KOMİSYON KONUŞMASI

AHMET VEHBİ BAKIRLIOĞLU (Manisa) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Şimdi, tabii, burada bu torba yasada en çok beklenen maddelerden bir tanesi madde 15 yani en düşük emekli maaşında yapılan düzenleme. Ne oluyor? 20 bin lira olan en düşük emekli maaşı yüzde 17,7'lik bir artışla 23.552 liraya çıkıyor. Memlekette, benden önceki hatiplerin de belirttiği gibi, açlık sınırı 36 bin ancak en düşük emekli maaşı alan emeklilerimize reva görülen tutar 23.552 TL açlık sınırının yüzde 65'ine tekabül ediyor. Ortalama emekli maaşı -nisan ayında ben bir hesaplama yapmıştım- 2026 yılında 24.500 civarında 4/A ve 4/B emeklilere yüzde 17,7; 4/C'ye yüzde 13,8 ve bu düzenlemeyi de kattığımız zaman bu ortalama emekli maaşı da 27.500 liraya kadar çıkacak. Bilmiyorum, bu konuda yapılmış bir çalışma var mı? Komisyonumuza bu konuda bilgi verilirse de sevinirim. Bu düzenlemelerden sonra 27.500 liraya çıkacak.

Şimdi, biz emeklinin takvimini yaptık. Emeklimiz maaşını aldığı zaman 1'inci gününde kirasını ödüyor, şu an Türkiye'deki ortalama kira 24.179 lira. Emeklimiz maaşını aldı, 1'inci gün kirasını ödedi, ertesi gün de faturalarını ödedi yani elektrik faturasını, su faturasını, doğal gaz ve cep telefonu faturasını ödedi; buna da 2.233 lira ücret verdi. Bu rakamları nasıl buldum ben? Tek başına kalan 3 emekli yurttaşımıza faturalarını sordum, ortalama 2.233 lira bir rakam çıktı. Tabii, bu, kışın doğal gaz fiyatının artmasından dolayı daha da artacak. Bu da emeklimizin üçüncü günü, maaşını aldıktan sonra emeklimizin üçüncü gününde cebinde herhangi bir şey kalmıyor. Bu da emeklimizin dördüncü günü, emeklimiz kara kara düşünüyor yani "Ben evin kirasını verdim, faturalarımı ödedim ama nasıl geçineceğim, çarşıya pazara nasıl çıkacağım?" diye kara kara düşünüyor. Eğer Google'a "emekli" diye yazarsanız karşınıza çıkan figür de bu, resim de bu.

