KOMİSYON KONUŞMASI

ERSAN AKSU (Samsun) - Saygıdeğer Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanım, Komisyonumuzun kıymetli üyeleri, değerli milletvekillerimiz, çok değerli bakan yardımcılarımız, genel müdürlerimiz, kamu kurum ve kuruluşlarımızın kıymetli bürokratları, sektör temsilcileri ve uzmanları, değerli basın mensupları; hepinizi en kalbî duygularımla, sevgiyle ve muhabbetle selamlıyorum.

Benimle birlikte İzmir Milletvekilimiz Sayın Yaşar Kırkpınar, Bursa Milletvekilimiz Sayın Ahmet Kılıç ve Rize Milletvekilimiz Sayın Harun Mertoğlu'nun ilk imzacıları arasında yer aldığı ve ilave olarak 103 milletvekilimizin imzalarıyla destek verdiği işbu kanun teklifimiz, bugün Komisyonumuzda görüşülecek. Üzerinde yoğun bir mesai harcayarak birlikte hazırladığımız (2/3764) esas numaralı Kanun Teklifi'mizin Komisyon görüşmelerinin ülkemiz ve milletimiz için hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum.

Sözlerimin hemen başında geçtiğimiz hafta, ülkemizin ev sahipliğinde büyük bir başarıyla yirmi iki yıl aradan sonra Türkiye'de gerçekleştirilen NATO Zirvesi'ne ve bu zirvede ülkemizin gerçekleştirdiği muhteşem ev sahipliğine, gurur verici tabloya değinmek istiyorum.

Türkiye, küresel siyasetin merkez üssü hâline gelmiş, jeopolitik gücü ve stratejik vizyonuyla dünya barışının en büyük teminatlarından biri olduğunu bu zirveyle bir kez daha tüm dünyaya göstermiştir. Bugün Ankara, küresel krizlerin çözümünde sadece bir aktör değil, masayı kuran ve yön veren küresel bir güç merkezi hâline gelmiştir. Bu gurur hepimizindir, 86 milyonundur.

Kanun teklifimize geçmeden önce, milletimizin hafızasında derin bir yara, aynı zamanda şanlı bir direniş destanı olarak yer alan ve yarın 10'uncu yıl dönümünü idrak edeceğimiz 15 Temmuz hain darbe girişimini bir kez daha şiddetle ve nefretle lanetliyorum. O karanlık gecede Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın dirayetli liderliğinde milletimizin çelikten iradesiyle FETÖ'cü hainlere karşı eşsiz bir direniş gösterilmiş, demokrasimiz, istiklalimiz ve istikbalimizin üzerindeki büyük tehdit hep beraber bertaraf edilmiştir. Bombaların hedefi olan Gazi Meclisimiz de kurtuluş yıllarında olduğu gibi cesur, kararlı ve takdire şayan bir duruş sergilemiş ve millet iradesine bombalar altında sahip çıkmıştır. Bu vesileyle vatanımız, bayrağımız ve bağımsızlığımız uğruna gözlerini kırpmadan canlarını feda eden 15 Temmuz şehitlerimizi rahmet ve minnetle anıyor, kahraman gazilerimize şükranlarımı sunuyorum.

Değerli Başkanım, kıymetli milletvekilleri; kamu kurumlarımızın işleyişini güçlendirmek, ekonomimizin başat gelir kalemlerinden olan imalat ve turizm sektörlerini desteklemek ve Anayasa Mahkemesinin kimi iptal kararları nedeniyle hukuki altyapımızda ihtiyaç duyulan güncellemeleri ivedilikle yapmak amacıyla hazırladığımız bu teklif, yürürlük ve yürütme maddeleriyle birlikte toplam 30 maddeden oluşmaktadır.

