KOMİSYON KONUŞMASI

HİKMET YALIM HALICI (Isparta) - Teşekkür ederim Başkanım.

Komisyonumuzun değerli üyeleri, değerli basın mensupları, Komisyonun değerli çalışanları, danışman arkadaşlarımız; bugün rapora ne gireceğini konuşmak üzere, neleri alacağımızı konuşmak üzere bir araya geldik.

Tabii, acı bir olay, daha doğrusu acı olaylar vesilesiyle bu Komisyon bir araya geldi ama çok kıymetli sunumlar dinledik, sizlerin önerilerini dinledik ve buradan da Türkiye'ye ışık tutmaya çalışacağız. Bir daha bu olaylar gerçekleşmesin, bu acılar yaşanmasın diye neler yapılması gerektiğini bugün de hep beraber konuşuyoruz.

Önce raporun geçmesi gereken sınavı tarif etmek istiyorum, sonra da somut önerilerin bir kısmını sizlerle paylaşmak istiyorum. Haftalardır dinlediğimiz kurumların neredeyse tamamı farklı kelimelerle benzer cümleleri kurdu aslında. Mesela, TEDMEM "Millî Eğitim Bakanlığının 2024 genelgesine baktığımızda kapsam da sorumluluk dağılımı da kâğıt üzerinde olması gerektiği gibi gözüküyor ama politika ile uygulama arasında ciddi bir boşluk var." dediler. Yine Türk PDR-DER aynı şeyi söyledi: "Protokoller dünyada kabul gören protokoller ama uygulamada karşılığı yok." Bu tespitler aslında bizler için uyarıdır çünkü biz bir metin üretiyoruz burada, bu metnin üç yıl sonra başka bir Komisyonda "Kâğıt üzerinde her şey vardı." diye anılmasını istemiyorsak alacağımız kararlar bunun sonucunu belirleyecek. Ben Komisyon boyunca birkaç defa söyledim, politika metnini değil Türkiye'ye özel, ölçülebilir sonuçları bu raporun içine koymamız lazım. Bugünkü talebim de aynı, aynı standardı kendi raporumuzda da uygulamamız gerekir.

Şimdi, birinci başlığım yöntemle ilgili. Öneriler temenni cümlelerinden oluşmamalı, her öneri için sorumlu kurum, mevzuat dayanağı, takvim ve kadro etkisini gösteren bir matris kurulmalıdır. Bunun neden zorunlu olduğunu gösteren somut belgeleri Suat Özçağdaş Komisyonda yaptığı daha önceki sunumlarda, konuşmalarda söylemişti. Aile, İçişleri, Millî Eğitim Bakanlıkları ile Türkiye Belediyeler Birliği arasında çocuk güvenliğine ilişkin koruyucu ve önleyici tedbirleri düzenleyen protokoller 2006, 2007, 2012, 2016, 2018, 2022'de imzalanmış. "Bugün yapılmalı." dediğimiz tedbirlerin önemli bir kısmı 2016 protokolünde de 2022 protokolünde de var. Yirmi yıldır aynı hükümler tekrar yazılıyor ama uygulamada ve izlemede ciddi bir eksikliğimiz olduğu ortaya çıkıyor. Bu yüzden rapora bir izleme maddesi koyulmalıdır. Kabulünden altı ve on iki ay sonra ilgili bakanlıklar Meclise yazılı ilerleme raporu sunmalıdırlar. İzlenmeyen rapor arşiv belgesi niteliğindedir. Ölçmenin kendisinin de sorun olduğunu Komisyon ziyaretlerinde...

BAŞKAN YUSUF BEYAZIT - Sayın Halıcı, bu, çok enteresan bir tespit. Buna Komisyon olarak bir şey yapabilir miyiz?

ŞENOL SUNAT (Manisa) - Kanun teklifimde var mesela.

HİKMET YALIM HALICI (Isparta) - Ondan da bahsedecektim, Suat Başkan da Şenol Başkanın da önerilerinde geçiyor.

