KOMİSYON KONUŞMASI

BERİTAN GÜNEŞ ALTIN (Mardin) - Teşekkür ediyorum.

Ben de sunum yapan herkese teşekkür ediyorum. Ayrıca, bugün hem sosyoloji bakış açısını hem psikiyatri bakış açısını bu Komisyonda dinleme fırsatı sunduğu için Başkana da teşekkür ederim çünkü biz, bu Komisyonda en çok dinlenilmesi gereken paydaşların sosyal hizmet uzmanlarının, sosyologların, psikologların, psikiyatristlerin olması gerektiğini düşünüyoruz.

Bu meselenin, raporda da geçtiği üzere, sadece güvenlikçi saiklerle ya da dijital medyada yapılacak birtakım yasaklamalarla düzelmeyeceği çok açık, çok net. Aynı zamanda, bu meselenin sadece aileyle sınırlandırılması noktasındaki bakışı da eleştiriyoruz yani bir kere, bu meseleyi gerçekten bu aile parantezinden çıkarmamız lazım. Bu, sadece ailenin meselesi değil yani bu, sadece ailenin meselesi olamaz. Aile, toplumu var eden toplumun en küçük yapı taşlarından bir tanesi. Bugün burada olan hiç kimsenin aileyle bir sorunu yok, aile yapısıyla bir sorunu yok fakat bugün eğer şiddet ailelerin içine kadar girdiyse bir mesele var demek ki, bir dert var demek ki.

Şimdi, burada bir derneğimiz kalkıp "Bazı kadın hakları savunduğunu iddia eden yapıların aile içinde şiddetin arttığını söylediği yanlış söylem." derse biz burada refleks gösteririz yani. Hiç kafa sallamayın, böyle değil yani. Bakın, çok basit bir veri vereyim: UNFPA'nın yapmış olduğu bir çalışma var. Yapmış olduğu çalışmanın adı "Acil Yardım Hattı." 2007 ve 2021 yılları arasında istatistiksel analiz yapmış. Bu analize göre faillerin yüzde 90'ı erkek, en yüksek oranda eş, yüzde 63; sonrasında yüzde 21 oranında aile bireyleri. Kadına yönelik şiddeti ihbar hattına gelen ihbarların oranı bu. Şimdi, böyle bir gerçek varken meseleyi ideolojikleştirip, aileyi kutsayıp meselenin üstünü örtmeye çalışmak, feminist yapıları, kadın mücadelesi veren kadınları "sözde" olarak nitelendirmek ciddi bir şeydi. Yani bu kabul edilemez bir şey. Bunu kabul etmiyoruz. Ailede şiddet varsa bunun üstünü örtmek yerine ailede şiddeti üreten zeminlerin üstüne gideceğiz. Çocuk da aile içinde şiddet görüyor. Görmüyor mu? Görüyor. Maraş'taki çocuğun yaşadığı şeylerin bir kısmı şiddet değil mi? Çocuk "Yalnızım, yalnızım, yalnızım, yalnızım." diye haykırıyor. Şimdi, bütün bu meseleyi multidisipliner ele almayıp sadece bir yer, anne mi suçlu, baba mı suçlu? Ne anne suçlu tek başına ne baba suçlu tek başına ne aile suçlu tek başına yani bütün suçun faturasının yine kadına kesiliyor olması da ayrı bir cinsiyetçi bakış açısı. Açıkça söylemek lazım. Maraş'taki olayda en çok söylenen şey neydi? Baba yok, herkes babanın olmadığını söylüyor. Baba bir Diyarbakır'da çalışmış, bir başka yerlerde çalışmış. Baba bir süre açığa alındığı dönemde eve gelmiş, orada çocuğun krizlerini fark etmiş. Bu değil yani eş ebeveynlik meselesi artık herkesin gündeminde olması gereken bir mesele.

