| Komisyon Adı | : | MİLLİ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU |
| Konu | : | |
| Dönemi | : | 28 |
| Yasama Yılı | : | 4 |
| Tarih | : | 14 .07.2026 |
SADETTİN HÜLAGÜ (Kocaeli) - Evet, arkadaşımız biraz yadırgar gibi oldu da ben de ona şey...
Evet, bence konuşabiliyoruz yani eskilerin bir sözü var "Lisanül beyan ayniyle insan." diye. Çok yüksek sesle konuşmak her zaman haklılık göstergesi olmuyor, alçak sesi de önce kulaklarımızdaki reseptörler duyuyor; duyuyoruz sizi. Mesela, yabancı asistanlarla ilgili, öğrencilerin af kısmındaki eksiklikleri biz duyduk yani bununla ilgili muhtemelen gerekli girişimler yapılacaktır.
Şimdi, yaş meselesini Kayıhan Hocam da söyledi, Aylin Hanım'la da biraz tartıştık. Şimdi, temininde zor meslekler var, bunlardan bir tanesi doktor akademisyenler. Şimdi, okulu bitiriyor, mecburi hizmet; uzmanlık yapıyor, mecburi hizmet; yan dalı bitiriyor, mecburi hizmet yani uzun süreçli bir görevlendirme şeyinden geçen insanlar kolay yetişmiyor. Özellikle tıpta 45-50'yi geçtikten sonra hocalar daha tecrübeli yani buradaki hocanın pratik genç uzmanlar gibi girsin, her ameliyatı yapsın değil, mentörlük yapması çok önemli. Mesela örnek olarak verirsek -Kayıhan Hoca'yla da konuştuk bugün- Malatya'da karaciğer naklinde Sezai Hoca var Profesör Doktor, hakikaten konusunda çok iyi, benim de iyi bir dostum. Hoca 67'yi bitirdi yani bu hocanın üniversiteden ayrılması çok doğal bir şey değil, istemeyiz. Bizde çok kıymetli hocalarımız var, beyin cerrahisinde bizim Savaş Ceylan Hoca vardı, hiç ayrılmasını istemedim ama yaş haddi nedeniyle yetiştiremedik. Kanun çıktıktan sonra böyle ayrılmış olan hocalarımızın sağlık durumları müsait olanlar -tabii, onu teyit edecek- gelsin, hiç olmazsa yeni teknikleri, yeni usulleri, tecrübeleri genç arkadaşlara aktarsınlar istiyoruz. Tabii, bunlara mutlaka kriterler getirilecek yani ilk başlangıçta o üniversitenin ihtiyacının olması çok önemli, bunu da sadece bölüm bazında yapalım dedik. Bu sefer -ben biliyorum; hepiniz, akademisyenler bilir- bölümde birbirini çekemeyen insanlar en olumlu insana bile negatif bir tavırla yaklaşıyor. Onun için dedik ki: Yükseköğretim kurumunun görüşü yani bu üniversite diyecek ki: "Benim şu, şu, şu alanlarda ihtiyacım var." ama nihayeti Yükseköğretim Genel Kurulu verecek yani YÖK verecek. Biz burada, ufak tefek eksiklikler, aksaklıklar olur ama genele baktığımızda kişisel kaprislerden kurtulmak, rektör hegemonyasından kurtarmak için YÖK kısmına böyle bir yaslama yaptık yani öyle bir şeyle hazırladık.
Şimdi, bu şeyler çok önemli... Ben Üniversitelerarası Kurul Başkanlığı yaptığımda bir anımı anlatayım. 60'a yakın denklik getirmişlerdi. Yasa diyor ki: "Yurt dışında doktorasını yapanların iki yüz elli gün yurt dışında bilfiil çalışması gerekiyor." Adam oradan, Maryland Üniversitesinden diploma getirmiş, "Aldım." diyor. Soruyorsunuz, "Evet, diploma bizim." diyor ama yasaya uymuyor. Biz dedik ki: "O zaman Emniyet Genel Müdürlüğüne yazı yazalım, kişilerin pasaportundan bu yurt dışına kaç kere gitmiş?" İnanın, on yedi gün olan, yirmi üç gün olup da denklik almaya çalışan arkadaşlar vardı, bunların hepsini iptal ettik. Hiçbir şekilde de bir kavga, gürültü çıkmadı çünkü yasaları uygulayınca, herkese eşit uyguladıktan sonra kimsenin bir söz hakkı olacağını sanmıyorum.
