KOMİSYON KONUŞMASI

BERİTAN GÜNEŞ ALTIN (Mardin) - Bir yayınım var, ona kesin katılmam lazım.

BAŞKAN YUSUF BEYAZIT - Tamam, yok, o zaman verelim; yok, yok şimdi söz verelim. Şimdi Başkan Vekilimizin söz hakkı var, Başkan Vekilimiz de uygun görüyorlar, değerlendiriyorlar.

Kayda alıyorsunuz.

BERİTAN GÜNEŞ ALTIN (Mardin) - Kayda alıyoruz.

BAŞKAN YUSUF BEYAZIT - Dün gece konuşmanızı ben bizim gruptan tek başıma izledim ama hiç bizim tarafa dönüp bakmadınız.

BERİTAN GÜNEŞ ALTIN (Mardin) - Genel Kurulda mı?

BAŞKAN YUSUF BEYAZIT - Evet.

BERİTAN GÜNEŞ ALTIN (Mardin) - Çok bakmamaya çalıştım. İyi hatırlattınız Başkanım, aslında size teşekkürle başlayacaktım, sürdüreyim.

Ben çocuklarla ilgili pek çok komisyona dâhil oldum. Aynı zamanda kendi partimin Çocuk Komisyonu Eş Sözcüsüyüm. Bu sebeple, Mecliste kurulan neredeyse çocukla ilgili pek çok komisyonda yer aldım. Sizinle çalışmanın, aynı zamanda diğer partilerdeki milletvekili arkadaşlarımızla çalışmanın bizler açısından çok değerli, kıymetli olduğunu ifade edeyim ve bugünkü toplantının da bütün Komisyon boyunca sürdürülen o demokratik teamüle uygun olduğunu ifade edeyim çünkü ne yazık ki bir önceki Komisyonda, dün kanun görüşmesini yaptığımız Komisyonda da aslında pek çok şeyi konuştuk, pek çok şey ifade ettik, uzmanlar pek çok şey söylediler ama günün sonunda ne yazık ki çıkan kanun teklifinin kendisi yürütülen süreçten uzak bir mahiyette çıktı. Biz bu yüzden bu toplantının çok önemli olduğunu düşünüyoruz, böyle bir toplantı yapmamıştık. Rapor yazmadan önce bütün milletvekili arkadaşlarımızın kendini ifade etmesi ve raporu birlikte yazmamızın da çok önemli olduğunu söylemek istiyorum.

Az önce hayatını kaybeden çocuklardan bahsedildi, onları da rahmetle anıyorum, ailelerine sabır diliyorum. Belki de bu rapor şerhsiz yazılarak hayatını kaybeden çocuklar şahsında bütün çocuklara atfedilecek bir rapor olabilir, bu şekilde yaşatılabilir ama bunun için raporu da hep birlikte yazmamız, gerçekten ortak akılla süreci yürütmemiz gerektiğini ifade etmek isterim. Elbette çocukların adının yaşaması bizler açısından da oldukça önemli.

Şimdi, biz en başından beri bu süreci değerlendirirken, okullardaki artan şiddeti değerlendirirken bu şiddetin toplumda artan şiddetle bağını kurduk. Bu sebeple, bizim için bugün bu Komisyona önerilebilecek en güçlü ifade toplumsal barıştır, demokratik bir toplumdur, demokratik Türkiye'dir ve aynı zamanda demokratik okul gerçeğidir. Eğer barış kültürü sağlanabilirse, eğer demokratik bir yaşam sağlanabilirse ve bu, okullara yansırsa en kalıcı çözüm olarak biz ülkede de barışı, okulda da barışı altını çizerek ifade etmek, vurgulamak isterim.

Aram Tigran Kürtler için çok önemli bir sanatçıdır, aynı zamanda Ermeni'dir, Diyarbakır'da yaşardı. Kendisinin çok güzel bir ifadesi var, diyor ki: "Eğer bir kez daha dünyaya gelirsem yeryüzündeki bütün tankı, tüfeği, topu eritip cümbüş, zurna, saz yapmak isterim." Kendisi hayatını kaybettiğinde ülkesinden uzaktı ve mezarının Diyarbakır'da olmasını istedi fakat ne yazık ki getirilmesine müsaade edilmedi. Biz, bu vesileyle, barış kültürünün Türkiye'nin her yerine sirayet etmesi gerektiğini ve okullarda da ancak barış kültürünü büyüterek bir şeyler elde edebileceğimizi ifade edeyim, bunun vurgusunu yapayım.

