KOMİSYON KONUŞMASI

UTKU ÇAKIRÖZER (Eskişehir) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Bakanlık temsilcilerine, hem Bakan Yardımcımıza hem Çevre Bakanlığından değerli Hocamıza, diğer katılımcılara teşekkür ediyorum, hoş geldiniz diyorum.

Sayın Başkanım, toplantıyı açarken değişik konularda görüşlerinizi ifade ettiniz. Onlardan biri de yine işte NATO Zirvesi yapıldı, arkasından da şimdi sunumu yapılan COP31'le ilgili konuşmaktayız. Öncelikle tabii ki hem ülkemize hem yurttaşlarımıza -çünkü bahsettiğiniz amaçlar 86 milyon için, hatta global olarak ortaya konan amaçlar- hayırlı olmasını tabii ki temenni ediyoruz. Ben geçtiğimiz NATO Zirvesi sürecinden birkaç hususu aktararak COP31'de belki dikkat edilmesinde fayda olduğunu düşündüğüm hususlar var. Birincisi COP31 yapılacak diye Türkiye'de önleyici gözaltılar, önleyici tutuklamalar yapılmamalıdır. Biz şu anda burada konuşuyoruz. Bakın, NATO Zirvesi'nden önce 22-23 Haziranda gözaltına alınan TEMA gönüllüleri, 23'üncü günleri, tutuklular, hâlâ tutuklular, çıkmadılar. Mülkiye hocası Emel Memiş hâlâ tutuklu, marangoz Murat Özer OSB'de tutuklu, SES Sendikası temsilcisi Aslıhan Hanım kızıyla birlikte tutuklu. Her birinin ayrı hayat hikâyeleri var, hangisini anlatayım size? Anası babası biri Alzheimer biri Demans, bakan kadın almış, kardeşi yurt dışından gelmiş, o bakıyor. Başka bir kadın oğluna bakıyor, oğluna söyleyemiyorlar, "Görevde." diyorlar, ne anlatacağını bilemiyor. Yani tamamen NATO Zirvesi güvenli geçsin diye bu insanlar tutuklandılar. İşin bir başka garip tarafı da aslında hepinizin bildiği bir husus: 2911 sayılı Yasa var biliyorsunuz. Şimdi, NATO Zirvesi'nin yapıldığı günlerde, 7-8, Temmuzda mesela Ankara'da, Eskişehir'de insanlar gösteri yapmaya kalktığında bu yasaya muhalefetten gözaltına alındılar ve bırakıldılar, ifadeleri alınıp bırakıldı. Ama size bu bahsettiğim insanlar, yaklaşık 140 civarında insan hâlâ Sincan'da tutuklular. Bunlar protesto da yapmadılar yani onlara sorulan soruları -yani gidip görüştüğümüz için söylüyorum- bir bilseniz yani "Şu örgütü biliyor musunuz?" "Hayır bilmiyorum." Emekli öğretmen, hayatında duymamış. "Benim tek şeyin vatanımdır, milletimdir." diyor. TEMA'cılar "Biz toprağı sarılıyoruz." diyorlar. Koğuşlarında bir tane bitki yetiştirmeye çalışıyorlar. Şimdi, şunun için söylüyorum bunu: Yani NATO Zirvesi tabii ki ülkemiz açısından önemliydi, dünya liderlerinin gelmesi, önemli konular görüşüldü, önemli kararlar alındı ama siz de dikkat etmişsinizdir, iki konu dünya basınında yer aldı. Bir, bu Zirve ve gündemi, bir de Türkiye'nin aldığı, hükûmetin aldığı olağanüstü ve demokratik anlamda sorunlu güvenlik önlemleri. O yüzden buradan tabii ki temenni ediyoruz bir an önce cezaevindeki bu insanlar çıksınlar, ailelerine, işlerine, özgürlüklerine kavuşsunlar ama bir başka şeyin hazırlığını yaparken de yani bu olmasın.

İkincisi, ben gazetecilikten geliyorum. Biliyorsunuz, en büyük tartışmalardan biri: "Basın izleyecek mi, izlemeyecek mi?" sonra NATO'dan sözcü çıktı, dedi ki: "Sorumluluk ev sahibi ülkeye aittir." Sağ olsun Sayın AK PARTİ Grup Başkan Vekili bu konuda açıklama yaptı, sizler de izlemişsinizdir, dedi ki: Her başvuran kurumdan mutlaka bir kişi." Ama izleyemeyen kuruluşlar oldu, belki burada, bu salonda temsilcileri vardır izleyemeyenlerin. Hatta kendileri başvurup izleyemeyen arkadaşlarımız oldu. Burada, anlaşmada doğru gördüysem, ikinci sayfasında en azından herhâlde sekreterya sağlama bağladı diye düşünüyorum, "Birleşmiş Milletlerin şartını, ilkelerini teyit ederek hükûmet ile sekreterya temel insan haklarını, insan onurunu ve değerini ve oturum öncesi toplantılara, konferansa, diğer toplantılara katılan tüm katılımcıların eşit haklarını korumaya kararlı olduklarından" diye bir tehdit var. Bu memnuniyet vericidir ama bunun bir kağıtta kalmaması lazım. Yani insanlar Antalya'da, etrafındaki illerde cezaevine girmemesi lazım. COP31'i izleyecek mi, protesto mu edecek, görüş mü açıklayacak... Yani bunu vurgulamak istedim.

Sayın Başkanım yanlış anlamasın, az önce çok önemli şeyler dile getirdi COP31 ve iklime dirençli şehirler bağlamında. Bu çok önemli toplantıya giderken sizin de bahsettiğiniz 10 temel hedeften biri ya da aslında hepsi şehirlerimizle ilişkili ama Türkiye'de yerel yönetimler çok önemli diyoruz, COP31'in en önemli konusu yerel yönetimler. Yerel yöneticilerin önemli bölümü cezaevinde, bir başka önemli bölümüne de kayyum atanmış durumda. Yani biz kasım ayında -ev sahibi şehrin büyükşehir belediye başkanı, Türkiye'nin en büyük şehrinin büyükşehir belediye başkanı, Türkiye'nin en büyük şehrinin ilçelerinin yarısından fazlası cezaevinde- bu görüntüyle biz COP31'e girmemeliyiz. Şunu demek istiyorum: Hiçbirimiz yargılanamaz değiliz, ben de yararlanabilirim ama bunun bir uluslararası standarda göre olması lazım. Neyden bahsediyorum: Tutuksuz yargılansın, görevinin başında olsun. Ayrıca, şu da önemli, Sayın Başkanım, sakın yanlış anlamayın, şunu söylemek istedim. Yani konuşuyoruz ya mesela, sizin de şikâyet ettiğiniz hususlar var ya haklı olarak birçok konuda. En büyük sıkıntımız, ben Eskişehir'den gelen bir milletvekili olarak, diğer arkadaşlarım başka şehirlerden, merkezî idare ile yerel yönetimler arasında iş birliği hiçbir alanında sağlanamıyor. Sizin bahsettiğiniz alanlar ya da aklınıza gelen hangi alan var ise. Maalesef, hatırlarsanız -sanırım o dönem siz Cumhurbaşkanı Yardımcısıydınız- Sayın Cumhurbaşkanı belediye başkanlarıyla, büyükşehir belediye başkanlarıyla bir toplantı yaptı. Herkes umutlandı hatırlıyorsanız yani bazı konular konuşulacak, belediyelerin önemli meseleleri var vesaire; gerisi gelmedi, gerisi gelemedi. Maalesef biz başka şeyleri, işte "Silkeleyin"leri duyduk, bilmem neyi duyduk, yargılamalar var vesaire. Yani COP31'e giderken yerel yönetimleri sadece Cumhuriyet Halk Partili belediyelerden bahsetmiyorum yani kayyum atanmış diğer belediyeler de var. Bu görüntünün ülkemize haksızlık olduğunu düşünüyorum. Bir kere daha tekrarlayayım: Yargılanamaz değiliz, hepimiz yararlanabiliriz ama bu tutukluluk hâlinin yani peşin cezaya dönüşmüş olan tutukluluk hâlinin de son bulması gerektiğini düşünüyorum. O yüzden bunları böyle uzun uzun anlatıyorum. Yani o toplantıda hakikaten hepimiz "Evet ya ülkemize, milletimize, dünyaya faydalı oldu."yu anlatacaksak sizin bahsettiğiniz, hocamın, kıymetli hocamın o önceliklere bizim odaklanabilmemiz için yani bu güvenlik demokrasi dengesinde, tabii ki önemlidir güvenliği toplantının ama bizim bireylerimizin ya da gelecek olan, izlemeye gelecek olan, belki dünyadan gelecek bireylerin de demokratik haklarının önemsenmesi gerekir diye düşünüyorum.

Sabrınız için, anlayışınız için teşekkür ediyorum.

Bir de sorum vardı, okurken anlayamadığım. Sayın Bakan Yardımcımız detayına girmedi ama kabaca değindi. Biz bu COP31 bizde olsun diye yani normalde bir ülke aday olur, oylanır alır ama biz bize gelsin diye ek bir para ödemeyi mi taahhüt ettik; doğru mu anlıyorum bu anlaşmada. Ne kadarlık bir şey bu? Yani "COP31 yapılsın, aman işte o ülkede yapılmasın -herhâlde Almanya olabilir o ülke- bizde yapılsın." diye bir para ödemeyi mi taahhüt ettik. Bu paranın miktarı nedir, içeriği nedir? Doğru mu anladım, yanlış mı anladım?

Çok teşekkür ederim.