Şimdi, üniversitelerdeki asistan... Biraz önce Başkanımıza sordum; benim rektörlük dönemimde de mülakat diye bir şey yapmıyorduk. Araştırma görevlisi kadrosu ilan ettiğimiz zaman ALES'ten yüzde 60, İngilizceden yüzde 40 alanlardan bir kadroya 10 kişi çağırılmak şartıyla bir sıralama yapılıyordu ama 2'nci elemede öğrencinin okulu bitirme not ortalamasının yüzde 30'u, ALES'in yüzde 40'ı, İngilizcenin yüzde 15'i, yüzde 15 de mülakat kısmı, o da yazılı, hatta yazılıyı yaparken isimleri kapalı, orada soruları asistan adayı girenlere, onlara çektirerek ve isimler kapalı değerlendirme yapılıp tutanak altına alınarak... Yani sekiz sene boyunca ben hiçbir itirazla karşılaşmadım, birisinin itirazı oldu, imtihanı iptal ettik hemen, kağıtları açmadan, isimleri açarak değerlendirmişler yani kurallar işliyor bildiğim kadarıyla. Onun için araştırma görevlisi noktasında çok şey olmaya gerek yok.
Üniversitelerde bu yatay geçişlerde en büyük sıkıntı... Diyelim ki Kıbrıs'a gitmiş, okuyor, oradaki tıbba girmiş. YÖK genelde üniversitelere 1 veya 2 kontenjan verir, çok öyle fazla, 40 kişi, 50 kişi falan değil, 1 veya 2 kişi. Onun da kuralı şöyledir: Girdiği sene üniversitenin aldığı taban puanının yüzde 50'si ve ders notlarının yüzde 50'si olmak üzere bir sıralama yapılır yani orada tamamen ilan edilir. Yani böyle kişisel tercihli, filanın çocuğu gibi bir şey söz konusu değil.
KAYIHAN PALA (Bursa) - Ama işte taban puanın yarısı olunca filanın çocuğu oluyor, isterseniz isimleri burada tek tek konuşabiliriz.
SADETTİN HÜLAGÜ (Kocaeli) - Yok, yok, ben genel kuralı söylüyorum ama şeyi de...
KAYIHAN PALA (Bursa) - Eski bir bakanın kızı yani isim söylemek istemiyorum ama öyle bir sıkıntı var Hocam.
SADETTİN HÜLAGÜ (Kocaeli) - Bir dakika, müsaade ederseniz bitireyim de Hocam, siz... Yok, yok, ben genel şeyi söylüyorum.
Mesela, şöyle ek bir madde çıkarıldı bu aradaki uygulama aksaklıkları tespit edilince: Mesela, benim kendi yeğenim ODTÜ'ye 1'inci olarak girdi, diyelim elektrik bölümüne girdi. Ben sonra çok sıkıştırdım "Oğlum, niye doktor olmadın?" filan. "Ya, ben doktorluğu sevmiyorum." dedi ama o ara ek bir madde çıkarıldı, üniversiteye girdiği sene eğer Hacettepeyi tutturuyorsa mesela, Cerrahpaşa Tıpı tutturuyorsa çocuk, bir sene sonra o puanıyla müracaat edip tekrar sıfırdan başlayarak okuyabiliyor yani böyle bir kolaylık getirildi ama sırf bu şeyler, hani cin çarpmaları önlensin diye alınan tedbirler var, YÖK'ü o konuda takdir etmek lazım.