Kıymetli milletvekilleri, teklifimizin 1 ve 16'ncı, 26'ncı maddeleriyle kamudaki hiyerarşik dengeyi ve ünvan yeknesaklığını tahkim ediyoruz. 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 68/B maddesinde yapılan değişiklikle memur statüsündeki daire başkanı ve bu kadrolara denk yönetici kadrolarına atanabilmek için aranan kıdem şartını beş yıldan on yıla çıkarıyoruz. Aynı zamanda 3 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'ne ekli 2 sayılı cetvelde yer alan ve üst kademe kamu yöneticisi sayılmayan il ve bölge müdürü kadrolarını 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin ek 35'inci maddesinin sağladığı atama istisnalarının dışına alıyoruz. Böylece taşradaki en üst düzey temsilciler olan il ve bölge müdürlerinin atanmasında da 657 sayılı Kanun'un temel şartlarının ve kademe ilerlemesi kurallarının işletilmesini temin ediyor, liyakati esas alan ve önceleyen bir düzenleme getiriyoruz.

6085 sayılı Sayıştay Kanunu'nda yer alan bir boşluğu teklifimizle dolduruyoruz. Sayıştay savcısı kadrolarına yapılacak atamalarda eğitim ve kıdem şartlarını kanun düzeyinde somutlaştırıyoruz. Atanacak kişilerin hukuk, siyasal bilgiler, iktisat gibi fakültelerden mezun olması ve mali, iktisadi ve hukuki alanlarda kamu görevlisi olarak en az on yıl çalışmış olması şartını getirerek kamu mali yönetiminde hukuka uygunluk denetim mekanizmasını güçlendiriyoruz.

Tarihî ve köklü kurumlarımızdan PTT'nin personel yapısına dair önemli bir düzenleme getiriyoruz. Bünyesinde bir kısmı idari hizmet personeli, bir kısmı 399 sayılı KHK'ye tabi memur, bir kısmı 4857 sayılı İş Kanunu'na tabi işçi statüsünde personel barındıran bu güzide kurumumuzun çoklu istihdam yapısı kurum içinde yetki, sorumluluk ve ücret dengesizliklerini yol açmakta, PTT'nin faaliyetleri arasında yer alan kargo, lojistik ve finans gibi sektörlerin de rekabet edebilmesini zorlaştırmaktadır. Teklifimizin 22 ve 23'üncü maddeleriyle işçiler hariç olmak üzere PTT bünyesindeki parçalı istihdam yapısına son vererek personelin idari hizmet sözleşmesiyle istihdam edilmesini amaçlıyoruz. 399 sayılı KHK'ye tabi personel kendi talepleri, liyakat ve kıdem önceliğiyle idari hizmet sözleşmeli statüye geçebilecek, geçmek istemeyen veya kontenjanının dışında kalacak personel ise özlük hakları korunarak diğer kamu kurum ve kuruluşlarına geçebileceklerdir. Bu düzenlemeyle PTT'de personel rejiminin yeknesaklığının sağlanması ve sadeleştirilerek verimliliğinin artırılması hedeflenmektedir.

