| Komisyon Adı | : | ADALET KOMİSYONU |
| Konu | : | |
| Dönemi | : | 28 |
| Yasama Yılı | : | 4 |
| Tarih | : | 16 .07.2026 |
İDRİS ŞAHİN (Ankara) - Sayın Başkan, Değerli Komisyon üyeleri; hepinizi tekraren saygıyla selamlıyorum.
Bugün burada ülkemizin geleceği olan çocuklarımızı ve adalet sistemimizin en hassas halkasını doğrudan ilgilendiren son derece kritik bir kanun teklifinin geneli üzerinde söz almış bulunuyorum.
Değerli milletvekilleri, son dönemde sokaklarımızda, okullarımızda tanık olduğumuz, çocukların fail ya da mağdur olduğu ağır şiddet olayları hepimizin yüreğini dağlamaktadır. Yaşamını yitiren yavrularımızın, ağır yaralanan evlatlarımızın ailelerinin feryadı, adalet ve güvenlik talepleri hepimizin omuzlarındaki en ağır sorumluluklardan biridir. Bu çığlığa kulak vermek, etkili ve süratli bir adli mekanizmayı işletmemek asla kabul edilemez. Ancak devletin sorumluluğu bir tarafın acısını dindirmeye çalışırken diğer taraftan çocuk adalet sisteminin üzerine inşa edildiği evrensel ve bilimsel kolonları yıkmak olmamalıdır. Bizler mağdurun haklarını korumakla yükümlü olduğumuz kadar suça sürüklenen çocuğun yaşına ve gelişimine bağlı güvencelerini de aynı hukuk düzeni içerisinde ayakta tutmak zorundayız. Mağdurun hakkı ile çocuğun hakkı birbirini yok eden, birbirine rakip iki düşman değer değildir. Önümüzdeki bu teklife baktığımızda maalesef çocuk adalet sistemini ileriye taşıyacak rasyonel adımlar yerine toplumsal öfkeyi dindirmeyi amaçlayan aceleci ve cezalandırıcı bir refleks görüyoruz. Devletin görevi, suç işlendiğinde çocuğu daha uzun süre kapatmakla tamamlanamaz. Asıl görev o çocuğa silahtan önce, bıçaktan önce, uyuşturucudan önce, çeteden önce ulaşmaktır değerli milletvekilleri. Önümüzdeki teklif bunu yapıyor mu? Hayır. Teklifin gerekçesi doğru bir teşhis koyuyor; çocukların suça sürüklenmesinde aile koşullarından, okuldan kopuştan, yoksulluktan, şiddetten, bağımlılıktan, dijital ortamdan ve kamu kurumlarının yetersizliğinden söz ediyor. Peki maddelere geçtiğimizde ne görüyoruz? Sosyal politika kayboluyor, yerine daha ağır ceza geliyor, daha uzun infaz geliyor, kapalı kurum geliyor, tekerrür geliyor, dijital gözetim geliyor, kolluk geliyor. Gerekçede sosyal devlet konuşuyor, maddelerde ceza devleti karşımıza çıkıyor. Bu teklifin arkasında kaç çocuğun etkileneceğini gösteren bir çalışma var mı? Maalesef yok. Biraz önce kanun teklifi sahibi arkadaşımız bir diğer milletvekilimizin söylemleri üzerine elinde somut bir veri olmadığını ifade ediyor. İşte her seferinde ifade ediyoruz, yapalım bu kanunları, mutlaka ihtiyaçtır, elbette çıkarılması gereken hususlar var ama bunların bir etki analizini yapalım. Ne oluyor, ne bitiyor etrafımızda, buna dair devletin elindeki kaynaklar neyi gösteriyor değerli milletvekili arkadaşlarım? Bunları görmemizde fayda var. Bunları görmeden yaptığımız her düzenleme geride eksik bir çalışma bırakıyor. İşte bu nedenle mevcut ceza sınırlarının hangi suçlarda yetersiz kaldığını ortaya koyan bir inceleme var mı? Yok. Arkadaşlarımızın büyük bir çoğunluğu kürsüden gelen arkadaşlar. Özellikle uyuşturucuyla mücadelede benim de içinde olduğum, iktidarın bir parçası olduğum dönem içerisinde cezaları oldukça fazla artırdık. Netice alabildik mi? Hayır. Uyuşturucuyla mücadelede sadece cezaları artırmanın sonuç vermediğini bugün cezaevlerindeki en yüksek oranda hükümlü ve tutuklunun uyuşturucu madde ticareti kullanıcısı, devredeni olduğunu görüyoruz. O yüzden sadece cezaları artırmakla bu meselelerin çözülemeyeceğini gayet iyi bilmemiz sebebiyle; madem işin içerisinde işin öznesi çocuk, bu noktada öncelikli olarak cezadan değil onun eğitiminden başlamak gerekir. O yüzden kapalı çocuk ceza infaz kurumlarında kaç yeni yere ihtiyaç duyulacağı hesaplandı mı? Hayır. Burada da böyle bir veri yok. Kaç sosyal çalışma görevlisi gerekiyor? Kaç çocuk psikiyatristi gerekiyor? Kaç sağlık personeli gerekiyor? Bunların cevabı yok.