Yapılan en önemli şeylerden bir tanesi, Sağlık Bakanlığımızın karşı çıkmasına rağmen çünkü onların gelirlerinden yüzde 2,5 keserek genel bütçeye aktardık, oradaki sorunu da çözdük. Yani onlar da haklı olarak, oluşmuş bir gelir var ama afili olan üniversitelerin de bilimsel araştırma yapabilmesi için hocaların, asistanların proje verecek yani oradaki her kişiye böyle bir para dağıtılmıyor, projeyi getirip... Hatta, biz ona kural getirmiştik, önce TÜBİTAK'a müracaat edeceksin, TÜBİTAK'tan kabul edilmemişse... Ama millet sırf onu almak için başlangıçta TÜBİTAK'a yapıp sonra bize getiriyordu, onlara da kriterler getirdik. Yani bunlar mümkün olduğu kadar bir yola getirme; bir YÖK yasası hazırlamıyoruz biz yani buradaki aksaklıkları düzeltmek için ne yapabiliriz noktasında gayretler var.
Temininde zor olan personel nedeniyle dedik ki hekimler... İşte, Sezai ağabey gibi bir insan üç ay önce emekli olmuş ama çok kıymetli adam. Bunlar üç yıl içerisinde müracaat ederse ama tıpta olsun, tıp dışı diğer alanlarda olsun, bunlar müracaat ettikleri zaman üniversite değerlendirecek, YÖK karar verecek. Hatta, birer yıllıktı sözleşme, biz dedik ki: "Bir yıl için hiçbir hoca gelip üniversitede yer değişikliği yapmaz, en az iki yıl olsun ki hoca da önünü görebilsin." O da hüsnükabul gördü, onu da arz etmek isterim.
Yani bizim üniversitelerdeki en önemli sorun alanlarımızdan bir tanesi; biraz önce Kayıhan Hoca çok güzel söyledi ama ben bunu bizim Sapanca'daki değerlendirme kurulumuzda açık ve net konuştum. Üniversite hastanelerinin binaları eskidi, cihazları eskidi; şehir hastaneleri mükemmel, lüks otel konseptinde, cihazlar son teknolojik cihazlar, üniversiteler onlarla yarışamaz hâle geldi. Mutlaka bunların sisteminin birbiriyle entegre edilmesi gerektiği konusunu Başkanımıza da arz ediyoruz.
Üniversitelerde hoca çok, asistan yok; şehir hastanesinde görevlendirilen hocalar az, asistan çok. Nihayetinde bizim ülkemizin değerleri bunlar, hiçbir kimsenin malı mülkü değil ülkemize ait değerler. Bu iki sistemin birbiriyle entegre edilmesi...
Gerçekten, öğretim üyesi maaşlarının, tıp dışındakilerinin çok zor durumda olduklarını biliyorum. Yine, tıpçılar dörtten sonra özel hasta bakabiliyor, katkı paylı işlemler yapabiliyor yani bir miktar gelir getirici işlemler oluşturabiliyor ama tıp dışındaki o arkadaşların, akademisyenlerin zorluklar içerisinde olduklarını biliyoruz. Bunlarla ilgili de inşallah, önümüzdeki günlerde bir hazırlık yapılacağı kanaatindeyim yani en azından konuşmamızdan öyle izlenimler aldığımı vurgulamak isterim.
Hazırlanmış olan bu yasada, genelinde eğer eksik gedik şeyler varsa bunlar konuşularak uygun -vekillerimiz de belirtti- ortak bir konsensüsle çözülebilecek sorunlar yani çok fazla, böyle önemli sorun... Çok radikal şeyler konusunda bir şey söylemek istemiyorum.
Ben teşekkür ediyorum.
Başkanımız belki birkaç şey söylemek isterse...
BAŞKAN AYŞEN GÜRCAN - Teşekkürler.
YÖK Başkanımız da konuşmak isterlerse...
Buyurun Başkanım.
YÖK BAŞKANI PROF. DR. EROL ÖZVAR - Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonunun çok Kıymetli Başkanı, Komisyonun çok kıymetli üyeleri, saygıdeğer vekillerimiz; ben de önce saygıyla hepinizi selamlarım. Aranızda bir kez daha bulunmaktan dolayı memnuniyetimi öncelikle ifade etmek isterim. Yükseköğretime dair kanun taslakları hakkında beş saati aşkın bir süreden beri burada büyük bir gayret içerisinde konuları ele alıyor olmanız, bunları müzakere etmeniz, tartışmanız bizler için fevkalade kıymetli; yükseköğretim alanına ne kadar önem vermiş olduğunuzu bu toplantı da açık bir şekilde gösteriyor.