Şimdi, sokak röportajlarını bilmiyorum takip ediyor musunuz, Manisa'da bir sokak röportajı yapılmış, soruyorlar emeklilere "23.552 liraya çıktı, ne düşünüyorsunuz?" diye, hemen hemen hepsi şunu söylüyor: "Rezillik." diyorlar. Birisi şunu söyledi: "Bugün evinde kedi, köpek besleyen, evcil hayvan besleyen insanlar bile neredeyse bu hayvanlara yani kediye ve köpeğe neredeyse bu kadar masraf yapıyor. Bizim kedi kadar kıymetimiz yok mu?" diye söyleniyor. Bu durum yani yedi yılda 12'nci defa bir düzenleme yapmak durumunda kalıyoruz. Bu durum adaletsizliği körüklemekte arkadaşlar. En düşük emekli maaşı 23.552 lira, ortalama maaş da 27.500 lira, 28 bin lira. Geçmişte nasılmış bu? 2019 yılında en düşük ortalama emekli maaşı en düşük emekli maaşının neredeyse 2 katıymış. 2026 yılına geldiğimiz zaman, bugünkü rakamlarla yüzde 16 fazla duruma gelmiş yani 2 katından yüzde 16'ya düşmüş. Yani yaptığımız şey esasında dipte, fakirlikte bütün emeklilerimizi eşitliyoruz. Şimdi, bu düzenlemeyle 4,9 milyon insan, emeklimiz en düşük emekli maaşını alırken bu düzenlemeyle 5,1 milyon emekliye çıkmış. Altı ay sonra bir daha düzenleme yapacağız, yapmak zorunda kalacağız, bir yıl sonra bir daha yapmak zorunda kalacağız -eğer bu iktidar burada olursa- ve bu rakam her geçen düzenleme de artacak. Yani şimdi şöyle düşünün: 17 milyon emeklinin olduğu bir yerde, bir memlekette 5 milyon 100 bin kişinin en düşük emekli maaşı alması, tabanda maaşı alması akıl alacak gibi değil. Şimdi, burada, biraz evvel İsmail Bey şeyden bahsetti, dedi ki: "Ya, emekli sayısı artıyor, ne yapalım?" Şimdi, rakamlara bakalım, emeklilerin maaş ödemelerinin gayrisafi yurt içi hasılaya oranlarına bakalım, 2020 yılında yüzde 6,7'ymiş, emekli nüfusun toplam nüfus içerisindeki payı yüzde 14,9. Yıl 2025, emekli maaşlarının gayrisafi millî hasıladan yani millî gelirden aldığı pay 6,7'den 5,9'a düşmüş. Emeklinin nüfusu da bütün nüfus içerisindeki oranı da yüzde 14,9'dan 18,8'e çıkmış. Yani ne olmuş? Emekli nüfusu artmış ancak emeklinin pastadan aldığı pay azalmış. Yani siz şunu söylüyorsunuz, diyorsunuz ki: "Bugün 20 milyon emekli var, benim için fark etmez, 17 milyon emekli var, benim için fark etmez, isterse bu sayı 19 olsun, 20 olsun, 21 olsun. Benim pastadan emekliye vereceğim pay bu kadar." Yani yaptığınız şey esasında emeklinin maaşını diğer emeklilere ödetiyorsunuz siz. Diyelim ki bir odada 5 emekli var, 1 daha geldi, 6 oldu, bu yeni gelenin parasını diğer emekliler kendi arasında bölüşüyor, emekliye veriyorlar. Yaptığınız şey bu. Ve şöyle bir hesap yaptık: Hani, emekli nüfusu artıyor fakat emeklinin pastadan aldığı pay azalıyor ya, emekli nüfusun arttığı oranda aldığı pay artmış olsaydı bugün için Türkiye'deki gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde 8,3'ünü emekliye maaş olarak vermek durumunda kalacaktık. Şu anda 5,9; arada çok ciddi bir fark var. Ve bu ne demek, biliyor musunuz? Bugün emeklilerimizin maaşlarının olduğundan yüzde 40 daha fazlası olması anlamına geliyor. Yani ortalama emekli maaşı bugün için bu yapılan düzenlemelerle 27.500-28.000 lira var ya, eğer yüzde 40 ilave edilseydi bu rakam 38 bin-39 bin liraya çıkacaktı, ciddi bir fark var. Yani ne olmuş? Birisi emekli yurttaşlarımızın cebinden, maaşından her ay düzenli olarak çalıyor. Kim çalıyor? İktidar çalıyor arkadaşlar. İktidar her ay emeklinin evine giriyor, pantolonundan, cebinden her ay çalıyor. Peki, eve girerken neyi kullanıyor? Eve girerken de maymuncuk olarak TÜİK'i kullanıyor. Bu sistem bu şekilde gitmez. Derhâl ve derhâl emeklilerimizin maaşlarının insan onuruna yakışır bir düzeye getirilmesi ki o düzeyde en az asgari ücret kadar olması gerekli. Yeter mi? Yetmez. Seyyanen bütün emeklilere de mutlaka ve mutlaka ilave maaş verilmesi lazım. Emeklilerimizin gayrisafi millî hasıladan aldığı payın yüzde 8'lere, 9'lara çıkarılması gerekli.

Başka ne var bu torba yasada? 14'üncü madde. Bu SGK'ye yapılan devlet katkısı kaldırılıyor. Ya, bunun gerekçesi ne yani gerçekten neden böyle bir şeye ihtiyaç duyuluyor, ben anlamış değilim. Sosyal devlet olma iddiamızdan mı vazgeçtik, onu sormak istiyorum. Gerçi madde üzerinde uzun uzun konuşacağız.

Madde 9, 10; imalat sektörüne verilen desteklerin süresi uzatılmakta, 2028'e kadar uzatılacak. Ayrıca, turizm sektöründe şu anda istihdamda olan, mayıs ve aralık arasında çalışan başına da 3.500 lira destekleme olacak. İyi, tamam, güzel, o da tartışılır ancak burada bizim en çok itiraz ettiğimiz konulardan bir tanesi, diğer hatiplerin de belirttiği gibi, niye kaynak olarak her zaman İşsizlik Sigortası Fonu akla geliyor?

Genel aydınlatma giderlerinde belediyelerin payının artırılmasına yönelik gene adımlar var, yine, yeniden, bir daha, bu 3'üncü oldu, her seferinde bunu karşımıza getiriyorsunuz. Belediyenin payı şu anda yüzde 10'dayken ve bunu 2 katına Cumhurbaşkanının çıkarma yetkisi varken bu oran yüzde 30'a çıkarılacak ve göreceksiniz Cumhurbaşkanı da bunu 1 kat arttırdığı zaman yüzde 60'lara kadar çıkmış olacak belediyelerin katkısı da. Bunun üzerinde de uzun uzun konuşacağız.

Teşekkür ederim.