Değerli Başkanım, burada eğitimevlerinden ziyade doğrudan kapalıya çocukları göndereceğimiz bir düzenlemenin altına imza atıyoruz. Kapalı cezaevlerindeki şartlar ortada. Çıkan, hiçbir suç tipiyle alakalı bir tecrübesi olmayan, birikimi olmayan veya suç işlemeye eğilimli olmayanlar bile kapalı cezaevi sisteminde, koğuş sisteminde o suçun tam manasıyla faili olup öyle çıkıyor. Bizim maalesef cezaevlerimiz ıslah kurumu olmanın çok çok ötesinde. Keşke ıslah kurumu olabilse de biz burada bu suç işleyenleri eğitebilsek, topluma tekrar kazandırabilirsek ama böyle olmadığını hepimiz biliyoruz. Bunu bile bile bu çocukları doğrudan kapalıda infaza göndermek hangi aklın ürünü? Bunu elbette ki sormak gerekiyor. Evet, bu soruların çoğunun cevabı yok. "Çocuğun telefonu iki yıl takip edilecek." deniyor. Hangi verinin toplanacağı belli değil ama hapis süreleri belli, ceza oranları belli, kolluğun yetkisi belli. Devletin yapacağı yatırım belirsiz, çocuğun göreceği yaptırım son derece açık. Böyle kanun olmaz arkadaşlar ve bu kadar kısa süre içerisinde çocuklarımızın ve yarınımızın geleceğini temsil edecek olan bu ülkenin yarınlarını bu kadar oldubittiyle bir kanuna muhatap etmek elbette ki yasama organı temsilcileri olarak bizlere yakışmaz. Devletin yapacağı yatırım belirsiz, çocuğun göreceği yaptırım son derece açık dedik. Üstelik bu kadar geniş bir teklif kırk sekiz saatlik bir takvimle Komisyonun önüne getiriliyor.
Peki, teklif 14 Temmuz günü Meclise sunuldu, Adalet Komisyonu da 16 Temmuz günü bu konuyu konuşuyor. Aynı tarihlerde -biraz önce de ifade ettik usule dair tartışmalarda- aynı zamanda on ikinci yargı paketi de şu anda Genel Kurulda bir uzlaşıyla yürüyor bakalım. Bizler Adalet Komisyonunun üyeleri olarak burada Komisyonda görüşürken on ikinci yargı paketi de orada yasalaşıyor. Peki Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonuna tali komisyon olarak havale edildi bu kanun teklifi. Oradan herhangi bir cevap geldi mi? Nasıl kırk sekiz saatin içerisinde teklif Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu tarafından incelenip gönderilecek? Sadece tali komisyon olarak oraya mı gönderilmeliydi? Hayır, aynı zamanda Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonuna da gönderilmeliydi ve burada bu çocuklarla alakalı neler yapılabileceği ve uzmanları dinlemeleri, rapor hazırlamaları beklenmeliydi arkadaşlar. Üzülerek ifade ediyorum ki bunların hiçbiri gerçekleşmedi.