Ben çok ayrıntılara girmeden bir iki hususu müsaadenizle vurgulamak isterim. Önce, hem yükseköğretim hayatımıza ilişkin bazı sorular vardı, geliştirilen bazı eleştiriler hem de belki bazı yanlış anlaşılmalara vesile olabilecek tarafımızdan fark edilen hususlar, onlara dair bazı hususları müsaadeniz olursa ifade etmek, dile getirmek istiyorum.
Şuradan müsaadenizle başlamak isterim: Bütün dünyada "yükseköğretim yönetişimi" diye tabir edebileceğimiz bir alan var ve bu alan ülkelerin ekonomik durumlarına göre, sosyal, siyasi yapılarına göre, kültürel yapılarına göre zaman içerisinde şekillenmiş vaziyettedir. Ülkelerin siyasal formasyonu yükseköğretim, bilim ve üniversite sahasına yönelik bir yönetişim modeli ortaya çıkarmış vaziyette. Bunların ayrıntılarına girmeden ifade edecek olursak, Anglosakson dünyada bir yükseköğretim yönetişim modeli var; buna mukabil, işte daha Fransız, Latin dünyasında görmüş olduğumuz, fark etmiş olduğumuz bir yönetişim modeli var. Mesela, bazı ülkelerde yükseköğretim birim alanı bir bakanlık tarafından organize ediliyor ve temsil ediliyor fakat buna mukabil, mesela, Kuzey Avrupa ve Türkiye gibi ülkelerde adına "kurul" dediğimiz, bazı ülkelerde anayasal temeli olan, bazı ülkelerde kanunlarla teşkil edilmiş, tabiri caizse arayüzleri var. Tabii, burada isimler önemli değil.
Türkiye'ye baktığınız zaman, Türkiye'de yükseköğretim derinliği olan bir alan; öncelikle oradan başlamamız lazım. Geçmişi belki bir buçuk asra, belki daha da gerilere giden, iki asra yaklaşan, 1830'lardaki tartışmaları hatırlarsanız, böylesine derinliği olan bir alan ve bu alan zaman içerisinde sürekli gelişerek bugüne kadar gelmiş vaziyette. Bizim gördüğümüz -yani yükseköğretim alanında çalışan hocalarım geçmişi de gayet iyi bilecektir- yükseköğretim gerçekten Türkiye'de sürekli terakki eden bir alandır. Cumhuriyet dönemini gayet iyi biliyorsunuz, 30'lar, 40'lar, sonra üniversitelerin Türkiye'de genişlemesi, 1950'li yıllarda yavaş yavaş İstanbul'un ve Ankara'nın dışına çıkması, 80'lerden sonra ise bütün dünyada olduğu gibi yükseköğretimin kitlevi bir hâl alması, 90'larda bunu takip etmesi ama bahusus 2000'li yıllardan itibaren dünyada bir kısım ülkelerde, gelişmiş ülkelerde gördüğümüz gibi yükseköğretim kapasitesi Türkiye'de de önemli ölçüde bir genişleme alanı buluyor. Türkiye dışında, mesela, bir Çin, bir Brezilya, Güney Amerika ülkelerine baktığınız zaman, Uzak Doğu'da Çin dışında, Japonya, Güney Kore, Singapur, Hindistan, buralara baktığınızda, benzer bir büyümeyi, kapasite genişlemesini hep birlikte müşahede ediyoruz sayın vekillerim. Türkiye de bilhassa 2000'li yıllardan sonra bu büyük kapasite artışına vaktinde cevap veren ülkelerden bir tanesidir; bilhassa bunun altını çizmek yahut vurgulamak isterim.