BAŞKAN YUSUF BEYAZIT - Çok güzel bir şey.

Devam edin.

HİKMET YALIM HALICI (Isparta) - Bence bu mutlaka olmalı.

BAŞKAN YUSUF BEYAZIT - Belki bu komisyonların çalışma sisteminde buna bir düzenleme İç Tüzük'te falan mı yapılmalı? Biraz üzerinde onun çalışalım. İç Tüzük'te de olabilir diye düşünüyorum.

HİKMET YALIM HALICI (Isparta) - Evet, yoksa üzerinden üç beş yıl geçtikten sonra yine bir komisyon kurulacak, diyecekler ki "Zamanında tespitleri yapmışlar, elimizde yine bir şey yok."

BAŞKAN YUSUF BEYAZIT - Yalım Bey, kusura bakmayın, araya girdiğim için.

HİKMET YALIM HALICI (Isparta) - Yok, estağfurullah Başkanım.

Ölçmenin kendisinin de sorun olduğunu Komisyon ziyaretlerinde gördü. BTK ziyaretinde yürütülen faaliyetlerin etkinlik ölçümü sorulduğunda alınan cevap "Yapmıyoruz."du mesela. Rapor, kurumlardan faaliyet listesi değil çıktı ve etki raporlaması istemelidir. 16 Temmuzda 4 platformun yazılı cevaplayacağını taahhüt ettiği sorular sorduk burada, cevaplarla ve cevapsız kalanlarla birlikte bunlar da raporun ekinde mutlaka yayınlanmalıdır.

İkinci başlığım, veri sorununu itiraf etmeden çözemeyiz. Sayın Şule Alan burada bir cümle kurmuştu, Türkiye emsalleri arasında en fazla veri fakiri olan ülke; verisi olmadığı için değil, verisini operasyonel hâle getiremediği için. Dolayısıyla TEPAV'a göre Türkiye PISA'nın refah anketine katılmamış mesela, TOGED'e göre TÜİK 2025'te oyun oynamayı hiç sormamış. Her sunumda başkalarının verilerini değerlendirmek durumunda kaldık burada. Ölçmenin nasıl bir yanılsama ürettiğini gösteren bir örnek var, Avrupa Birliğinin 13 ülkeyle araştırmasında siber zorbalığın en yüksek görüldüğü ülke Danimarka çıkmış çünkü oradaki çocuklar her istenmeyen davranışı "zorbalık" olarak bildirmişler çünkü bu bilinçte çocuklar, maalesef bizdeki çocuklar aynı durumu meşrulaştırmışlar. Dolayısıyla düşük görünen her rakamı temkinle okumamız gerektiğini de buradan ifade etmek istiyorum. Ama sorun yalnızca ölçmemek değil. Yine Sayın Şule Alan'a şunu sormuştum, kendisi madde kullanımının ortaokul düzeyine indiğini söylemişti, ben de "1 Temmuz 2025'te Cumhurbaşkanlığı İletişim Ofisi bu yöndeki haberleri yalanladı." demiştim; verdiği cevap bence raporun en önemli cümlelerinden biri olmalıdır, "Önce kabul etmemiz lazım." Bizim öncelikle bir sorun olduğunu kabul etmemiz ve tespit etmemiz lazım, onun üzerine çözüm önerilerimizi geliştirmemiz lazım. TÜİK'in 2024 verisinde güvenlik birimlerine gelen çocuk sayısı 612 bin, bunun 202 bini suça sürüklenmiş çocuk, bir önceki yıla göre artış oranı yüzde 10. Emniyet Genel Müdürlüğünün Komisyona aktardığı veriyle çocuk suçluluğu 2015'ten bu yana yüzde 54 artmış ve 611 bin çocuk hâlihazırda okul dışında.

