KOMİSYON KONUŞMASI

İSMAİL ATAKAN ÜNVER (Karaman) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri, kıymetli hazırun; herkesi saygıyla selamlıyorum.

Hiç şüphesiz ki bu topraklar üzerinde yaşayan herkes hiçbir şehrimize bir daha şehit cenazesi gelsin istemez, bu vatanın evlatları can versin istemez. Silahların susması, terörün bitmesi, çatışmanın nihayetlenmesi, gözyaşlarının ve acının dinmesi herkesin ortak isteğidir. Bu isteğin karşılık bulabilmesi için yapılması gereken, aynı vatan toprağı üzerinde yaşayan herkesin ortaklaşabileceği, toplumsal rızanın sağlandığı bir formülü ortaya koyabilmektir. Bu açıdan bakıldığında, meseleyi tüm yönleriyle ele alan, tüm kesimleri ortaklaştırabilen bir yaklaşımın sergilenmesi değerli olurdu. Bu yapılırken de güven ve samimiyet üzerine kurulacak bir formülasyon meselenin hallini çok daha kolaylaştırabilirdi. Elimizdeki teklifte güven ve samimiyetin tam da sağlanamadığını görüyoruz. Bu sebeple de metin karmaşık, zor anlaşılan, sadece tek bir konuya odaklanmış, meselenin bütününü kapsamayan ve uygulamada da karışıklığa yol açacak bir metin olarak ortaya çıkmış.

Metnin geneline ilişkin teknik değerlendirmeleri paylaşmadan önce bu yasanın demokrasi ve özgürlükler konusunda sessiz kalmasının önemli bir eksiklik olduğunu ifade etmek istiyorum. Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu raporunda özellikle atılacak adımların eş zamanlı olacağı yönündeki ifadenin gereği daha ilk yasal düzenleme yapılırken göz ardı edilmiştir, edilmektedir. Bu durum, çalışmalarını tamamlayan komisyonun belli ölçüde başardığı fikirlerin ortaklaşması ve ortaklaşa fikirler doğrultusunda eş zamanlı adımlarla yürüme iradesinin terk ediliyor olduğu görüntüsü bu ortaklaşa anlayışın zarar görmesi ihtimalini ortaya çıkarmaktadır. Bundan sonrasında umuyoruz ki komisyonun raporunda özellikle yer verdiği eş zamanlılık vurgusu dikkate alınarak gerekli adımlar atılır. Türkiye Büyük Millet Meclisi bünyesinde geniş bir mutabakatla kurulan ve çalışmalarını yazdığı bir raporla sonuçlandıran Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonunun raporunun 7'nci bölümünde yer alan demokratikleşmeyle ilgili öneriler kısmında yer verilen önerilerin de aslında çerçeve kanun olarak nitelenen ama çerçeve olmaktan uzak olan bu teklifte olması gerekiyordu, belki o zaman gerçekten bir çerçeve yasadan bahsedilebilirdi. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığı ve bu sebeple tüm makamlarca uyulması gerekliliği kararlara uyumun sağlanması çerçevesinde idarenin işlemlerinden ve yargının işleyişinden kaynaklanan engellerin kaldırılmasına ilişkin önerilerin bugüne kadar yerine getirilmemesi yani Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin hak ihlali kararlarına hâlâ uyulmuyor olması ile yargılama ve infaza ilişkin düzenlemeler yapılmasına dair önerileri, hak ve özgürlüklerin geliştirilmesine ilişkin önerileri ve yerel yönetimlerle ilgili düzenlemelere ilişkin önerileri de kapsayacak bir düzenleme yapılabilirdi, yapılmalıydı da. Böylelikle sürece ilişkin tereddütler, ileri sürülen çekinceler, teklif metnine de yansıyan güvensizlik bertaraf edilebilirdi, yanı sıra teklife olan ilgi ve sahiplenme isteği de daha üst seviyeye çıkabilirdi; bu şekilde toplumsal rızanın tam manasıyla sağlanabilmesi de mümkün olabilirdi. Teklifin metni dahi ortada yokken imzaya açılması, hazırlık aşamasında Meclis komisyonunda yer alan partilerin tamamının ortaklaştığı bir teklif hazırlanması yolunun tercih edilmemesi yapılmak istenen işin boyutunu yansıtma konusunda bir zafiyet olarak orta yerde durmaktadır. Bu tutum ilerleyen aşamalarda atılacak adımlarla ilgili olarak takip edilmemesi gereken bir iş tutma biçimi olarak not edilmiştir. Tüm bu gidişata ve uygulanan olağan dışı yönteme rağmen Yeni Parti olarak tarihsel, siyasi mirasımızla birlikte, Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel'in Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonunun kuruluş aşamasından beri sürdürdüğü tutumuyla somutlaşan anlayışı devam ettirmekte olduğumuz yine Sayın Genel Başkanımız tarafından kamuoyuna açıklanmıştır.