Yükseköğretim alanı dünyadaki ekonomik gelişmelerle, sosyal gelişmelerle paralel bir şekilde kitlelerin beğenisine, talebine açılmış bir alan. Türkiye, tabiri caizse vaktinde hamle yapmak suretiyle bu süreci yakalamış ülkelerden bir tanesidir. Bugün vakıf ve devletle beraber -biraz önce sayın vekillerimiz de ifade ettiler- 208'i bulan bir üniversitemiz var. Elbette bütün dünyada üniversite kapasitesi genişledikçe kalite ve nicelik tartışmaları beraberinde geliyor. Bugün dünyada bilhassa inovasyon alanında yaptığı çalışmalarla öne çıkan Çin'de bile bugün nitelik, üniversitelerin niteliği ciddi bir tartışma konusudur. Dolayısıyla Türkiye'de de bunların tartışılmasını fevkalade iyi, sağlıklı neticeler ortaya çıkaracak bir süreç olarak değerlendiriyoruz. Bu açıdan, Türkiye yükseköğretimde kapasite ihtiyacını aslında büyük ölçüde 2020'li yıllarda tamamlamış vaziyettedir. Bundan sonra, Sayın Cumhurbaşkanımızın da ifade ettiği gibi, Mecliste bütün partilerimizin dile getirdiği gibi üniversitelerimizin niteliğine yönelik çalışmaların hız ve ağırlık kazanması gerekmektedir. Yükseköğretim Kurulu da bütün kapasitesiyle, bütün imkânlarıyla bu alanın kalitesini artırmaya yönelik, geçmişte olduğu gibi bugün de aynı şekilde bu çabayı devam ettirmektedir kıymetli arkadaşlarım.
Şimdi, bizim şu hususu vurgulamamız lazım: Üniversitelerimiz bizim güzide kurumlarımız. Bizim en çok dikkat ettiğimiz husus, üniversitelerimizin kurumsal, tüzel kişilik kıymet ve değerlerine halel getirmeyecek şekilde tartışmalarımızı gerçekleştirmemiz gerekmektedir. Bir Boğaziçi Üniversitesinin, bir İstanbul Üniversitesinin, bir Ankara Üniversitesinin, Ege Üniversitesinin saygınlığı, repütasyonu dünden bugüne gelişmiş değildir. Dolayısıyla bu üniversitelerimizin ağırlığını, bu üniversitelerimizin kıymetini hep birlikte sahiplenmeliyiz kanaatini sizlerle paylaşmak isterim. Elbette hatalar olabilir, üzerine gidilmesi gereken konular olabilir ama üniversiteler hepimizin üniversitesidir, hepimiz ortaklaşa, üniversitelerimize sahip çıkmak zorundayız; bunu bilhassa dile getirmek isterim.
Kıymetli arkadaşlarım, bunu da ifade etmek isterim: Son yıllarda yükseköğretim kurumlarımızın, üniversitelerimizin ortaya koyduğu çıktılarla sadece Türkiye'de değil, dünyada da daha görünür hâle geldiğini sadece biz ifade etmiyoruz kıymetli vekillerim; bu, uluslararası bağımsız kuruluşların yayınladığı, ilan ettiği bütün listelerde, sıralamalarda kendini göstermektedir. "Üniversitelerimizin dünya sıralamaları düştü." Biz bunu düzelte düzelte emin olun yorulduk yani sürekli yayınlıyoruz, kendi listelerimizi değil uluslararası listeleri yayınlıyoruz sayın vekillerim. Bugün, Türkiye Avrupa'da İngiltere'den sonra dünyada ilk binde en fazla üniversite temsil eden ülkedir. Bizim hepimizin burunla gurur duymamız lazım. Bakın, Avrupa'da İngiltere'den sonra ilk binde en fazla üniversite temsil eden ülke, ilk 500'de tarihimizde ilk kez 6 üniversitemiz sıralamaya girmiş vaziyette. Bunlar üniversitemizin değil ülkemizin başarısıdır kıymetli vekillerim, böyle görmemiz lazım ama biz bunların yeterli olduğunu kesinlikle ifade etmiyoruz, elbette sorunlarımız var, üzerine gitmemiz gereken meseleler var. Zaten bu vesilelerle bu toplantıları da gerçekleştiriyoruz.
Şimdi, bugün bu Komisyona sayın vekillerimizin marifetiyle getirilen maddelere ilişkin genel, çok kısa bir, iki cümleyle konuşmamı tamamlamayı arzu ediyorum. Şimdi, buraya getirilen maddeler umumi bir reform tasarısı veya taslağı değildir, bütün yükseköğretim alanını kapsadığını söylememiz de mümkün değil. Biz, burada, yükseköğretim kurumlarımızın geleceğe daha dayanıklı, daha güçlü hazırlanmasına yönelik, işleyiş esnasında karşı karşıya kaldığımız sorunların çözümüne ilişkin bazı kanun taslaklarını getirdik. Bunların yanı sıra, Anayasa Mahkemesinin aldığı kararlar dolayısıyla ortaya çıkan bazı zaruretler var, onları dikkate aldık.
