KOMİSYON KONUŞMASI

TURAN TAŞKIN ÖZER (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bizleri izleyen -burada bugün bu konuşmalar yapılıyor, milletvekilleri söz alıyor, konuşuyor, tutanaklar tutulacak, bu tutanakları okuyacak olan- tüm yurttaşlarımızı da burada bu yasa teklifine, Komisyon çalışmalarına katkı sunmaya gelmiş bürokratları da saygıyla selamlıyorum.

Şimdi "tutanakları okuyan ve okuyacak" vurgusunu yapıyorum çünkü gerçekten tarihî bir dönemde ve son derece önemli bir konuda bir düzenleme yapmak adına burada toplandık. Eminim, bugünlerde olduğu gibi, bizler nasıl bugün kendi odalarımızda veya imkânlarımızla geçmiş tutanakları okuyun isek gelecekte de birçok insan burada bugün konuşulanları, buranın akabinde Genel Kurulda yapılacak konuşmaları ve bu tutanakları okuyacaktır. Tam da bu sebeple meselenin ağırlığına denk düşecek şekilde bir müzakere yürüteceğimize yürekten inanıyorum. "Tarihe not düşüyoruz." dedim, evet, tarihe not düşüyoruz ve umudumuz da bu notun adil, barış dolu bir geleceğe yön vermesidir.

Yaşamın birçok başlığında olduğu gibi hukukta da iki temel kolon var; bunlardan biri usul, diğeri esastır. Buradan hareketle önümüzdeki kanun teklifini usul ve esasa dair kısaca bir değerlendirme yapmak isterim.

Türkiye hem jeopolitik konumu itibarıyla bir kısım tehditlerle hem de ülke içerisinde çoklu krizlerle karşı karşıyadır. Bölgede büyüyen istikrarsızlık ve şiddet sarmalının Türkiye'ye olası etkilerine karşı elbette ki güvenliğimizi hep birlikte sağlamamız gerekmektedir. Dış tehditlere karşı güçlü bir şekilde birlikte durmamızın ve gelecek yüzyılı kurtarmamızın yolu da içeride hukuk devletine dönmek, demokratik bir düzen kurmak ve bu düzen neticesinde de refahı sağlamaktır. Bu yol, bizi içinde bulunduğumuz çoklu krizlerden yani ülkenin içinde bulunduğu çoklu krizlerden; ekonomik, siyasi, toplumsal ve psikolojik krizlerden de kurtaracaktır. Şu anda görüştüğümüz Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi, Kürt sorununun çözümü ve demokratik bir Türkiye'yi yeniden kurma açısından da -birçok milletvekilimiz de belirtti- son derece önemli bir eşik. Peki, gerçekten bu kıymet ve öneme uygun bir yasama süreci yaşıyor muyuz? Bunu söylemek zorundayız kıymetli vekiller, elbette ki hayır. Neden "Hayır." olduğunu da söyleyeyim. Bu kanun teklifi tabii ki bir başlangıç adımı olarak ifade edilse de içerik kadar yöntemin de demokratik olması gerekirdi; biz bunu beklerdik milletvekilleri olarak, parti grupları olarak fakat iktidar, bu kadar önemli bir yasayı kamuoyuyla paylaşmak, meseleyi şeffaf bir şekilde yürütmek, insan hakları başta olmak üzere sivil toplumun ve akademisyenlerin deneyim ve fikirlerinden yararlanmaktan kaçındığı gibi biz bu kanun metnini âdeta bir son dakika golüyle elimize ulaştığında gördük. Dolayısıyla yöntemi demokratik olmayan bir yasa teklifinin müzakeresinin burada, işte bu Komisyonda ve Genel Kurulda en azından demokratik bir yaklaşımla yürütülmesi gerektiğini düşünüyoruz ve yine umuyorum ki burada yapılan bu konuşmalar, Genel Kurulda yapılacak olan konuşmalar bu sürecin daha da gelişmesine daha da etkili olmasına katkı sunar. Bu meseleyle alakalı olarak önergelerimizi hazırladık, önergelerimiz olacak, tabii ki bu önergeler ve buradaki derdimiz kanun teklifine karşı ezber bir muhalefet yapıp da bu meseleye tıkayıcı olmak değil meselenin çözümüne ve kalıcı şekilde huzura kavuşmak adına yapıcı ve gerçekten güçlendirici öneriler yapmaktır, yapmaya çalıştığımız budur.