Çok güzel bir öneri geldi vekil arkadaşımızdan, felsefe önerisi geldi. Bunu aslında Türkiye'de uygulayan dernekler var. Ben de çocuklar için felsefe eğitimi almış birisiyim. 2020 yılında Mardin'de Rojava ve Suriye savaşı çıktıktan sonra yoğun bir mülteci akını oldu Türkiye'ye ve Mardin'e. O zaman biz "Çocuklarda bu savaş travmasını nasıl sağaltabiliriz, çocuklarla nasıl çalışabiliriz?"in araçlarını arıyorduk ve çocuklar için felsefe "philosophy for children-P4C" diye geçiyor, çok önemli bir araçtı, onu çocuklara Kürtçe uygulamayı deneyimledik ve gerçekten sonuç aldık. "Niye aklıma gelmedi?" diye siz önerince düşündüm ama çok değerli, çok kıymetli bir öneri. Dolayısıyla yeni araçlara ihtiyacımız var çünkü değişen ve dönüşen bir şiddet var, küreselleşen bir şiddet var ve buna karşı bizlerin de barış araçlarını güçlendirmemiz gerekiyor, bunu örecek araçları güçlendirmemiz gerekiyor. Ben bu önerinin tam da öyle bir öneri olduğunu düşünüyorum, bu yüzden tekrar ifade etmek istedim.

Tabii, Aram Tigran'dan bahsettim, silahlarının eritilip saza, cümbüşe, sanata dönüşmesinden bahsettim. Bununla ilgili atılacak en güçlü adımlardan biri olarak ben de bireysel silahlanmayı önlemek için bu Komisyonun çok net bir adım atması gerektiğini düşünüyorum. Bireysel silahlanma adımı atılırken aynı zamanda mevcut envanterin de taranması gerektiğini öneriyorum. Emniyette, kollukta jandarma personeli olarak, güvenlik personeli olarak çalışan herkesin şu an ne kadar silaha sahip olduğunun, envanterinde kaç silah olduğunun da taranması ve buna uygun adımların atılması gerektiğini önemli buluyorum. Aynı zamanda, bu militarist bir akıldır yani silah militarizmle ilişkilidir ve okullarda İHA'ların, SİHA'ların millî ve yerli olduğu için anasınıfındaki öğrencilere kadar tanıtılmasının da raporda yer alması gerektiğini düşünüyorum. Hiçbir silah imgesinin, hiçbir şiddet imgesinin nasıl dizilerde olmaması gerekiyorsa okullarda, müfredatta bizim elimizle bir program olarak da yayılmaması gerekiyor çünkü şiddetin imgeleri vardır ve şiddetin en güçlü imgesi de silahtır. Eğer biz silahı kendi elimizle okula "yerli ve millî" diye taşırsak o zaman o militarist aklı, o şiddet kültürünü beslemiş oluruz. Bizim için bundan sonra gerekli olan her alanda barış kültürünü ve barış kültürünün araçlarını beslemek olduğunu ifade edeyim.

Okul rehberlik sistemlerinin düzenlenmesine ihtiyaç var çünkü okul rehberlik servisi tek başına rehber öğretmenler tarafından da idare edilebilecek bir sistem değil. Okul rehberlik sisteminin de yelpazesini genişletilmeli. Okul psikoloğu, okul sosyal hizmet uzmanı ve rehberlik öğretmeni birlikte çalışmalı. Bunun bağını da psikiyatri servisiyle kuracak kişi bence okulda okul psikoloğu olmalı, her okulda bir okul psikoloğu olmalı çünkü rehberlik alanında PDR'ciler yani psikolojik danışmanlık ve rehberlik okuyan arkadaşlarımız daha çok eğitim psikolojisi üzerine eğitim almış, çocuk psikolojisiyle birlikte eğitim odaklı ilerlemiş arkadaşlarımız; tespit edebilirler, adını koyabilirler ama bunun psikiyatriyle bağını kuracak olan, profesyonel yönlendirmeyi yapacak olan kişinin ben okulda okul psikoloğu olduğunu düşünüyorum. Bu sebeple, belli durumlarda belki pilot olarak uygulanabilir ama daha sonra yaygınlaştırılması yapılabilir fakat mevcut durumda bu mekanizmanın güçlendirilmesi lazım. Okul rehberlik servisinin yeniden düzenlenmesi ve güçlendirilmesi, niteliğinin artırılması, aynı zamanda yaptırıcı bir gücünün olması lazım yani orada okul rehber öğretmeninin, psikoloğun ve sosyal hizmet uzmanının düzenlediği bir raporun bakanlık nezdinde ve uygulama nezdinde bir karşılığının olması lazım; bir tedbire, bir şerhe dönüşmesi lazım çocuk için.