3'üncü konu, daha önce bütçe konuşmaları esnasında bütün parti temsilcilerinin ortak, müştereken dile getirdiği bazı hususları düzeltmek amacıyla da buraya kanun taslaklarını getirdik. Mesela, bunlardan bir tanesi kendi adına emeğiyle, kendi gayretiyle 1 makale, 1 kitap, 1 tez, 1 akademik çalışmayı yapmayan... Hatırlayacaksınız sayın vekillerim de var burada bunları dile getiren, isim isim de verebilirim. Bütün vekil arkadaşlarımızdan, aldığımız bu geri beslemeyle bazı maddeleri biz buraya taslak olarak getirdik. Dolayısıyla gelen taslakların bir kısmı bizzat sayın vekillerimizin düzeltilmesini istediği konulardır; bunu bilhassa vurgulamak isterim.
Bunların dışında, yine, toplumda umumi olarak bir kamuoyu oluşturacak sorunlar var idi. Mesela, bunlardan bir tanesi -aramızda hekim, tabip vekillerimiz de var, onlar da ifade etmişlerdi, hatırlayacaklardır- afiliasyona giren vakıf üniversitelerimizle alakalı biliyorsunuz ek 82'nci madde. Onunla alakalı yapmış olduğumuz bu çalışma hakikaten çok önemli. Ben ayrıntılarını bilahare sayın vekillerim isterse onlara da gönderebilirim, onun safahatına ilgili madde geldiğinde açıklama yapabilirim, onunla alakalı çok önemli düzenleme geliyor burada yani ilgili ek 82'yi teyit eden bir madde şu anda sizlerin önünde bulunuyor kıymetli vekillerim.
Bunun yanı sıra, yine, Sağlık Bakanlığıyla afiliye olan devlet üniversitelerimizin döner sermayeden aldıkları paylar... Biraz önce Sadettin Bey de Sayın Vekilimiz de ifade etti, bu çok önemli bir madde. Zira, bu yüzde 2,5 pay 40'ı geçen üniversitelerimizin araştırma bütçesine ciddi bir şekilde kaynaklık teşkil edecek bir teklifi huzurlarınıza getirmiş oluyoruz. Dolayısıyla bu açıdan bakıldığında bilhassa köklü devlet üniversitelerinin araştırma bütçelerini artırmak bakımından fevkalade önemli bir kanun taslağı da önümüzde yer alıyor.
Bunun dışında, af konusunu zaten dile getirdiniz. Orada bazı teknik ayrıntılar vardı; mesela, azami süreyle alakalı. Bakın, uygulamaya geçmiş, internlük aşamasına gelmiş öğrencilerimize aslında azami süreyi tabiri caizse kaldırmış olduk yani o söylenen sınırlar kalkmış oluyor bu taslakla, anlatabiliyor muyum.
AYLİN YAMAN (Ankara) - Orada sadece bazı kafa karışıklıkları vardı Hocam yani bunu konuşmamız gerekiyor.
YÖK BAŞKANI EROL ÖZVAR - Elbette söyleyebilirim, çok net yani bu. İnternlük aşamasına gelen öğrencilerimiz aslında mezun olana kadar o hakkı elde etmiş olacaklar bu taslakla. Diğer yandan...
AYLİN YAMAN (Ankara) - Çok affedersiniz sanki beş yılın devamı gibi getiriyorsunuz orada. Tıp fakültesine yani âdeta beş yıla dokuz yıl veriyormuşsunuz gibi...
YÖK BAŞKANI EROL ÖZVAR - İnternlük kısmında olan öğrencilere yönelik bu şu demek oluyor: Yani tıp fakültesini bu çocuk beş sene, altı sene okumuşsa ondan sonra bu, sınavı geçtiği takdirde internlüğü yani uygulamalar kısmını azami süreye takılmadan bitirebilecekler. Dolayısıyla bu zaten bütün hekim arkadaşların, vekil arkadaşların da söylediği şeye geliyor.
