KOMİSYON KONUŞMASI

HİKMET YALIM HALICI (Isparta) - Teşekkürler Başkanım.

Sunumlar için de teşekkür ederiz ayrıca.

Şimdi Nilay Hocamdan başlayarak soruları sormak istiyorum, kısa kısa cevaplar verebilirsiniz.

"Kırılganlıklardan biri okul aidiyetinin zayıflaması." dediniz sunumunuzda. Okul aidiyeti neden zayıflıyor? Sizce çocuklarımız neden okula gitmek istemiyor? Birinci sorum bu. Diğeri de Ulusal Dijital Ebeveynlik Programı ve ebeveyn eğitiminden bahsettiniz. Şimdi, ben de bir baba olarak bunu dikkatle dinledim. 9 ve 19 yaşında iki oğlum var, devamlı bu internet ve oyunlar konusunda evde çatışma hâlindeyiz çocuklarımızla. Şimdi, şunu soracağım: Aileler sizce dijital bağımlılık konusunda hangi hataları yapıyor ya da en çok hangi hatayı yapıyor? Çocukları bu konuda çatışma içerisine girmeden nasıl yönlendirebiliriz? Çünkü anne, baba arasında da başka problemlere sebebiyet veriyor bu durum.

HASAN ARSLAN (Afyonkarahisar) - Çok güzel soru sordunuz.

HİKMET YALIM HALICI (Isparta) - Evet, yaşadığım için bizzat konuyu, o yüzden bir baba olarak da, bunu sadece siyasetçi olarak değil bir baba olarak da sordum.

Şimdi, Selçuk Hocam, çok güzel tespitler yaptınız, ekran bağımlılığının ötesinde yapısal bir sorun olduğunu söylediniz. "Şiddet, yapısal eşitsizliklerin, kamusal hizmetlerin yetersizliğinin ve bunların çocuk ruhsal gelişimi üzerindeki derin etkilerinin bütünleşik bir ürünüdür." dediniz sunumunuzda ve "Çocuk ve gençlerde bizim de bizzat yakından tespit edebildiğimiz gibi geleceksizlik hissiyatı oluşu." dediniz. Aslında, içinde bulunduğumuz siyasal iklim ve nefret söylemi de buna maalesef zemin hazırlıyor. Komisyonumuzun en büyük görevlerinden biri de bu yapısal değişimi başarabilmek. Bu notu ben de düşmek istedim ve siz de kısa cevaplar verebilirsiniz.

İki soru soracağım. Bir: Yapay zekâyla sohbet eden çocukların gelişimi konusunda risk görüyor musunuz? Diğeri de sosyal medya akran ilişkilerini sizce güçlendiriyor mu yoksa zayıflatıyor mu? Diğer sorum da bu.

E-spor konusunda Türkiye Yeşilay Cemiyetinden gelen Hakan Çetin Hocam bir şeyler söyledi. Evet, e-sporun ne kadar spor olduğu konusunda benim de kafamda soru işaretleri var fakat dünyanın her yerinde bu konuda turnuvalar düzenleniyor ve Türk e-spor oyuncuları da var artık; bunları da çocuklar rol model olarak almaya başladılar. Şimdi, böyle bir ortam varken çocukları nasıl uzak tutunacağız buradan, bir? E-spora başlama yaşı sizce nedir? Bir e-spor oyuncusu günde kaç saat ekran başında kalır mesela? Bunlara da kısa cevaplar verebilirseniz...

Bir de son olarak İstanbul Aile Vakfı Başkanımıza şunu sormak istiyorum: "İçerik dolaşıma sokulmadan düzenleyici ve denetleyici kurumlar bunun üzerinde çalışmalı ve denetlemeli." dediniz. Burada, evet, doğru ama bir risk görüyorum. Şimdi, dijital dünyada çocukları korurken aşırı yasaklayıcı olmadan bunu nasıl başaracağız, burada denge nasıl kurulacak? Son sorum da bununla ilgili.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN YUSUF BEYAZIT - Gerçekten, Sayın Halıcı'nın sorularına ben çok teşekkür ediyorum, müthiş önemli. Bunlar bizim raporumuza da gerçekten bir ana fikir verebilecek değerlendirmeler, emeğinize sağlık.

HİKMET YALIM HALICI (Isparta) - Bizzat yaşadığım için meseleleri o duygu durumu ve bir baba olarak da sordum.

BAŞKAN YUSUF BEYAZIT - Çok teşekkür ediyoruz.

Nilay Hanım, çok kısa kısa cevapları verirseniz memnun oluruz.

Buyurun efendim.

SOSYOLOJİ DERNEĞİ BAŞKAN YARDIMCISI PROF. DR. NİLAY KAYA - Çok teşekkürler.

Öncelikle, okul aidiyetinin nasıl zayıfladığı konusuna kısa noktalarla yani kısa kısa olacağı için...