Kıymetli milletvekilleri, dünyanın içinden geçmekte olduğu zorlu ekonomik koşullar ve yakın coğrafyamızda yaklaşık çeyrek asırdır devam eden ve son zamanlarda artan çatışma ortamı makroekonomik dengelerimizi doğrudan etkilemektedir. Milletin iktidarı olma anlayışımızın bir gereği olarak elimizdeki imkânlar dâhilinde tüm sektörleri, toplumun tüm kesimlerini koruyacak önlemleri imkânlar dâhilinde yine alarak yol yürümekteyiz. Emeklilerimizi ve hak sahiplerini yakından ilgilendiren düzenlemeyle mevcut 20 bin Türk lirası olan en düşük aylık ödeme tutarını 2026 yılının ilk altı ayında TÜİK tarafından açıklanan yüzde 17,76'lık enflasyon oranını dikkate alarak 23.552 Türk lirasına yükseltiyoruz. AK PARTİ'nin göreve geldiği 2002 yılı Aralık ayında sadece 66 Türk lirası olan en düşük emekli aylığını adım adım yükselterek 2019'dan itibaren 5510 sayılı Kanun'un ek 19'uncu maddesiyle taban emekli aylığını bin TL'ye çıkardık. Emekli aylığı tabanında 2020'de 1.500, 2022'de 2.500 ve 3.500 olmak üzere 2 kez, 2023'te 5.500 ve 7.500 olmak üzere yine 2 kez, 2024'te 10 bin ve 12.500 olmak üzere yine 2 kez, 2025'te 14.469 ve 16.881 TL, 2026 yılı Ocak ayında da 20 bin TL'ye artış sağlanmış idi. Getirdiğimiz düzenlemeyle 23.552 Türk lirasına yükseltilmektedir. Komisyonumuz ve Meclisimiz konuya ilişkin bu maddede 12'nci düzenlemesini son yedi yılda yapmış olacaktır. Süreçte 2002 yılında 40 dolar olan en düşük emekli aylığı son düzenlemeyle 500 dolara yükseliyor. Bu tablo 2002'den bu yana en düşük emekli aylığında enflasyondan arındırılmış şekliyle reel olarak tam 5,5 kat, dolar bazında ise 12,5 kat artış sağlandığını göstermektedir. Bu düzenlemeden yaklaşık 5,1 milyon emeklimiz doğrudan yararlanacaktır. 2026 yılının ikinci altı ayı için yaklaşık 79 milyar TL'lik bir ilave maliyet oluşacaktır. Emeklilerimizin alın terinin enflasyona ezdirilmemesi kararlılığımızı sürdürüyor, hayırlı olmasını diliyoruz. Gerektiğinde bütçe imkânları çerçevesinde konuya ilişkin adımlarımızı atıyoruz ve atmaya devam edeceğiz. Devletimizin Sosyal Güvenlik Kurumuna ve dolayısıyla emeklimize, işçimize sağladığı destek son yıllarda artan oranlarda devam etmektedir. Bakınız, 2025 yılında Sosyal Güvenlik Kurumuna devlet katkısı ve açık finansman yoluyla toplam 963,7 milyar TL hazine yardımı sağlanmıştır. İçinde bulunduğumuz 2026 yılı için ise Hazine ve Maliye Bakanlığı bütçemizde bu amaçla ayrılan ödenek 1 trilyon 162 milyar Türk lirasıdır. Bu anlamda, bütçe yönetimindeki şeffaflığı ve etkinliği daha da artırmak adına 14'üncü maddeyle Sosyal Güvenlik Kurumunun mali yapısındaki bütçe transferlerini sadeleştiriyoruz. Hazineden yapılan ödemeleri tek bir bütçe kalemi altında birleştirerek mali yeknesaklığı üst seviyeye çıkarıyoruz. SGK'ye sağlanan destek bu sadeleştirmeyle beraber hiçbir eksilme olmadan ihtiyaç tutarında devam edecektir.

