KOMİSYON KONUŞMASI

MESUT DOĞAN (Ankara) - Teşekkür ediyorum Başkanım.

Dün özellikle bakanlıklarımızın sunumlarını dinledikten sonra birkaç noktaya dikkat çekmek isteğim vardı fakat bir toplantı vesilesiyle kapanış kısmına katılamamıştım. Orada, ilk dikkat çekeceğim hususlardan birini bugün Tuba Hanım ifade etti, memnun da oldum, o vesileyle kendilerine de teşekkür ediyorum. Gerçekten bir konuyu araştırırken hedeflenen sonuca ulaşabilmek için özellikle böyle vakalarda belki de herkesin "Sorumlu biziz, suçlu biziz." demeye ihtiyacı var çünkü eğer biz bir çalışma yürütüyorsak ve ortada büyük bir vaka varsa, kimse suçu üstlenmezse veya kimse kendisini eksik görmezse yaptığımız çalışmanın bir anlamı da olmaz. Özellikle, dün 5 tane bakanlığımızı dinledik, öncesinde 2 bakanlığımızı dinledik, 7 bakanlığımızın gelip de yapmış olduğu sorunlar benim açımdan büyük bir hayal kırıklığıydı işin gerçeği, ona siz de dikkat çektiniz, o anlamda teşekkür ediyorum çünkü biz onların ne yaptığını dinlemekten ziyade "Bu sorunu ne diye yaşadık, hangi eksiklikten dolayı yaşadık? Mevzuatta mı bir eksiklik var, uygulamada mı bir eksiklik var, denetleme de mi bir eksiklik var? Bu konularda teklifleri varsa pratik adım atmak için dinlemek istemiştik ama maalesef öyle olmadı, bütün olaylarda bunu yaşıyoruz. İşte, 78 tane insanımızı Bolu'da yanarak kaybettik, ya, bir hafta Bakanlık dedi ki: "Suçlu belediye." Belediye dedi ki: "Suçlu Bakanlık." Öyle gitti yani, suçlunun kim olduğunu öğrenemedik. Yani, İliç'te dünyanın en büyük toprak kayması yaşandı, 9 insanımızı kaybettik, yine 3 tane bakanlığımızı o zaman dinlemiştik. Çalışma Bakanlığımız dedi ki: "Mekân bizi ilgilendirmiyor, biz sadece çalışanlardan mesulüz." Tabi Kaynaklar Bakanlığımız dedi ki: "Biz sadece o taş ocağından, ocaktan mesulüz, diğer kısım bizi ilgilendirmiyor." Çevre Bakanlığımız dedi ki: "Biz tabandan ve tepeden sorumluyuz." Biz yine hiçbir şey yapamadık, sadece rapor tutmuş olduk. Bu, Komisyon çalışmaları esnasında Başkanım, sizin hissettirdiğiniz husus sadece ve sadece yaşanan hadiseyle ilgili yorumların yapıldığı, tespitlerin yapıldığı, tenkitlerin yapıldığı değil, çözüme dair özellikle pratikte atılması gereken adımların ne olması gerektiğine dair bir yaklaşım sergiliyorsunuz; bunu çok değerli buluyorum işin gerçeği. İnşallah, üç aylık veya dört aylık bir çalışma sonrasında kimsenin okumayacağı, kalın bir rapor tutmaktan ziyade hangi adımların atılacağına dair pratik tekliflerin sunulduğu bir çalışma olacak hissi oluştu ki o hissin pratize edilmesini bekliyoruz bu anlamda. Çünkü, eğer her şeyi yaptıysak bu olayları yaşamamamız gerekiyor, demek ki eksikliklerimiz var, sorunlarımız var. Mesela, dünkü bakanlıklarımızın sunumlarını dinlerken araya girmek istemedim, ya, şu anda Türkiye'de, son yirmi yılda... 27 milyon aile var, 3 milyon aile boşanmış. Türkiye'de her yıl ortalama 175 bin aile boşanıyor. 2025 yılında boşanan aile sayısı 197 bin. Yani, bütün sivil toplum örgütleri geliyorlar, diyorlar ki: "Türkiye'nin geleceğine dair en büyük tehdit, en büyük tehlike bağımlılık, madde bağımlılığı." 15 milyon madde bağımlısı gencimiz var. İşte, dün YKS sonuçları açıklandı, 60 bin çocuğumuz sıfır çekti. Bunların hepsi sorun, öyleyse bir yerde bir eksiklik var, bu eksikliği giderme noktasında savunmaya geçmeden çözüm üreterek yönettiğimiz takdirde faydalı olacağına inanıyorum.