Diğer taraftan, daha önce faydalanmış veya faydalanmama konusu; tabii, Komisyon üyelerimiz burada bunları mutlaka müzakere edeceklerdir. Ben o yüzden bu tartışmaya girmiyorum.
Burada, yalnız, bir iki önemli nokta daha var; emeklilik, sayın vekilim de ifade etti. Burada, tabii, her taraftan bakabilirsiniz, burada görünen o ki İlyas Başkanımız da konuşmasında ifade etti "Piramit tersine döndü." diye. Bu, tabii, Türkiye'deki üniversiteli hocaların demografik trendiyle çok yakından alakalı yani 1990'lardaki o genişlemenin neticesi bu; çok net yani tabii bir şey bu. Biz, şimdi, üniversiteleri bu bakımdan daha çok gençleştirebilmek adına, sizlerin takdirine, ihdas kadro vesilesiyle, üniversitelerimizin bilhassa gençleştirilmesine vesile olacak kadro talebinde tabiri caizse bulunmuş oluyoruz; bu da önemli. Bir küçük not ama o kadar önemli ki. Yakın zamanlara kadar sayın vekillerim, bazı vekil arkadaşlarım beni çok uyardı "Hocam, buna bir şey yapın, savcılığa suç duyurusunda bulunun." Kaç sefer yaptığımı hatırlamıyorum bakın, emin olun. O da nedir? Şu madde gelene kadar Türkiye'de yurt dışından özel bir grup gelse üniversite eğitimi verse biz buna "Sen niye burada eğitim verebiliyorsun?" diyemiyor idik. İlk defa, şimdi, sizlerin bu katkısıyla "Bir dakika, durun, siz bunu yapamazsınız." diyeceğiz. Bu fevkalade önemli konulardan bir tanesidir, bunu da ifade etmek isterim.
Yurt dışına giden öğrenciler bakımından değerlendirecek olursak şunu söylememe lütfen müsaade edin, bitireyim: Türkiye'de yükseköğretime erişim büyük ölçüde sorun olmaktan çıkmış vaziyettedir şu anda ancak bazı öğrencilerimiz veya adaylarımız şansını ülkemizde değil ama yurt dışında denemek istemektedir. Onlara zaten anayasal ve kanuni açıdan herhangi bir şekilde "Bir dakika, nereye gidiyorsunuz?" deme hakkımız yok. Elbette Türkiye'nin en iyi liselerinde okuyan çocuklarımızın Türkiye'de okumasını arzu ediyoruz, bunu ifade etmek lazım. Yurt dışına giden öğrencilerimizle alakalı yaşadığımız en önemli, en ciddi sorun şu: Bazı aracı tabir edeceğim kuruluşlar öğrencilere yönelik yurt dışında birtakım kolaylıklardan ve imkânlardan bahsediyorlar ve bu çocukları aldıkları ücretlerle yurt dışına bazı ülkelere taşıyorlar kıymetli vekillerim ve Yükseköğretim Kurulu "web" sitelerinde, haber kanallarında açıkça ilan etmesine rağmen, tanınmayan veya denkliği kabul edilmeyen üniversitelere götürüyorlar. Bu çocuklar sonra oradan tanınmıyor ve denkliği kabul edilmiyor üniversiteden buraya geldiğinde maalesef ciddi sıkıntılarla karşı karşıya geliyor. Sizlere de bu arkadaşlar gelip "Ya, bu sorunumuza bir cevap bulur musunuz?" diyorlar. Bizim istirhamımız şu: Bizim "web" sitemizde, bütün sosyal kanallarımızda Türkiye Cumhuriyeti devletinin tanıdığı bütün üniversitelerin kaydı var; net bir şekilde. Kıymetli vekillerim, e-devlete girmek suretiyle bunları öğrenmeleri çok kolay. Biz bu dönemde -yakında biliyorsunuz üniversite sınavlarını da açıklayacağız, çok az bir süre kaldı- yine tekrardan ilana geçeceğiz. Bu konuda, denklik konusu Yükseköğretim Kurulunun en fazla ehemmiyet verdiği bir konudur. Sizleri şikâyetler geliyorsa lütfen o şikâyetleri somut olarak isim isim bize bildirin ve biz bu isimlerin üzerinde teker teker çalışalım ve bunların cevabını sizlere verelim. Bakın, bunu net olarak bu kadar açık yüreklilikle sizlere ifade ediyorum.