BAŞKAN YUSUF BEYAZIT - Kişisel verilerle ilişki kurarak onu bir...

BERİTAN GÜNEŞ ALTIN (Mardin) - Şöyle: Aslında okulda bir sosyal hizmet uzmanı olursa Sayın Başkan "SİR" denen sosyal inceleme raporu tam olarak bunun için yazılıyor. Bir çocuğun sosyoekonomik durumunu inceleyen, mevcut durumunu inceleyen ve rehberlik servisiyle birlikte karar verecek olup... Bunun zaten bakanlık nezdinde de bir rapor karşılığı var. Dolayısıyla mahkemeler nasıl çocuklar için SİR istiyorlarsa gereken durumlarda okul rehberlik servisi de bir çocuk için SİR isteyebilir ve bu SİR'in bakanlık düzeyinde eğitim tedbiri, sağlık tedbiri gibi tedbirlerle bağını kurabilir çünkü böyle tedbirler var, Aile Bakanlığı düzeyinde böyle tedbirler var fakat okuldaki çocuğun bakanlıktaki tedbirle bağını kuracak bir mekanizmaya ihtiyacı var. Bu mekanizmanın da adı bence okulda rehberlik servistir fakat bu servis içerisindeki uzman çeşitliliğinin artırılması gerekir. Sosyal hizmet uzmanı, psikolog ve PDR'ci arkadaşların ortak bir eşgüdümle bir zümre oluşturması, bu zümrenin de ilgili bakanlıklarla gerektiğinde Sağlık Bakanlığıyla, gerektiğinde Aile Bakanlığıyla bir mekanizma gibi işlemesi gerekir ve o psikiyatri meselesinde de yani çocuk rehberlik servisine gitti, PDR'ci arkadaşımız çocuğu gördü, burada bir alarm fark etti, okul psikoloğuna yönlendirdi, okul psikoloğu görüşmelerini yaptı ve meselenin psikiyatrik bir düzeyi olduğunu fark etti. O zaman daha net ve çerçevesi oluşturulmuş ve kapsayıcı psikiyatri servisine yönlendirilir, yanlış yönlendirme yapma ihtimali de düşer ve orada aileyle, bağ da kuruldur. Dolayısıyla, ben bir zümreye, bir rehberlik zümresine ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. Bunun daha profesyonelleşmesi demek bizim her okulda acil durumlarda ulaşabileceğimiz ve okulun psikososyal yapılacaklarını düzenleyen bir koordinatörlüğün olması demek, bu çok önemli bir şey. Aynı zamanda, bu koordinatörlük oluşursa eğer sene başlarında okul güvenliğini belirleyen çalışmalar vardı, hatırlarsanız, Urfa'da ve Maraş'ta da ifade etmişlerdi.

BAŞKAN YUSUF BEYAZIT - Evet.

BERİTAN GÜNEŞ ALTIN (Mardin) - "Dönem başında okul ne kadar güvenli?" sorusu soruluyor. Jandarma, kaymakamlık ve ilgili birkaç yetkili daha ve ona göre bir puan alıyor. Mesela, Maraş'taki okul bu puanı almış gayet güvenli bir okuldu. Oysa bu neyi gösteriyor? O okulun yeterince değerlendirilmediğini gösteriyor.

BAŞKAN YUSUF BEYAZIT - Bize göre bile güvenli değil yani.

BERİTAN GÜNEŞ ALTIN (Mardin) - Bize göre bile değil.

İşte, bir zümre olursa bu okulda, rehberlik servis daha genişletilmiş bir zümre olursa -bunun için elbette okul müdürü de yer alabilir, velilerden de kişiler yer alabilir, çocuklar da yer alabilir, çocukların seçtiği bir temsilci de yer alabilir- tam bir demokratik iklim yaratılabilir ve o okulun ne kadar güvenli olduğu sorusunu o zaman herkes cevaplayabilir.