Burada, Çocukların Suça Sürüklenmesine İlişkin Meclis Araştırması Komisyonunun raporundan söz ediliyor. Orada Değerli Başkanımız ilk imza sahibi milletvekilimizin elbette ki çok önemli bir çabası ve gayreti olmuş. Allah razı olsun, o Komisyon çalışmalarını da tamamlamış ama bu tamamlanan Komisyon çalışması ne Adalet Komisyonunun temsilcilerine tebliğ edilmiş ne de diğer milletvekillerine. Çoğumuz bu Komisyonun raporunun neyi ihtiva ettiğinden bihaberiz. Bunu neyle öğreniyoruz? FİSA Çocuk Hakları Merkezi geliyor, bizi ziyaret ediyor, "Yeni yasa teklifiyle neler oluyor? Çocuk adalet sisteminde neyin değişmesi isteniyor? Bu raporu okudunuz mu? Bizler konuk olarak davet edildik, konuştuk, konuşmalarımız olduğu gibi tutanaklara yansıdı ama raporda en ufak bir şekilde çözüm iradesi ortaya koyan bir düzenlemeyle karşılaşmadık." diyorlar. Yine başka kim geliyor, bizi uyarıyorlar? Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği bugün Mecliste ziyaretimize geldiler, bir kısım önerileri var. Onlar da hak veriyorlar, diyorlar ki: "Komisyona davet edildik, görüşlerimiz alındı ama sadece bizim değil, bu konuyla alakalı çalışma yapan pek çok vakfın, derneğin görüşü alınmış olmasına rağmen sonuç raporunda hiçbir şey ifade edilmedi." Türkiye Çocuklara Yeniden Özgürlük Vakfı çocuk adalet sisteminde dönüşüm için politika önerileri sunmuş. Ben de o kısa süre içerisinde o önerileri tek tek okudum, baktım; alaylı birisi olarak, işin içerisinden gelen birisi olarak çok makul önerilerin olduğunu gördüm ancak bu kanun teklifine yansıyan en ufak bir şey yok. İşte bu yüzden araştırma komisyonu raporu ile tali komisyon raporu aynı işi görmez değerli milletvekillerimiz. Bu noktada Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonunun en azından bizi aydınlatacak bir raporu buraya tali komisyon olarak sunması gerekirdi. Birinin diğerinin yerine geçemeyeceğini bir kez daha hatırlatmak istiyorum. Üstelik siz raporun ceza artıran bölümlerini alıyor, sosyal politika bölümünü uzmanlık komisyonun denetimini açmadan ilerliyorsunuz. Burada eksik olan rapor değil, raporun hakkını verecek yasama sürecidir. Çocuğun sağlık ve sosyal hizmet boyutunu gerçekten önemsediyseniz tali komisyonu kâğıt üzerinde bırakmaz, görüşünü bu masaya getirirdiniz değerli milletvekilleri. Çocuğu ceza dosyasının konusu yaptığınız anda Adalet Komisyonunu topluyor, korunması, tedavisi ve desteklenmesinin konuşulacağı anda ilgili komisyonun raporunu beklemiyorsunuz. Takvim bile çocuğa hangi pencereden baktığınızı gösteriyor.
Daha vahim bir başka çelişki de var. Şanlıurfa ve Kahramanmaraş'ta okullarda yaşanan olayları ve çocukların dijital ortamlarda karşılaştığı riskleri incelemek amacıyla başka bir Meclis araştırması komisyonu kuruldu. Bu Komisyon hâlâ çalışmalarına devam ediyor. Komisyon akademisyenleri dinliyor, kamu kurumlarını dinliyor, uzmanları dinliyor, toplantı yapıyor, saha çalışması yürütüyor; Komisyon henüz devam ediyor. Sayın Başkanım, bu Komisyonun bizim parti grubumuzdan, YENİ YOL Grubundan takip eden Mesut Doğan beyefendi var, Ankara Milletvekilimiz ve bu Komisyonla Urfa'ya, Maraş'a gittiğinde muazzam derecede etkilendiğini ifade ediyor.
BAŞKAN CÜNEYT YÜKSEL - Buraya niye gelmedi?
İDRİS ŞAHİN (Ankara) - Hayır, işte, onu söyleyeceğim. Bu kadar jet hızıyla bu Komisyonlarda bunlar konuşulursa "Buraya niye gelmedi?"den ziyade bu Komisyonun raporu beklenmeden bu teklif niye geldi; bizim onu sormamız lazım.