Değerli milletvekilleri, üreten, istihdam sağlayan ve ihraç eden bir Türkiye vizyonu bizim ekonomi politikalarımızın olmazsa olmazıdır. Fabrika bacalarının tüttüğü, tezgâhların işlediği, çarkların hızla döndüğü ve ihraç eden bir Türkiye küresel krizlere ve dış şoklara karşı daha dayanıklı olacaktır. Özellikle imalat sanayisi ve turizm sektöründe hizmet yoğun alanlarda istihdamı koruyan ve önceleyen bir değerlendirme içerisindeyiz. Bu bağlamda, 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu'nun geçici 35'inci maddesinde 2026 başında uygulamaya koyduğumuz ve olumlu anlamda istihdamı kuruduğunu müşahede ettiğimiz desteğin süresini uzatıyoruz. İmalat sanayisi yüksek katma değer yaratan ve yaklaşık 4,1 milyon sigortalının çalıştığı Türkiye ekonomisinin lokomotiflerinden biridir. İşsizlik Sigortası Fonu'ndan karşılanan Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile KOSGEB üzerinden yürütülen 2026 yılı sonunda bitecek olan imalat sanayisi istihdam destek programlarının süresini 31 Aralık 2028 tarihine kadar uzatıyoruz. Bizler "Sen üretmeye ve istihdam sağlamaya devam et, devlet senin yanında." şiarıyla hareket ediyoruz. Sadece bu destekler için önümüzdeki üç yılda toplam 188 milyar TL kaynak kullanılması öngörülmektedir. Turizm sektörü de bu dönemde küresel istikrarsızlıklar nedeniyle bu yönde bir desteğe ihtiyaç duymaktadır. Teklifimizin 10'uncu maddesiyle turizm işletmecilerimize can suyu olmayı amaçlıyoruz. Yakıt fiyatlarındaki küresel şoklar ve komşu ülkelerdeki savaş durumu ülkemize yönelik seyahat talebinde daralmalara yol açmıştır. Turizm emek yoğun bir sektördür ve maliyet baskıları doğrudan istihdam kayıplarına neden olmaktadır. Nitekim yılın ilk aylarında doluluk oranlarında yaşanan yaklaşık yüzde 10'luk düşüş istihdama da yansımıştır. Bu kaybın büyümemesi ve önüne geçmek için Kültür ve Turizm Bakanlığından belgeli konaklama tesislerine 2026 yılı Mayıs-Aralık döneminde SGK'ye bildirdikleri sigortalıların prim gün sayısı üzerinden günlük 116,67 TL yani otuz gün için aylık yaklaşık 3.500 TL sigorta primi desteği sağlayacağız. İstihdamı doğrudan teşvik eden bu modelle yaklaşık 1,7 milyon sigortalı üzerinden 5,36 milyar TL'lik bir harcamayla turizmcinin yükünü hafifletiyoruz.

Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; bugün konvansiyonel silahlar kadar hatta onlardan daha yıkıcı etkilere sahip olan bir alan varsa o da siber uzaydır. Küresel güç mücadelesinin keskinleştiği günümüzde siber uzay stratejik bir hareket alanı hâline gelmiştir. Kritik altyapılarımız, haberleşme ve finans sistemlerimiz hibrit tehditlerin hedefi altındadır. Dijitalleşme düşünme, davranma ve iş yapma şekillerini büyük ölçüde dönüştürmüş, sektörlerin, kurum ve kuruluşların iş süreçlerini yeniden tanımlamış ve nihayetinde devletin neredeyse bütün fonksiyonlarını siber alana taşımıştır. Toplumsal düzenin korunması ve millî güvenliğin sağlanması bakımından siber alan yeni bir egemenlik alanı hâline gelmiştir. Bir devletin egemenlik sınırlarını bugün yalnızca coğrafi hatlar belirlememektedir. Bugün devletlerin egemenliği verisini nerede tuttuğu, kritik teknolojileri kimlerin geliştirdiği, bulut sistemlerinin hangi hukuk düzenine tabi olduğu, yapay zekâ modellerinin hangi ilkeler doğrultusunda eğitildiği ve dijital ekosistemin hangi ölçüde millî kapasiteyle yönetilebildiği üzerinden de değerlendirilmektedir. Siber güvenlik bu çerçevede teknik bir konu olmaktan çıkarak ülkenin bağımsızlığının dijital alandaki iz düşümü olan dijital egemenliğin doğrudan bir unsuru hâline gelmiştir. Bu gerçek dünya genelinde kurumsal yapıları da dönüştürmüştür. Siber güvenlik uzun süre telekomünikasyon piyasasını düzenleyen kurumların bünyesinde teknik bir alt başlık olarak ele alınmıştır ancak tehdidin niteliği değiştikçe gelişmiş devletler siber güvenliği piyasa düzenlemesinden ayırarak asli görev alanı bu olan, güvenlik ve ulusal savunma perspektifiyle hareket eden ayrı merkezi otoritelere devretmiştir; bunun gelişmiş ülkelerde pek çok örneği de mevcuttur. Ortak eğilim nettir; piyasayı düzenlemek ile ülkeyi siber tehditlere karşı korumak, savunmak farklı uzmanlıklar, farklı refleksler ve farklı kurumsal kimlikler gerektiren 2 ayrı görevdir. Bu ayırımın gerekçesi yalnızca idari bir düzen kaygısı değildir. Piyasa düzenleyicisi bir kurumun refleksi rekabeti, tarifeyi ve tüketici dengesini gözetmektedir. Bir güvenlik otoritesinin refleksi ise tehdidi öngörmek, tespit etmek ve onu kısa sürede bertaraf etmektir. Kritik altyapıların hedef alındığı, yapay zekânın saldırı araçlarını ölçeklendirdiği ve dezenformasyonun algoritimalarla yayıldığı bir çağda siber güvenliğin ayrılmaz bir bileşeni olan yetkilerin güvenlik refleksiyle yönetilmesi bir tercih değil artık kaçınılmaz bir zorunluluktur. Türkiye de bu yönelime uygun bir kurumsal dönüşümü başlatmıştır. 12 Mart 2025 tarihli 7545 sayılı Siber Güvenlik Kanunu'yla doğrudan Cumhurbaşkanlığına bağlı, asli görevi siber güvenliğin sağlanması olan Siber Güvenlik Başkanlığı kurulmuştur. Ancak siber güvenlikle doğrudan ilgili bir dizi görev ve yetki farklı kanunlarda atıf düzeyinde hâlâ eski kurumsal yapıyı yani asli işlevi piyasa düzenleyicisi olan (BTK) Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumunu işaret etmeye devam etmektedir. Teklifimiz bu yaklaşımın ülkemizin kurumsal yapısına uyarlanmasından ibarettir. Kanun teklifimizle Siber Güvenlik Başkanlığımızın yasal ve altyapısal mimarisini teklifimizin 19, 24 ve 25'inci maddeleriyle tahkim ediyoruz. Daha önce asli görevi piyasa düzenleyicisi olan Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumuna yüklenmiş olan siber savunma, internet alan adı yönetimi, internet altyapı denetimi ve telekomünikasyon yoluyla iletişimin yargısal tespiti gibi yetkileri Sibel Günlük Başkanlığında topluyoruz. Mükerrer yatırımların önüne geçmek için BTK bünyesindeki münhasır siber güvenlik odaklı veri merkezlerini, teknik altyapıları ve taşınmazları Başkanlığına devrediyoruz. Etki analizine göre sadece bu devir işlemi sayesinde yaklaşık 30 milyar TL'lik yeni altyapı kurulum maliyetinden tasarruf edilmektedir. Bu sistemleri kullanan nitelikli insan kaynağımızın da hakları korunarak Siber Güvenlik Başkanlığına geçişlerini yasal zemine oturtuyoruz.

Değerli milletvekilleri, bugün yüce Meclisimizin gündemine getirdiğimiz bu kanun teklifinin içinde Türk sinemasını, dizi sektörümüzü ve sanatçılarımızı desteklemeye yönelik önemli maddelerimiz bulunuyor. Bir milletin kültür ve sanat birikimi en güçlü vizyonunu ifade eder. Bu anlamda, ülkemizin yerli yapımları desteklemesi fevkalade önem arz etmektedir. Sinema sektörümüz sağlanan kamu desteği bakımından rakip ülkelerle mukayese edildiğinde desteğin düşük kaldığı ve sürdürülebilir nitelikte olmadığı görülmektedir. Beyaz perde önündeki başarı hikâyelerinin sürdürülebilir kılmak ve yerli yapımlarımızı desteklemek adına teklif ettiğimiz maddelerle vizyoner bir adım atılıyor. Sinema sektörü desteklerinin finansman modelini değiştiriyoruz. Koşullu erişim sağlayan medya hizmet sağlayıcıları ve dijital internet platformlarının yıllık net satışlarının yüzde 2'sini Kültür ve Turizm Bakanlığı döner sermayesine aktarmalarını zorunlu hâle getiriyoruz ve içerikten beslenenin üretime katkı sunması ilkesiyle platformların ülkemizden elde ettiği gelirlerin bir kısmının yeniden Türk içerik üreticisine, sinemacısına kaynak olarak dönmesini amaçlıyoruz.