Bir de burada konuşmamız gereken en önemli şeylerden biri de okul güvenliğinin ne olduğudur. Okul güvenliği sadece okulun etrafındaki suç oranıyla ya da okuldaki fiziksel bir olayla ilişkilendirilemez. Okul güvenliği merdiven boyunun arasındaki mesafeden, çocuğun elini yıkayacağı lavabonun yüksekliğinden, çocukların o okuldaki akran zorbalığı puanına kadar pek çok etkeni içinde barındıran bir meseledir ama biz "okul güvenliği" deyince daha fiziksel bir şeyi algılıyoruz, daha çocukların birbirinin dövdüğü, kavga ettiği bir meseleyi anlıyoruz ama okul güvenliği böyle bir mesele değil. Okul güvenliği öğretmenin güvenliğini de kapsar, oradaki öğrencinin güvenliğinin de kapsar, kantincinin güvenliğini de kapsar ama bunu bu akılla değerlendirirsek amacına ulaşır yani sadece kaymakamlık, Jandarma, Millî Eğitim Bakanlığıyla da olmaz, daha geniş bir zümreye ihtiyaç var ve en çok da okulu en iyi tanıyanlara ihtiyaç var. O da kimdir? Elbette o okulda çalışan bu rehberlik zümresidir, okul müdürüdür, okul öğretmenleridir, velilerdir ve oradaki öğrencilerdir. Dolayısıyla, bizim aslında o okullarda demokratik bir meclise, demokratik bir iklime ihtiyacımız olduğu gerçeğini yine burada eğer bize gösteriyor.

Şimdi okuldan bahsettik, biraz fiziki yapısından da bahsettik, Suat Vekilim de söyledi. Ben de bu Komisyon raporunda çocukların kent hakkının gözetilmesi gerektiğini düşünüyorum. Kentler inanılmaz betonlaşmış durumda, mahalleler inanılmaz betonlaşmış durumda, çocukların bilgisayara gitme dışında, dijitalleşme dışında bir alanları kalmamış durumda. Dolayısıyla, çocukların kent hakkını gözeten ve bir mahallede, bir okul çevresinde çocukların gidebileceği mekânların artırılmasının zorunlu olması gerekiyor. Yani "Bu kadar çocuk bu mahallede yaşıyorsa, bu mahallede bu kadar okul varsa o zaman bu kadar park olmak zorunda, bu kadar çocuk merkezi olmak zorunda, bu kadar gençlik merkezi olmak zorunda." gibi Bakanlıkla kurulacak bir iletişime ve net bir protokole ihtiyaç olduğunu düşünüyorum.

Aynı zamanda, yine bu Komisyonun raporunda olması gereken önemli meselelerden birinin de gerçekten mesai meselesi olduğunu düşünüyorum. Çocuklar ebeveynlerini görmüyorlar.

BAŞKAN YUSUF BEYAZIT - Neden?

BERİTAN GÜNEŞ ALTIN (Mardin) - Çünkü mesai saatleri çok yüksek, hele fabrikalarda çalışıyorlarsa, hele iş yükü ağır yerlerde çalışıyorlarsa. İstanbul gibi bir yeri düşünün, sabah sekizde işe gitmek için sabah altıda uyanıyorlar, saat beşte işten çıkıyorlar, eve gidişleri saat yedi saat; zaten dokuz, onda çocuklar uyuyor. Birbirlerini dört, beş saat gören bir çocuk ve ebeveyn gerçekliği var, bir realitesi var. Zaten uzun çalışmanın daha verimli olduğuna dair de hiçbir veri yok dünyada, aksine daha özelleşmiş, daha insani çalışma şartlarının verimliliği arttırdığına dair endüstri örgüt psikolojisinin oldukça yüksek verisi var. Dolayısıyla ben bu Komisyon raporunda gerçekten mesai saatlerinin düzenlenmesi gerektiğini, Türkiye'nin dünyanın en yüksek mesai saatlerine sahip olan ülkelerden olduğunu... Dolayısıyla bu meseleyi -ben diğer komisyonda da söyledim- suç saatleri üzerinden de destekleyerek, özellikle o suç saatlerinde ebeveynlere esnek çalışma saati düzenlenmesi ya da bütün ülke için mesai saatlerinde bir düzenlemeye gidilmesi gerektiğini düşünüyorum; ancak böyle bir rahatlama, böyle biraz daha bir aradalık ve iş yükünün azalması da bu sorunu çözmek için önemli bir yerde diye düşünüyorum.

Yine, tekrar etmeye gerek yok, tavizsiz bir şekilde bizler 100 öğrenciye 1 rehber öğretmen düşecek şekilde düzenlemeler yapılmasını ya da buna alternatif olarak o rehberlik zümrelerinin güçlendirilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Şu anda rehber öğretmenler zaten kâğıt, kürek işi yapmaktan çocuklarla doğru düzgün görüşemiyorlar çünkü çok ciddi başka iş yükleri de var, kendi işlerini ne yazık ki yapamıyorlar.

