KOMİSYON KONUŞMASI

SUAT ÖZÇAĞDAŞ (İstanbul) - Evet, söz istedim.

Bir kamu yararı sormak istiyorum. Bir cumhuriyetin Atatürk Orman Çiftliği var; bunu cumhuriyetin kurucusu kendisi satın almış, sonra milletine bağışlamış, üstüne bir de 1950 tarihli bir yasa kurulmuş, buradan bir üniversiteye yer vermişsiniz.

İki, bu millet kendine tarihî bir gar yapmış, onu da gitmişsiniz aynı kişiye vermişsiniz. Sizce partinizden Sağlık Bakanlığı yapmış olan birisine cumhuriyetin bu eserlerini, yasayla kurulan arazilerini, dikilmiş ağaçlarını öldürerek, kestirerek bir kamu yararı olduğunu düşünüyor musunuz, Sağlık Bakanlığına soruyorum? Yani vakıf üniversitesi ya bunlar, medeniyetimizin bir parçası ya, birisi kendi malından, mülkünden vakfedecek, Fahrettin Koca bir şey vakfetmemiş, siz vakfetmişsiniz. Orman çiftliğinden arazi vakfetmişsiniz, memleketin garını vakfetmişsiniz. Peki, onlar şimdi ne vakfetmiş? Zamanında da bunu bitirememişler, üstüne bir daha ek süre vermişsiniz. Ben bilmiyorum ama çok eminim, araştırmam lazım, muhtemelen devletten bir yığın da teşvik vermişsinizdir o üniversitenin binaları da yapılsın diye. Bu nasıl vakıf üniversitesi? Bunun kamu yararı nerede? Sağlık Bakanlığına da soruyorum, YÖK Başkanına da soruyorum.

BAŞKAN AYŞEN GÜRCAN - Teşekkürler.

Başkanım cevap vermek durumunda değilsin, sonra da verebilirsiniz.

SUAT ÖZÇAĞDAŞ (İstanbul) - Ama Başkanım, böyle olmaz ya.

BAŞKAN AYŞEN GÜRCAN - Hayır, tamamen kendi tercihine bağlı.

SUAT ÖZÇAĞDAŞ (İstanbul) - Ya, siz alenen diyorsunuz ki: "Cevap verme." Verme kardeşim! Sizin Bakanınıza devletin mallarını yağmalatmanız siyasi skandaldır diyorum o zaman! Dünyanın hiçbir ülkesinde bir iktidar kendi bakanına...

BAŞKAN AYŞEN GÜRCAN - Şu an 15'inci maddenin oylamasını yapıyoruz.

SUAT ÖZÇAĞDAŞ (İstanbul) - Ya Başkanım, YÖK Başkanı niye gelmiş o zaman? Gelmeseymiş. Ya, konu bu, konu bu, 15'inci madde bu. Sizin Ankara Medipol Üniversitesine devletin malını vermeniz, konu bu, madde de bu. Madde bunun için gelmiş zaten.

Bakın, bize diyorsunuz ki: "Böyle böyle konuşmayın." Kibar kibar soruyoruz, kamu yararını soruyoruz, Atatürk Orman Çiftliği arazisini neye göre verdiniz? Sizin bağışınız mı ya!

BAŞKAN AYŞEN GÜRCAN - Başkanım, evet, buyurun açıklar mısınız?

YÖK BAŞKANI PROF. DR. EROL ÖZVAR - Evet, ben sorumluluğumuza giren kısmıyla ancak...

SUAT ÖZÇAĞDAŞ (İstanbul) - Nazım Bey, sizi de duyuyorum.

NAZIM MAVİŞ (Sinop) - Duyunuzu bulduğum için söylüyorum ben de.

SUAT ÖZÇAĞDAŞ (İstanbul) - Atatürk'ün kendi malından, mülkünden bağışladığı bir araziyi bakanınıza vermişsiniz. Yeşil alan, yeşil alan!

NAZIM MAVİŞ (Sinop) - Ya, Suat Bey, anlıyorum, konuşun ama birazcık sessiz konuşun.

SUAT ÖZÇAĞDAŞ (İstanbul) - Tamam, ben zaten çok düşük konuşuyorum ama Başkan oraya dönüp de "Sen cevap verme." derse ne olacak?

NAZIM MAVİŞ (Sinop) - Bu kadar bağırmana gerek yok, sakin olun.

SUAT ÖZÇAĞDAŞ (İstanbul) - Ben Sayın YÖK Başkanına soruyorum, kamu yararı nerede bir eski bakana bu arazilerin tahsis edilmesinde?

BAŞKAN AYŞEN GÜRCAN - Başkanım, buyurun.

YÖK BAŞKANI PROF. DR. EROL ÖZVAR - Şimdi, Yükseköğretim Kurulunun yetkisine giren kısımlarıyla ben sizlere ancak cevap verebilirim. Bundan mesul olan müesseseler, kurumlar veya otoriteler kendi üzerlerine düşenlere cevap verirler.

