| Komisyon Adı | : | Dilekçe Komisyonu İle İnsan Hakları İnceleme Komisyonu Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonu |
| Konu | : | |
| Dönemi | : | 28 |
| Yasama Yılı | : | 4 |
| Tarih | : | 22 .07.2026 |
ALİ BOZAN (Mersin) - Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.
Ben de Başdenetçimize, denetçilerimize hoş geldiniz diyorum.
Şimdi, değerli arkadaşlar, öncelikle yapacağım tüm konuşma, sözlerim iktidara, sizlere değil; onu özellikle ifade edeyim.
Raporun hazırlanmasında emeği geçen bütün arkadaşlara teşekkür ediyorum. 28'inci Yasama Döneminde 2 rapor hazırladık; 2023 yılı, 2024 yılı raporları. Bu da 2025 yılı raporu; kuvvetle muhtemel 2026 yılında Meclis gündemine gelecek ve Meclis gündeminde görüşmesi yapılacak. 2023-2024 yılı raporlarının hazırlanması, o raporlarda yapılan tespitler, o raporlarda yapılan tartışmalar, öneriler ve geldiğimiz aşamaya baktığımızda bende şu ruh hâlini yaratıyor: Ya, hani konuşsam fayda etmez, sussam gönlüm el vermez. Çünkü 2023 yılında burada yapılan tartışmaların aynısını 2025 yılında da maalesef yapmak durumundayız. Yani 2023 yılından 2025 yılına maalesef değişen pek bir şey yok; hiçbir şey yok demiyorum, değişen pek bir şey yok.
Şimdi, bir örnek vereyim arkadaşlar. Bu raporun sonuç kısmında öneriler bölümü var. Az önce Mahmut Tanal da dile getirdi. Bir tanesi şu: Kuruma belirli konularda resen inceleme yetkisi verilmesi öneriliyor. Şimdi, biz bunu sadece muhalefet olarak önermiyoruz, iktidar grubu olarak da öneriyoruz yani evet, kanun teklifi verme yetkisi vekillerde ama valla kanun çıkarma çoğunluğu sizde. Yani burada bu önermeyi yapıp neden Meclise bu konuda bir kanun teklifi getirmiyorsunuz? Şu anda hâlihazırda muhalefet tarafından getirilmiş kanun teklifleri var. Bunlardan bir tanesini neden Genel Kurula getirmiyorsunuz ya da kuruma davalara katılma yetkisi neden verilmiyor? Şimdi, Başdenetçimiz, denetçilerimiz burada, seçildiler, seçilirken de iktidarın oylarıyla seçildiler. Benim kendilerinin şahsıyla ilgili, emekleriyle ilgili, çalışmalarıyla ilgili hiçbir şeyim yok. Ya, şunu mu söyleyeceğiz yani: Bizzat kendi oylarınızla seçtiğiniz arkadaşlara mı güvenmiyorsunuz? Neden resen harekete geçme yetkisi verilmiyor? Bugün Sayın Akarca akşam televizyon izlerken bir hak ihlali gördüğünde Sayın Akarca neden diğer gün resen kurumu harekete geçiremiyor? Ben bu noktada bir tutarsızlık olduğu kanaatindeyim arkadaşlar, çok net. Eğer bu öneri sadece muhalefet tarafından gelmiş olsaydı eyvallah. Ama bu öneri, iktidarıyla, muhalefetiyle bu alt komisyonun tamamının bir önermesi. Eğer tamamının bir önermesi ise o zaman en azından -bakın, en azından- bu raporda imzası bulunan iktidar vekilleri tarafından biz bu konuda bir kanun teklifi verilmesini bekliyoruz; bizler de destekleyeceğiz bunu çünkü bu konuda bizim de önerimiz var.
Değerli arkadaşlar, defalarca dile getirdik yani en fazla başvuru Adalet Bakanlığıyla ilgili dedik, dile getirdik. Ya, 2023 yılında bizim dile getirdiğimiz sıkıntılar veya 2023 yılında kuruma başvuru konuları maalesef değişmiş değil. Yani 2023 yılında da nakil talepleriyle ilgili kuruma başvurular vardı. 2023 yılında da sağlık konusunda kuruma başvurular vardı. 2025 yılına geldik, değişen hiçbir şey yok. Elbette bu noktada sorumluluk kurumda değil, bu noktada sorumluluk iktidarda. Evet, bu raporları biz düzenliyoruz, bir de böyle koca koca kitapçıklar yapılıyor, herkese dağıtılıyor, dünyanın masrafı yapılıyor ama raporun gereğini yerine getirme noktasında maalesef gerekli hassasiyet gösterilmediği açık şekilde ortada. Geçmişte biz kurumla toplantılarda da konuştuk, ağız içi aramadan bahsettik arkadaşlar. Dedik ki: Cezaevlerinde az içi arama var ve ağız içi arama nedeniyle cezaevinde kalan mahpuslar sağlığa erişemiyor. Ben, somut, daha dün yaşanan bir örneği anlatayım. Giresun Espiye L Tipi Kapalı Cezaevi, Aydın Oğuz isminde bir mapus, bir hükümlü; pazar günü spor yaparken ayağı kırılıyor, iki gün önce doktora çıkarılıyor, doktor diyor ki: "Acil hastaneye sevk edilmesi gerekiyor." Gidiyor, ağız içi arama var ve şu soruluyor arkadaşlar; ağız içi aramayı kabul etmediğinde deniyor ki: "Sağlığın mı, haysiyetin mi?" Şimdi, biz ağız içi arama meselesinin bir güvenlik sorunu olmadığını, insanlık onuruyla bağdaşmayacak bir uygulama olduğunu söylediğimizde