KOMİSYON KONUŞMASI

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Erzurum) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Ben de hazırunu saygıyla selamlıyorum.

Doğrusu Nevroz Vekilimiz, Komisyon üyemiz ayrıntılı bir açıklama yaptı Anayasa'ya aykırılık iddialarımıza ilişkin, ben de bunun uluslararası sözleşme boyutuna sadece bir ek yapacağım aslında genel olarak. Çocuk adalet sisteminde Türkiye ne yaşadı, bugün ne yaşıyoruz ve bu yasa teklifinin bu şekilde önümüze gelmesine karşı şu anda çocuk hakları savunucuları tarafından çok büyük bir kampanya, tepki ve farklı bir yaklaşım var. Ne yaşıyoruz gerçekten? Neden bu teklif bugün geldi? Bu, şu anda Türkiye'nin en önemli gündemlerinden bir tanesi. Yani temel olarak karşı çıkılan hususları söyleyeceğim.

İşte, ceza artışları olacak, 12-15, 15-18 yaş arası. Hâkimin takdir yetkisi artırılıyor ve çocuk ceza sisteminde ciddi değişiklikler yapılıyor aslında. Çocuk adalet sisteminin takdir edersiniz ki Sayın Başkan temel ilkeleri var tabii ki hepimizin bildiği üzere, başta Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi. Tabii, bu söylediklerimi Anayasa 90 atfıyla Komisyon üyelerinin anlamasını özenle rica ediyorum. Pekin kuralları, Havana kuralları ve bunların tamamı bize ne diyor çocuk adalet sisteminde? Ceza hukukunun amacı asla çocuğu cezalandırmak değil, topluma yeniden kazandırmak, onun çocuk olduğunu bir an unutmamak, çocuk yani adı üstünde çocuk. Yani bu teklifle -biraz önce sohbetlerimizde de konuştuk- hani "Bir cümleyle söyleyin." derseniz bana bir hukukçu olarak, bir kadın olarak, bir anne olarak, bir çocuk hakları savunucusu olarak çocukların çocukluğunu ellerinden alıyoruz, bu korkunç bir şey. Çocukluk bitiyor yani o çocukluk tanımı ortadan kalkıyor. Ne demek istediğimi anlatacağım.

Şimdi Türkiye'de neler yaşadık geçmişte çocuk alanında? TMK mağduru çocuklar çok ciddi bir gündemdi. Taş atan çocuklar, Pozantı Cezaevinde yaşanan istismar, kötü muamele; Şakran Cezaevinde yaşandı, çocukların maruz kaldığı fiziksel şiddet, kötü muamele, cinsel istismar, tecrit, aileden kopma, çocukların cezaevlerinde intiharı ve ağır cezalar. Şimdi, ağır cezalar, hakikaten burada objektif bir