Şimdi, Sayın Başkanımıza soruyorum: Çok kıymetli bir çalışma yapmış, emek vermiş çok teşekkür ediyoruz ama madem çocuklarla alakalı dinlemeye dair bir düzenleme getiriyoruz, yasal bir çerçeve, o takdirde Meclis araştırması komisyonunun dijital ortamlarda karşılaştığı riskleri incelemek için kurulan komisyonun raporunu beklemeden böyle bir teklifi niçin getirme zahmetinde bulundular? Bunu ben de imza sahiplerimizden öğrenmek istiyorum. Yine, siz raporu beklemeden dijital takip getiriyorsunuz, bıçak taşıma düzenlemesi getiriyorsunuz, kolluk yardımı getiriyorsunuz, çocuklara yeni yaptırımlar getiriyorsunuz. O zaman bu Komisyon niye kuruldu? Uzmanlar niye çağrıldı? Saha ziyaretleri niye yapıldı? Hazırlanacak rapor hangi kurumu etkileyecek? Araştırılacak alanda hükmü baştan kurduysanız araştırma neye yarayacak? Meclis araştırması komisyonları çoğunluğun daha önce verdiği kararları süsleyen tören heyetlerine çevrilemez arkadaşlar. Raporu beklemeyecekseniz komisyon kurmayın, uzmanı dinlemeyecekseniz davet etmeyin, muhalefet şerhlerini okumayacaksanız raporların arkasına iliştirip çoğulculuk görüntüsü vermeyin. Meclis kendi kurduğu komisyonun sonucunu beklemiyorsa kendi aklını kendi eliyle devre dışı bırakıyor. Bu yaklaşım on birinci yargı paketi sürecinde de karşımıza çıkmıştı. Teklif sunulmadan önceki taslakta ağırlık 15 ila 18 yaş grubundaydı, düzenleme kasten öldürme suçları üzerinden tartışılıyordu. Eleştiriler yapıldı; bilimsel veri bulunmadığı söylendi, çocukluk statüsünün aşındırıldığı söylendi, toplumsal acının sıcaklığı içinde ceza kanunu yazılmaması gerekliliği söylendi. Araya bir Meclis araştırması girdi. Sonuç ne oldu? Eleştirilen hükümler geri çekilmedi, daha ağır bir şekilde geri getirildi. 12 ile 15 yaş arasındaki çocuklar kapsama alındı, neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçları eklendi, ceza sınırları bütün suçlar yönünden yükseltildi, çocukluk dönemindeki mahkûmiyetlerin tekerrüre esas alınmasının önü açıldı, eğitimevinde başlayan infaz, kapalı kurumda başlayacak hâle getirildi, koşullu salıverilme hesabı ağırlaştırıldı. Araştırma yapıldı, itirazlar dinlendi, sonra bunların üstünden geçilip daha sert bir metin getirildi. Değerli milletvekili arkadaşlarım, bunun adı "yasama özeni" olamaz. Bu, kararı önceden verip sonradan gerekçe aramaktır. Teklifin en ağır bölümlerinden biri çocukluk statüsünü hâkimin takdirine açmış olmamız.
MÜŞERREF PERVİN TUBA DURGUT (İstanbul) - Hiç öyle bir şey yok.
İDRİS ŞAHİN (Ankara) - 15 ile 18 yaş arasındaki çocuk hakkında hâkim, kastın ağırlığına, saikine ya da suçun işleniş biçimine bakarak çocuklara özgü ceza rejimi uygulayamayabilecek; çocuk yetişkin cezasıyla karşı karşıya kalabilecek. 12-15 yaş arasındaki çocuk da kendi yaş grubundan çıkarılıp daha ağır yaş grubunun rejimine taşınabilecek. Çocukluk böyle bir şey olamaz.
MÜŞERREF PERVİN TUBA DURGUT (İstanbul) - Vahşice cinayet işlemişse, sadece istisnai durumlarda.
İDRİS ŞAHİN (Ankara) - Bu vahşice cinayeti sadece çocuklarımız işlemiyor, hayatın her evresinde elbette ki bu cinayetler var.
