KOMİSYON KONUŞMASI

HALİL ÖZTÜRK (Kırıkkale) - Başkanım, teşekkür ederim.

Değerli Komisyon üyeleri, değerli basın mensupları; görüşmekte olduğumuz Çocuk Koruma Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'ni çocukların suça sürüklenmesinin önlenmesi, ağır suçlarla daha etkin mücadele edilmesi, mağdur haklarının korunması ve çocuk adalet sisteminin güçlendirilmesi bakımından önemli ve gerekli bir adım olarak değerlendiriyoruz. Esasında, bu kanunun ne kadar elzem olduğunu, geçmişte yaşanan bazı elim vakalarda hep birlikte takip ettik, biliyoruz. Nitekim, bu sebeple benim de geçtiğimiz yıl Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sunmuş olduğum suça sürüklenen çocuklarla ilgili cezaların yeniden düzenlenmesi, artırılması hususunda bir kanun teklifim vardı, onun bugün itibarıyla bir başka teklif olarak sunulması da bizleri ayrıca ziyadesiyle mutlu etmiştir.

Şimdi, evet, çocukların suçu o sebeple veya şu sebeple veya bu sebeple işlediği bir vakıadır ama biz Adalet Komisyonu olarak görev yapıyoruz. Bizim amacımız burada cezaların sistematiğini tertip etmektir. "Suça sürüklenen çocuk" veya yeni kanun teklifinde ifadesini bulan adıyla "adli işlem gören çocuk" ifadesi üzerine bir değerlendirme yapacağım. Bu çocukların hiçbir tanesi okul bahçesinden veya camiden veya spor salonlarından alıp suç işleyen çocukları değil, bu çocukların tamamına yakını ya illegal, yasa dışı terör örgütleri tarafından veya organize suç örgütleri tarafından veya küçük çetecikler oluşturarak orada suç işlemek amacıyla teşekkül oluşturan suç örgütleri tarafından kullanılan çocuklar. E, tabii bir kısmı da akranlar arasında meydana gelen tartışmanın kavgaya dönüşmesi sonucu meydana gelen çocuk öldürme veya yaralama vakaları. Şimdi, şunu söylemek istiyorum: Bugün, hemen... Az evvel ifade edildiği gibi, işte "Yoksulluktan kaynaklanıyor." Evet, yoksulluktan kaynaklanan da vardır, başka sebepten kaynaklanan da vardır ama bugün, hemen elimizde bir sihirli değnek yok. Bugün Türkiye'de yoksulluğu hemen bir şekilde ortadan kaldıramayız ama bugün bizim çocuklarımız, sizin çocuklarınız, hepimizin çocukları sokakta, alışveriş merkezinde, spor merkezinde, tiyatroda, sinemada geziyorlar; sokakta bulunmak zorundalar, okula gidiyorlar, pazara gidiyorlar. E, böyle bir vakanın herhangi birimizin çocuğunun başına gelmesini elbette ki hiçbirimiz kabul edemeyiz. Gelinen noktada bazı çocuk yaştaki suçluların kendilerinin suç işlemek amacıyla bir şekilde eğitildiklerine de tanık oluyoruz. O kadar amansız, o kadar apansız, o kadar kötü bir davranış biçimi içerisinde olduklarını görüyoruz ki bırakın sivil vatandaşı, bırakın 15 yaşındaki, 16 yaşındaki, 17 yaşındaki bir akranını bugün kırsalda jandarmaya veyahut da merkezlerde polise karşı dahi çok daha acımasız ve saldırgan olduklarını görüyoruz. Bence bu, asayiş olaylarının çözümlenmesinde ciddi anlamda bir zafiyet de olduğunu değerlendiriyorum. Ha, bu zafiyetin jandarmadan veya polisten de kaynaklanmadığını biliyorum. Şu anda ben Milliyetçi Hareket Partisi milletvekili olarak bugün şunu da söylemek istiyorum: Bugün polisin kullanmış olduğu yetki... Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu'nda yetki var ama bu öldürme veya bıçakla yaralama olaylarında polisin takip eden dönemdeki adli süreçlerden kendini korumak amacıyla olaya müdahale edemediğine dahi tanık oluyoruz. Bugün 3 polisin elinden adam kaçıyor, gidiyor. E, şimdi, polis onu vursa yarın yargıda ne yapacağını bilmiyor çünkü arkasında bir destek yok.

ZÜLKÜF UÇAR (Van) - Etkisiz hâle getirmek vurmak mı?

HALİL ÖZTÜRK (Kırıkkale) - E, ne yapacak şimdi? Adamın elinde silah var, bıçak var.

ZÜLKÜF UÇAR (Van) - Meşru yöntemler var yani.

HALİL ÖZTÜRK (Kırıkkale) - Hayır, ne yapacak şimdi? "Dur." diyor, durmuyor. Adam "Polis memuruyum." diyor, bir şey diyor; hemen akabinde 50 tane şey söylüyor polise.