işte tam da bunu söylemek istiyorum. Yani bir vatandaşa sağlığın mı, haysiyetin mi diye sorulur mu? Ama vatandaş şunu söylüyor ve diyor: "Benim haysiyetim." Bu konuda ne yaptık arkadaşlar? Dün Mecliste gündeme getirdim, cezaevine aradık arkadaşlar, cezaevi diyor ki: "Arama nedeniyle hastaneye götürülmedi." Adalet Bakanlığını aradık, Adalet Bakanlığı dedi ki: "Tedavisi yapılmış, kendisine koltuk değneği verilmiş." Çünkü cezaevi Adalet Bakanlığına doğru bilgi vermemiş. Evet, kendisine bir koltuk değneği verilmiş ama koltuk değneğini hastane vermemiş, kendi olanaklarıyla sarmış, bir tane bir ilaç verilmiş, hâlâ cezaevinde. Ya, şimdi, bu böylesi bir sorunu çözmek için yani benim illa Meclis Genel Kurulunda konuşmam mı gerekiyor ya da benim illa burada gündeme getirmem mi gerekiyor ya da bununla ilgili bir önerge mi vermek gerekiyor? İşte, tam bu noktada bazı şeyler değişmiyor diyoruz yani keşke sevgili Mustafa Alkayış burada olsaydı Cezaevi Alt Komisyonu Başkanımız yani bunlar yaşanıyor ve bunlar münferit de değildir. Bizim raporlar düzenleniyor, raporlarda çok kıymetli tespitler yapılıyor ama gereği yapılmıyor dediğimiz mesele tam da bu işte. Yani cezaevleriyle ilgili söylenecek çok fazla şey var, daha önce yaptığımız toplantıda da biz dile getirdik arkadaşlar, 305 bin kapasitesi olan cezaevinde 427 bin kişi kalıyor ve şu anda 400 binin üzerinde yurttaş hakkında da denetimli serbestlik tedbirleri uygulanıyor. Yani 86 milyon nüfusu olan ülkemizde 1 milyon yurttaş hakkında tedbir kararları var; tutukluluk, hükümlülük, denetimli serbestlik hükümleri. Aileleriyle birlikte milyonlarca yurttaş şu anda özellikle Adalet Bakanlığının uygulamalarından rahatsız, Adalet Bakanlığının uygulamaları nedeniyle mağdur ediliyor. Bu nedenle ben evet, rapor kıymetli, raporda yapılan tespitler kıymetli ama bu raporda yapılan tespitlerin mutlak surette gereğinin yerine getirilmesi gerekiyor. Biz bir sonraki yıl bu tarihlerde yine bir araya geldiğimizde ben bunları konuşmak istemiyorum, bambaşka şeyler konuşmak istiyorum. Hiçbir şekilde, hiçbir konuşma yapmadan kuruma ve iktidara yani amasız, fakatsız teşekkür etmek istiyorum, bunu yürekten dile getiriyorum arkadaşlar.
Şimdi, bu ülkede hukuki bir kurumumuzdan bahsediyoruz, hukuka olan güvenden bahsediyoruz. Değerli arkadaşlar, eğri oturalım, doğru konuşalım, maalesef bu memlekette yurttaşın -hangi dünya görüşünden olursa olsun- hukuka güveni yok, yurttaşın adalete güveni yok. Bu birden bire olmadı, bu çeyrek asırlık süre içerisinde yaşandı. Ben şunu söylersem haksızlık olur: İktidarın ilk yıllarında bu şekilde miydi? Değildi arkadaşlar. İktidarın ilk yıllarında hukuka ve adalete güven daha yüksekti, iktidarın kendi tabiriyle iktidar ustalaştıkça maalesef adalete ve hukuka olan güven azaldı. Bugün adalet, hukuk, adliyeler, mahkemeler neresidir? Şudur: Bugün Adem Bey'le bizim aramızda bir sıkıntı yaşandığında, bir ihtilaf yaşandığında bizim her ikimizin de gidip başvurduğu "Biz aramızdaki sıkıntıyı, sorunu çözemedik, bizim aramızdaki sıkıntıyı, sorunu, ihtilafı çözün." dediğimiz, diyeceğimiz yer, her ikimizin de mutlak surette güvenmesi gereken yer ama maalesef bugün bu ülkede adalete, hukuka güven yok. Ben uzunca yıllar arkadaşlar, avukatlık yaptım. Avukatlığımın ilk yıllarında bir vatandaş geldiğinde, davasını anlattığında şunu derdi: "Benim davamla ilgili ne yapabilirsiniz, hukuken bana ne katkı sunabilirsiniz." Ama artık son yıllarda vatandaşlar o dava konusunda o alanda iyi avukat aramıyor, avukata gittiğinde "Adliyede tanıdığın var mı? Ankara'da tanıdığın var mı?" diyor arkadaşlar. Bu bir gerçeklik, maalesef bir gerçeklik ama hep birlikte bizim bu gerçekliği düzeltmemiz gerekiyor çünkü gün geçtikçe, yıllar geçtikçe adalete ve hukuka olan güven azalıyor, bunu düzeltmek de bence başta iktidar olmak üzere, hepimizin sorumluluğu. İktidar sorumluluğunun gereğini yerine getirmeli, bizler de iktidara önerilerimizle eleştirilerimizle bazen doğrultu vermeliyiz. Ben, şimdilik kısaca bunları ifade edeceğim.
Rapor oldukça uzun, oldukça detaylı, rapora dair ayrıca bizim öneri ve eleştirilerimizi içeren bir şerhimiz olacak, onu da önümüzdeki günlerde biz sunacağız. Ben, tekrardan raporun hazırlanmasında emeği geçen bütün arkadaşlarımıza teşekkür ediyorum.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum.