KOMİSYON KONUŞMASI

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Evet, teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli Komisyon Başkanı, kıymetli milletvekili arkadaşlarım; sözlerime başlarken muhterem heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün görüşmekte olduğumuz Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi Türkiye'nin kırk yıldan fazla yaşadığı terör döneminden sonra gelinen aşamanın hukuk devleti ve demokrasi zemininde tahkim edilmesine yönelik son derece önemli, dikkatli hazırlanmış ve sınırları açıkça belirlenmiş bir kanun teklifidir. Bu sürecin bugüne gelmesine vesile olan, öncülük eden Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'a, Genel Başkanımız Sayın Devlet Bahçeli'ye, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Sayın Numan Kurtulmuş'a, imza veren milletvekillerimize, ilgili bütün kurum ve kuruluşlara ve bilhassa da Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonunun muhterem üyelerine çok teşekkür ederiz.

Bu teklif, yalnızca bugünün şartlarına cevap veren geçici bir siyasi metin değildir. Bu teklif, aynı zamanda mevcut kazanımları kalıcılaştırmayı, sonuca ulaştırmayı, kamu güvenliğini güçlendirmeyi, toplumsal bütünleşmeyi ve dayanışmayı desteklemeyi, silahlı terör yapılanmalarının tamamen tasfiyesini ve milyonlarca vatandaşımızın elli yıllık huzur beklentisini hukuk düzeni içerisinde yönetmeyi amaçlayan, özel, koşullu ve denetime açık bir yasal çerçevedir. Önümüzdeki kanun teklifi yalnızca hukuki bir metin değildir, Türkiye Cumhuriyeti'nin terörle mücadele tecrübesinden süzülüp gelen, güvenlik ve hukuk çatılarını aynı potaya koyan özgün bir Türkiye modelidir. Bu kanun teklifinin imzacılarından biri olarak meselenin siyasi, demokratik ve felsefi boyutunu daha sonra yapacağımız konuşmalarda ayrıntılı olarak ifade edeceğim ancak bugün kamuoyunda kasıtlı olarak estirilmeye çalışılan bilgi kirliliğini gidermek amacıyla kanun teklifinin hukuki mimarisini ve devlet aklının kusursuz bir şekilde nasıl nakşedildiğini teknik ve hukuki özellikleriyle izah etmek mecburiyetindeyiz.

Kıymetli milletvekili arkadaşlarım, burada en başta şu özetin altını net bir şekilde çizmek gerekir: Bu teklif bir af düzenlemesi değildir, suçun hukuki niteliğini değiştirmemektedir, mahkûmiyet hükümlerini ortadan kaldırmamaktadır, ceza sorumluluğunu silmemektedir, devam eden soruşturma ve kovuşturmalarla kesinleşmiş mahkûmiyet hükümlerinin hukuki varlığını ortadan kaldırmamaktadır. Teklifin özü şudur: Belirli ağır şartların gerçekleşmesi hâlinde, belirli suçlar bakımından belirli sürelerle ve yargısal karar mekanizmaları içinde soruşturma, kovuşturma ve infaz süreçlerinin ertelenmesidir. Bu yönüyle teklif hukuk devleti ilkesine, kamu düzeninin korunmasına, ceza adalet sisteminin amaçlarına ve devletin stratejik aklına uygun bir düzenlemedir. Bu kanun teklifinin doğru anlaşılması öncelikle hukuki niteliğinin açık biçimde ortaya konulmasını gerektiriyor. Teklif ne genel ne de özel af mahiyetinde değildir çünkü genel afta kamu davası ve ceza bütün sonuçlarıyla ortadan kalkar, özel aftaysa ceza ortadan kaldırılır, azaltılır veya başka bir cezaya çevrilir oysa bu teklif, suçun varlığını, mahkûmiyet kararını, ceza sorumluluğunu ve hukuki sonuçları kendiliğinden ortadan kaldırmamaktadır. Burada getirilen düzenleme, şarta bağlı erteleme rejimidir. Bu rejimin temel özellikleri şunlardır: Kanun yürürlüğe girer girmez otomatik olarak sonuç doğurmamaktadır. Herkes bakımından resen uygulanmamaktadır, sadece başvuru yapan kişiler bakımından uygulanacaktır. Başvuru tek başına yeterli olmayıp kanuni şartların varlığı aranacaktır. Kararlar cumhuriyet savcısı, mahkeme veya infaz hâkimi tarafından verilecektir. Kararlara karşı itiraz ve kanun yolu imkânı bulunmaktadır. Erteleme süresi içinde terör suçu işlenirse erteleme kaldırılacaktır. Süre suç işlenmeksizin geçirilirse soruşturma veya kovuşturma bakımından kovuşturmaya yer olmadığı ya da düşme kararı verilecek, infaz bakımından ceza infaz edilmiş sayılacaktır. Dolayısıyla teklif, hukuki sonuçları bakımından mutlak, sınırsız ve koşulsuz bir bağışlama değil kamu güvenliği amacıyla düzenlenmiş şartlı, takip edilebilir ve denetlenebilir ceza adalet uyum mekanizmasıdır; bu ayrımı özellikle ve öncelikle vurguluyorum.