Değerli üyeler, Türkiye'nin şiddet ortamından kurtulmasının tek zemini, salt zemini silahsızlanma değildir, ne yazık ki Orta Doğu tarihi de bu yanılgılarla doludur. Şiddetin ortadan kaldırılmasının yolu demokratikleşme ve hukukun hâkim kılınmasıdır. Türkiye genelinde bir demokratikleşme ve hukukun üstünlüğünün esas alınması işte bu sağlamak istediğimiz şiddetsiz ortamı kalıcılaştırır. Çatışmaların son bulması tek başına barışı sağlayamaz, sağlamaz; bunu anlamanız gerekir, burada birçok milletvekilimiz buna vurgu yaptı, demokratikleşme meselesine vurgu yaptı. Tabii ki bu, bir ilk adım, bu yönde açıklamaları oldu kanun teklifinin imza sahiplerinin daha önceki günlerde, bunun bir ilk adım olduğunu biliyoruz ama demokratikleşme meselesine vurgu yapmak da zorundayız çünkü kalıcı barışı sağlamanın yolunun da demokratik adımlar atmak gerekli olduğunu düşünüyoruz.

Bakın, kanun tekliflerine ruhu üfleyen ve çerçeveyi veren genel gerekçedeki vurgular ve bu vurguların ne kadar hayata geçirildiğidir. Bu teklifin genel gerekçesinde yer alan -genel gerekçeye baktığımızda bunu net olarak görüyoruz- "demokratik siyaset alanının güçlendirilmesi" vurgusu işte tam da bu nedenle önemlidir ama tutarlı değildir. Türkiye'nin en büyük ve en üretken kenti, dünyanın sayılı kentlerinden birinin Büyükşehir Belediye Başkanı cezaevinde tutulurken, seçilmiş belediye başkanları yerine kayyumlar belediyeleri yönetirken belediye başkanları, aydınlar, gazeteciler, bürokratlar, siyasiler tutsakken, faili meçhul cinayetlerde hâlâ sorumlular hesap vermezken, vermemişken, siyasi cinayetler işlenmeye devam edilirken biz hangi tutarlılıktan söz edeceğiz? Bunları söylemek zorundayız. Terörsüz ve demokratik Türkiye süreci hem silahın devreden çıkarılması hem de aynı zamanda demokratikleşmenin sağlanmasını elbette ki gerektirir; bunlar âdeta bir madalyonun iki yüzü gibidir, birbirinden bunları ayıramayız. Aslında ilk gününden beri söylemeye çalıştığımız şey bu, elbette ki bir silahsızlanma olacak ve aynı anda, aynı adımlarla bir demokratikleşme de olacak; aynen, biraz önce söylediğim gibi, bir madalyonun iki yüzü gibi. Örneğin, bir Kürt yurttaş bu süreci ve kanun teklifini yakından takip ediyorsa -ki eminim ediyorlar- demez mi "Mardin'de hâlâ kayyum varken Esenyurt'ta hâlâ kayyum varken bu sürece nasıl güveneceğim?" Demez mi "Yüz binlerce Kürt yurttaşın oy verdiği Şişli Belediye Başkanı tutsak, kapatılmış, Resul Emrah Şahan cezaevinden dahi -yani bu kadar haksızlık ve hukuksuzluk kendi başına gelmiş olmasına rağmen- sürece destek verirken iktidar neden hâlâ bu baskı politikasında ısrarcı ve ben bu koşullarda iktidara nasıl güvenebilirim?" Arkadaşlar, burada bazı meseleleri zorlaştırmaya, karmaşık hâle getirmeye gerek yok. Tek bir yurttaşın bile aklındaki temel soruları ve sorunları anlayalım. Bunlara verdiğimiz cevap aslında buradaki herkesin, her birimizin kendi hakikatidir. Gittiğimiz her yerde insanlarımız diyor ki "Biz bu süreci destekliyoruz." Sürece olan destek artıyor, yüzde 40'lardan, 50'lerden, 60'lara, belki daha yukarılara çıktı ama güvende bir problem yaşıyorlar. Aktörlerle ilgili, iktidar aktörleriyle ilgili güvende bir problem yaşıyorlar. Burada Komisyondayız, Genel Kurul olacak, buyurun, bu gerçekliği değiştirecek adımları atın, hep birlikte atalım. Örneğin, Komisyonda üzerine basa basa, vurgulaya vurgulaya söyledik, çok basittir arkadaşlar, kanun Genel Kurula inmeden önce Meclis Başkanımız alsın, Anayasa Mahkemesi kararını okusun ve Can Atalay serbest bırakılsın; buyurun, bu adımı atın, atmıyorsunuz. Sonra biz bu demokratikleşmeye ilişkin cümleler kurduğumuzda bize serzenişlerde bulunuyorsunuz ve yine İçişleri Bakanlığı iki satır yazı yazacak, iki satır yazı yazacak kayyumlara ilişkin ve görevlerine geri dönecekler; buyurun, yazsın ama bu adımı da atmıyorsunuz. Bakın, bunlar benim şahsi taleplerim değil, bunlar evrensel ve hukuki talepler, hakkında karar verilmiş talepler. Dolayısıyla umuyorum bu hususları da dikkate alırsınız.