Bu vesileyle, yakın zamanda vefat eden usta oyuncu Kadir İnanır'ı da rahmetle yâd etmek istiyorum. İnsanımızın duruşunu, aşkını, sevincini ve hüznü beyaz perdeye eşsiz bir ustalıkla taşıyan, sanatıyla nesillerin hafızasında silinmez izler bırakan merhuma bir kez daha Allah'tan rahmet diliyorum.

Kültür varlıklarımızın korunması konusunda da yeni bir döneme geçiyoruz. 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu kapsamında 2002 yılından bu yana tescillenen kültür varlıklarımız ve sit alanlarımızın sayısında büyük bir artış bulunmaktadır. Kamu kaynaklarını verimli kullanmak ve kültür varlıklarını koruma çalışmalarına kaynak sağlamak amacıyla Bakanlığın alana dair vermekte olduğu belirli hizmetleri bedele tabi tutuyoruz.

Eğitim alanında yine 200 bin öğretmenin istihdam edildiği özel öğretim kurumlarımız bulunmakta, Anayasa Mahkemesinin iptal kararları doğrultusunda 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu 7'nci maddesini yeniden düzenliyoruz. Hukuki öngörülebilirlik ve ölçülülük ilkelerine uyum sağlıyor ve mükerrer ihlallerde sistemi uyumu teşvik eden ve şeffaflığı önceleyen bir düzenleme getiriyoruz. Öte yandan, milletler arası özel okulların mevzuata aykırı bir biçimde öğrenci kayıt etmesinin yaptırımını ağırlaştırıyoruz. 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu 8'nci maddesinde yapılan değişiklik teklifiyle Öğretmenlik Meslek Kanunu'yla kurulan Millî Eğitim Akademisi sistemine uyum sağlayarak özel okullarda çalışacak öğretmenlerin yeni düzenlemeden etkilenmeden alan ve pedagojik formasyon şartlarını sağlayarak istihdamlarını güvence altına almayı düzenliyoruz.

Kıymetli Komisyon üyeleri, çerçeve kanun teklifimiz ayrıca ulaşım altyapısı, sivil havacılık ve kamu alımları gibi teknik ve stratejik konular içermektedir. Teklifimizin 11 ve 12'nci maddeleri Kamu İhale Kanunu'yla ilgilidir. 11'inci maddeyle "bütçe içi işletmeler" kavramının istisnalar durumunu netleştirerek belediyelerin, il özel idarelerin, üniversitelerin iştirakleri üzerinden yaşadığı tereddütlerin giderilmesini amaçladık. Tüzel kişiliği ve ayrıca bütçesi bulunmayan bütçe içi işletmelere dair yapılan düzenlemeyle hukuki belirlilik sağlanmış olacaktır.

Yine Avrupa Birliği 2 trilyon avroluk devasa kamu alımları pazarını korumak için son yıllarda AB menşei şartını giderek katılaştırmakta, hatta Çin gibi ülkelere yasaklar uygulamaktadır. Bu durum Türk sanayicisinin Avrupa pazarına girmesini zorlaştırma riski taşımaktadır. Kanun teklifine eklenen pozitif mütekabiliyet kuralıyla yerli malına tanıdığımız fiyat avantajını Avrupa Birliği ülkelerine, onlar da bizim üreticimize aynı hakları tanıması kaydıyla uygulama yetkisini Sayın Cumhurbaşkanımıza veriliyor. Bu, Türk şirketlerinin ihracat gücünü koruyan, Avrupa pazarındaki mütekabiliyet esasına dayanan önemli bir dış ticaret hamlesi olarak teklifimizde yer almaktadır.

