KOMİSYON KONUŞMASI

SUAT ÖZÇAĞDAŞ (İstanbul) - Değerli arkadaşlar, bunu yapmayın, bu doğru değil; bunu yapmayın. Bu, Türkiye'deki akademik sistemin mahvı olur. Burada önermiş olduğumuz şey güvenlik soruşturması ve arşiv taraması asla kabul edilebilir bir şey değil. Teklif bu hâliyle "yükseköğretim kurumunda çalışacak öğretim elemanları" ibaresi eklenerek sıradan, otomatik bir idari işlem gibi anlatıyorsunuz. Oysa öyle değil, akademik özgürlük ve üniversite özerkliği bağlamında bu düzenlemenin geri çekilmesi gerekir. Bu 26'ncı madde kabul edebileceğimiz bir madde değildir. Bu madde kabul edilirse bugün bu maddeden ne yarar umuluyorsa yarın tam tersi olur çünkü bu madde tam olarak muğlak bir karar mekanizması oluşturuyor. Üniversite atamalarında güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması şartının getirilmesi, öğretim elemanlarının bilimsel yeterlilik ve liyakat yerine siyasal iktidarın güvenlik aygıtlarının değerlenmesine tabi tutulması hedefini ortaya koyuyor. Hatırlayacaksınız, bu, 15 Temmuzdan bu yana olan bir süreçtir; 2016'dan bu yana adım adım oluşturulmuştur ve OHAL döneminde kanun hükmünde kararnameyle getirilmiştir, Anayasa Mahkemesi 2019 yılında bu uygulamayı kişisel verilerin korunmasına ilişkin yeterli güvence içermediği ve idareye geniş takdir yetkisi tanıdığı gerekçesiyle iptal etmiştir. Anayasa Mahkemesinin iptal etmiş olduğu bir şeyi daha da genişletmeye çalışıyorsun. Anayasa’nın 133'üncü maddesi üniversitelerin bilimsel özerklik temelinde kurulacağını, öğretim üyelerinin bilimsel araştırma ve yayın özgürlüğünü güvence altına aldığını bu kararda hatırlatmıştır. Açıklamada Anayasa Mahkemesi kararlarında da akademik özgürlüğü, akademisyenlerin görüşlerini tartışmalı olsa dahi serbestçe ifade edebilmesini kapsadığının altını çizmiştir.

Değerli arkadaşlar, bu çerçevede, istihbari bilgiye, kişinin sosyal çevresine ve benzeri muğlak kriterlere dayanan bir tarama mekanizması bu anayasal güvencelerle bağdaşmaz. Türkiye şunları gördü: Senin kardeşin şuralarda şuralarda üyeymiş sen giremezsin. Ben size söyleyeyim ne yaşadığımı: Üsküdar ilçe başkanıydım, benimle birlikte çalışan bir kadın kolları başkanımız vardı. Oğlu Türkiye'nin önde gelen şirketlerinden birine gidecekti. Devlet mekanizmasından bahsetmiyorum, güvenlik taramasından da bahsetmiyorum ona dediler ki: Senin annen Cumhuriyet Halk Partisinde çalışıyormuş biz seninle çalışamayız. Televizyon kanalları falan da var, memleketin anlı şanlı kurumu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN AYŞEN GÜRCAN - Buyurun.