Maddelerle ilgili tespit, uyarı ve önerilerimizi yapmakla birlikte teklifin geneli üzerinde de bu anlayışımıza uygun tutumu alacağız. Teklifin içeriğini incelediğimizde, 3 ve 6'ncı maddelerdeki erteleme ve sonrasında hak yoksunluklarının tüm sonuçlarıyla ortadan kaldırılmasına ilişkin 7'nci maddesindeki düzenlemelerin teklifin esasını oluşturduğunu söyleyebiliriz. Burada da üç kategorinin varlığı söz konusudur: Birincisi, haklarında hiçbir soruşturma ve kovuşturma olmayan örgüt mensupları; ikincisi, soruşturulanlar ve kovuşturulmaları devam eden örgüt mensupları; üçüncüsü ise haklarında mahkûmiyet kararı verilenlerdir. Birinci kategoride olanlar yani hiç soruşturulmayanlar 7'nci maddedeki kurul izin vermediği takdirde örgütün faaliyeti kapsamında işlenen hiçbir suçtan sorumlu tutulamayacaklardır. İkinci ve üçüncü kategorideki örgüt mensupları açısından ise erteleme ve ardından kurulun talebiyle hak yoksunluklarının kaldırılmasına karar verilmesi hâlinde mahkûm oldukları cezanın tüm sonuçlarının ortadan kalkması mümkün olacaktır yani kasten öldürme ve 1/6/2005 tarihinden önce müebbet hapis ve ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlar hariç tüm suçlar açısından tüm örgüt mensuplarının sorumluluğu kalkacaktır. Sonuç olarak terör faaliyeti sebebiyle suç işlediği iddia edilen veya cezalandırılan bir kişinin bu yasayla hiç suç işlememiş bir vatandaşla hiçbir denetim süresine ve koşuluna tabi olmadan aynı adli sicil statüsüne kavuşmasının ceza adalet sistemi açısından doğruluğu tartışmalıdır. Teklife yansıyan bu anlayış şüphesiz bir siyasi tercihtir. Teklifin 1'inci maddesinin ikinci fıkrasındaki hükümle TCK 220/5'inci maddesinde yer alan örgüt yöneticilerinin sorumluluğuna ilişkin hüküm birlikte değerlendirildiğinde şu soru ortaya çıkmaktadır: Örgüt yöneticileri kasten adam öldürme suçundan sorumlu olacaklar mıdır, yoksa, 1'inci maddenin ikinci fıkrası dolayısıyla sorumsuz mı olacaklardır? Bence burada bir karmaşa var ve uygulama sırasında karışıklığa ve dahası, keyfî uygulamalara sebep olabilir. Türk Ceza Kanunu'nda hak yoksunluklarının dayanağı olan 53'üncü maddede tüm hak yoksunluklarının kaldırılmasına dair bir hüküm bulunmamaktadır. Bu teklifle Kanun kapsamındaki kişilere böyle bir imkân sağlanmaktadır. Ayrıca, herhangi bir denetim ve yükümlülük altında geçirilecek bir denetimli serbestlik süresi de öngörülmemektedir. Adli suçlulara tanınmayan bir hak Terörle Mücadele Kanunu kapsamındaki suçlulara veya suç isnadı altında bulunanlara tanınıyor yani bir grup suçluya veya suç isnadı altındaki kişilere diğer suçlulara tanınmayan bir hak tanınmaktadır. Bu da teklifin bir grup insan açısından şartlı bir genel af olarak değerlendirilmesini haklı kılmaktadır. Memnu hakların iadesi müessesesinin düzenlendiği Adli Sicil Kanunu'nun 13/A maddesinde hakların iadesi için bazı koşulların gerçekleşmesi öngörülmüştür. Sadece belirli bir sürenin geçirilmesiyle memnu hakların tamamının iadesi gibi bir düzenleme söz konusu değildir. Ancak önümüzdeki teklifte bu anlamda hiçbir kriter yok. Siyasi bir tercihle yalnızca kurulun talebi ve iki, üç yıl gibi sürelerin geçirilmesi yeterli olacaktır. Bu tercihin de az önce söylediğim gibi, siyasi bir tercih olduğuna şüphe yok ama ceza adaleti ve eşitlik ilkeleri açısından bu tercihin yeniden gözden geçirilmesi gerektiği muhakkaktır. Kriterlerin olmaması, diğer yandan, kurulun hak yoksunluklarının kaldırılmasını talep etmediği durumda hukuksal bir denetim yapma imkânı da oluşturulmamıştır. Bu karara muhatap olanlar açısından yapılabilecek farklı uygulamalar bu düzenleme nedeniyle denetlenemeyecektir.

Adli suçlular açısından duruma bakar isek, örneğin, seçilmişlere yönelen, özellikle seçilmiş belediye başkanlarına yönelen siyasi operasyonlar sonucunda ortaya çıkabilecek haksız mahkûmiyet kararları nedeniyle Türk Ceza Kanunu 53'üncü maddenin bir neticesi olarak bazı seçilmişler siyasi yasaklı olacaklardır ama bir terör örgütüne mensubiyeti olan kişiler yönetici olsalar dahi kanunun tanıdığı imkânla siyaset yapabileceklerdir. Bu durum eşitlik ve ölçülülük ilkeleri çerçevesinde sorunludur. Her ne kadar teklif sahipleri meşru zemin ve çözümün adresi olarak bahsetseler de 7'nci maddeye göre oluşturulacak kurulun sahip olacağı yetkiler karşısında Türkiye Büyük Millet Meclisinin sadece izleme komisyonu marifetiyle ve izleyici olarak sürecin takipçisi olması aslında işin pek de teklif sahiplerince anlatıldığı gibi olmadığını göstermektedir. Yürütmeye tanınan yetkiler onu bu süreçte tek söz sahibi yapmaktadır. Sürece katılımcılığın ve objektif değerlendirme imkânının olması için Türkiye Büyük Millet Meclisinin süreçteki rolünün kuvvetlendirilmesi gerekmektedir. Biz Yeni Parti grubu olarak ilgili maddeler de bu yöndeki önergelerimizde bunu ve diğer eksikliklerin tamamlanmasını sağlamaya çalışacağız.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.