Kanun teklifimizde havacılık sektöründe Türkiye'nin taraf olduğu Uluslararası Sivil Havacılık Anlaşması standartlarına uyum sağlama düzenlemeleri bulunmaktadır. Hava sahası ihlallerinde önleme talimatlarının kapsamını genişletiyor, sivil havacılık kurallarını ihlal eden tüzel kişilere verilen cezaların alt ve üst sınırlarını gerçek kişilere oranla 5 kat artırarak hukuki caydırıcılığı tesis etmeyi amaçlıyoruz. Trafik güvenliği insan hayatını doğrudan ilgilendiren ve hiçbir şekilde taviz veremeyeceğimiz ortak hassasiyetimizdir. Yollarda kaybettiğimiz canlar ve yaşanan acılar bu konuda ne kadar sıfır toleranslı olmamız gerektiğini bizlere hatırlatmaktadır. Bu hassasiyetle 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun ek 17'nci maddesine ekleme yaparak aday sürücü belgelerinin iptal şartlarını Anayasa Mahkemesinin iptal gerekçelerine uygun olarak ve hukuki belirlilik ilkesi çerçevesinde yeniden düzenliyoruz. Benzer şekilde, Anayasa Mahkemesinin iptal kararının yürürlüğe girmesiyle kara yolu, demir yolu ve denizcilik sektörlerine ilişkin görevlerde oluşacak yasal boşluğun önüne geçilmesi amacıyla Ulaştırma Bakanlığımızın sorumluluk alanındaki idari para cezalarını kanunilik ilkesine uygun olarak alt ve üst limitleriyle yeniden düzenliyoruz.

Değerli milletvekilleri, 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu'nun geçici 6'ncı maddesinde düzenlenmiş olan merkezî idarenin mahalli idarelerimizi...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN MEHMET MUŞ - Hızlanın biraz.

Buyurun.

ERSAN AKSU (Samsun) - Değerli Başkanım, bir dakika, iki dakikada bitireceğim, teşekkür ediyorum anlayışınıza.

...yakından ilgilendiren genel aydınlatma giderleri desteğinin 2025 yılı sonunda bitmiş ve piyasada bir belirsizlik oluşmuş olması nedeniyle belediyelerin yükü artmış idi. Getirdiğimiz düzenlemeyle desteğin süresini 2030 yılına kadar uzatarak belediyelerimizin üzerindeki mali yükü azaltmaya devam ediyor, kesinti oranlarını güncelleyerek kamu maliyesindeki yükü de dengeliyoruz.

Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; özetle, yürürlük ve yürütmeyle 30 maddeden oluşan teklifimiz hukuki öngörülebilirliğin sağlanmasını, emeklimizin enflasyona karşı korunmasını, küresel krizlerden etkilenen turizm ve imalat sanayisinde istihdamın korunmasını sağlamanın yanında, teknolojik gelişmelere siber güvenlik mimarimizle cevap veren ve siber vatanı ve her bir vatandaşımızı koruyan kamu alımlarından kültür, sanat varlıklarımıza ve beyaz perdeye kadar her alanda insanı merkeze alan düzenlemeleri ihtiva eden önemli bir çerçeve kanun metnidir.

Teklifin hazırlanmasında emeği geçen tüm milletvekillerimize ve kurumlarımızın değerli bürokratlarına şükranlarımı sunuyorum.

Sözlerime son verirken Komisyonumuzun değerli üyelerinin teklifin geneli ve maddelerinin görüşülmesi esnasında dile getirecekleri yapıcı eleştirileriyle bugün Komisyonumuzda şekillenecek teklifimizin ülkemize, milletimize ve devletimize hayırlı ve uğurlu olmasını diliyor, teşekkür ediyor, saygılarımı sunuyorum.