MÜŞERREF PERVİN TUBA DURGUT (İstanbul) - Somut olaylar, örnekler vererek de ben size aktarmak isterim; cevap vereceğim.
İDRİS ŞAHİN (Ankara) - Değerli milletvekilim, elbette ki notlarınızı alın, memnuniyetle, biz bunları da dinlemeye hazır olduğumuzu ifade etmek istiyoruz. Ancak şunu özel olarak söylüyorum: Çocuğun işlediği suçu yetişkin ve diğerleri işlemiyor anlamına gelmiyor ama bizim çocuklara özgü bir cezalandırma sistemimiz var, bir ana kolonumuz var. Ceza hukukunun temelini sarsacak bir düzenleme ve değişiklik yapıyorsunuz. Bu değişikliği neye göre yapıyorsunuz, hangi etki analizine göre yapıyorsunuz? Bunları açıklarsanız biz de ziyadesiyle memnun oluruz. İhtiyaç varsa da elbette ki bu maddeye de katkı sağlarız, o konuda hiç tereddüt yok çünkü biz buraya şartlı olarak oturmuyoruz, olumlu yapılan her düzenlemenin arkasındayız ama işin öznesinin çocuk olduğu yerde çocuğun hata içerisinde olabileceği, çocuğun eğitimden kaynaklı olarak, sosyal çevreden kaynaklı olarak ve toplumda devletin yapması gereken ve önlenmesi gereken önleyici tedbirleri almadığından bahisle bir çocuk suç işliyorsa buna bir yetişkin muamelesi yapmak ceza sistematiği açısından doğru olmaz, çocuğun ruh ve gelişimi açısından da doğru bulunmaz; bunu ifade etmek istiyoruz.
Çocukluk, mahkemenin beğenmediği fiilde kaldıracağı bir indirim değildir. Çocukluk, kamuoyundaki tepki yükselince askıya alınacak bir ayrıcalık da değildir. Çocukluk, gelişimin tamamlanmamış olmasının hukuki karşılığıdır. Gelişimini tamamlamamış olmanın vermiş olduğu bir kısım imtiyazlardan çocuk elbette yararlanmalıdır. Üstelik kasta dayalı kusurunun ağırlığı, amaç, saik ve suçun işleniş biçimi zaten Türk Ceza Kanunu'nun 61'inci maddesi uyarınca ceza belirlenirken değerlendirilen hususlardır. Şimdi, aynı unsurlar önce çocuklara özgü rejimi kaldırmak için kullanılacak, sonra temel ceza yükseltilirken yeniden kullanılacak. Aynı olguyu çocuğun aleyhine iki defa kullanıyorsunuz. Bunun adı bireyselleştirme değil, ağırlaştırmayı çoğaltmaktır. Biz bu noktada açık bir öneri getiriyoruz değerli milletvekilleri fakat rejimi tersine çeviren, çocukluk statüsünü hâkim kararıyla kaldıran bir sistem kurmayalım. Ağır fiile etkili karşılık verelim fakat çocuğun yaşını her suçta mahkeme kararıyla büyütmeyelim.
Teklifin bir başka ağır sonucu tekerrür düzenlemesidir. Mevcut kanun 18 yaşından önce işlenen suçları tekerrüre esas almıyor, teklif bu sınırı 15'e indiriyor. 15 yaşında işlenen bir suçtan verilen mahkûmiyet, çocuğun karşısında mükerrirlere özgü infaz rejimi olarak çıkabilecek. Şimdi soruyorum: İnfaz ağırlaşacak, infazdan sonra yeni denetim sonuçları doğacak, üstelik ilk cezanın infaz edilmiş olması dahi aranmıyor. Peki, bu süreç içerisinde çocuk ilk suçu işlediğinde çocuğa eğitim verilmiş mi, rehabilitasyon uygulanmış mı, aileyle çalışma yapılmış mı, okul çocuğu geri kazanmış mı, bağımlılık tedavisi sağlanmış mı, ilk müdahale sonuç vermiş mi; bunların hiçbirine bakılmıyor bu teklifte. Bir çocuk 2'nci kez adli sisteme geliyorsa devletin ilk sorusu "Ceza niye azdı ya da çocuk işlediği suçu biliyor muydu?" olamaz değerli milletvekilleri. İlk soru şu olmalı: Bu çocuk ilk geldiğinde biz ne yaptık, sosyal hizmet neredeydi, okul neredeydi, aile desteği neredeydi, çocuk ruh sağlığı hizmeti neredeydi, çocuğu kullanan çete neden hâlâ sokaktaydı? Devlet kendi başarısızlığını incelemeden çocuğun dosyasına mükerrer damgası vuramaz arkadaşlar. Öncelikle bu konuların altlığını iyi oluşturmak, buralardaki eksikliklerini devlet giderdikten sonra çocuklara bu sorumluluğu yüklemenin doğru olacağı kanaatindeyiz.
