| Komisyon Adı | : | ADALET KOMİSYONU |
| Konu | : | |
| Dönemi | : | 28 |
| Yasama Yılı | : | 4 |
| Tarih | : | 07 .08.2026 |
MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Diyarbakır) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri, değerli hocalarımız, sayın bürokratlar; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Yani bence de çok tarihî bir görüşme yapıyoruz. O nedenle de elimdeki metinden okuyacağım tutanaklara aynen geçmesi açısından.
Değerli milletvekilleri, bir insan olarak, bu ülkenin başta ana dili olmak üzere temel haklarından mahrum bırakılmış bir Kürt vatandaşı olarak, bir insan hakları savunucusu olarak, bir hukukçu olarak silahların susmasını, ölümlerin durmasını sağlayacak her adımı değerli bulduğumu söyleyerek sözlerime başlamak istiyorum. Bugün önümüzde bulunan teklif büyük acılara sebebiyet vermiş yarım asırlık bir çatışma dönemini mutlak biçimde sonlandırmasına kapı aralaması nedeniyle önemli fakat eksiktir. Bu teklifi destekliyorum çünkü silahların bırakılması için hukuk bir kapı açmak zorundadır. Bir insana "Silahını bırak, ülkene dön, siyasal ve toplumsal hayata katıl." diyorsanız o insan kapıdan içeri girdiğinde başına ne geleceğini bilmelidir. Hukuk belirsizlik değil, güvence üretmelidir. Bu teklif, bütün eksiklerine rağmen o güvencenin ilk adımıdır.
Ben Diyarbakır'da doğdum, orada avukatlık yaptım, Diyarbakır Barosu Başkanlığı yaptım. İnsan Hakları Derneğinde, İnsan Hakları Vakfı ve Uluslararası Af Örgütünde çalıştım. Hayatımın önemli bir bölümünde faili meçhul cinayetlerin, köy boşaltmaların, gözaltında kayıpların, işkencenin ve çatışmalarda yitirilen hayatların dosyalarıyla uğraştım. Adliye koridorlarında, Galatasaray meydanında evlatlarının akıbetini soran anneleri gördüm. Köyünden koparılmış aileleri dinledim, davalarına baktım. Bir gece yarısı kapısı çalınanların korkusunu da cenazesi gelen evlerin sessizliğini de biliyorum. Şehitlerin ve gazilerin acısını da yaşadım. Bu çatışmanın yükünü istatistiklerden değil, insanların yüzlerinden öğrendim.
YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Bursa) - Şehit cenazesine katıldın mı?
MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Diyarbakır) - Uzatma, asabımı da bozma Selçuk.
YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Bursa) - Böyle konuşamazsın.
MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Diyarbakır) - Tamam mı? Uzatma, uzatma!
YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Bursa) - Diyorsun ya, ben de soruyorum.
BAŞKAN CÜNEYT YÜKSEL - Değerli milletvekilleri, böyle bir üslup yok.
MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Diyarbakır) - Uzatma.
YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Bursa) - Böyle bir üslup yok.
MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Diyarbakır) - Kime sataşacağını bil, tamam mı? Uzatma.
SELCAN TAŞCI (Tekirdağ) - Tehdit mi ediyorsun?
YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Bursa) - Şehit cenazesine katıldın mı?
Böyle bir üslup yok!
BAŞKAN CÜNEYT YÜKSEL - Yok ama sizin de bu şekilde davranmanıza gerek yok.
YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Bursa) - Bu ne biçim bir üslup ya!
SELCAN TAŞCI (Tekirdağ) - "Kime sataşacağını bil." ne demek ya! Tehdit mi ediyor?
CÜNEYT YÜKSEL (İstanbul) - Bakın, sabırla saatlerdir burada çalışıyoruz.
YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Bursa) - Sezgin, düzgün konuş!
BAŞKAN CÜNEYT YÜKSEL - Böyle bir üslup yok Sayın Sayın Türkoğlu, böyle bir üslup yok.
YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Bursa) - Düzgün konuş.
BAŞKAN CÜNEYT YÜKSEL - Burası kabadayılık yapılacak yer değildir.
YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Bursa) - O başlattı, o söyledi Sayın Başkan, o söyledi.
BAŞKAN CÜNEYT YÜKSEL - Böyle olmaz.
YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Bursa) - O söyledi.
BAŞKAN CÜNEYT YÜKSEL - Hayır, hatibi kesmeyin, lütfen.
YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Bursa) - Bakın, o söyledi.
SELCAN TAŞCI (Tekirdağ) - Yanınızdaki sesi duymuyor musunuz?
BAŞKAN CÜNEYT YÜKSEL - Bakın, sabırla dinliyorum, hatibi kesmeyin.
YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Bursa) - Siz burayı dağ mı sandınız?
BAŞKAN CÜNEYT YÜKSEL - Hatibi kesmeyin.
Buyurun.
MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Erzurum) - Saygılı ol be! Kimi tehdit ediyorsun?
YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Bursa) - Saygıyı siz göstereceksiniz!
MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Erzurum) - Sen dağdan gelmişsin, belli oluyor.
BAŞKAN CÜNEYT YÜKSEL - Sayın Beştaş, müdahale etmeyin, ben müdahale ediyorum.
Devam edin, buyurun Sayın Tanrıkulu.
MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Diyarbakır) - Barışı desteklemek benim açımdan siyasi bir taktik değildir, birilerine verilmiş bir taviz de değildir. Bu, yıllardır savunduğum yaşam hakkının gereğidir. Bu teklifi arkadaşlarımıza faşizan baskılar, hukuksuz operasyonlar, iftira ve şantaja dayalı iddianamelerin gölgesinde bile destekliyorsak herkes bunun kıymetini bilmelidir. Resul Emrah Şahan gibi arkadaşlarımız hapishaneden bile bu teklifi destekliyorsa kıymeti bilinmelidir.
Belediye başkanlarımız tutuklanırken, seçilmişlere kayyum atanırken, siyasetçiler, gazeteciler ve insan hakları savunucuları yargı baskısı altında tutulurken bu teklifi destekliyorum. Çünkü öncelikle, silahlı çatışmaların ilelebet sonlanmasının, Kürt sorununun çözümünün demokratik bir zeminde mümkün olduğunu göstermek istiyorum.
Ancak teklife desteğim eksikliklerin söylenmesine engel değildir. Teklif, silah bırakanların hukuki durumunu düzenliyor fakat topluma dönüşünü yeterince düzenlemiyor. İnsanlar yalnızca savcılığa dilekçe vererek siyasal ve toplumsal hayata dönmüş olmayacak, toplumsal bütünleşme kanunun başlığında kalmamalı, maddelerinde karşılık bulmalıdır.
İkinci olarak, sürecin ağırlık merkezi Meclis değil, yürütme olarak kurulmuştur; Cumhurbaşkanı Yardımcısının Başkanlığındaki Kurula geniş yetkiler verilirken Meclis İzleme Komisyonuna yalnızca izleme ve tavsiyede bulunma görevi veriliyor. Oysa bu süreç bir güvenlik bürokrasisi faaliyetine indirgenemez. Meclis düzenli olarak bilgilendirilmeli, raporlar kamuoyuna açıklanmalı ve denetim yetkisi gerçek anlamda güçlendirilmelidir.
Üçüncü olarak, altı aylık başvuru süresi hayatın gerçekleri bakımından yetersiz kalabilir, Irak'ta, Suriye'de ve başka ülkelerde bulunanların durumları aynı değildir. Pek çok açıdan güvenlik sorunları yaşanacaktır, süre uzatılabilmeli, uygulama insanları dışarıda bırakacak katı bir takvime dönüşmemelidir. Ayrıca, kanunun uygulanmasını, bütünüyle güvenlik kurumlarının tespiti ve Millî Güvenlik Kurulu kararına bağlamak yerine hukuki ve parlamenter denetimi güçlü, nesnel ve şeffaf bir mekanizma kurulmalıdır. Barışın güvencesi yalnızca devletin güvenlik kurumları değil, esas olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi, hukuk ve toplumdur.
Değerli arkadaşlar, bu kanun her meseleyi çözmeyecek, Kürt meselesinin demokratik boyutunu, ana dili, yerel demokrasiyi, ifade özgürlüğünü ve siyasal katılımı ayrıca konuşmak zorundayız. Silahların susması demokratik çözümün kendisi değildir fakat demokratik çözümün önünü açabilecek en önemli eşiktir. Bugün burada kusursuz bir metne oy vermeyeceğiz, kusurları giderilmesi gereken ama Türkiye'yi ölümden hayata, çatışmadan siyasete taşıma ihtimali bulunan bir adıma oy veriyoruz. İlk adımı eksik de olsa atmak önemlidir. Bir tür egzersiz gibi görüyorum ben bunu, barışmayı öğrenme egzersizi, Kürt meselesinin çözümü konusunda güvenlikçi ezberden çıkma egzersizi. Yıllardır bu ülkede barışı savunanlar suçlandı, soruşturuldu, hedef gösterildi; barış akademisyenleri hâlâ ağaç kökü yemeye zorlanıyor, buna rağmen "barış" demekten vazgeçmedik çünkü biliyoruz, bir tek gencin daha yaşamını kurtarabiliyorsak, bir tek annenin daha kapısına acı haber gitmesini önleyebiliyorsak siyaset bunun sorumluluğunu almak zorundadır. Bu teklif son değil, bir başlangıçtır. Ben bu başlangıca destek vereceğim ama bu iktidara karşı demokrasi mücadelesini de derinleştireceğiz çünkü bu ülkede artık gençlerin birbirine silah doğrultmadığı, hiçbir annenin çocuğunun ardından ağıt yakmadığı bir geleceği kurmak zorundayız. Mevcut iktidarın böyle bir gelecek ufkunun olmadığını da biliyoruz fakat Kürt meselesinin bir kez daha küçük hesaplar içinde derinleşmesine izin vermeyeceğiz.