Şimdi birkaç somut öneri daha söylemek istiyorum, Komisyon tarafından tabii ilerleyen süreçte kabul görürse. Birincisi, Millî Eğitim bünyesinde okul temelli şiddet, devamsızlık ve psikososyal risk göstergelerine dair ulusal yıllık ilçe kırılımlı bir veri sistemi kurulmalıdır. Okulun performans karnesinden ayrı tutulsun ki bildirimler cezalandırılmasın. İkincisi, TÜİK kapsamına düzenli bir gençlik araştırması eklenmelidir, her yıl yapılan mümkünse. Üçüncüsü, Bakanlığın bize aktardığı tarama çalışması bir takvime bağlanmalıdır. Hangi göstergeleri ölçeceği, sonuçlarının kamuya açıklanıp açıklanmayacağı bu raporda belirtilmelidir; aksi hâlde bu tarama bir kereye mahsus bir form hâlinde kalır.

Üçüncü başlığım, erken uyarı çünkü sinyal zaten üretiliyor. Amerika Birleşik Devletleri Gizli Servisinin bulgularına göre planlanan okul saldırılarının yüzde 94'ünde fail niyetini önceden en az bir kere bir kişiyle paylaşmış. Burada da Hilmi Demir'di zannedersem, bunun literatürdeki adını verdi, "sızdırma". Mesele sinyalin yokluğu değil, sinyali toplayacak mekanizmanın yokluğu. Bizim iki vakamızda da sinyal aslında gelmişti. Kahramanmaraş'ta fail, Valilik brifingine göre ilkokulda 3 ve ortaokulda 29 kere olmak üzere toplam 32 kez okul rehberlik servisine gönderilmiş; ilk kayıt 2'nci sınıfa ait. Bu görüşmelerin yaklaşık 25'i 5'inci, 6'ncı ve 7'nci sınıflarda yoğunlaşmış, buna karşılık aynı failin disiplin cezası yok, akademik başarısı yüksek. Sistem, çocuğu yedi yıl boyunca defalarca görmüş, kayıt tutmuş ama bu kayıtların hiçbiri bir eşiği tetikleyip bir üst mekanizmayı devreye sokmamıştır. Şanlıurfa Siverek'te de tablo açıktır, fail saldırıdan bir gün önce okulun sosyal medya hesabında tehdit mesajı yayınlamıştır. Okul Müdürü bunu savcılığa intikal ettirmiş fakat üst amirlerine bildirmemiştir. Emniyete gelen şikâyette ise şikâyetin yeterince değerlendirilmediğini yerinde yaptığımız incelemelerde gördük. Yani, sinyale alınmış iki ayrı kurumda, iki ayrı noktada maalesef zincir kırılmıştır. Bu raporun en somut bulgularından biri Türkiye'de erken uyarı sorunu bir tespit sorunu değil bir eşik, yönlendirme ve sorumluluk zinciri sorunudur.

Şimdi, Sayın Kamu Denetçisi "Mesela, kurumların başvuru mekanizmaları var ama çocuğun kendisinin kolayca erişebileceği bir mekanizma yok." dedi. Buna Sayın Samur'un tespitini de ekleyelim. Bir veli öğretmeni şikâyet etmek istediğinde önünde CİMER var ama bir öğretmen, bir çocuk hakkında endişe duyduğunda bildireceği, yapılandırılmış bir sistem maalesef yok. Yani, sistemimizde şikâyet yukarı doğru işliyor, koruma aşağı doğru işlemiyor. Bu asimetri raporda ismiyle beraber tespit edilmelidir. Siber zorbalığa maruz kalırsa ne yapacağı sorulduğunda, çocukların yalnızca yüzde 15'i "Öğretmenime söylerim." demektedir yani öğretmen listenin en altındadır. Gerekçe nettir: "Olay büyür, telefonum elimden alınır." kaygısıdır. Koruma mekanizması koruyacağı çocuk tarafından ceza mekanizması olarak algılandığı sürece maalesef çalışmayacaktır.

Sayın Atmaca'nın sunduğu "KORU Ağı" modeli bu boşluğu doldurmaya aday modellerden biridir, İngiltere'deki ve İskoçya'daki modellerin bir benzeridir. Raporumuzda da buna benzer bir model pilot uygulama şartıyla önerilebilir. Modelin işlemesi için iki şart vardır: Belirli sayıda rehberlik görüşmesinden sonra vakayı otomatik olarak üst kademeye taşıyan bir eşik ve tıpkı Aşı Takip Sistemi'nde olduğu gibi bildirimi otomatik randevuya bağlayan bağlayıcı bir yönlendirme.