Teklifin 1'inci maddesi, bu kanunun ruhunu ve devletin mutlak otoritesini ortaya koyan en kilit maddedir. Kanunun yürürlüğe girmesi otomatik bir tahliye veya erteleme süreci başlatmamaktadır. Sistemin çalışabilmesi için tek ve mutlak bir ön şart vardır: PKK/KCK terör örgütünün fiilî varlığına son verdiğinin ve tüm silah ve mühimmatı teslim ettiğinin güvenlik kurumlarınca tespiti ve bu tespitin Millî Güvenlik Kurulu kararıyla Resmî Gazete'de yayınlanmasıdır yani inisiyatif mutlak surette devletin güvenlik kurumlarının ve MGK'nin elindedir. Silahlar tamamen teslim edilmeden, örgüt lağvedilmeden bu kanunun tek bir hükmü işlemeyecektir.

Teklifin 2'nci maddesi, devletimizin şehitlerimize, gazilerimize ve kamu vicdanına olan sarsılmaz sadakatinin hukuki teminatıdır. Kapsam son derece hassas belirlenmiştir. Örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen kasten öldürme suçları ile 1 Haziran 2005 tarihinden önce işlenen müebbet veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlar bu kanunun kapsamı dışındadır. Devlet, cana kasteden eylemleri bu erteleme mekanizmasının dışında tutarak adalet terazisinin dengesini ve milletin vicdanını koruma altına almıştır.

Teklifin 3'üncü ve 6'ncı maddeleri, soruşturma, kovuşturma ve infazların ertelenme usullerini düzenlemektedir. Cezası on beş yıla kadar olanlarda beş yıl, on beş yıldan fazla veya müebbet olanlardaysa on yıllık bir erteleme ve denetim süreci öngörülmektedir. Buradaki hukuki incelik şudur: Devlet kimseyi affetmemektedir, devlet kişiyi bir denetim sürecine tabi tutmaktadır. 5'inci madde açıkça hükmediyor: Eğer bu erteleme süresi içinde kişi yeniden bir terör suçu işlerse erteleme derhâl iptal edilecek, yargılama ve infaz kaldığı yerden en ağır hâliyle devam edecektir. Üstelik bu yeni suç için bir daha erteleme hakkı da verilmeyecektir. Bu, devletin şefkat elini uzatırken kudret kılıcını da hazır beklettiğinin en hukuki ispatıdır.

Teklifin 9'uncu maddesi, sürecin resen yani kendiliğinden işlemeyeceğini, kişilerin MGK kararından itibaren altı ay içinde bizzat yazılı olarak devlete başvurması gerektiğini hükme bağlamaktadır yani kişi, Türkiye Cumhuriyeti'nin adli makamlarına iradesini teslim edecek, devletin otoritesini tanıyarak bu mekanizmaya dâhil olacaktır. Sürecin başı boş bırakılmaması adına, 7'nci maddeyle Cumhurbaşkanı Yardımcımızın Başkanlığında Adalet, Dışişleri, İçişleri, Millî Savunma Bakanlarımız ile MİT Başkanı ve MGK Genel Sekreterinden oluşan çok güçlü bir takip ve Koordinasyon Kurulu ihdas edilmektedir. Ayrıca, bu kurul Gazi Meclisimize düzenli bilgi verecek, Türkiye Büyük Millet Meclisi bünyesinde kurulacak izleme komisyonuyla yasama organının sürece nezareti tam manasıyla sağlanacaktır.

Son olarak, 10'uncu maddeyle bu tarihî ve zorlu süreci devlet adına yürütecek olan kamu görevlilerimizin, Komisyon üyelerimizin hukuki, idari ve cezai sorumluluktan muaf tutulması, devletin kendi memuruna ve temsilcisine sahip çıkmasının hukuki gereğidir.

Muhterem milletvekilleri, özellikle ifade etmek gerekirse bu kanun teklifi Türkiye Cumhuriyeti'nin muazzam mücadelesini hukuk içerisinde bir toplumsal barışa dönüştürme projesidir. Bu metinde zafiyet yoktur, devletin sarsılmaz iradesi vardır; bu metinde taviz yoktur, MGK'nin ve bağımsız yargının denetimi vardır; bu metinde unutkanlık yoktur, kasten öldürme suçlarını kapsam dışı bırakan bir vefa ve adalet vardır; bu metinde iç cephesi kenetlenmiş, güçlü Türkiye'nin kararlılığı vardır. Bizler Türkiye Cumhuriyeti'nin bekasını ve milletimizin ebedi kardeşliğini tesis edecek bu hukuki mimarinin altına imzamızı atmaktan büyük onur duyuyoruz. Bu kanun teklifinin Türkiye Büyük Millet Meclisinde çok büyük bir uzlaşmayla çıkacağına inanıyoruz.

Kanun teklifimizin devletimize ve milletimize hayırlı olmasını diliyor, heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ederim Sayın Başkan.