Mesela, benim bir kanun teklifim vardı elektroşok cihazıyla ilgili, en azından etkisiz hâle getirmesi bakımından. Şimdi, adam alkollü veya uyuşturucu madde etkisi altında, polise karşı ciddi bir mukavemet ortaya koyuyor; polis de bir şey yapamıyor. Geçenlerde kaç tane olay oldu? Ben bir tane olaya tanık oldum: Polis 17 yerinden bıçaklandı, şehit oldu orada o olayda; sonra kaçmaya çalıştı ve ayağından vuruldu ve etkisiz hâle getirildi. Daha birkaç gün önce -sanırım Bursa'daydı- jandarma gitti olay yerine. Adamın elinde tüfek, tak tak herkese ateş ediyor. Yazık, günah; bir astsubayımız şehit oldu.

Şimdi, bütün bunları görmezden gelerek meseleye çözüm bulamayız dolayısıyla polise de esasında askere de jandarmaya da bu konuda biraz yetki vermek lazım yani Emniyetin, İçişleri Bakanlığının bunların arkasında durması lazım. Bizim de yargıdaki bazı düzenlemelerle Türk Ceza Kanunu'ndaki, CMK'deki düzenlemelerle onların yanında durmamız lazım. Yani hiç kimse doğru duran çocuğu alıp da cezaevine götürmüyor veya polis müdahale etmiyor veya vatandaş müdahale etmiyor. Bugün artık uyuşturucu madde etkisi altında o kadar büyük suçlar işleniyor ki. E, şimdi, sivil vatandaşın zaten müdahale etme olasılığı yok; etse bu sefer kendisi her an ölümle karşı karşıya, etmese çocuk ölümle karşı karşıya. Polis geliyor; şimdi, havaya ateş etse umurunda değil, ayağına ateş etse bu sefer "Niye bana sıktın?" Bu sefer, hadi bakayım, al götür onu.

NEVROZ UYSAL ASLAN (Şırnak) - Zor kullanma yetkisi var, meşru müdafaa var...

HALİL ÖZTÜRK (Kırıkkale) - Ne yapacak, elinde hamur bıçağı olan çocuğa ne yapacak yani? Elinde sihirli değnek yok ki hadi vur.

Mesela, en azından elektroşok cihazı olsa vurur, orada etkisiz hâle getirebilir. Elinde bıçak var, ne yapsın veya silah var adamın elinde. Daha üç gün önceki örnek...

NEVROZ UYSAL ASLAN (Şırnak) - İşte o silah niye var?

HALİL ÖZTÜRK (Kırıkkale) - Eskişehir'de daha üç gün önce bir köyde, jandarma köyde; adam pompalı tüfekle tak tak herkese ateş ediyor.

ZÜLKÜF UÇAR (Van) - O silahı ona kim verdi, sordunuz mu?

HALİL ÖZTÜRK (Kırıkkale) - Ya, kim verirse versin, nereden bulursa bulsun.

ZÜLKÜF UÇAR (Van) - Sordunuz mu "Kimden aldı, hangi vali ruhsatı verdi?" diye. Sormazsınız.

HALİL ÖZTÜRK (Kırıkkale) - Yahu, sormaya gerek yok.

ZÜLKÜF UÇAR (Van) - Olur mu "Gerek yok."

HALİL ÖZTÜRK (Kırıkkale) - Niye soracaksın ya?

BERİTAN GÜNEŞ ALTIN (Mardin) - Bireysel silahlanma bütün meselelerin kaynağı.

ZÜLKÜF UÇAR (Van) - Soracaksın "Bu silahlanma nasıl gelişti? Neden bu kadar..."