Şimdi, aslında elimizde işe yarayan müdahaleler de var. Bunu da süreç boyunca gördük. Sayın Alan'ın Şanlıurfa ve Mersin'de yaklaşık 10 bin öğrenciyle yürüttüğü empati programında şiddeti tetiklemede de, mağduriyette de ciddi düşüş olduğu ölçülmüş. Diyarbakır'daki ergen pilotunda problemli görülen öğrencilere küçük sınıflara zorbalık karşıtı ders verme görevi verilmiş, okul içi şiddette yüzde 50 düşüş, ruh sağlığı ve öz değerlerde belirgin iyileşme ve hiç beklenmeyen bir çıktı daha alınmış aslında burada, LGS skorlarında yaklaşık yüzde 10'luk bir iyileşme. Dolayısıyla, elimizde yazılmış programlar var, pilot uygulaması yapılmış programlar da var. Bunları raporumuz içinde de değerlendirmemiz gerekiyor.

Biraz kısaltarak buradan devam etmeye çalışayım. İnsan kaynağı meselesi var. Türk PDR-DER net rakamı verdi, "Mevcut 47.500 kadroya karşılık norm ihtiyacı 84.647, açık 37 bin." dedi. Dünyada kabul edilen oran 250 öğrenciye 1 iken, bizde fiili durum 370 öğrenciye 1'dir. Bu talebi burada dinlediğimiz öğrenciler de Komisyon sürecinde dile getirdiler. Rehber öğretmen sayısının arttırılması çocukların kendi ağzından çıkan taleplerden biriydi.

Burada, yine, bizim de önerimiz olan Millî Eğitim Bakanlığına bağlı 60 bine yakın okul bulunmakta ve Bakanlıkça görevlendirilmiş kadrolu güvenlik personelinin olmadığını da tekrar etmek isterim. Güvenlik görevlisi yalnızca proje bütçesiyle karşılanan okullarda ve okul aile birliği geliri yeten okullarda vardır. Yani, okul güvenliği bugün okulun bütçesine bağlı hâle gelmiştir. 150 öğrenci eşiği rehberliği, varlıklı olmayan okullardan nasıl çekiyorsa güvenlik de aynı mantıkla dağılmaktadır.

Yine, Türkiye'nin çocuk koruma sisteminde okul sosyal hizmeti eksik halkadır. Dünyada 100'den fazla ülkede var, bizde kadro yok, vaka yönetimi yürüten, kurumlar arasındaki tutkal işlevini gören meslek elemanı olmadan saydığımız hiçbir sistemi maalesef yürütemeyiz.

Şimdi, tabii, öğretmeni korumayan bir sistem çocuğu koruyamaz. CİMER meselesinden bahsettim, Komisyonda da birçok sendika bunu dile getirdi. Talep, CİMER'in kaldırılması değil şikâyet mekanizmasından bildirim mekanizmasına dönüştürülmesidir, kimliksiz ve somut, dayanaksız başvuruların işleme alınmaması, asılsız ihbara caydırıcı düzenleme getirilmesidir. TikTok 2026'nın sadece ilk yarısında Türkiye'de 13 yaş altına ait 428.713 hesabı kapattığını beyan etmişti. Bunu bir başarı olarak sundular, ben bunu bir başarısızlık olarak okuyorum aslında. Buna bağlı bir husus var: 1 Mayıs 2026 tarihli düzenlemenin 15 yaş altı hizmet kısıtlamasına ilişkin altı aylık süresi 1 Kasım 2026'da doluyor, ikincil mevzuatın bu tarihten önce yürürlüğe girmesi raporun somut çıktılarından biri olmalıdır.