SUAT ÖZÇAĞDAŞ (İstanbul) - Şimdi, bakın, burası Türkiye, bunları yaşıyoruz. Bu ülkenin bazı devlet kurumlarında çok açık söylüyorum, yan yana cuma namazı kılmayan gruplar var, kurumun adını da söylemeyeyim şimdi. Eğer siz böyle bir şeyin yolunu açarsanız bunu getirenler bir yarar umuyordur, yarın başka meselelerin önünü açar, bir grup bir başka grubu, öbür grup öbür grubu sokmaz; bu olmaz. Burada atıf yaptığınız 7315 sayılı Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Kanunu var "Son derece olgusal yazıyor." o Kanun'da. Yani benim hakkımda hiçbir yargı kararı yok ama birileri beni araştırıyor. Ben çok gurur duyarak söylüyorum, ben 14 yaşından beri sosyal demokratım, Atatürkçüyüm, Cumhuriyet Halk Partiliyim ve bu ülkedeki bütün sağ partilerle muhalif oldum. Birisi beni taradığında binlerce Recep Tayyip Erdoğan eleştirisi görecek, belki yüzlerce Devlet Bahçeli eleştirisi görecek. Olgusal bir karara dayanarak koyarsanız benden asla idari istikrarı sağlayacak biri olmaz. Peki, nasıl olacak? İktidar biz olduk -inşallah öyle olacak, o tartışmaya girmeyeceğim şimdi- tuttuk biz olduk, siz oldunuz muhalefet öyle ya, olmaz mı? Olur yani. Yani diyelim zor ya, oldu diyelim. Ben ciddi bir şey anlatıyorum. Yarın geldi bu kılıç bizim elimize, geleni geçeni kestik. Kim ki Recep Tayyip Erdoğan resmi beğenmiş kestik, kim ki başka bir şey beğenmiş kestik. Neden? Yargı kararına ihtiyaç yok, istihbari bilgiye ihtiyaç yok. Olgusal taramayla "Sen akademisyen olamazsın." diyoruz. Ya, Türkiye kalkınır mı zannediyorsunuz böyle olarak? Akademinin ruhu farklı fikirleri çatışması zaten. Ya böyle bir şey üniversite için düşünülebilir mi? Her tür siyasi görüşten insanın üniversitede olması lazım. Türkiye öyle gelişecek. Ya, şöyle bir derdiniz var, açıkça eleştirerek söylüyorum: Memleketin tamamını milliyetçi muhafazakâr yaptığınızı zannederseniz ülkenin gelişeceğini zannediyorsunuz. Hayır, ne kadar çok renkli kesimler olursa o tartışmadan büyüyor ülkeler. Dünyanın her ülkesi öyle büyüdü. Bakın, bu madde çok tehlikeli. Yarın, bugün iktidar ortağı olanların birbirini o üniversitelere sokmadığını görürsünüz çünkü bir grup bir başka grubu almayacak, kadrolar sınırlı, kadro ihdas etmek için burada saatler boyunca konuşuyoruz. Az sayıda kadro var. O kadroları nasıl vereceğiz? Bizimkiler girsin, o zaman ötekileri dışarıda bırakacağız. 12 Eylülde kuzeni bilmem ne örgütün bilmem ne toplantısında diye onu da o örgütten sayan insanlar var. Ben size söyleyeyim. Bugün burada bulunan milletvekilleri, AKP'li milletvekilleri, MHP'li milletvekilleri bu uygulandığı takdirde örneğin iktidar başka biriyse Ülkü Ocakları geçmişi olan herkes gitti, taca çıktı, CHP'nin Gençlik Kollarında olanlar taca çıktı, sizlerdense taca çıktı. Neden?

RUKİYE TOY (Sivas) - O günler yaşandı.

SUAT ÖZÇAĞDAŞ (İstanbul) - Şimdi, bakın eğer bu söylediğinize...

Tamamlıyorum.

BAŞKAN AYŞEN GÜRCAN - Sizden başka önergede konuşacaklar da var, onlara da söz vereceğim.

SUAT ÖZÇAĞDAŞ (İstanbul) - Hemen tamamlıyorum.

Sayın Vekilim, eğer bir zulüm gördüğünüze inanıyorsanız, aynı zulmü uygulayarak mutlu olamazsınız.

İki, şu standart cevaba da bir standart cevap vereyim. Cumhuriyet Halk Partisinin en son iktidar olduğu yıl 1977'dir. Sizin ne derdiniz varsa ondan sonraki sağ partilerle derdinizi çözebilirsiniz, biz değiliz. Hatta Cumhur İttifakı'nın ortağı DSP'yle de çözebilirsiniz, anlatabiliyor muyum? Biz değiliz onun ortağı. Dolayısıyla siz ona bakabilirsiniz, anlatabiliyor muyum? Şimdi, bunlarla bir yere gidemeyiz. Geçmişte eksiklikler varsa, yanlışlıklar varsa başka şeylerin yapılması anlamına gelmez, aynı şeylerin yapılması anlamına gelmez. Ben Türkiye aslında büyük bir tehditten bahsediyorum, A partisinden, B partisinden, C partisinden bahsetmiyorum. Bir grup, burayı ele geçiren bir grup başka bir grubu tasfiye eder. Devlet sırrı olduğu için bazı şeyi söylemiyorum şimdi. Devletin bazı istihbari kurumlarında sadece belli görüşten insanlar var bugün Türkiye'de. İçişleri Bakanınıza sorabilirsiniz. Tek bir gruptan gelen insanlar var istihbarat gruplarının içerisinde. Geri kalanların tamamını tasfiye ederler. Başkent için bakabilirsiniz mesela. Dolayısıyla bu çok tehlikeli bir madde. Bunu Türkiye'ye yapmayın. Bu doğru bir iş değildir.

Olgusal, illiyet bağı kurarak, akrabalıklara, ilişkilere bakarak insanların akademik gelecekleri belirlenemez. Burada hepimize sorumluluk düşüyor. Bu madde kesinlikle geri çekilmelidir, bunu Türkiye'ye yapmayın. Bu geçmişte -girişte de söyledim- İstanbul Büyükşehir meselesinde İçişleri Bakanı Süleyman Soylu'nun dile getirdikleri olmuştu. İki sene sonra sorduğumuzda "Yok öyle bir şey. Siyaset yapma hakkımı kullandım." dedi. 557 terörist vardı İBB'de. Bu çok geçici olarak kullanılır, herkese zarar verir, çok yanlış olur, bundan vazgeçilmesi Türkiye'nin yararınadır. Bunu kendi aranızda tartışın, bundan Türkiye'yi kurtarın çünkü bugün muhalif görünenleri dışarıda tutarsınız, yarın yeni muhaliflere ihtiyaç olacak. Kendi içinizde devam edersiniz çünkü kadrolar ve yer sınırlı. Bu başka bir şeye doğru dönüşür.

Saygılar sunarım.