| Komisyon Adı | : | (10/4004,4005,4006,4007,4008,4009) Esas Numaralı Meclis Araştırması Komisyonu |
| Konu | : | |
| Dönemi | : | 28 |
| Yasama Yılı | : | 4 |
| Tarih | : | 22 .07.2026 |
ÖMER ORUÇ BİLAL DEBGİCİ (Kahramanmaraş) - Sayın Başkanım, Komisyonumuzun kıymetli üyeleri, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Öncelikle teşekkür ediyorum bu davet için herkese.
Elbette, konuşmamın başında, şehadete yürüyen öğretmenimiz ve öğrencilerimize Allah'tan rahmet diliyorum. Yaralı evlatlarımızın Etlik Şehir Hastanesinde tedavileri devam ediyor. Taburcu olanlar var. Elbette taburcu olanların da o, psikolojik travmalarını, olayla alakalı süreçlerini hep birlikte takip ediyoruz.
Olayın başından sonuna kadar Kahramanmaraş'a gelip destek verip acımızı paylaşan herkese de bir kez daha sizin huzurlarınızda şükranlarımı sunuyorum.
Aslında birçok konu konuşuldu. Biraz sondan başlayayım. Tuba Vekilim... Çocukların işin içine katılması meselesi... Ben de notlarımı almıştım. Aslında bir video da var bende ama şu an zamanı değil, sonrasında size aksettiririm bunu.
Çağ ilerledikçe, zaman geçtikçe, artık, yeni kanunlar, teknolojinin ilerlemesi, geldiğimiz süreç, insan özgürlükleri, efendime söyleyeyim, hayat konforunun artması veya daha medeni bir toplum için birçok kanun ve yönetmelik çıkarılıyor. Bu doğal bir gereklilik aslında, bununla beraber çıkıyor ama bunlar ilerledikçe de çocuklarımız hayatın birçok alanından uzaklaşıyor, tabiri caizse sorumluluklardan uzaklaşıyor. Hani işin içine katmak dedik ya, bu sefer biz çocuklarımızı veya gençlerimizi bir fanus içerisinde, tamamen korumacı bir anlayışla hapsediyoruz aslında. Bazen evin içine hapsediyoruz, bazen çalıştığı ortama, bazen de okul ile ev arasında hapsediyoruz ve sosyalleşmenin bir yerde önüne geçiyoruz.
Şimdi, okullarımızda, kurslarımızda -yaz tatili geldi- yaz kamplarında bütün öğrencilerimizin normalde sosyalleşmesi gerekirken herkes kendi elinde bir cep telefonu, tablet veya sinema görseli veya farklı alanlarda hep birbirinden uzaklaşıyor. Eskiden, hatırlarsanız, başımıza bir şey gelirse biz birbirimizin doktoruyduk. "Mehmet Abi, başım sıkıştı şöyle şöyle bir durum var." diyorduk. O da hüznümüzden anlıyordu, şöyle bir yöntem gösteriyordu ama şimdi geldiğimiz noktada, herkes hemen bir doktora gitmenin veya bir şeyi paylaşmanın gerisinde kalıyor. Bu bahsedilen başlıklar hâlinde dijital mecra, televizyonlar ve televizyonlardaki programlar çocukların ev dışında yetişiyor olması ve medyadaki basılı ya da görsel basındaki, internet ortamındaki haberler, teknoloji ve yapay zekâ dediğimiz bu zamanın şartlarını hep birlikte düşündüğümüz zaman, belki çıkan kanun ve mevzuatlar bir taraftan yasakları engellerken, bir taraftan da belki yeni yasaklar oluşturmaya bizi yönlendiriyor gibi. Hiç istemediğimiz şeyler oluyor. Bununla alakalı maalesef, adı RTÜK olsun, adı diğer şeyler olsun hem ülkenin genel durumu yani hayatın olağan akışı içerisinde, işte, sanat ve sinema dünyası, televizyon dünyası birtakım ticari kaygılarla da bazı şeyler yapıyor ama bir taraftan da toplumu daha eğitici, nasıl örnek olunabilir? Programlar mı olur, tiyatrolar mı olur, sinemalar mı olur, diziler mi olur, gündüz kuşakları mı olur; bunlara odaklanmış vaziyetteyiz. Bir büyüğüme ya, siz gündüz programlarını seyrediyorsunuz. İşiniz gücünüz yok mu, dedim. "Evladım bu hayatın bir gerçeği. Bundan haberdar olmazsan, toplumda konuşulacak bir şey kalmıyor geriye." dedi. Dolayısıyla hepimiz hangi yaş grubunda olursak olalım, hangi okulu bitirmiş olursak olalım, hangi meslekten olursak olalım, maalesef bunlarla karşılaşıyoruz. Toplumda bir araya geldiğimizde de aynı şeyleri konuşuyoruz. Şimdi, Mecliste Meclis çalışmaları olduğu zaman akşamları oturup kuliste herkes maç saati maç seyrediyor, biz de bunu yapıyoruz. O sırada hayatın her şeyinden soyutlanıyoruz.