Yine, birçok konu var tabii ama bunları da şöyle atlayarak söyleyeyim. Silaha erişim ve değişen suç profili meselesi var, bunu da Komisyon sürecin sürecinde devamlı konuştuk.

Buradan şunu söylemek istiyorum, son cümlelerime geleyim: Bu Komisyondan çıkacak metin çocuk koruma amacıyla başlayıp genel bir kısıtlama aracına dönüşmemelidir. Dinlediğimiz uzmanların çoğu yasağın tek başına çözüm olmadığını söylediler, rapor önereceği her tedbirin kapsamını, süresini ve denetim usulünü açıkça yazmalı, çocuğun korunmasıyla yetişkin ifade özgürlüğü arasındaki sınırı belirsiz bırakmamalıdır. Kalıcı bir koruma sistemi ancak meşruiyeti tartışılmayan bir sistem olabilir. Örneğin, Kahramanmaraş'taki olayda o çocuğun ilkokul 2'nci sınıftan itibaren tutulan 32 kaydın hiçbir eşikliği tetiklememesi bizim açımızdan önemli bir göstergedir. Eksik olan Siverek'te bir gün önce yapılmış tehdit paylaşımının iki ayrı kurumda durmasıydı mesela. Yine, eksik olan evdeki ruhsatlı silahların bir çocuğun ulaşabileceği yerde olmasıydı.

Bir hususu daha ekleyip bitirmek isterim: Kahramanmaraş'taki fail yoksul değildi, akademik olarak başarısız değildi, disiplin cezası yoktu, şehrin en çok tercih edilen okullarından birinde okuyordu, anne ve babası eğitimli ve kamu görevlisiydi. Rapor risk profilini sosyoekonomik dezavantaja indirgenmemelidir. Dolayısıyla...

MEHMET EMİN ÖZ (Erzurum) - Akademik olarak başarılı mıydı?

ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) - Başarılı, not ortalaması yok yüksekti.

HİKMET YALIM HALICI (Isparta) - Evet, akademik olarak başarılı bir çocuk olduğunu yapılan sunumlarda söylemişlerdi bize.

MEHMET EMİN ÖZ (Erzurum) - Yabancı dili hariç yani?

ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) - Not ortalaması çok yüksek.

HİKMET YALIM HALICI (Isparta) - Not ortalaması da yüksekti çocuğun yanlış hatırlamıyorsam.

Şimdi, tabii, buradaki öznenin çocuklar olduğunu da unutmamamız lazım. Çocukların en iyi bildiği alanı çocuğa sormadan düzenlemeye çalışırsak üç yıl sonra bir başka komisyon bu raporu da "Kâğıt üzerinde her şey vardı." diye anacaktır. Çocuklar bu işin ana öznesidir, onlar kesinlikle dışarıda tutulmamalıdır. 63 maddelik öneri setimiz var, bunları da Sayın Suat Özçağdaş biraz sonra konuşmasında bahsedecek, biz de Komisyona sunmak isteriz.

BAŞKAN YUSUF BEYAZIT - Sayın Halıcı, çok teşekkür ediyorum ama bir taraftan da duygularımı da sizinle paylaşmadan edemeyeceğim.

Hepinizden gerçekten Allah razı olsun, o kadar güzel bir hazırlıklar içerisinde sunumlar veriyorsunuz ve hatta dinlerken neredeyse duygulanıyorum. İnşallah, dediğiniz gibi olması daha güzel şeylere ulaşacak sonuçlar elde ederiz. Bütün temennilerinize katıldığını ifade etmek isterim.

HİKMET YALIM HALICI (Isparta) - Son bir şey daha Başkanım, bir cümle daha söylemek isterim.

BAŞKAN YUSUF BEYAZIT - Buyurun.

HİKMET YALIM HALICI (Isparta) - Sayın Şenol Sunat vefat öğretmenler, öğrenciler için bir unvandan bahsetti, yine yaralı öğretmen, öğrenci ve personele gazilik unvanı da bu anlamda konuşulmalı ve raporda dile getirilmelidir. Bunu da belirtmek istiyorum son cümle olarak.