Değerli arkadaşlar, iki konuya da değinmek zorundayım burada. Birincisi, bugün Sayın Adalet Bakanlığına atfen yapılan açıklamaydı. O açıklamadan önce de kanun metnini okuduğumda, bazı davalar bakımından, özellikle Kobane davasında yargılanan siyasetçiler bakımından bazı riskler gördüğümü arkadaşlarıma ifade etmiştim. Ancak o açıklamayla birlikte sonuçta bu riskin olabileceği konusunda bende kanaat daha da güçlendi, biraz önce de Sayın Kunt somut önerilerde bulundu. Ben yani teklifin 3'üncü ve 4'üncü maddesindeki düzenlemenin risk taşıdığını ve yargıya çok geniş bir takdir hakkı tanıdığı görüşündeyim. O nedenle bu Kurul tarafından, bu Kurula olan güvenin de azalmaması bakımından düzenlemenin yapılması gerektiği görüşündeyim. Eğer 4'üncü madde konusunda burada oy birliğine yakın bir çoğunlukla bir düzenleme yapılırsa bu yasa konusundaki bazı kuşkular da giderilmiş olacaktır, bunu öncelikle söylemek istiyorum.
İkinci olarak, tabii ki burada bu akşam herhangi bir polemik içerisinde olmayı hiçbir zaman arzu etmedim. Ancak Sayın İdris Şahin adımı da anarak 2013'e bir atıfta bulundu. Ben 1984 yılının Ağustos ayında -yani bugüne vurgu yapmak açısından söylüyorum- Diyarbakır'da avukatlık stajına başladım. Yani öncesini saymıyorum ama yaklaşık kırk iki yıldır bu silahlı çatışmayı, şiddeti yakından takip eden, bilen, acısını yaşayan, avukatlığını üstlenmiş, şimdi siyasette olan birisiyim. Herhâlde bu Komisyon içerisinde de kesintisiz bir biçimde on beş yıldır Meclisin hafızasına sahip olan birisiyim. Yeniden, yararı olmayan, tükenmiş bir tartışmaya burada girmek istemiyorum.
İDRİS ŞAHİN (Ankara) - Seni olumlu yâd ettim ben.
MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Diyarbakır) - Evet, girmek istemiyorum.
İDRİS ŞAHİN (Ankara) - Olumlu da olsa...
MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Diyarbakır) - Ama yani o zaman başarısızlıkla sonuçlanan süreci bugün büyük bir olgunlukla ve Meclis çatısı altında defakto kurulan, ihtiyari kurulan bir Komisyonla başarıya taşımanın eşiğindeyiz. Bunun çok kıymetli ve değerli olduğunu düşünüyorum.
O günkü tartışmaları öğrenmek isteyenleri de "CHP Kürt meselesinde ne söyledi?" adlı yayınladığım yayında hem tutanaklar hem de tanıklıklar olarak da var. İsteyen arkadaşlarımıza da o dönemin tanıklıklarını gönderebilirim bu kitap bakımından da.
Ben tekrar, bu sürece, bu Komisyona emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. Tabii, başta Genel Başkanımız, Özgür Özel'e sunduğu katkılardan dolayı da teşekkür ediyorum. Diğer Genel Başkanlara da teşekkür ediyorum. Komisyonda emeği geçen bütün milletvekili arkadaşlarımıza ve burada yapıcı katkıda bulunan bütün arkadaşlarımıza teşekkür ediyorum.
Bu acının ve bu çatışmanın ne anlama geldiğini, nasıl acılar yaşandığını, hâlen bu acıların nasıl derin bir biçimde yaşandığını bilen birisi olarak, bu silahlı dönemin yani bir vesileyle sonlanmasına vesile olan bir dönemde Milletvekili olma onurunu yaşadığım için de tarih bakımından da buradaki arkadaşlar bakımından da çok önemli olduğunu, bir meseleyi, yüz yıllık bir meseleyi, bir çatışmayı sonlandıracak bir dönemde burada olmanın onurunu ve gururunu yaşamış olmayı da kendi adıma çok değerli buluyorum.
Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.