İşte, birileri başka bir şey yapıyor ama biz güvenliğimizi, okulumuzun güvenliğini artıralım derken, dijital ortamlardaki bu yazılımları kontrol edelim derken bunun mümkün olmadığının farkına varıyoruz. Ne önlemler alınabilir? O kadar çok alan var ki... Hani bu çok konuşulmuştur, benim de yaşadığım bir olay: Hiçbir ses çıkarmadan, herhangi bir iş yapmadan, böyle bir raf düzenlerken şöyle bir on, on beş dakika zamanım geçti. Sonra telefonuma elimi attım, çıkardım ki o rafta düzenlediğim şeylerin reklamı var. Şimdi, konuşmadım, yanımda birisi yok, sessiz sessiz bir iş yaptım ama elimi atıp telefonu açıp haberlere bakarken arada reklam olarak o düzenleme yaptığım iş çıktı. Bunun kontrolü maalesef bu çağda artık mümkün olmayan bir safhaya geliyor.
TUBA KÖKSAL (Kahramanmaraş) - Mümkün, gayet mümkün.
ÖMER ORUÇ BİLAL DEBGİCİ (Kahramanmaraş) - Şimdi, 90'lı yıllarda bizim ortaokul, lise çağındaki yıllarımızda sinemalarda derdi ki: "Yıl bilmem kaç, Dünya, Mars." diye şeyler olurdu bilim kurgu filmleri. Şimdi, bugün geldiğimiz noktada sanatçılar da ne yapacağını bilmiyor çünkü yapay zekâda her türlü şarkı üretiliyor, her türlü film, her türlü organizasyon yapılabiliyor. Böyle bir durumla tüm devletler karşı karşıya ama bu yapay zekâyı çıkaran kim? İnsan. Bu işin başında insan var. Hepsini; iyi ya da kötüyü, olumluyu ya da olumsuzu, faydalı veya faydasız şeyleri biz çıkarıyoruz. Bunun başında temelini çözemezsek...
Bazı devletlerde birtakım sitelere giriş yasak ama birtakım programlar kullanarak o sitelere de giriş mümkün olabiliyor. Hepimizin evlatları, belki bizler de dâhil olmak üzere biz o bilgisayar başında on-line siteler ya da oyun gruplarına girip işlemler yapıyoruz, oradan farklı şeyler geliyor. Devletimiz bunu nasıl önleyebilir, dünya bunu nasıl önleyebilir? Bu aslında sorulması gereken bir soru. Önlemek mi, denetimi artırmak mı? RTÜK'ün kanunu belli. Ali Öztunç Vekilim söyledi, orada görev yaptı ama RTÜK bazı şeylere belli bir yere kadar bakabiliyor. Kamuda ilk sigara yasağının başladığı dönemlerde, hatırlarsınız, dizilerde falan yasaktı, diyordu ki: "Ben bir sonraki sigaranın parasını peşin vereyim cezayı, bir tane daha içeceğim." Bizim toplumumuz maalesef kurallara daha iyi adapte olmak yerine "Biz nasıl bu kuralları esnetiriz, kendimize göre değiştiririz?" derdinde. Okullarda güvenlik maalesef... Kendi dönemimiz ile bu dönemi de kıyaslayacak olursak akran zorbalığı, maddi durumu iyi olan çocukların gençlerin başka şekilde olması, kaba kuvveti güçlü olanların farklı şekilde idare edilmesi. Öğretmenlerimiz bunları biliyor ama CİMER ya da benzeri şikâyetler, kamu kurum şikâyetlerini... Devlet hemen her şikâyeti nazarı dikkate alıp incelemeden bir işlem tesis etmiyor çünkü devlet orada yapılan her şeyi... Benim görev yaptığım bir kurum vardı daha önce özelde, özel bir kurum, özel bir yer. Orayla alakalı bir şikâyet geldi. Bize dediler ki: "CİMER'den şöyle bir not var. Bir bilgi notu bize verin. Bu durum nedir?" Biz özel olmamıza rağmen bununla alakalı bir şey tesis ettik ve yazdık, gönderdik. Meselenin mevzuata uygunluğunu yazdık, gönderdik. Şimdi, CİMER'e şikâyet edilen her öğretmen veya her idareci herhangi bir kurumun amiri hemen bir işleme tabi tutulmuyor. Ortada bir yanlışlık var mı yok mu; bu denetlemeler yapılıyor. Dolayısıyla belki bu denetlemeleri artırıcı -öneri olarak söylüyorum bunu- işlemleri tesis etmek lazım ama şuna da bakarak: Hem teknoloji ve çağın gereksinimleriyle ilgili kanunları çıkarıp gündelik hayatımızın rahatlaması, özgürlüklerimizin artması hem bunları sağlamak hem de toplumsal birliktelikle diğerlerinin hak ve hukukunu engelleyici, onlara zarar verici işlerden kaçınmak. Bunun ikisini devletler birlikte yürütmek durumunda kalıyor. Anayasa'daki haklarımız belli; herkesin hakkı var, doğru ama ben evde -vekilim söyledi- kendi evlatlarıma bu eğitimi doğru dürüst vermezsem... Esas eğitim aileden başlıyor. Biz sürekli korumacı bir yaklaşımla "Benim evladım yapmaz." anlayışıyla devam edersek iş başka noktaya geliyor. Bu olaydaki caninin annesi de bir öğretmen. Beni, sizi, bir başkasını eğitti; kendi çocuğunun dışında. Dolayısıyla ne öğrettiği... Bizim hani genel tabirle "değerler eğitimi" dediğimiz mesele var ya belki biz okullarımıza küçük yaşlardan; ana sınıfları, kreşlerden itibaren öncelikle İngilizce öğretmek yerine, yabancı dil ya da farklı bir şeyler öğretmek yerine önce bir toplumsal yaşamı belki destekleyici birtakım şeyleri göstermemiz lazım.
Bir de son olarak çok uzatmadan -benzeri şeyler konuşuluyor çünkü- ilgili ve yetkili kişiler kimlerse; pedagog, psikiyatri uzmanı, alanında uzman istihbarat birimleri ya da eğitimciler kimlerse hep birlikte oturup kişiler kendi kurumunu savunmak veya onun üzerinden bir şey üretmek yerine meseleyi çözücü bir şey üretmesi gerekiyor. Hukukçu sadece kendi alanını eğer rahatlatacak olursa işte "Mevzuat bunu gerektiriyor." Eğitimci kendisini, Emniyet de kalkıp "Biz burada yapmamız gerekeni yaptık, gerisi beni ilgilendirmiyor." şeklinde değerlendirirse olmuyor. E, Aile Bakanlığı var, Emniyet var, Millî Eğitim var. E, her alanında bir model yapılıyor. Elli yıl önceki eğitim sistemi ile bugünkü farklı, doğru, öyle olması da gerekiyor belki ama işin içerisine... Siz birçok yeri dinlediniz; STK, sendika, vesaire, adı her neyse. Onların da elbette önemli önerileri olmuştur. Siyasi yaklaşan yaklaşmayan onun değerlendirmesini siz takdir edersiniz. Bu konuda çocukların aileden başlayan bir eğitimle hayatın birtakım alanlarında daha etkin, sorumluluk alarak öne çıkması ve dijital mecralardaki devlet denetiminin her ne kadar üzerine düşersek düşelim maksimum düzeyde tutulup tabiri caizse bu konularda kayıp kaçağın engellenmesi gerekiyor diyorum.
Tekrardan teşekkür ediyorum.
Saygılar sunuyorum.