Hafızamızda kalsın diye ifade edeyim, eskiden özellikle bütün gazeteler tirajı artırmak, satışı kolaylaştırmak için hafta sonları bulmaca ağırlıklı ekler verirlerdi. Bu bulmacalarda da Pazar günü verilen bulmacalarda da büyüklere yönelik, kadınlara yönelik, çocuklara yönelik bulmacalar olurdu Başkanım. Hatırlarsınız, bu 6-7 yaşlara uygun bir bulmaca vardı: Labirent bulmaca.

BAŞKAN YUSUF BEYAZIT - Labirent, evet.

MESUT DOĞAN (Ankara) - Labirent bulmacanın bir ucuna bir tavşan koyarlardı, diğer ucuna da havuç koyarlardı, hedef de o tavşanın havuca ulaşmasını temin etmek. 6 yaşındaki çocuk kalemi eline alır, birinci yoldan gitmeye çalışır, bakar ki kapalı. Olmadı, ikinci; kapalı. 3, 4, 5, ne kadar teşebbüste bulunursa bulunsun, yol kapalı olsa bile pes etmiyor çünkü 6 yaşındaki o çocuk biliyor ki bir yol mutlaka hedefe gidiyor, bir yol mutlaka havuca gidiyor. Bunu şunun için söylüyorum: Bir sorun varsa mutlaka çözüm de vardır. Bu çözüm aramaya biz bazen ilim diyoruz, bazen istişare diyoruz, bazen de işte çalışma komisyonu diyoruz.

Biz de bugün ülkemizde özellikle de okulda yaşanan bu hadiselerin tek boyutlu olmadığını biliyoruz, çok boyutlu olduğunu biliyoruz, çok geniş çaplı çalışma yapılması gerektiğini biliyoruz ama buna yönelik bakanlıklarımızın önümüzü açacak adım atmamasını, tekrar söylüyorum, ben büyük bir hayal kırıklığı olarak gördüm ki bugüne kadar yapılan bütün sunumların yüzde 90'ı da ne yaptıklarını anlatmakla geçti. En fazla yüzde 10 böyle hafiften çözüme yönelik cümleler duyduk. Bu anlamda bizim mutlaka ama mutlaka bu sorunların bir daha yaşanmaması için çözümü ortaya koyabilecek bir çalışmayı tamamlama mecburiyetimiz var. Elbette ki parantez içerisinde şunu da ifade etmek lazım: Futbolda bir kaleci hayatı boyunca gol yememek için antrenman yapar ama mutlaka da gol yer. Biz yani noksansız, eksiksiz bir sistem belki de kurgulayamayacağız ama daha az sorunların yaşandığı bir sistemi kurgulamak mümkün. Bunu da inşallah inanıyorum ki hep beraber başarmış olacağız. Bunun da yolu bütün arkadaşlarımızın ortaya koyduğu, en son toplantıda benim dinlemelerden sonra net, somut, kendime göre ya da partimizin ortaya koymuş olduğu çözümleri inşallah koymuş olacağız ama bunu zenginleştirmekte fayda var diyor, tekraren söz vermenizden dolayı teşekkür ediyorum.