HALİL ÖZTÜRK (Kırıkkale) - Bakın, onun da zaten gerekli tahkikatı yapılır, alır evden ya. İşte, burada onu düzenliyor yani. Silah benimse eğer ben silahımı muhafaza altına alamıyorsam çocuğum veya birisi benim o silahımı kullanıyorsa onun da zaten mesuliyeti vardır. Türk Ceza Kanunu'nda var, burada da yazıyor zaten ama şimdi, yani burada "Hırsızın hiç mi suçu yok?" işine geliyoruz arkadaşlar. Elbette ki çocuklar hepimizin çocuğu, hiç kimse anasından doğunca suçlu doğmuyor veya suçlu yaşamıyor, suçlu ölmeyecek yani. Biz bir taraftan bunu cezalandırabilelim, diğer taraftan da bunun sosyal sebepleri, ekonomik sebepleri, ne bileyim, siyasi sebepleri, hangi sebeple bu çocuk bu suçu işliyor, onu da bulalım ve onu da tekrar düzeltmenin, ıslah etmenin yolunu arayalım. Ama şimdi, ortadaki bir şeyi görmezden gelecek yani bugün görmezden gelirsek... Bugün adam motosiklete biniyor, artık yani şeyde ihaleye çıkıyorlar yani "İşte, size şu işi veriyorum, ihale bedeli bu." İnternette ihale yapıyorlar. Örnek veriyorum; Ahmet'e, Mehmet'e, Ali'ye, Veli'ye karşı silahlı saldırı düzenliyorlar. Bunlar kaç yaşında çocuklar? 15, 16, 17. Şimdi, organize suç örgütleri de bunu iyi biliyorlar, onlara zaten bir şey yok. E, zaten adam kahraman olmak istiyor; ta televizyon dizilerinden başlayarak bunları topyekûn bir ıslaha esasında ihtiyaç var. Ama şimdi bunların sebeplerini tartışalım da ne yapalım; şimdi, sonucu ne yapacağız? Ortada bir vaka var; ona kayıtsız kalamayız, Türkiye Büyük Millet Meclisi ona kayıtsız kalamaz. Biz çocuklarımızın yarınlarını... Hırsız olanın hiç mi suçu yok ya? Bakın, Mattia Ahmet Minguzzi...

SEVDA KARACA DEMİR (Gaziantep) - Sayın Öztürk, siz "Gereken her şeyi yaptık." diyebiliyor musunuz? "Yaptık ama yine de önleyemiyoruz, o yüzden mecbur cezalandırmak zorundayız." diyebiliyor musunuz gönül rahatlığıyla?

HALİL ÖZTÜRK (Kırıkkale) - Yapılması...

Arkadaşlar, ben şunu derim: Gayet açık söylüyorum ben, mesela, şimdi...

MUSTAFA KÖSE (Antalya) - Niye müdahale ediyorsunuz arkadaşlar?

ZÜLKÜF UÇAR (Van) - Biz sürekli karşılıklı sohbet edebiliyoruz.

HALİL ÖZTÜRK (Kırıkkale) - Bir sıkıntı yok, biz alışığız.

MUSTAFA KÖSE (Antalya) - Özür dileriz.

ZÜLKÜF UÇAR (Van) - Siz dışarıdan geldiğiniz için...

MUSTAFA KÖSE (Antalya) - Biz dışarıdan geldik.

BAŞKAN CÜNEYT YÜKSEL - Değerli vekillerim, şimdi, ben Halil Bey'e müdahale etmiyorum çünkü böyle tatlı tatlı sorular ile cevaplar da geliyor, o yüzden sıkıntı yok yani şimdilik sıkıntı yok.

HALİL ÖZTÜRK (Kırıkkale) - Şimdi, hem eleştiri hem cevap veriyorum yani.

BAŞKAN CÜNEYT YÜKSEL - Onu bildiğimiz için sıkıntı yok şu anda.

HALİL ÖZTÜRK (Kırıkkale) - Bizde sıkıntı yok.

MUSTAFA KÖSE (Antalya) - Komisyonun teamülü böyle.

HALİL ÖZTÜRK (Kırıkkale) - Ben açıktan söylüyorum.

Mesela, bazı örgütler, bazı suç şebekeleri, bazı terör örgütleri, bazı farklı yapılar bir eylem yapıyorlar, çocuklar en ön safta, 10 yaşında, 15 yaşında, 16-17 yaşında, arkalarında kadınlar, en arkalarda erkekler; hadi bakayım, molotof kokteyl atıyorlar mescide, değil mi Zülküf Bey. Şimdi, mesela ne yapacağız bunu yani?

ZÜLKÜF UÇAR (Van) - Niye şimdi "Zülküf Bey" diyorsun.

HALİL ÖZTÜRK (Kırıkkale) - Ya veya değil mi Cumhur Bey veya değil mi Ömer Bey mesela, fark etmez yani.

NEVROZ UYSAL ASLAN (Şırnak) - Onlara zaten on yıl, on beş yıl, yirmi yıl, müebbedi yatırıyorsunuz; sanki onlar cezasız kalıyor da...

ZÜLKÜF UÇAR (Van) - Toplantı ve gösteri hakkını, ifade hürriyeti hakkını kullanan kişiye aynı şekilde...

HALİL ÖZTÜRK (Kırıkkale) - Hayır, hayır. Hayır, şimdi, ya, siz niye üstünüze alıyorsunuz?

ZÜLKÜF UÇAR (Van) - "Çocuksa ceza verilir." Müthiş bir yaklaşım, nereden yaklaştınız böyle yaklaşıma?

HALİL ÖZTÜRK (Kırıkkale) - Ya, bakın, ben...

BERİTAN GÜNEŞ ALTIN (Mardin) - Üstümüze attınız resmen, üstümüze almadık.

HALİL ÖZTÜRK (Kırıkkale) - Hayır, sizinle sohbet ettiğim için konuşuyorum. Bunlar yok mu yani? Yok mu arkadaşlar, jandarma, polis; yok mu bunlar ya? Var.