gözle bunu değerlendirelim, çözüm olacak mı? Bir kere bilimsel olarak -onu örnekleriyle vereceğim- cezanın arttırılmasının suç işlenmesinin azaltmasına katkısı ispatlanmış değil, aksine bilimsel veriler var; tam tersine, yeniden suç işleme riskini arttırıyor aslında, çocukların yeniden suç işleme riskini arttırıyor. Tam tersine, rehabilitasyon, eğitim, psikososyal destek odaklı yaklaşımların daha olumlu sonuçlar verdiğini bilimsel veriler ortaya koyuyor. Şimdi, sonuçta ne oluyor? Yani şu anda talep edenler, etmeyenler yani kutuplaşmayı kastetmiyorum, şüphesiz bunu savunanların da varlığını biliyoruz. Bence çok lokal, çok subjektif gerekçelerle -manevi olarak asla tartışmıyorum, ben maddi ceza hukuku ve çocuk adalet sistemi açısından söylüyorum- daha ağır ceza verilse çocuklara toplum daha mı güvenli olacak? Hayır. Çocuklar daha fazla suç döngüsüne girebilir mi? Evet, girebilir. Cezaevlerini çocuklar için yeni travma alanlarına dönüştürebilir mi? Evet, dönüştürebilir. Şimdi, bu nedenle onarıcı adalet, psikolojik destek ve çocuk koruma mekanizmalarının oluşturulması ve güçlendirilmesi hayati bir yerde duruyor. Yani çocuklara büyük cezalar verip cezaevlerine göndermek toplumu güvenli kılmayacağına göre bu toplumsal sorunların, kırılmaların sebebi çocuklar mı gerçekten? Değil. Bence burada bizler milletvekilleri olarak -iktidar grubu, muhalefet hepimizi kastederek söylüyorum, bütün sistemi kastederek söylüyorum, tabii ki bu konuda en çok yetkiyi elinde bulunduran, yürüten idare olarak hukuken sorumlu olanlar yani- kendi işlediğimiz fiilin, yapmadığımız işlerin sorumluluğunu çocuğa nasıl yüzleyebiliriz? Çocuğun o hâle gelmesinde, suç işlemesinde yönetimin, idarenin, yasamanın, yargının, toplumun hiç mi kusuru yok yani? Şimdi, ben bir arkadaşımla, biraz önce, toplantıya girmeden önce bir hukukçu arkadaşımla konuştum, şöyle bir cümle sarf etti, söz verdim burada aktaracağım diye, dedi ki: "Bir çocuğa cinayetten ceza vermek, ağır ceza vermek en büyük cinayettir." Gerçekte asıl cinayet bu, o çocuğu öldürüyoruz biz, bir daha yaşama dönmesinin olanağını bırakmıyoruz o çocuğa yani bu da hukuk sistemiyle, Anayasa'yla ulusal üstü hukukla asla bağdaşmıyor.

Tabii ki kamuoyuna sunuş tarzını yakından izledik. Çocuk Komisyonumuz burada, Adalet Komisyonumuz burada ve çok titiz bir çalışma yürüttüler. Diyorlar ki: "Cezasızlık algısını ortadan kaldıralım." Böyle bir algı mı var? Yani Maraş'ta, Siverek'te ya da başka yerlerde bu suçların işlenmesinin sebebi çocukların gerçekten cezalandırılmaması mı? Bu ne kadar araştırıldı? Demin sayın vekilim söyledi, onu sonra konuşuruz tabii ki ama bence bu değil. Çocuk adalet sistemi çocuğun yeniden topluma kazandırılması, eğitimine devam etmesi, psikolojik iyileşmenin sağlanmasını ve yeniden suç işlemesini önleyen bir mekanizmanın kurulması gerekiyor. Şu anda bilimin yanıtlamasına bırakıyorum: Dünyada yaklaşık yüz yıldır yapılan kriminoloji araştırmaları bunun suçu önleyeceğine "Evet." cevabı vermiyor, kriminoloji bunu söylemiyor, tam tersine farklı şeyler söylüyor. Tam tersine şunu söylüyor, uzun süreli hapis cezalarının çocuklarda yeni suç işleme ihtimallerini artırdığını söylüyor. Ben değil, bilim söylüyor, bunu kriminoloji söylüyor. Eğitim, psikososyal destek, rehabilitasyon temelli modeller ise başarılarını ayrıntılı anlatıyor, zaman almamak için götürüyorum. Çünkü çocuklar doğuştan suça eğilimli değildir ki, hepimiz çocuk olduk. Yani bunu bu hâle getiren, onu suçlu tırnak içinde hâle getiren etmenleri görmek zorundayız. Yoksulluk, mesela işsizlik, eğitimden kopma, aile içi şiddet, madde bağımlılığı, göç, ayrımcılık, ihmal, istismar, toplumsal dışlanma gibi yüzlerce sebep sayabiliriz çocuğu ona iten. Hepimiz farklı illerde gittiğimizde gece yarıları mendil satan çocukları görmüyor muyuz? Dilencilik yapan çocukları görmüyor muyuz? Gece sokakta yatan çocukları görmüyor muyuz? Şimdi, o çocuğun suça bulaşma ihtimali ile evinde sıcak yuvasında yaşayan bir çocuğun suça bulaşma ihtimali eşittir diyebilir miyiz? Mümkün değil. Yani bizim görevimiz onu oluşturan zemini ortadan kaldırmak, yapısal dönüşümleri yapmak ve bunu tabii ki anayasal ve taraf olduğumuz sözleşmelere uygun bir hâle getirmek lazım ve çocuk politikası sadece güvenlikçi bir politikayla, hele hele bu politikayla asla çocuk adalet sistemi düzelmez, tersine çocukları kaybederiz, çocukluklarını katlederiz. BM Çocuk Haklarına Dair Sözleşme'nin 3'üncü maddesi -vekiller de söyledi, ben bir daha söyleyeceğim- çocuğu ilgilendiren bütün işlemlerde çocuğun üstün yararı temel ilkedir. Bunu hepimiz biliyoruz, bütün herkes bilir. Bu sadece sağlıkta değil, ceza politikalarında da böyledir. Çocuk Hakları Sözleşmesi'nin 37'nci maddesi, biz buna tarafız ya Anayasa gereği, bu Anayasa'ya aykırı değil mi şimdi? 37 ne diyor? Diyor ki: "Çocukların özgürlüğünden yoksun bırakılması ancak son çare olmalıdır." Şimdi biz göz göre göre hangi çareleri denedik, ne yaptık? Şimdi geçmişteki olayları da anlatacağım ben size ve bu kesinlikle mümkün olan en kısa sürede diyor ki "Bu son çare ceza uygulanmalı. Çocuklar yetişkinlerden ayrı tutulmalı, insan onuruna uygun koşullarda bulunmalı." Yine BM Pekin Kuralları aynı anlayışı tekrar ediyor ve şunu söylüyor: "İntikam sistemi değildir, caydırıcılık sistemi değildir, rehabilitasyon sistemidir." Hepsinin temelinde çocuğu çocuk olarak kazanmak var, ilerinin sağlıklı yetişkinleri olarak topluma kazandırma mantığı var ve bu kanun teklifi bunun tam tersini getiriyor. Mesela nörobilim alanındaki çalışmalarda beynin özellikle dürtü kontrolü, muhakeme ve uzun vadeli sonuçları değerlendirme kapasitesinden sorumlu frontal korteksinin yaklaşık 25 yaşına kadar gelişmeye devam ettiğini gösterir. Yani burada çocuk hakları savunucuları var, eminim benden çok daha iyi biliyorlardır, çalışmışlardır. Ama burada neyi görüyoruz? Çocukların risk alma davranışına, akran baskısına, ani karar vermeye, duygusal tepkiye yetişkine nazaran daha çok açık olduğunu biliyoruz. Burada belki birçoğumuz ebeveyniz, ebeveyn olmadıklarımız kardeşlerimiz var. 18 yaşındaki bir gencin tepkisiyle 30 yaşındakinin farklı olduğunu görebiliyoruz sonuçta ve bu da nörobilim bunu açıklıyor.