Diğer bir öneri var, sürekli denetleme, içeriklerin denetlenmesi. Önce mevcut olanı denetleyelim, bir gerçekliğimizle yüzleşelim. Şimdi, biz Şanlıurfa'da ne gördük? Çocuk ihbar etmiş ya kendini sosyal medya hesabı üzerinden; demiş ki: "Ben 50 kişiyi öldüreceğim." Yani var olanı bile denetlemeyen bir akıl, sürekli ha bire yeni verileri denetliyor. Bu resmen bir panoptikon yani sürekli gözetleme hâli. Hastaneden veri isteme de öyle. Önce eldeki verileri işleyelim yani şu anda elimizde veri var, daha önce Suça Sürüklenen Çocuk Komisyonu vardı. Bunu o komisyonda da konuştuk. Şu anda cezaevlerinde olan çocukların -bu bağlantıyı belki nedensellik olarak kurmamak gerekir ama- çoğunun bir psikolojik tanısı var. O tanıyla biz ne yapmışız, hangi çocuğa sağlık tedbiri uygulamışız? Önce mevcut durumda elimizde olan verileri işlememiz gerekiyor, yeni sansür planları önümüze koyacağımıza. Bugün BTK'nin yaptığı iş ne? BTK hangi şiddeti önlüyor? BTK sadece ideolojik saiklerle çalışıyor bugün. Dolayısıyla, kapsamı bu şekilde artırmanın ben bir işe yarayacağını düşünmüyorum.

"Zaman ayırmak." denildi. Bu çok önemli bir mesele. Aile çocuğa zaman ayırmalı. Biz aileyi savunuyorsak ailenin çocuğa zaman ayıracağı vakitleri sağlamalıyız. Sayın Başkan, önerimizi tekrar ediyoruz. Türkiye dünyada mesai saatlerinin en yüksek olduğu ülkelerden; suç saatleri daha önceki komisyonumuzda da ortaya çıktı. O zaman suç saatlerinde ebeveynleri ve çocukları bir araya getirecek esnek mesai, çalışma sistemleri oluşturalım; mekân bağımsız çalışma modelleri oluşturalım; her mesleğe uymayabilir, uydurabildiğiniz kadarını yapalım. Yani zaman ayırma meselesiyle gerçekten ilgilenelim; faturayı aileye kesmeden önce bir ailenin gerçekten çocuklarla vakit geçireceği alanları oluşturalım. Hayır, bunları oluşturmadan bu meseleyi yapmak çok zor.

Ben şimdi sorularıma geçeyim, bunlar bu tartışmayla birlikte açığa çıkanlardı. Şimdi, siz bir okul katliamından bahsetmişsiniz raporda Sayın Hocam, Kolombiya lisesi sanıyorum.

TÜRKİYE PSİKİYATRİ DERNEĞİ GENEL BAŞKANI PROF. DR. SELÇUK CANDANSAYAR - Kolombiya Üniversitesi.

BERİTAN GÜNEŞ ALTIN (Mardin) - Şimdi, bir artıştan bahsetmişsiniz. O ilk silahlı eylem, daha sonra bir artış yaşanmış. Şimdi, bunu biz Komisyonda ki sayın milletvekilleriyle de konuştuk, Werther etkisi yani o bulaş riski meselesi üzerinden, siz buna dair ne önerirsiniz? Böyle bir durum ortaya çıktığında bulaş riskini azaltmak için birtakım gizlilik kararları getiriliyor ama biz, mesela okulların tatil edilmesinin de bu noktada işe yarar bir öneri olduğunu düşünüyoruz. Siz ne düşünüyorsunuz? Bulaş riskinin önüne nasıl geçilebilir sorusunu ben gerçekten size sorabilmek istiyorum. Bunun için ne yapmamız gerekir? Aynı zamanda kavramsal çerçeveyi çok güçlü tutmuşsunuz. Akran Zorbalığı Komisyon Başkanımız da burada. Akran zorbalığı meselesi bu konunun önemli bir paydaşı. Sayın Başkanımız da burada. Burada rekabetçi ve hiyerarşik okuldan bahsetmişsiniz. Biz de tam buna yönelik, DEM PARTİ olarak okulların demokratikleşmesini öneriyoruz her fırsatta. Tabii, okulların demokratikleşmesi de Türkiye'nin demokratikleşmesinden geçiyor elbette. Bunun için de bir süreç yürüyor. Umuyoruz, bu, bütün her tarafa sirayet edecek bir süreç olacak ama bu meselenin, demokratik okul modelinin size yansıması nedir? Aynı aynı zamanda sayın sosyolog hocamıza da sormak isteriz. Okulların demokratikleşmesi bu meselenin çözümünde ne anlam ifade ediyor? Ben sizden dinlemek isterim.