Teklifin infaz yaklaşımını da aynı çizginin devamı olarak görüyoruz. Çocuk eğitimevi bugün eğitim, meslek edinme ve toplumla yeniden bağ kurma amacıyla kurulmuş temel bir kurum. "Hakkıyla işletiliyor mu?" diyeceksiniz, kesinlikle hakkıyla işletilmiyor çocuk eğitimevi. Eğer siz hakkıyla işletildiğini düşünüyorsanız zaten buradaki teklifinizle bunu tamamen terse çeviriyorsunuz anlamına gelir çünkü biz çocuklar çocuk eğitimevinde başlasın infaza diyoruz, siz doğrudan kapalıya gönderiyorsunuz; o zaman hem teklifinizle hem söyleminizle bir tezat oluşuyor. Bunu da yeniden bir değerlendirmenizde fayda olduğu kanaatindeyim. Teklif bunu tersine çeviriyor dedik çünkü çocuk önce kapalı kuruma gidecek, sonra iyi davranırsa, idare uygun görürse eğitimevine geçebilecek. Eğitim hak olmaktan çıkıyor, ödüle dönüşüyor.
MÜŞERREF PERVİN TUBA DURGUT (İstanbul) - Kapalıda da eğitim devam ediyor bu arada, sınıflar var.
İDRİS ŞAHİN (Ankara) - Travma yaşayan çocuk kapalı kurum kurallarına uymazsa ne olacak? Ruhsal sorun yaşayan çocuk tepki gösterirse ne olacak? Gelişimsel güçlüğü bulunan çocuk kurum düzenine ayak uyduramazsa ne olacak? "Olumsuz davranış gösterdi." denilecek ve kapalı kurumda tutulmaya devam edilecek. En fazla desteğe ihtiyaç duyan çocuk eğitime en geç ulaşan çocuk olacak. Bir çocuğa önce duvarlara uyum sağlamayı öğretip sonra da hayata dönmesini bekleyemezsiniz değerli milletvekili arkadaşlarım. Yönlendirme tedbirleri teklifin koruma söyleminin arkasındaki zorlama anlayışını daha açık gösteriyor. Ceza sorumluluğu bulunmayan çocuğa 300 saate kadar görev verilebilecek, park temizliği yaptırılabilecek, kütüphanede çalıştırılabilecek, belirlenen kitapları okuması emredilecek, dijital cihazı iki yıl izlenebilecek; alt yaş sınırı yok. Bu önerilerin hepsi güzel ama bunu hangi yaş grubu yapacak? Buna dair somut bir öneriniz yok. Altta hangi yaş grubuyla bu arkadaşlar park temizliği yapacak, kütüphanede çalıştırılacak? Bunda bir netlik söz konusu değil, 8 yaşında çocuk da hükmün içinde. Hukuk düzeni çocuğun işlediği fiilin anlamını kavrayamadığını kabul ediyor, sonra önüne 300 saatlik yükümlülük koyuyor. "Buna ceza demiyoruz, yönlendirme diyoruz." Adını değiştirmek niteliğini değiştirmez sayın milletvekilim, ister buna "ceza" deyin, ister "yönlendirme" deyin bunun sonunda oluşacak şeyin toplumsal karşılığı cezadır, bu böyle algılanır, siz farklı algılıyor olabilirsiniz. Teklifin siyasi çelişkisi burada açığa çıkıyor. Çocuğun fiiline karşı sıfır tolerans ilan ediyorsunuz; çocuğu aylarca okuldan uzak bırakan sisteme toleransınız var, sosyal inceleme raporunu zamanında hazırlamayan kuruma toleransınız yok; çocuk psikiyatrisi bulunmayan hastaneye toleransınız var, çocuğun eline silah veren yetişkine toleransınız var, çocuğu kurye gözcü ve tetikçi olarak kullanan çetelere karşı aynı yasama iştahınız yok maalesef. Tahliye edilen çocuğu