KOMİSYON KONUŞMASI

AHMET GÖKHAN SARIÇAM (Kırklareli) - Sayın Başkanım, çok değerli komisyon üyesi arkadaşlarım, değerli Kamu Denetçimiz ve ekibi; hepinize hoş geldiniz diyorum.

Bu raporda emeği geçen herkese şahsım adına teşekkür ediyorum.

Raporla ilgili değerlendirmelerde bulunuldu. Bu değerlendirmelerin bir kısmında dikkatimi çeken birkaç husus oldu, onları burada kayıt altına almak için birkaç kelam etmeyi uygun gördüm, onun için söz aldım.

Öncelikle, Kamu Denetçiliği Kurumuna olan başvurulardaki artışla ilgili, Kamu Denetçiliği Kurumuna olan güvenin yüksekliğinden kaynaklandığına ben bütün kalbimle inanıyorum. Çünkü çok kısa bir süre önce Kamu Denetçiliği Kurumuyla ilgili yapılacak olan değişim ve seçimlerle ilgili bir araya geldiğimizde, büyük bir mutlulukla Kamu Denetçiliği Kurumunun Başkanlığının ve o dönem görev yapan arkadaşların, muhalefet partisi milletvekillerinin de takdirlerini kazandıkları burada kayıtlara geçti. Muhalefet milletvekillerinin takdirlerini ve güvenlerini kazanan bu Kurumun, kayıtlara geçen bu hususun elbette kamuoyu tarafından da dikkate alındığını ve oraya yönelik olarak birtakım sorunların yöneltildiğine ve bundan dolayı bir artış yaşandığına ben tamamen kanaat sahibiyim. 2005 yılında İnsan Hakları Komisyonu üyesiyken bu Komisyon -İnsan Hakları Komisyonu- ciddi anlamda ülkemizde de Avrupa Birliği üyesi ülkelerde zorunluluk hâline gelmiş olan ombudsmanlık müessesesinin paralelinde bir kuruluşun kurulması konusunda ciddi bir çalışma yaptık ve o çalışmalar esnasında gördük ki aslında Avrupa'nın ombudsmanlık dediği müesseseyi çok uzun yıllar Türkiye'de misafir olduğu için "demirbaş" lakabı kazanmış Demirbaş Şarl Türkiye'de, Osmanlı döneminde kalırken "kadıyıkuza" denilen mahkemelerin arabuluculukla mahkeme süreçlerine çok büyük sorunları getirmeden, insanların arasındaki sorunlar çok büyük ve aşılamaz duruma gelmeden bir çözüm oluşturuyor. Bunu alıyor, daha sonra, kendi ülkesinde ombudsmanlık adı altında sisteme sokuyor. Devamında, bu Avrupa'nın birçok ülkesinde, özellikle ulusal devletlerin kurulmasından sonra kabul görüyor. Kuruluşu, algısı ve mahiyeti bize ait olan bir müesseseyi tekrar Türkiye'ye kazandıralım diye 2005 ile 2011 yılları arasında 4-5 tane Türkiye'de çalıştay yapıldı, İnsan Hakları Komisyonu tarafından bu çalıştaylar organize edildi, Adalet Bakanlığıyla beraber ve çok şükür, 2012 yılında ülkemiz de bu Kurumu kazanmış oldu. O zaman da söylediğimiz konu şu günkünden farklı değil. Biraz önce değerli bir milletvekili arkadaşımız AK PARTİ iktidarının ilk dönemlerinde adalet konusunda çok iyi şeyler yaşandığını, gün geçtikçe bunun bozulduğunu ve bunun kendince sebeplerini ifade etti. O zaman da yine mahkemeler çok uzun sürmekteydi, sorunlar çok geç hallolmaktaydı ve karara bağlanmaktaydı. Takdir edersiniz, geciken her karar aslında bir tür cezalandırma oluyor. Bunun önüne geçmek için, en azından idare ile vatandaş arasındaki sorunları çözmek açısından bu Kurumun Türkiye'de de bir an önce kurulması noktasında adımlar atılması gerektiğine inanıldı ve geniş bir mutabakatla Parlamentomuz 2012'de bunun önünü açtı.

Değerli arkadaşlar, ayrıca, yine, bu başvurulardaki artışı biraz ben şuna da bağlıyorum: Vatandaş, buradaki mahkeme süreçleri, itiraz süreçleri gibi uzun süreçler yerine, bilinçlenmesiyle birlikte, kendisi bizzat ve masrafsız olarak sorununu bir şekilde bir üst merciye tanı taşıma imkânı buluyor ve burada yine hepimizin bildiği gibi tavsiye kararlar alınıyor, bağlayıcı bir karar yok ama en azından bunun değişik kurumlar tarafından, özellikle idare tarafından önemli bir miktarda da dikkate alındığını görüyoruz. Tabii ki denetçilik kurumunun ve müfettişlerimizin yapmış olduğu çalışmaların neticesinde vermiş oldukları tavsiye kararları idareler tarafından tekrar değerlendiriliyor. Ellerindeki mevzuat, kanunlar ve memurların bireysel sorumlulukları dikkate alınarak bunların uyuldukları var, uyulmayanları var ki uyulmayanlar muhtemelen bundan sonraki süreçte mahkemeye gidiyor. Takdir edersiniz, "memur zihniyeti" denilen bir zihniyetle belli bir maaşla 657 çerçevesinde ve her zaman soruşturulma riski altında olan kişiler, Kamu Denetçiliği Kurumu dahi kendisine bir tavsiyede bulunsa, bunun kendisine yarın öbür gün ne şekilde döneceğini, bireysel olarak ne şekilde hesap vereceğini hesaplamak zorundalar. Onun için "Evet, denetçilik kurumunun tavsiye kararını uygun buluyorum ama yarın öbür gün bir müfettişin bunu anlayıp anlamayacağı noktasında nasıl bir şeyle karşılaşırım?" çekincesiyle birçoğu buna, tavsiye kararlarına uymuyor ve bu uyulmayan kararlar da tabii, neticelenmiş olmuyor, vatandaş buradaki hakkını mahkemeler sürecinde arıyor. Yani önündeki yollar kapanmış falan değil, sonuna kadar da hakkını aramaya herkes devam edebiliyor ama denetçilik kurumunun vermiş olduğu kararların yüzde 40'lara yakın bir miktarının dahi -tavsiye kararının- uygulamaya alınması ve kabul görmesi de inanın, oransal olarak da sayısal olarak da baktığımızda Türk hukuk sisteminde ciddi bir yükü aldığının önemli bir göstergesi. Parlamentomuzun görevi... Her birimiz, her siyasi partiden arkadaşlarımız, halkın içinde yaptığımız görüşmelerde günlük sorunları elbette takip ediyoruz, bunlara karşı duyarlı hareketlerde bulunuyoruz ve bunlarla ilgili kanun düzenlemeleri yapıyoruz. Benim bu dönem, 28'inci Dönem, yaklaşık üçüncü yılımızı tamamlıyoruz. Geçmiş dönem parlamentolara göre baktığımda, çok daha ön plana geçen sorumluların ve çözüm arayışı içeren konuların, engelliler, kadınlar, kadına yönelik şiddet tarzı konular olduğunu görüyorum. Bu belki toplumda bu konunun artmasıyla ilgili de olabilir ki veriler bunu çok bu şekilde göstermiyor ama artık bu konuda toplumun duyarlılık sahibi olduğunu ve bu tür mağduriyetleri olanların da seslerini duyurmada -sosyal medya aracılığıyla olsun, değişik kurumlara ulaşma noktasında olsun- çok daha avantajlı duruma geçtiğini hep birlikte görüyoruz. Elbette ki bu tür sorunlar Parlamentoya geldiğinde de bunlarla ilgili çok ciddi ve birçoğunda muhalefetle mutabık kalarak güzel kanuni düzenlemeler yapıyoruz. Bunlar da elbette sorunların önemli bir oranda çözülmesini, hem mahkeme kapılarına hem de Kamu Denetçiliği Kurumuna gelişlerinde azalma olmasının önemli bir neticesidir diye düşünüyorum.

Tüm bunları üst üste koyduğumuzda, Kamu Denetçiliği Kurumunun Türkiye hukuk sisteminde önemli bir yer almaya başladığını görmekten ve kamuoyunun bu Kuruma ciddi bir güven duyduğunu görmekten büyük bir mutluluk duyduğumu ifade etmek istiyorum. Rapora emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. Kamu Denetçiliği Kurumunda çalışan arkadaşlarımıza da başarılar diliyorum.

Hepinize saygı ve sevgiler sunuyorum.