Peki, bardağın dolu tarafı yok mu? Elbette bardağın dolu tarafı var ve hepimiz, her birimiz bardağın bu dolu tarafını da görmek zorundayız. Bir kere, en önemli yönüne bakalım, artık gençler, gençlerimiz yaşamlarını yitirmeyecek, insanlarımız yaşamlarını yitirmeyecek, kerpiç evlere şehit cenazesi gelmeyecek. Bu gerçekliğin verdiği etik motivasyonla ve yine bu gerçekliğin verdiği moralden daha üstün bir duygunun ben üretildiğini düşünmüyorum. Bu duygu hepimizde en yüksek motivasyonu ve en yüksek morali sağlamalıdır. Yine, bu meseleyi zafere ulaştırırsak evet, gerçekten çok ciddi bir kaynak, emekliye, emekçiye, yoksullara ayrılabilecek, onların ihtiyaçlarına çözüm olabilecek, bunu da görmemiz lazım. Ama tekrara muhtaçtır ki bu meselenin kalıcı çözümü için, toplumsal barışı sağlamak ve bu barışın kalıcılaşması için, demokratik bir ülke için, adil ve eşit bir yaşam için yeni bir söze, yeni bir perspektife ve bu adımların atılmasına ihtiyaç var.

Biraz önce sayın milletvekilimiz söyledi, evet, bizim Komisyon üyeleri olarak buradaki Komisyon raporunda elbette ki imzamız var; yalnız, sadece bizim imzamız yok, bu Komisyonun üyesi olan birçok milletvekili arkadaşımız burada, bizim imzamız var. Komisyon raporunda bir yürütme kurulunun oluşturulacağından bahsediliyor, doğru, bu kurul oluşturulacak ki bana sorarsanız süper kurul oluşturulmuş yani inanılmaz yetkilerle donatılmış bir kurul ama imza atmışız doğru ama aynı imzayı bu Komisyon raporunun 7'nci maddesine göre de attık ve diğer milletvekilleri de attı ve ilk başlığı yani "7.1) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesinin Kararlarının Uygulanması. 7.2) Yargılama ve İnfaza İlişkin Düzenlemeler. 7.3) Hak ve Özgürlüklerin Genişletilmesine İlişkin Düzenlemeler. 7.4) Yerel Yönetimlere İlişkin Düzenlemeler." Biraz önce söyledim ya, böyle açıklamalar oldu diye söylüyorum, bu bir ilk adımdır açıklamalar oldu diye, umuyorum ki silahsızlanma, terör örgütünün feshedilmesi ve bu çerçeve yasayla belirlenen hükümler gibi bu demokratikleşmeye yönelik adımlar da atılır diyorum ve umuyorum ve diliyorum ki herkes, bu salonda bulunan bulunmayan, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan herkes üzerine düşen yükü alır ve bu yükü taşır, biz de kalıcı barışa ulaşırız diyorum.

Bütün Komisyon üyelerine ve Başkana teşekkür ediyorum.