NEVROZ UYSAL ASLAN (Şırnak) - Bunların hangisi cezasız kalmış da cezasız kalmış gibi örnek veriyorsunuz?

HALİL ÖZTÜRK (Kırıkkale) - Şimdi, bir şey söylüyorum yani: E, şimdi, adam molotof kokteyli alıyor, atıyor polise; şehit, gazi. E, yazık ya!

NEVROZ UYSAL ASLAN (Şırnak) - Çocuk mu yapıyor bunu?

HALİL ÖZTÜRK (Kırıkkale) - Şimdi... Çocuğa kim yaptırıyor?

BERİTAN GÜNEŞ ALTIN (Mardin) - Hedef gösteriyorsunuz ama ya, yapmayın!

ZÜLKÜF UÇAR (Van) - Çocukların, kadınların, annelerin olduğu yerden molotof kokteyli atılmamış ya, uydurmayın kardeşim, söylemeyin ya.

HALİL ÖZTÜRK (Kırıkkale) - Bir şey söylüyorum ya. Ya, silah atıyor ya, silah atıyor; bakın, korsan gösterilerle.

NEVROZ UYSAL ASLAN (Şırnak) - Olmayan bir örnek olarak getiremezsiniz! Gerçeğe uygun yasa yapın.

HALİL ÖZTÜRK (Kırıkkale) - Ya, bir şey anlatıyorum ben ya, siz niye üstünüze alınıyorsunuz, ben onu anlamadım ya. Demin Cumhur Bey dedim, o niye üstüne alınmadı? Demin Ömer Bey dedim, sen niye üstüne alınmadın Ömer Bey? Anlatabildim mi?

BERİTAN GÜNEŞ ALTIN (Mardin) - Önce Zülküf Bey dediniz ama diğerleri göstermelikti.

HALİL ÖZTÜRK (Kırıkkale) - Ya, ben Zülküf Bey'le sohbet ettiğim için söylüyorum.

Şimdi, arkadaşlar, bütün bunları yok sayarak, ortada bir suçun varlığını yok sayarak, hiçbir şeyi görmezden gelerek, bütün bunlara kayıtsız kalarak bu sorunu çözme olasılığımız yok dolayısıyla siyaset üstüne düşeni yapacak, Millî Eğitim üstüne düşeni yapacak, ekonomi kurmayı üstüne düşeni yapacak, Hükûmet gereğini yapacak, biz de Meclis olarak gereğini yapacağız; hepimiz sorumluluk sahibiyiz.

SEVDA KARACA DEMİR (Gaziantep) - Neden yapmadınız peki yirmi yıldır o zaman?

BERİTAN GÜNEŞ ALTIN (Mardin) - Yasalaştırdığınız şey Millî Eğitime yönelik değil, cezaya yönelik. Biz de diyoruz ki gelin, Millî Eğitimi yasalaştıralım.

HALİL ÖZTÜRK (Kırıkkale) - Bakın, yahu, siz yaptınız mı yani beni konuşturmayın şimdi.

SEVDA KARACA DEMİR (Gaziantep) - Artmış, artmış, gelmiş bu noktaya.

BAŞKAN CÜNEYT YÜKSEL - Sayın Öztürk, şimdi, bu soruların muhatabı aslında siz değilsiniz.

HALİL ÖZTÜRK (Kırıkkale) - Ben değilim tabii.

BAŞKAN CÜNEYT YÜKSEL - Yani şimdi, kurumlara o soruları soracağız.

HALİL ÖZTÜRK (Kırıkkale) - Şunu söylüyorum ben: Ya, şimdi, "Vur abalıya gitsin." diyorlar onlar da. Ben de hani hem cevap veriyorum hem de konuşuyorum. Bu, sadece Türkiye'de olan bir şey değil arkadaşlar. İngiltere'de de var bu, Hindistan'da da var, değil mi, Fransa'da da var, Almanya'da da var, her yerde var yani. Şimdi, ne oldu? Almanya fakir mi, İngiltere fakir mi, İspanya fakir mi mesela?

BERİTAN GÜNEŞ ALTIN (Mardin) - En çok İtalya, Japonya ve Türkiye'de var.

HALİL ÖZTÜRK (Kırıkkale) - İtalya fakir mi, Japonya fakir mi?

BERİTAN GÜNEŞ ALTIN (Mardin) - Yo, değil; fakirlikle ilgili...

HALİL ÖZTÜRK (Kırıkkale) - E, hani yoksulluktandı sadece. E, değil işte yani onu söylemeye çalışıyorum.

NEVROZ UYSAL ASLAN (Şırnak) - Sadece değil, bir kriteri o.

HALİL ÖZTÜRK (Kırıkkale) - E, tamam, ben de diyorum ki şimdi ne yapacağız?