Şimdi, bu konuda tarihimizde acı deneyimlerimiz var, olumlu girişimler de oldu. Ben 2016-2010 yılları arasında -hatırlayanınız mutlaka vardır, Sayın Başkan belki siz de hatırlıyorsunuz- taş atan çocuklar diye bir kavram vardı ve ben o taş atan çocukların avukatlığını yapıyordum.

BAŞKAN CÜNEYT YÜKSEL - O konuda benim 2 tane yazım vardı...

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Erzurum) - Yani bir kısım çocukların Diyarbakır DGM'de özel yetkili mahkemede avukatlıklarını yaptım. Böyle böyle çocukları, gerçekten cezaevindeydiler ve Türkiye'nin temel gündemi oldu, temel gündemi. Hatta Selahaddin Menteş Adalet Bakan Yardımcılığı yaptı. O dönem 1. Ağır Ceza Mahkemesinin Başkanıydı, bizzat o yani birlikte çalışıyorduk. Kendisinin de buna şerhi oldu hatta. Belki sizin yazınız da ona dairdir, bilemiyorum.

BAŞKAN CÜNEYT YÜKSEL - Ben milletvekiliydim o dönem ve o konuyla...

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Erzurum) - Selahaddin Bey başkandı ve şerh düştü.

BAŞKAN CÜNEYT YÜKSEL - Yok, yok, ben milletvekiliydim ve çok iyi hatırlıyorum o dönemi. O konularla ilgili de yazı da yazdık. Biliyorsunuz, sonra düzenleme yapıldı o konuyla ilgili.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Erzurum) - Evet, onu söyleyeceğim şimdi, düzenlemeyi söyleyeceğim. Orada şerhler konuldu ve çok büyük bir mağduriyet oluştu yani çocuklar açısından. Sonra ne oldu? Önemli bir gerçeği gördük, aslında cezaevine giren çocukların -2010 yılında bir düzenleme yapıldı, 6008 sayılı Kanun'du galiba- bu düzenlemede yetişkin gibi yargılanmalarına son verildi. Bir kere, yeniden yargılama oldu. Ben çoğunu yakından takip ettim savunucu olarak, insan hakları ve çocuk hakkı savunucusu olarak ve bununla önemli bir hukuk reformu olarak Türkiye tarihine geçti mesela. Şimdi oradan buraya geldik yani bir geriye gidiş var aslında yani taş atan çocuklara dair aynı iktidar, yine sizin partiniz, Adalet ve Kalkınma Partisi, bu 2010 reformunu yapan parti. Şimdi yani aslında iyi bir şey söylüyorum farkındaysanız, şimdi geriye gidiyorsunuz.

BAŞKAN CÜNEYT YÜKSEL - Sayın Vekilim, aynı şey değil ama.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Erzurum) - Ama çocuk ceza adalet sisteminde bu bir geriye gidiştir bence, bu çok ciddi bir mesele. 2010 yılına geçiyorum ama çocukların cezaevinde tutulması sorunu çözmedi. O çocuklar, mesela ben Adana'da da davalarını izlemiştim. Nasıl karşılandılar toplumda; eski hükümlü, suçlu, terörist hani tırnak içinde bunların hepsi. Böyle toplumdan dışlandılar. Çünkü bir cezaevi geçmişleri oldu, suçlu gibi topluma yansıtıldı ve maalesef bu damgalanma...

MÜŞERREF PERVİN TUBA DURGUT (İstanbul) - Cezaevine girmek bir kariyer gibi...

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Erzurum) - Bir de Vekilim siz dediniz ya cezaevi kariyeri. Onu kariyer olarak nitelendirmeyi zinhar reddediyorum, o bir kariyer değil yani.

MUSTAFA KÖSE (Antalya) - Sizi kastetmiyoruz. Çocuklar arasında popüler.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Erzurum) - Yani sizin sunumunuzda kariyer kastınız o değil tabii ki. İşte çocuklar öyle görüyorlarsa bile biz bunun bir kariyer olmadığını çok iyi biliyoruz.

Şimdi, çocukların... Sayın Başkan, aslında tartışmak isterim de sunum yaptığım için o yüzden.

BAŞKAN CÜNEYT YÜKSEL - Yok, buyurun, devam edin siz Sayın Beştaş.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Erzurum) - Sadece özgürlüğünden yoksun bırakılmaları sadece bir kuruma kapatılmaları anlamına gelmiyor aslında. Çocuk için bir cezaevi ne demek? Bence biraz geniş düşünelim: Eğitiminden, ailesinden, arkadaşlarından, mahallesinden, oyunundan, en önemlisi de -bunu hep söyleyeceğim- çocukluğundan koparılması. Yani o dört duvar arasında değil sadece, her şeyden uzaklaşıyor, yetişkinlerden farklı bir algısı var. Bu nedenle sadece infaz kurumu değil, aynı zamanda çocuğun ruhsal, sosyal, bilişsel gelişimini doğrudan etkileyen kapalı yaşam alanları. Bu nedenle insan hakları, çocuk hakları uluslararası mekanizmaları da son tedbir ve son çare olarak zaten... Çocuklar travmaya daha çok açıktır Sayın Başkan. Bunu hepimiz biliyoruz ve dış çevreden daha çok etkilenirler. Türkiye'nin geçmiş deneyimleri çocukların kapatıldıkları kurumlarda yalnızca özgürlüklerinden değil, zaman zaman güvenliklerinden, onurlarından ve temel haklarından da mahrum bırakıldıklarını ortaya koyuyor.