Komisyon raporunda yer alması gereken çok önemli başka bir mesele de bir çocuk ihtisas komisyonu muhakkak kurulmalı. Çocuklar her gün başka bir komisyonun gündemi ve yeniden yeniden keşfedilen bir mesele değil; aksine, çok özel uzmanlaşmış bir alan. Bakın, ben bu dönem 4 çocuk komisyonunda yer aldım neredeyse, 3 ya da 4; neredeyse hepsine aynı uzmanlar gelip aynı şeyi söylediler ve çok fazla tekrar var. Normal, gelen arkadaşlar sürekli değişiyor, revize oluyor, bir ihtiyaç var ama eğer burası bir ihtisas komisyonu olursa ve her zaman aynı şeyleri konuşmamız gerekmezse, buranın da ihtisası artarsa o zaman başka konulara gidebiliriz, başka ihtiyaçlar ortaya çıkabilir, birbirimizi daha kolay ikna edebiliriz, hemzemin olabiliriz, aynı dili konuşabiliriz. Dolayısıyla ben çocuk ihtisas komisyonunun kurulması, bunun icracısı olarak da ilerleyen zamanlarda bir çocuk bakanlığının kurulması gerektiğini düşünüyorum. 22 milyon çocuk var ve 22 milyon çocuk demek bizim için çok büyük, özgün bir ihtisas alanının olduğu da demek çünkü çocuk, yetişkinlerden farklı davranılması gereken kişi, bütün dünya teamülleri bunun üzerine kurulu; dolayısıyla bence de çok önemli.

"Ruh sağlığı" yasası dediler; çok önemli, ruh sağlığı yasasının oluşması çok önemli, buna bağlı değişimler de olacaktır eminim. Komisyon raporunu dijitalleşmeye boğmamamız lazım. Elbette dijitalleşmeye yönelik tedbirlerin alınması lazım, bunun karşısında değiliz, düzenlenmesi gerekiyor, düzenlenmesinin yol ve yöntemleri, bilinç yükseltme olması gerekiyor, dijital okuryazarlığın geliştirilmesi gerekiyor çünkü psikolojide böyle bir şey vardır, psikolog arkadaşlarımız da bilir, çocuğun hayatından bir şeyi çektiğimizde onun bir cezaya dönüşmemesi için ortama başka bir şey dâhil etmemiz lazım, ona başka bir kaynak vermemiz lazım. Tamam, dijitalleşmeyi engellemek istiyoruz, dijitalleşmeyi kullanmasın istiyoruz. Peki "O çocuk ne yapacak?" sorusunu "O çocuğun hayatına neyi katacağız, neyi fazlalaştıracağız?" sorusunu hepimizin sorması gerekiyor. Bunu yapacak kaynaklar var. Bakın, Türkiye'deki kırk yıllık savaşa harcanmış rakam olarak 2,3 trilyondan bahsediliyor. Umuyoruz, bundan sonraki süreçte Türkiye'nin savaşa değil, barışa ve barışın iklimini daha da güçlendirmek için harcayacak oldukça büyük bir bütçesi olacak. Gelin, savaşa harcanan parayı, tanka, tüfeğe, kurşuna harcanan parayı keselim, kesmesi için adımlar atılıyor, çok mutluyuz, çok değer veriyoruz, umuyoruz, gelişecek, dönüşecek, bir daha Türkiye savaşın, çatışmanın iklimi altına girmeyecek. Buradaki parayı barışa, barış iklimine ve çocuklara harcamanın tam zamanı olduğunu düşünüyoruz. Sanıyorum benim de yavaş yavaş ayrılmam gerekiyor. Çok değerli, kıymetli bulduğumu ifade edeyim.

Butonları da son olarak ifade edeyim. Bence okullarda butonların, acil durum butonlarının inşa edilmesi lazım. Ulaşılabilir, her katta olacak şekilde, çocukların bir durumu fark ettiğinde butona basıp doğrudan Emniyeti, kolluğu ve ilgili mekanizmaları aktif edecek bir güvenlik butonlarına da bence ihtiyaç var diyeyim.

Kalan kısımları da yazılı olarak iletiriz Sayın Başkanım. Rapor yazım sürecinde de yer almak isteriz. Bu rapora şerh vermek istemiyoruz; umuyoruz şerhsiz, hepimizin önerilerinin içerisinde yer bulduğu, gerçekçi, somut, çocukların hayatını değiştirecek, barış kültürünü besleyecek adımlar atarız diyorum.

Hepinize çok teşekkür ediyorum.

Söz verdiğiniz için de çok sağ olun.