Sanıyorum sizler de bu meseleleri münferit olaylar olarak değerlendirmemişsiniz; raporda da bu meselelerin geldiğini, adım adım geldiğini... Bizler de münferit olaylar olarak değerlendirmiyoruz. Biz, Türkiye'de ve dünyada artmış olan çatışma ve savaş kültürünün, toplumdaki şiddetin, toplumdaki kutuplaşmanın okullara yansıması olarak ve son olarak bir sonucu olarak değerlendiriyoruz. Dolayısıyla, biz bu komisyonda toplumsal barış vurgusunu yapan, her fırsatta yapmaya çalışan bir yerde duruyoruz. Biz bu okul şiddeti meselesinin toplumsal şiddetle bağını kuruyoruz. Siz bu konuda ne düşünürsünüz? Bu bağı nasıl kurarsınız?

Aynı zamanda şöyle bir mesele de var. Şimdi çok bahsetmek istemiyorum, bir mahcubiyet ifadesi de edildi, o yüzden anlatmak istemem ama meseleleri şiddetle çözme kısmı öğretilen bir şey. Çocuklar bunu öğreniyor, sorunları şiddetle çözmeyi öğreniyor çocuklar. Peki, barışla çözme, barış kültürünü inşa etme yolunda hem sosyologlar hem psikiyatristler bize nasıl bir model önerirler, barış kültürünün inşası nasıl sağlanabilir diye sorayım.

BAŞKAN YUSUF BEYAZIT - Teşekkür ederiz Beritan Hanım.

BERİTAN GÜNEŞ ALTIN (Mardin) - Hemen çok kısa bir eleştirim de olacak, onu da yapayım. Şimdi, Şanlıurfa'da yapısal yoksunluk meselesinde raporda bir şey geçiyor. "Bölgedeki akraba ve aşiret ağalarının çatışma çözümündeki rolü, ataerkil kültür" gibi meseleler geçiyor. Ben bu kavramın kendisinin rapora çok uygun olmadığını düşünüyorum, çok indirgemeci olduğunu düşünüyorum. Bu mesele, sadece bir bölgede, Urfa'da olan akraba, aşiret, ağa bağlamında değerlendirilmemesi gerektiğini düşünüyorum. Buraya dair bir eleştirim var, onu ifade etmek istedim. Aynı zamanda bir model önerdiniz; psikologları, psikiyatristleri biraz süpervizör olarak konumlandırdınız ama biz daha demokratik bir çalışma olarak, bir ekip işi olarak bunu icra etmeyi tutanağa da geçirmek isteriz. Bizim önerimiz budur ama bütün mesleki uzmanlıkların bir arada olduğu ve sorunlara ortak çözüm ürettiği demokratik bir inşanın okulların şiddet çözümünde de daha demokratik olacağını düşünüyoruz.

Son önerim, son sorum: Şimdi, bu dönemin başında Yerli Malı Haftası'nda İHA ve SİHA'lar, KAAN'lar yani savaş aletleri çocuklara yerli ve millî haftasında tanıtıldılar yani ana okulundaki çocuklar bir insansız hava aracının yerli ve millî olması sebebiyle okullara girdiği bir durumdan bahsediyoruz. Biz bunun şiddet kültürünü besleyen ve çocukların bilinçaltında savaşı, silahı, mühimmatı çağrıştıran birtakım imgelemeler olduğunu düşünüyoruz ve bunların Komisyonunun raporunda da yer alması gereken ve okullarda olmaması gereken Yerli Malı Haftası'nın eski zamanlardaki masumiyetini koruması gerektiğini, işte evden geleneksel yemeklerin getirildiği günlere geri dönmesi gerektiğini; ancak ortak kültürleri tanıyan, savaşı ve şiddeti çıkaran bir noktada okullara yaklaşıldığında şiddet giderilebileceğini düşünüyoruz.

Teşekkür ediyorum sabrınız için, anlayışınız için Sayın Başkanım. Sizlere de teşekkür ediyorum.