BERİTAN GÜNEŞ ALTIN (Mardin) - Bizden iyi durumdalar, sosyal devletler.

HALİL ÖZTÜRK (Kırıkkale) - Ya, şimdi, biz ekonomi konuşmuyoruz. Bakın, biz "Bir eylem cezalandırılsın mı, cezalandırılmasın mı?" Yani ben diyorum ki bu eylemi icra eden suçlu çocuksa, kardeşim, cezalandırılsın. Niye? Benim masum çocuğum tehlike ve tehdit altında, sizin masum çocuğunuz da tehlike ve tehdit altında; bunu söylemeye çalışıyorum. Dolayısıyla, ya, şimdi, şuradan hiç kimsenin çocuğu, çıkalım sokağa, okul bahçesinden gidip adam bıçaklamıyor ya. Bir şey şöyleyeyim: Organize suç örgütleri bunları alıyorlar, kendi kötü emelleri doğrultusunda kullanıyorlar.

BERİTAN GÜNEŞ ALTIN (Mardin) - Suç örgütlerini...

HALİL ÖZTÜRK (Kırıkkale) - Onları da cezalandırıyoruz. E, ne yapalım şimdi? Adamın 10 tane çocuğu var, "Ne olacak, 2 tanesi de gitsin." diyor. Ne yapacağız şimdi bunu?

NEVROZ UYSAL ASLAN (Şırnak) - Yapmayın ya, kim çocuğunu...

HALİL ÖZTÜRK (Kırıkkale) - Ya, çok diyor, siz de biliyorsunuz, ben de biliyorum ya, her yerde var ya.

NEVROZ UYSAL ASLAN (Şırnak) - Kim yapıyor? Ben bilmiyorum, söyleyin.

HALİL ÖZTÜRK (Kırıkkale) - Ben biliyorum, ben size sonra anlatırım.

NEVROZ UYSAL ASLAN (Şırnak) - Söyleyin nerede? 10 çocuğun 2'sini kim feda eder, hangi anne baba?

HALİL ÖZTÜRK (Kırıkkale) - Anlatacağım ben size. Ya, şimdi, Komisyonu şey...

NEVROZ UYSAL ASLAN (Şırnak) - Aile diye ahkâm kesiyoruz, kim çocuğunu kurban eder?

HALİL ÖZTÜRK (Kırıkkale) - Ya, arkadaşlar, belki sizin için öyledir, belki başka...

NEVROZ UYSAL ASLAN (Şırnak) - Öyle bakarsak yandık. O zaman devlet de 100 tane kurban etsin, baba ediyorsa devlet de etsin, onu cezaevine atsın.

HALİL ÖZTÜRK (Kırıkkale) - Devletin çocuğu olmaz.

BERİTAN GÜNEŞ ALTIN (Mardin) - Böyle çocuk koruma politikası...

HALİL ÖZTÜRK (Kırıkkale) - Hayır, hayır; bir şey anlatıyorum ben. Ben burada diyorum ki siz de beni çok iyi anlıyorsunuz esasında...

NEVROZ UYSAL ASLAN (Şırnak) - Valla anlamıyorum.

HALİL ÖZTÜRK (Kırıkkale) - Adam şimdi, yasa dışı tefecilik yapıyor, ben biliyorum ya, tefecilik yapıyor, bir çocuğunu sırf o amaçla, tehdit amacıyla kullanıyor. Dolayısıyla, "17 yaşında, bir şey olmaz, girer, çıkar, en fazla üç gün yatar, bir ay yatar, üç ay yatar, çıkar." diyor ama ne oluyor? Ötekini tehdit ediyor o çocuk marifetiyle. Şimdi, yaşı küçük ya. Adam şimdi geliyor, bir de hap atmış, uyuşturucu hap; hadi bakalım, elinde silah. Yahu, şimdi, adam onu vursa, bırak adamı, sivili, polis korkuyor adamdan, jandarma korkuyor. Niye? Polis de jandarma da gariban; "Ben buna bir müdahale etsem bu sefer dönerler, beni yargılarlar, benim de çoluğum çocuğum var, işim gücüm var, beni kim koruyacak?" diyor, o da müdahale etmiyor ne yazık ki.

Ha, ona da kanun teklifi hazırlıyorum arkadaşlar, hem jandarmanın hem de polisin yetkisini bu konuda genişletmek için. Yoksa böyle olmaz ya. Önüne gelen adam bıçaklıyor. Ne demek ya, polis devlettir ya, asker devlettir yani dolayısıyla devlete kafa tutamazsın. Kafa tutuyorsan, Amerika'da ne yapıyor adam? Bakın, değil mi, Amerika'da ne yapıyor? Amerika'da bir polise böyle yap bakayım. Geçen bir siyahi kadın elinde bir tane bıçak, hamur bıçağı...

NEVROZ UYSAL ASLAN (Şırnak) - Örnek mi alalım onu?

HALİL ÖZTÜRK (Kırıkkale) - Bakın, bir şey anlatıyorum, örnek almıyoruz. Savunma ve saldırı aralığındaki orantıyı ve orantısızlığı anlatıyorum. Elinde bıçak, bak, aradaki polisle mesafesi buradan sizin kadar; 2 polis orada, o kadın da zaten yola doğru yürüyor, polisleri bıçaklama olasılığı yok. Adam çekti, kafasından vurdu kadını, öldürdü ya, bir de öldürdü ya. Bizde polis bunu yapsa var ya o polisi ömür boyu hapse mahkûm ederler. Anlatabildim mi? Bakın, bunu söylüyorum.

BERİTAN GÜNEŞ ALTIN (Mardin) - Mehmet Uytun, altı aylıktı, aynısı oldu, hiç bir şey de olmadı polise!

HALİL ÖZTÜRK (Kırıkkale) - Polis "Dur." deyince duruyor.

BERİTAN GÜNEŞ ALTIN (Mardin) - Mehmet Uytun'u araştırın. Bakın, somut bir şey söylüyorum, Türkiye'de sekiz aylık bir bebek, Mehmet Uytun, Cizre'de annesinin kucağında polisin cihazından çıkan...

HALİL ÖZTÜRK (Kırıkkale) - Polis de şimdi biber gazını bebeğe sıkmamıştır herhâlde! Annesinin ne işi var biber gazının olduğu yerde ya?

BERİTAN GÜNEŞ ALTIN (Mardin) - Evinin balkonunda; bir araştırın, bir okuyun.

HALİL ÖZTÜRK (Kırıkkale) - Tamam da şurada eylem oluyorsa, biber gazı sıkılıyorsa, polis oradaysa ne yapsın, çocuğu alsın içeri girsin o da ya, Allah Allah!

NEVROZ UYSAL ASLAN (Şırnak) - Meseleyi çocuk ve polisten çıkaralım.

BERİTAN GÜNEŞ ALTIN (Mardin) - Sekiz aylık bir bebek hayatını kaybetmiş, biz anlatıyoruz, siz gülüyorsunuz.

HALİL ÖZTÜRK (Kırıkkale) - Şimdi, arkadaşlar, bir şey anlatıyorum, Amerika'daki olayı anlattım ya. Amerika bütün dünyaya demokrasi anlatıyor, insan hakları; hatta yeri geliyor, demokrasiyi tesis edeceğini söylüyor Orta Doğu'da, Balkanlarda, Kafkaslarda değil mi? Ama ne oluyor? Geliyor, polise "gık" dediği zaman boynuna çöküyor, kıpırdayamıyor hiç kimse. Arkadaşlar, bırakın, polis bir şey yapamıyor.

ŞENGÜL KARSLI (İstanbul) - Ya, biz sizin fikirlerinize hiç müdahale edemiyoruz ama siz iki saattir karşılıklı bir diyaloğa dönüştürdünüz Komisyon toplantısını. Size bir şey söyleyemiyoruz.

HALİL ÖZTÜRK (Kırıkkale) - Sorun yok, ya boş ver, bir Türk dünyaya bedeldir, rahat ol sen, ben anlatıyorum.

ŞENGÜL KARSLI (İstanbul) - Ben rahatsız oluyorum.

BAŞKAN CÜNEYT YÜKSEL - Sayın Karslı...

NEVROZ UYSAL ASLAN (Şırnak) - Bu söylenecek bir cümle midir Sayın Öztürk ya! Böyle ırkçı, milliyetçi bir hâle getirip...

HALİL ÖZTÜRK (Kırıkkale) - Ya, ne alakası var ya!

NEVROZ UYSAL ASLAN (Şırnak) - "Bir Türk dünyaya bedel." ne demek? Biz de Kürt'üz, öyle mi diyelim?

HALİL ÖZTÜRK (Kırıkkale) - Sen de de onu, Allah Allah, ben bir şey demiyorum yani.

NEVROZ UYSAL ASLAN (Şırnak) - Ayıptır, bu tarzı kabul etmiyorum, bu bir ırkçılıktır yani.

HALİL ÖZTÜRK (Kırıkkale) - Hayır, hayır, ne alakası var ya.

NEVROZ UYSAL ASLAN (Şırnak) - "Bir Türk dünyaya bedel." ne demek?

HALİL ÖZTÜRK (Kırıkkale) - Şunu söylüyorum: Amerika'da bu meseleyi mesela sorun yapmıyorlar.

BAŞKAN CÜNEYT YÜKSEL - Kapsamın çok dışına çıkıyoruz arkadaşlar.

NEVROZ UYSAL ASLAN (Şırnak) - Artık mesele tatlı sohbetten çıktı yani.