Başka vahim bir örnek: Pozantı M Tipi Çocuk Cezaevi. Orayı ziyaret ettik biz insan hakları savunucuları olarak. Hakikaten Türkiye'nin adalet tarihinde en karanlık sayfalardan biri, korkunçtu yani o çocuklarla temas etmek, onları dinlemek, cezaevinde karşılaştıkları muamele. Raporlar çokça çıktı; fiziksel şiddet, cinsel istismar, tehdit, baskı; çocuklar cezaevinde bunu yaşamış, cezaevinin içinde. 2012 yılında Adana Pozantı M Tipi Çocuk Cezaevinde akranlar arası istismar da var, orada infaz koruma memurları da var, farklı temaslar sırasında da... Yani çocuklar -bir cümleyle- en kötü şekilde istismara maruz kalmışlar ve cezaevindeler. En son tahliye olduktan sonra Mersin İnsan Hakları Derneğine başvuruda bulundular, İnsanı Hakları Derneğinin açıklama yapması üzerine Türkiye kamuoyu duydu bunu. Bu sadece birkaç görevlinin ihmali değil, burada hepimizin herkesin sorumluluğu, herkesin sorumluluğu var bence ve sonra bu çocukların hepsi Pozantı'dan Sincan'a sevk edildi ama çocuk hakları savunucuları o zaman da söylediler: Sorun cezaevlerinin yapısal denetimi ve bunun denetlenmemesi yani denetimi yoktu ve bu eksiklik sebebiyle çocuklar oldu.

Yine, İzmir Şakran Çocuk Cezaevinde hazırlanan raporlar var, bunların hepsi de bunu söylüyor. Ve sayın vekiller, intihar... Yani çocuklar bu travmalardan dolayı yetişkinlere göre çok daha fazla intihara meyilli oluyorlar, kendilerine zarar verme davranışları oluyor. Dünya Sağlık Örgütü ve UNICEF'in çok sayıda raporu var bu konuda; şöyle diyor: "Özgürlüğünden yoksun bırakılan çocuklarda ağır depresyon, kaygı bozukluğu, travma sonrası stres bozukluğu, kendine zarar verme davranışı, intihar düşüncesi kendi akranlarına göre çok daha yüksek arz ediyor." Ve bunun temel nedenlerini de ailesinden kopma, damgalanma, yalnızlık, kurum içi şiddet, akran zorbalığı gibi birçok etken sayabiliriz.

Şimdi, bununla ilgili, çocuk beyninin gelişim süreci devam ettiği için bu tip travmaların etkisi yetişkinlere göre çok daha kalıcı oluyor. Mesela, birçok sinema filminde kitapta, psikodramalarda ve birçok şeyde hepimiz tanık olmuşuzdur. Hani, çok bilinen bir söz vardır, psikiyatrlar, psikologlar çok kullanıyorlar: "Çocukluğuna inmek lazım." Bu, öylesine bir metafor değil yani. "Çocuklukta ne yaşadı?" herhâlde hepimiz duyduk bunu, "Bir çocukluğuna inelim." Şimdi, düşünün bir çocuk cezaevinde ağır ceza almış, on yılını geçirmiş, onun çocukluğu yok ki zaten; işte inince bu korkunç durum ortaya çıkıyor ve cezaevinde kalan çocuklarda her türlü olumsuzluk ortaya çıkıyor. Nasıl? Okul başarısı, sosyal ilişkiler kurma, öfke kontrol sorunları, sürekli tetikte olma hâli, madde kullanmaya yönelim; mesela, yeniden suç işleme riski gibi çok büyük riskler var ve cezaevi deneyimi birçok yaşam öyküsünün en ağır travmalarından önemli bölümünü teşkil ediyor. Ve ikinci ceza, tabii ki damgalanma durumu var.