aynı mahalleye, aynı çeteye ve aynı yoksulluğa geri bırakan kamu düzenine toleransınız var. Devlet kendi gecikmesine anlayış gösterip çocuğun hatasında en ağır karşılığı arayamaz kıymetli milletvekilleri. Bir cezasızlık istemiyoruz biz, lütfen yanlış anlamayın ve şu an itibarıyla tekliflerimizi, önerilerimizi de bu minvalde değerlendirin, kesinlikle kim suç işliyorsa mutlaka cezasını görmeli. Bu nedenle ağır şiddet fiillerine etkili, süratli ve orantılı karşılık verilmesini istiyoruz, mağdur ailelerinin yargılama boyunca tek başına bırakılmamasını istiyoruz, travma desteği istiyoruz, hukuki yardım istiyoruz, tehdit altındaki ailelerin korunmasını istiyoruz, silahı ve bıçağı çocuğa ulaştıran zincirin ortaya çıkarılmasını istiyoruz, çocuğu kullanan çetenin dağıtılmasını istiyoruz, okul sosyal hizmeti istiyoruz, zorunlu vaka yönetimi istiyoruz, çocuk ruh sağlığı merkezleri istiyoruz, nitelikli sosyal inceleme istiyoruz, tahliye sonrası takip istiyoruz; bunların bütçesini, personelini, süresini ve sorumlusunu da bu kanunda görmek istiyoruz. Suya mektup yazmanın bir anlamı yok. Bunları neyle yapacaksınız? Hangi bütçeyle yapacaksınız, hangi devlet kurumuyla yapacaksınız, hangi sivil toplumla iş birliği yaparak bunları gerçekleştireceksiniz? Bu kanun teklifinin içerisinde görmeyi arzu ediyoruz. Çocuğu suçtan sonra daha uzun süre kapatmak kolay, güç olan o çocuğa çeteden önce ulaşmaktır, güç olan okuldan kopmadan tutmaktır, güç olan aileyi desteklemek, güç olan mağdur aileye adalet ve güven vermek.
Evet, değerli milletvekilleri, Meclisin görevi kolay olanı iki günde geçirmek değil, güç olanı kalıcı devlet politikası hâline getirmektir. Bu teklifin adı "çocuk koruma" ağırlığı; ceza, kapatma, gözetim ve kolluk. Biz bu anlayışı kabul etmiyoruz ve kırk sekiz saate varan bu kanun teklifinin Meclise sunulduğu andan itibaren tespit ettiğimiz eksiklikler bunlar, keşke biraz daha vaktimiz olsa daha kapsamlı çalışıp size farklı önerilerde bulunabilseydik ama bizim eksikliğimizi ben inanıyorum ki kanunun maddelerine geçtiğinde etrafta bulunan sivil toplumdaki arkadaşlarımız tamamlayacaktır çünkü onların feryadına, onların sesine de kulak vermek yasama organının temsilcileri olarak bize düşen bir vazifedir; bunu da özellikle ifade etmek istiyorum. Bir kez daha -kabul etmediğimiz bu teklifi- çocuğu cezadan önce koruyan, mağduru dosya kapanana kadar değil hayatı yeniden kurulana kadar destekleyen, çeteye çocuktan daha sert davranan ve devletin sorumluluğunu görünür kılan bir sistem istiyoruz diyorum. Beni sabırla dinlediğiniz için hepinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Bunları da bir öneri olarak kabul etmenizi ve önerilerimizde uygun görmediğiniz hususlarda da bizim eksik olduğumuz alanlar varsa bizi de kanun teklif sahiplerinin aydınlatmasını diliyorum.
Sayın Başkanım, çok teşekkürler. Hepinize hayırlı akşamlar.