HALİL ÖZTÜRK (Kırıkkale) - Arkadaşlar, Türkiye'de ne yapıyorlar? Motosiklete atlıyorlar, "tak" "tak" "tak" tarıyorlar "İstediğimiz şeyi vereceksin." diye. Adamı yakalıyor polis, bu sefer bir şey yapamıyor. İhaleye çıkıyor, diyor ki: "Bu işi sana ihale ettim, hadi bakayım, 5 bin dolar, 50 bin dolar, 100 bin dolar." Adam suçu gerçekleştiriyor, ondan sonra diyor ki: "Para kazandım." Bir de ihale bende kalmadı diye üzülüyor öbürleri de yani. Dolayısıyla bütün bunlarla mücadele etmek için çok daha sert tedbirlerin alınması lazım. Dolayısıyla devlet inisiyatif alıp otoritesini, iradesini ortaya koyması lazım yoksa burada önüne gelen bıçağı sallar, hiç birimiz sokağa çıkamayız yarın; vallahi çıkamayız, billahi çıkamayız. Onun için bütün bu tartışmaları ben doğru buluyorum. Kanun teklifini hatta yetersiz bile buluyorum. Şimdi, burada, mesela, Ahmet Minguzzi 14 yaşında çocuk, bu dünyaya gözlerini kapattı, öldü, gitti; onun ailesinin yaşadığı dramı düşünün bir de veya sadece Ahmet Minguzzi değil, işte, Eren, onun ailesinin yaşadığı dramı düşünün. Bütün bu dramları hep birlikte düşündüğümüz vakit ne yapacağız? Şunu yapacağız: Bizim buna karşı bir tedbir almamız lazım. Dolayısıyla...

ELİF ESEN (İstanbul) - Yani böyle devam edecekse Genel Kurula geçelim çünkü orası da çok önemli. Yani burası önemli diye duruyoruz ama böyle bir karşılıklı sohbete de sizin izin vermeniz...

BAŞKAN CÜNEYT YÜKSEL - Yok, ben Halil Bey'in tarzını bildiğim için müdahale etmedim.

ELİF ESEN (İstanbul) - Başka söz hakları da var, bir de ben üye olmadığım için en sonu beklemek zorundayım.

HALİL ÖZTÜRK (Kırıkkale) - O zaman siz sonra gelin Hanımefendi.

ELİF ESEN (İstanbul) - Biz komisyonları sıkı takip ediyoruz.

BAŞKAN CÜNEYT YÜKSEL - Sayın Esen...

HALİL ÖZTÜRK (Kırıkkale) - Ben de Komisyon üyesiyim ve ilk defa konuşuyorum, onu söylemeye çalışıyorum.

ELİF ESEN (İstanbul) - Siz beni daha yeni görüyor olabilirsiniz Komisyonda ama ben birçok komisyonu çok sık takip ediyorum.

HALİL ÖZTÜRK (Kırıkkale) - Tamam da ben de Komisyon üyesiyim, ilk defa konuşuyorum.

BAŞKAN CÜNEYT YÜKSEL - Ama Sayın Esen, şimdi, bakın, Adalet Komisyonu olarak bizim bir çalışma sistemimiz var yani Komisyon üyemiz konuşuyor şu anda, sizin müdahale etmeniz de doğru değil.

ELİF ESEN (İstanbul) - Müdahale edilmesi gereken bir muhabbet diye düşündüm.

BAŞKAN CÜNEYT YÜKSEL - Hayır ama Komisyon üyemiz şu anda konuşuyor, lütfen yani.

ELİF ESEN (İstanbul) - Biraz daha hakkaniyetli olunması gerektiğini düşünüyorum.

HALİL ÖZTÜRK (Kırıkkale) - Başkanım, gayet hakkaniyetlisiniz.

BAŞKAN CÜNEYT YÜKSEL - Çok hakkaniyetliyim, bakın, baştan beri muhalefet partilerimizin üyeleri konuştular, kimse sözlerini kesmedi ve herkes sabırla dinledi. Sayın Öztürk'ü de dinlememiz gerekiyor ve şu anda dinliyoruz, sizin müdahale etmeniz doğru değil şu anda.

ELİF ESEN (İstanbul) - Şöyle, ikili diyaloğa...

BAŞKAN CÜNEYT YÜKSEL - Hayır, siz Komisyon üyesi değilsiniz; bakın, Komisyon üyesi olmayarak müdahale etme şeyiniz de yok, kusura bakmayın yani.

ELİF ESEN (İstanbul) - Sayın Başkan, ben bir milletvekiliyim.

BAŞKAN CÜNEYT YÜKSEL - Bakın, kusura bakmayın, müdahale etme hakkınız yok şu anda.

ELİF ESEN (İstanbul) - Sayın Başkan, ben de sizinle aynı haklara sahip bir milletvekiliyim.