ŞENOL SUNAT (Manisa) - Tanıdığınız üniversite denkliği de getiriyor mu?
YÖK BAŞKANI EROL ÖZVAR - Tanıdığımız üniversiteler denkliği getirmiyor çünkü tanımak başka bir şey, denklik başka bir şey; onun da izahı, hepsi var kıymetli vekillerim.
Bunun dışında da bazı önemli gündem maddeleri var, onlara vakti geldiği zaman isterseniz işaret etmiş olayım.
Şırnak Üniversitesi Rektörü hakkında da bir şey söylemem lazım. Burada şunu ifade etmek isterim: Ben kendi adıma kul hakkına hayatım boyunca dikkat etmeye çalışmış bir insan olarak söylüyorum. Şırnak Üniversitesi Rektörü defaatle basında açıklamasına rağmen, kamuoyu açıklamasına rağmen, 4 kez savcılığa suç duyurusunda bulunmasına rağmen kıymetli arkadaşlarım, bunların hiçbiri gündem olmuyor. Açıkça ifade etti, dedi ki: "3 akrabam Şırnak'ta..." Kıymetli arkadaşlarım, ki kendisi Şırnak'ta öğretim üyesi değil, Dicle Üniversitesinde öğretim üyesi, Dicle'de. "Ben rektör değilken, benim akrabam -yani orada akrabalar biliyorsunuz, bölge vekillerimiz gayet iyi bilirler, daha zengin ve kalabalık oluyor- ben yokken üniversiteye girmiş bu 3 memur." Memur kıymetli arkadaşlarım, memur. "Benim bundan ne kabahatim olur. Benden sonra ise, ben rektör olduktan sonra ise 2 akrabam becayiş usulüyle üniversiteye gelmiş vaziyette." diyor. Bunu açıkça kamuoyunda deklare ediyor. "Efendim, bana tabii olmazsanız ben hepinizi şöyle yaparım, ben herkesin üstündeyim." yani aklınız... Lütfen, sayın vekillerim, elinizi vicdanınıza koyun ya. Bir rektör eğer aklı başı yerindeyse bu sözleri edebilir mi ya? O gazeteci diyor ki: "Facebook'un da bunlar yazılı." Ya, 5 bin takipçisi var, 5 bin takipçi göremiyor da o gazeteci mi görüyor ya o yazılanları? Ya, Allah aşkına sayın vekillerim ya, lütfen ya... 5 bin kişi göremiyor da bir adam mı görüyor Facebook'ta? Yazıktır, günahtır. Naçizane, şu kul hakkı meselesine dikkat etmek lazım, kul hakkı önemli. Bu arkadaşımız 50-55 yaşlarında, çoluk çocuğu olan, ailesi olan, karısı olan bir insan yani bu kadar... Tamam, ben siyasetçi değilim ama hani siyasi tartışmalar olur da bir de insanların hakları var. Sayın vekillerim, bu konuda varsa bir şüpheniz YÖK'e bekliyorum veya söyleyin, ben geleyim o arkadaşla, sizlerle konuşsun ama burada kesmek lazım artık yani biraz tadı kaçmış vaziyette. Ailesini düşünün ya, çocuğunu, hakikaten çok zor bir şey sayın vekillerim yani biz rektörlerimize bu şekilde... Bu konuda sizlerden istirham ediyoruz; varsa söyleyin bana, bakın, ilk soruşturmayı açacak ve ilk cezayı verecek makam burası, hiç şüpheniz olmasın yani hiç. Ama lütfen bunu sizlerden istirham ediyorum bir kez daha: Lütfen bu konuda daha duyarlı olmanızı bekliyorum.
Başkanım, tekrardan sabrınız için ve vakit verdiğiniz, görüşlerimi, düşüncelerimi sizlerle paylaşmama müsaade ettiğiniz için hem size hem sayın vekillerimize ayrı ayrı teşekkür ediyorum.