Şimdi, bu geçici 82'nci maddeyle ilgili olarak gayet güzel bir şekilde özetlendiği gibi, ifade edildiği gibi... Şimdi, bu maddeyle ne kastedilmişti? Maddeyle kastedilen şey şuydu: Tıp eğitimi verirken vakıf üniversitelerinin aynı zamanda kendilerine ait bir hastaneyle bu eğitimi yürütmesi, aksi takdirde tıp eğitiminin karşı karşıya kaldığı sakıncaların gerek yükseköğretim açısından gerek Türkiye'deki tıp eğitiminin istikbali açısından sakıncalar doğurabileceği kanaatiyle hatırlayacaksınız bu madde kabul edilmişti. Şimdi, beş senenin sonuna gelindiğinde, kendisine ait hastanesi olmayan vakıf üniversiteleri içinde tıp fakültesi olan üniversitelerimiz bu kanun maddesi dolayısıyla muhtelif seviyelerdeydi bizim gördüğümüz ve takip ettiğimiz kadarıyla. Şimdi, aslında, kıymetli vekillerim, bu yeni maddeyle yapılmak istenen şey Türkiye'de tıp eğitimi veren kurumları kapatmamak, mümkünse olabildiği ölçüde bunların tıp eğitimi ve yükseköğretime devam etmesinin önünü açmak. Dolayısıyla, kapatmak cihetine gitmek değil, ıslah etmek cihetiyle bu madde kaleme alınmış bulunuyor. Yani bu konuda herhangi bir irade sergilemeyip "Kardeşim, yapan yapmıştır, yapamayan yapamamıştır. Efendim, yarıya kadar, çeyreği kadar, üçte 2'si kadar yapmış olanlar da ne hâlleri varsa görsün." deseydik, o zaman, kıymetli vekillerim, bu kanun maddesiyle pek çok vakıf üniversitesinin ortaya koymuş olduğu çabaları, yapmış olduğu yatırımları -ki bunların kamu yatırımları olarak değerlendirilmesi icap eder çünkü bunlar vakıf üniversiteleridir, kamu tüzel kişiliğini haiz kurumlardır- bunların bu çabalarını büyük ölçüde ortadan kaldırmış, sıfırlamış ve bunların tıp fakülteleri bütünüyle kapatılmış olacaktı. Buralarda okuyan -sayıları yanlış olabilir hani rakamı ben daha net sizlere ifade edebilirim- 15 bine yaklaşan tıp fakültesi öğrencileri, kıymetli vekillerim, bir şekilde başka üniversitelere devredilmek ve bundan dolayı da birtakım sıkıntılarla karşı karşıya kalmak durumunda olacaklardı. Yükseköğretim Kurulu vakıf üniversitelerinin hastane yapma çabasını bir hiyerarşiye koymak suretiyle realize edilebilir bir periyot öngörerek vakıf üniversitelerinin tıp eğitimini ve bu vesileyle sağlık hizmetlerinin iyileştirilmesinin önünü açmaya çalışıyor kıymetli vekillerim. Ha, burada "Kardeşim, niye beş seneye kadar yapamadı, niye bu kadar beklediler, niye bunu üç senede, iki senede yapmadılar? Siz niye bunları zorlamadınız?" diyebilirsiniz ama neticede verilmiş bir süre var, o süre sonuna kadar biz gördüğümüz kadarıyla ön izin belgesini almış, ruhsatını almış, inşaatına başlamış. Ruhsat aldığı hâlde, inşaatına başladığı hâlde oradaki belediyenin inşaat faaliyetlerini yasaklamaya kalkıştığı veya tahsisleri mahkemeye götürerek üniversitelerin hastane yapmasının önüne geçmeye çalıştıklarını, hatta engellediklerini de fark ettik sayın vekillerim; bunların hepsinin raporları hazırlanmış vaziyettedir. Dolayısıyla, bütün vakıf üniversitelerini aynı kefeye koyarak değerlendirmek ve tek bir şekilde hepsine aynı reçeteyi yazmayı biz Yükseköğretim Kurulu olarak gerek kamu kaynaklarının kullanılması gerek yatırımlar bakımından gerek öğrenciler bakımından gerekse bu üniversitelerin bu tıp fakültelerinde öğretim üyesi bulunan hocalar bakımından fevkalade riskli bulduk. Eğer, bir anda kesseydik bunları açıkta kalacak öğrenciler, öğretim elemanları... Haklı olarak biraz önce sayın vekillerimiz de işini kaybeden vekillerden bahsettiler. Şimdi, siz düşünebiliyor musunuz bu vesileyle kaç tane tıp fakültesinde hoca arkadaşımız dışarıda kalacaktı? Yani bizim naçizane yapmaya çalıştığımız şey -eksik olabilir, kusurlu olabilir- bunların içerisinde gerçekten ruhsatı almış, başlamış ve bir aşamaya getirmiş olanlara, danıştığımız Bakanlıklardan da fikir alarak, özel sektörden de fikir almak suretiyle "Ya, bunları, bu ekipler ne kadar süre içerisinde bitirebilir? bu konuda tartışma yaparak böyle bir süre tanınmış oldu. Diyebilirsiniz ki "Öyle yapmayalım." Diyebilirsiniz ki "Niye yirmi dört ay veya niye on iki ay?" Ancak, Türkiye'de hastane yapmanın, en az şu kadar yataklı hastane yapmanın, şu kadar cihazı hastanenin içine koyarak hizmete sokmanın maliyetlerini siz benden çok daha iyi biliyorsunuz. Bu kadar büyük bir yatırımın altına vakıfların gireceğini de hesaba kattığınızda kıymetli arkadaşlarım, burada ister istemez yani ıslahat cihetine gitmenin ve burada fakültelerin kapatılmasına değil, yine Türk gençliğine tıp eğitimi verme konusunda ama istenilen standartlarda vermesi hususunda bir yola sokma -tabiri caizse- kulvara intikal ettirme gibi bir amacı taşıyor. Diyebilirsiniz ki -haklısınız yani o konuda da tartışma yapabiliriz birlikte- "Ya, bunların zaten bu zamana kadar yaptıkları belliydi." Ama biz şunu gördük, daha netleştireyim: Hangi üniversite bu kanun dolayısıyla hangi teşebbüste bulunmuş? Bakın, biz bunların hepsini netleştirdik. Bunlar hakkında Sayın Meclisimiz, sayın vekilimiz bizlerden bilgi istedikleri takdirde bunları sizlerle paylaşmaya hazırız, burada hiçbir sıkıntı yok. Bizden ne istiyorsanız -bildiğiniz üzere- bütün bu bilgileri de sizlerle zaten paylaşıyoruz ama meselenin, madalyonun bir de bu tarafından bakmak gerektiği kanaatini naçizane ben paylaşıyorum. Kapasitemizi ne kadar tutabilirsek ve vakıf üniversitelerinin tıp eğitimini kendilerine ait hastanelerle yapmasını temin edebilirsek o ölçüde bu üniversitelerdeki tıp eğitimi devlet üniversitelerine daha fazla yaklaşacaktır. Aksi takdirde bu ne olacaktı? Yani bu...