BAŞKAN CÜNEYT YÜKSEL - Olabilir, ben de Komisyon Başkanıyım, şu anda Komisyon üyemize müdahale etmeniz doğru değil.

ELİF ESEN (İstanbul) - Komisyona Başkanlık ediyor olabilirsiniz ama ikili diyaloğa dönen bir iletişim tarzı doğru değil Başkan.

HALİL ÖZTÜRK (Kırıkkale) - Bence sizin tarzınız doğru değil.

BAŞKAN CÜNEYT YÜKSEL - Sayın Esen, şu anda, bakın, Komisyonun çalışma süresini

siz uzatıyorsunuz. Şu anda Komisyon üyemiz konuşuyor.

ELİF ESEN (İstanbul) - Biz bir hak talep ediyoruz şu anda ben ve benim gibi diğer arkadaşlarım.

BAŞKAN CÜNEYT YÜKSEL - Komisyon üyemiz konuşuyor ve ona müdahale ediyorsunuz, hiç doğru değil bu.

ELİF ESEN (İstanbul) - Sizin tavrınız da doğru değil.

BAŞKAN CÜNEYT YÜKSEL - Hayır, hiç doğru değil, kusura bakmayın yani. Bakın, dakikalarca dinledik, yeri geldi saatlerce dinledik, burada herkes sabırla dinlediler ama sizin bu tavrınız doğru değil. Lütfen sıranızı bekleyin.

HALİL ÖZTÜRK (Kırıkkale) - Biz de ağaç kovuğundan çıkmadık, biz de bu Komisyonun üyesiyiz.

BAŞKAN CÜNEYT YÜKSEL - Buyurun Sayın Öztürk.

HALİL ÖZTÜRK (Kırıkkale) - Şimdi, hatta bu ceza ve infaz sürelerinin değerlendirilmesi bakımından ben bazı eksiklikleri de görüyorum, onu da değerli kanun teklifi sahiplerine söyleyeyim: Mesela, 12-15 yaş arası infaz değerlendirmesinde bazı indirimler var, görüyoruz. Mesela, 15-18 arasında hâkime bırakılmış. Esasında 15-18 yaş arasında takdir hakkının hâkime bırakılmasını da ben yerinde bulmuyorum. Niye bulmuyorum? Çünkü suç işlenmiş, eylem gerçekleşmiş, çocuk ölmüş veya yaralanmış; hâkimin takdirine niye bırakıyoruz ki burada yani? Tamam, 12-15'e kadar anlayabiliriz ama şimdi 15 yaşından sonraki 16, 17, 18 yaşındaki çocuğun idrak kabiliyetini düşündüğümüz vakit... Artık bir de şimdi çocuklar erken olgunlaşıyorlar, eskisi gibi değil ki. Eskiden askere gidene kadar olgunlaşmamıştı ama şimdi çocuk cin gibi; akşama kadar bilgisayar, telefon, internet; interaktifler, çocuklar bizden akıllı, her şeyi biliyordu. Dolayısıyla, bu 15-18 yaş arasındaki hâkime verilen takdir yetkisinin de kaldırılmasını; doğrudan, aynen ceza ne ise o mahkumiyetle cezalandırılmasını biz doğru ve yerinde olarak değerlendiriyoruz Sayın Genel Müdürüm. Bu konuda bir değerlendirme yapılmalı Değerli Başkanım. Bu da esasında böyle bir şey yoksa hâkimin takdir hakkına bıraktığımız vakit şu olabilir: Bir hâkim bu konuda takdir hakkını çocuğun lehine kullanılabilir, olaya kullanması hâlinde Yargıtaya gider, içtihat olur. Dolayısıyla mahkemelere ondan sonra hep o içtihadı alır ve içtihat hâline gelir, dolayısıyla hâkimin takdir hakkı ortadan kalkar. Yani bu artık bir içtihat hâline geldiği için kimse bir şey yapamaz.

BAŞKAN CÜNEYT YÜKSEL - Değerli Komisyon üyesi, bunu soru olarak benim vasıtamla kurumlara mı soruyorsunuz yoksa teklif sahibine mi soruyorsunuz?

HALİL ÖZTÜRK (Kırıkkale) - Başkanım, demokrasi var, Başkan sizsiniz.

BAŞKAN CÜNEYT YÜKSEL - Yani teklif sahibine mi soruyorsunuz, kurumları mı soruyorsunuz "Neden takdir yetkisi bırakılıyor?" diye? Onu ben şimdi not ettim, biraz sonra sorarız.

HALİL ÖZTÜRK (Kırıkkale) - Tamam Başkanım. Onu arkadaşlar müzakere edip isteyen istediği cevabı verebilir. Siz marifetiyle ben arkadaşlara sormuş olayım.

Bu ve buna benzer bir çok sebep var, şimdilik ben bu kadar konuşayım.

Ben teşekkür ederim dinlediğiniz için, sağ olun.