekiyor. Birçok arkadaşımız ifade etti. Bu örgüt üyeleri geldiğinde bu örgüt üyelerinin herhangi bir başka ve yeni bir adli veya siyasi şiddet, terör ve ismi ne olacaksa olsun sorunun parçası olmamalarının en önemli imkânlarından biri devletin rızaları dahilinde onlarla birlikte uygulayacağı bir toplumsal uyum ve entegrasyon programıdır. Bu yasada toplumsal uyum ve entegrasyona dair tek bir kelime yok. O kadar geriye düşmüşüz ki Sayın Başkan 6551 sayılı Yasa'da bir madde vardı, o bile burada yok. Orada, o zaman Bakanlar Kurulu için sonra sistem dönüşümüyle Cumhurbaşkanına bu kurula bir yetki tevdi vardı, o bile burada yazılmaktan imtina edilmiş; adli, idari tedbirler diyerek geçiştirmiş fakat bunun çok daha burada tartışılacak ve üzerinde mutabakat sağlanacak bir detayı da getirilmesi gerekiyordu. Ertelemenin bozulmasına ilişkin düzenlemenin faydalanıcılar lehine ama süreci de koruyacak şekilde güçlendirilmesi gerektiği açıktır.
Burada birçok maddede hususlar var. Bunlar bir gecenin bu saatinde söz hakkımı daha fazla uzatmamak adına maddelerde de teker teker konuşulacaktır. Biz YENİ YOL Grubu olarak bu yola çıkışın kendisini meşru ve doğru bir çaba olarak gördük. Eksiğiyle, gediğiyle yaptığımız bütün eleştirileriyle birlikte bu aşamaya gelmiş olması önemlidir. Bu yasanın da nihai bir yasa değil, kritik bir eşik âdeta o teyit-tespit için kullanılan "kritik eşik" kavramı gibi yeni bir kritik eşik oluşturduğunu düşünüyoruz. Bundan sonrasında, lütfen, muhalefetin düşüncelerine, muhalefetin önerilerine, toplumun vicdanına, toplumdan gelen itirazlara, toplumdan gelen beklentilere daha fazla önem verin diyoruz ve bu metnin bu Komisyondan -gerçekten Sayın Başkan- nasıl geçeceğinin bir turnusol kâğıdı işlevi de göreceğini ifade etmek istiyorum. Geldiği gibi geçecekse, bütün bu müzakereler ve bu katılıma bir yönüyle saygısızlık olacaktır, bir yönüyle haksızlık olacaktır. Önerilerin bir kısmının dikkate alınıp değerlendirilip maddelere işlenerek Genel Kurula sevk edilmesini ümit ediyorum.
Tekrardan teşekkür ediyorum.