Bir kere, ailenin eğitime bakışı önemli yani aidiyet geliştirmede okula gönderilme çünkü eğitim açısından ailenin motive edici olması, çocuğun yine okula yüklediği, eğitime yüklediği anlam çünkü eğitim günümüzde değersizleşiyor. İşte, aile diyor ki: "Seni okutup da ne yapacağız? İşte, ablan işsiz kaldı." vesaire yani eğitime ilişkin çocukta gelişen bu tür düşünceler de etkili. Çocuğun tabii ki yine okul içerisinde -daha önce slaytlarla da paylaşmıştım- akran zorbalığını yaşaması, orada birtakım ona yüklenen olumsuzluklar ve buna tabii ki eğitmenlerin de birtakım... Yani daha önce 8'inci sınıfların okul dışı kalmalarında da görmüştüm, öğretmenler de bu konuda çocukları biraz zorluyor yani şey anlamda, okula katılımlarını, uzaklaşmalarını etkiliyor, onlara sınıf içerisinde "Otur yerine aptal!" gibi onları aşağılayıcı yani eğitmenlerin de çocuklara kullandıkları dil biraz önemli. Çocuklar tabii ki okul içinde, arkadaşları karşısında bir şeye uğradıklarında, hani böyle aşağılanmaya uğradıklarında ertesi gün okula gitme istekleri düşüyor; bunlar yaptığımız araştırmalarda ortaya çıkıyor.

Diğeri, ebeveynler aslında dijital bağımlılığa nasıl bir katkı yapıyor? Tabii ki birçok etkeni var, bazen bunu her yerde görüyoruz. İşte, aileler bir restorana gittiğinde kendileri vakit geçirsin diye çocukla ilgilenmek yerine ellerine birer tablet veriyor yani onlara zaman ayıramıyoruz ya da onların sorunlarını dinlemek, bugün ne yaşadığını dinlemek yerine onları kendi hâllerine bırakıp yaşadıkları şeyi dijital ortamlardan öğrenmeye başlıyorlar. Başına gelen bir olayı işte artık Google amcasına, Google teyzesine soruyor diyebilirim, biraz oradan bilgi edinme. Yani ebeveynlerin, en azından, çocuklara çok zaman ayıramazsak bile etkili zamanlarda gün içerisinde yaptıklarıyla, yaşadıkları sorunlarıyla diyalog içinde olması belki dijital ortamlara kaymalarını önleyebilir.

Tabii ki bir de günümüz yetişen gençliğinin akran etkisinde olduğu en önemli şey okul sohbetleri; işte "Bugün şunu izledin mi?" Sürekli olarak böyle bir çevreden de yani biraz önce dedik, ne aile ne okul tek başına, bütünlükle burada akranlarının izlenmesi, işte öğretmenlerin ve ebeveynlerin bütünlüklü bir incelenmesiyle belki bu sorunları daha azaltabiliriz. Yani aslında bu bir sosyalizasyon sorunu diyebilirim.

Teşekkürler.

BAŞKAN YUSUF BEYAZIT - Selçuk Beyciğim...

TÜRKİYE PSİKİYATRİ DERNEĞİ GENEL BAŞKANI PROF. DR. SELÇUK CANDANSAYAR - Ben önce yapay zekâyla ilgili soruya yanıt vereyim. Şöyle: Yapay zekâya nasıl baktığınıza bağlı olarak değişiyor. Sayın Başkanla biz sanırım aynı kuşaktayız, o da hatırlayacaktır; eskiden biz bir bilgiyi merak ettiğimizde işte Cumhuriyet Ansiklopedisi vardı, gider raftan açardık. Yapay zekânın şeyi gibi düşünebilirsiniz, elinizin altında bir Cumhuriyet Ansiklopedisi var ve nasıl kullandığınız önemli ama çocuğunuz yapay zekâyla sohbet ediyorsa sizinle sohbet etmiyor demektir ve siz de onunla sohbet etmiyorsunuz demektir. Nilay Hoca'nın söylediği şey, zaman ayırmak, yüz yüze iletişim kadar değerli bir şey yok. Biz hepimiz size bu metinleri e-maille gönderebilirdik, Zoom'dan bir toplantı yapabilirdik, hızlı oylamalar açabilirdik yan tarafında. Şu sonucu elde edemezdik: Biz de çok şey öğrendik, ben kendi adıma toplantıdan ve sorulardan çok şey öğrendim. O yüzden, yapay zekâya öyle bakmak gerekiyor. Dijital dünya ve internet çok yararlı ama bu internetin üreticisi teknoloji şirketlerinin bizi sömürdüğünü bilirsek, dertlerinin ruhlarımız değil ceplerimiz olduğunu bilirsek nasıl kullanacağımızı da biliriz. Eleştirel kullanmayı öğrenmemiz gerekiyor, ebeveynler olarak da kullanmayı öğrenmemiz gerekiyor. Uzatmak istemiyorum ama bakın, eskiden "Avrupa'da metroda herkes kitap okur." denirdi, böyle özenilirdi, sonra şey denmeye başlandı "A, onların da hepsinde akıllı telefon var, böyle telefona bakıyorlar." diye ama büyük bir kısmı çalınmasın diye ellerinde tutuyor telefonu; bu, karmaşık bir iş.

Sosyal medya-akran ilişkisinde ise çocuğun kişiliğini, karakterini akran ve okul belirliyor. Aile ve ana babalar çocuklarının ahlakını ve vicdanını belirler; psikiyatrinin bakışı bu. Bir insan ahlakını ve vicdanını ana babasından öğrenir, ana babadan kastım çekirdek aile ama karakterini akranları ve içinde yaşadığı dünya belirler. O yüzden de sosyal medyada denetimin ne kadarının sansür olacağını ve tek tipleşme olacağını, ne kadarının sınırsız bir teknoloji şirketine maruz kalma olacağını tabii ki yasalar düzenlemeli, burada Meclise büyük bir görev düşüyor. Bir taraf, sansür mü olmalı -çünkü internet çok değerli bir şey, çok fazla avantajı var hepimiz için- yoksa sonsuz özgürlük gibi bir kavramla teknoloji şirketlerinin esiri mi olalım? Zor bir soru bu, tartışarak çözeriz diyorum ben.