BAŞKAN AYŞEN GÜRCAN - Sayın Başkanım, bence maksat hasıl oldu.

YÖK BAŞKANI PROF. DR. EROL ÖZVAR - Olmuş mudur? Peki, tamam.

BAŞKAN AYŞEN GÜRCAN - Maksat hasıl oldu. Kanunumuzun da bir ruhu var, bir felsefesi var. Birileri için çıkan bir kanun değil ki kaç tane vakıf üniversitesi var ve bu vakıf üniversitelerinin bugüne kadar yaptıkları var. Siz de söylediniz, ki bu çalışma yapılırken de konuşuldu.

Teşekkür ediyorum.

SUAT ÖZÇAĞDAŞ (İstanbul) - Demek ki bundan sonra tıp fakültesi kurulacağı izni verilecekse YÖK tarafından önce "Hastanen var mı?" diye soracaksınız.

YÖK BAŞKANI PROF. DR. EROL ÖZVAR - Bravo, bu çok kıymetli.

Bakın, hemen bir örnek vereyim. Bu çok önemli Başkanım, müsaadenizle. Yakın zamanda Bitlis Eren Üniversitesinde hatırlıyor musunuz tıp programına bu seneden itibaren kontenjan tarif edildi. Şimdi, orada hayırsever bir iş insanımız bu üniversitenin gelişmesi için muazzam katkılar veriyor. Üniversitenin isminde de şeyi var biliyorsunuz, ismi var. Şimdi, bu programa öğrenci konusunda... Biz hatta istişareler de yaptığımız zaman dedik ki hastane olmadan biz tıp programı açmıyoruz. Bu grup bir hastane şu anda yaptı, bitmek üzere ve bunu devlete bağışlıyorlar bir protokolle. Biz tebrik ettik, dedik ki: Bu hakikaten çok önemli bir şey; yatak kapasitesi, cihazı... Sağlık Bakanlığına üniversitenin de kullanımına açmak üzere Sayın Vekilim...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

YÖK BAŞKANI PROF. DR. EROL ÖZVAR - Bizler de aynı kanaatteyiz yani hastane kurulmadan tıp programına biz... Sizler de takip ediyorsunuz, bakın, bu zamana kadar, kaç zamandır tıp fakültesinin açılıp açılmama konusunu. Hastane olmadığı zaman ne kadar sıkıntılarla karşı karşıya kaldığımızı çok daha iyi biliriz. Bu, çok güzel bir örnek; daha yeni bu sene muhtemelen herkesi davet edeceklerdir. Sağlık Bakanlığımız, Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde, Bakanlığımızın da katkılarıyla, personel katkılarıyla o hastane hizmete inşallah açılacaktır, bunu da sizlerle paylaşmak isterim.