Şimdi, özetliyorum ve bitiriyorum. Bu durumda amaç suçu önlemek, cezayı artırmak da kimin cezasını artırıyoruz? Kendi çocuklarımızın; bizim bakmakla, korumakla, yetiştirmekle zorunlu olduğumuz çocukların cezalarını artırarak, cezaevine kapatarak suçu önleyemeyiz. Yani çok bilinen bir iki dava var, oradaki anneleri tabii ki duygu olarak anlamamak mümkün değil ama neticede önemli olan -hani derler ya- balık tutmayı öğretmek meselesi. Burada birkaç çocuğa, yüzlerce, binlerce çocuğa ceza vererek çocuk adalet sistemi gelişmeyecek. Bir yandan "Suça sürüklenen çocuk" diyeceğiz ama sonra da o "çocuk" kavramını katledeceğiz -metafor olarak söylüyorum- çocuk olma hâlini ortadan kaldırıyoruz. Ve hakikaten bunun kesinlikle, hele hele bu şekilde, hızlı bir şekilde, Meclisin tatile girmiş olması gereken bir dönemde, Adalet Komisyonunun başka bir teklifinin görüşüldüğü bir zamanda bu teklifin bu şekilde geçirilmesi emin olun yarın öbür gün çok daha büyük zararlara sebebiyet verir ve bunun sorumluluğu, vebali çok ağırdır bence.

Taş atan çocukları, Şakran Cezaevini, Pozantı Cezaevini bilerek örnek verdim çünkü her deneyim bize bir şey öğretiyor yani geleceğe dair adım atarken bir şey öğretiyor. Çocuklar, yetişkinler gibi yargılanamaz, çocuklar yetişkinlerin kaldığı koşullarda kalamaz. Çocukların adalet sistemini düşünürken topluma kazandırma, rehabilite etme, çocukluklarını koruma ve güçlü bir geleceğe hazırlama gibi devletin, iktidarın, siyasetin, kamunun görevi var, sorumluluğu var. Biz kendi görevimizi, kamu kendi görevini çocuklarını cezaevine atarak ortadan kaldıramaz yani son olarak bunu söyleyeyim. Çocuk Koruma Kanunu'nun güçlendirilmesi gerektiğini, çocukların ceza adalet sistemiyle karşılaşmadan önce desteklenmesi gerektiğini, psikososyal desteğin yaygınlaştırılması gerektiğini önemle söylediğini söylüyorum. Çocuk yoksulluğu mesela çok önemli, ona girmeyeceğim, Beritan Vekilim anlatacaktır mutlaka. Eğitimden kopuşu önleyelim ve etkin mücadele edelim çocukların işçileştirilmesine dönük uygulamalarla. Onarıcı adalet uygulamaları mutlaka yaygınlaşmalı, aile destek mekanizmaları güçlendirilmeli ve sosyal hizmetler sadece çocuklara değil ailelere de düzenli destek sunmalı ve çocuk hakları perspektifi tüm kamu politikalarının merkezine oturtulmalı diyorum. Ve bu anlattığım gerekçelerle... Çok daha uzun anlatabilirim ama gerek yok.

Temel mantığımız: Bir, şu anda yürürlükteki Anayasa'ya aykırı; ikincisi, Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelere aykırı; üçüncü, Türkiye'nin tarihî arka planında, yakın tarihinde var olan değişikliklerle uyumlu değil ve bunun derhâl geri çekilmesi gerektiğini ifade etmek istiyorum.

Teşekkür ediyorum.